Halep’teki saldırıların buradaki süreci hedeflediğini belirten DEM Partili Tayyip Temel, Abdullah Öcalan’ın son görüşmede darbe mekanizmasının Rojava’da devreye gireceği uyarısı yaptığını ifade etti
Riha’da (Urfa) Emek ve Demokrasi Platformu öncülüğünde, “Kendimizi ve kentimizi yönetmek: Kentte demokrasi ve toplumsal barış” şiarıyla 2 gün sürecek çalıştayın ilk oturumu yapıldı. Riha Barosu Tahir Elçi Konferans Salonun’da gerçekleştirilen çalıştaya, çok sayıda kişi katıldı. Çalıştayın açılış konuşmasını Riha Baro Başkanı Abdullah Öncel yaptı. Abdullah Öcalan’ın çağrısıyla Türkiye’nin yeni bir döneme girdiğini belirten Abdullah Öncel, “PKK’nin silahları imha etmesi tüm dünyada büyük yankı buldu. Bizlerde, sürece katkı sunmak üzere Urfa valisi başta olmak üzere kentte bulunan demokratik kitle örgütlerini ziyaret ederek neler yapabileceğiz üzerine çalışmalara başladık. Barışı hepimizin istediğini gördük. Urfa’da yaptığımız görüşmelerde bunu daha net gördük” dedi.
‘Kürtlere yönelik soykırımı meşrulaştıran bir anlayış görüyoruz’
Şêxmaqsûd, Eşrefiyê ve Benî Zend mahallelerinde Kürt halkına yönelik gerçekleştirilen saldırıları kınayan Abdullah Öncel, “Türk ulusal medyasında, Kürtlere yönelik soykırımı meşrulaştıran bir anlayış görüyoruz. Böyle bir kardeşlik olmaz. Dünyanın herhangi bir yerindeki Kürde karşı soykırım yapıldığı zaman Urfa’daki Kürtlerin incineceğini bilmiyor musunuz? Böyle kardeşlik olmaz. Bunu düşünerek politika üretin” diye konuştu.
‘Her çözüm denemesi darbe mekanizmasıyla boşa çıkarıldı’
Açılış konuşmasının ardından ilk oturum, “Demokratik toplumcu çözüm perspektifi ve inşa” konusuyla başladı. Özgürlük İçin Hukukçular Derneği (ÖHD) üyesi Avukat Meral Halat’ın moderatörlüğünde başlayan ilk oturuma, DEM Parti Eş Genel Başkan Yardımcısı Tayip Temel Zoom üzerinden katıldı. Çalıştayda ilk olarak konuşan Tayip Temel, “Türkiye çok tarihi bir dönemden geçiyor. Kürt halkının, Kürdistan’ın tümünde yürüttüğü mücadelede kritik bir dönemden geçiyoruz. Türkiye açısından 45 yıldır kesintisiz süren süreçten bahsediyoruz. Kürt sorununun varlığı Cumhuriyet tarihi boyunca hep isyan, imha, bastırma ve idam olarak görüldü. Cumhuriyetin başında hep göçertilme politikasının uygulandığını görüyoruz. Kürdün inkarı üzerine kurulan bir cumhuriyete dönüştü. 1980’lerden bugüne başlayan silahlı mücadele de her yönüyle bastırılmaya çalışıldı. Her çözüm denemesi, ateşkes denemesi süreklileşen darbe mekanizmasıyla boşa çıkarıldı. Ardından baskının dozu artırıldı. Yakın tarihte de aynı bu durumla karşı karşıya kaldık. 2013-2015’ten sonra yaşananları hatırlıyoruz” dedi.
‘Barış ve Demokratik Toplum Sürecine yönelik yaklaşımında şüphe yaratıyor’
Suriye Geçici Hükümetine bağlı grupların Şêxmaqsûd ve Eşefiyê Mahallelerine yönelik saldırılarına değinen Tayip Temel, “Sayın Öcalan, son görüşmede Rojava’ya yönelik önemli mesajlar vermişti. Türkiye’de devam eden bu sürecin darbe mekanizması devreye girecekse, bu sefer Rojava’da devreye gireceği uyarısında bulunmuştu. Oradaki saldırıların buradaki süreci hedeflediğini bilelim. Bir mahalle düşünün onlarca silahlı grubun etrafını sardığını düşünün. Bu mahallede Kürtler var. Kürt halkı kendi meclisini kurmuş ve mahalle güvenliğini kendileri alıyor. Bu kapsamda bir anlaşmada imzalanmıştı. Ancak mahalleler taranıyor ama buradaki devletin ordusunun başındaki kişi, ‘ihtiyacınız olursa geliriz’ diyor. Bu ayıp bir şey. Bu devlet aklının çözüm sürecinin değişim aklına kavuşmadığını gösteriyor. Bazı dış güçlerde Kürt sorunun çözülmesini istemiyor. Kürt sorunun çözülmemesi Türkiye’nin lehine değildir. Bu sorun çözülmediği müddetçe Türkiye’nin eli bağlı olmaya mahkûmdur. Sayın Öcalan’ın bu konuya yönelik ciddi uyarıları vardı. Şara’nın, onu besleyen başta Türkiye olmak üzere herkesi nasıl yalnız bırakacağını göreceğiz. Türkiye’nin bu tutumu Barış ve Demokratik Toplum Sürecine yönelik yaklaşımında şüphe yaratıyor. Toplumun güvenini zedeliyor” ifadelerini kullandı.
‘Değişim ve değişikliğin olması lazım’
Barış ve Demokratik Toplum Sürecinin, Kürt-Türk tarihsel birlikteliğini güncelleme süreci olduğunu ifade eden Tayip Temel, “Fakat bu karşılıklı rızayla olur. Gelinen aşamada Kürt siyasal hareketinin tüm hassasiyetlerine karşı çok pervasız bir dil ve üslup kullanıldı. Varsa bir devlet aklı, öncelikle yüzyıllık ezberler, tabular ve alışagelmiş kavramlar üzerinden bu süreci yürütemez. Bir değişim ve değişikliğin olması lazım” diye belirtti.
Tayip Temel’in aktarımın ardından ilk oturum soru-cevap bölümüyle tamamlandı.
İkinci oturumda, “Toplumsal hafızadan barışa: Sivil toplum, kadın ve adaletin rolü” konusu işlendi. İnsan Hakları Derneği (İHD) Riha Şube Eşbaşkanı Songül Arpa’nın moderatörlüğünde gerçekleşen panele, Barış Akademisyeni Doç. Dr. Yasemin Özgün ve ÖHD Eş Genel Başkanı Serhat Çakmak panelist olarak katıldı.
2’nci oturumda ilk olarak söz alan Barış Akademisyeni Doç. Dr. Yasemin Özgün, “Barış sadece silahların bırakılması değil, eşitliğin ve adaletin sağlandığı koşullardır bizim için. Savaş ve savaş sonrasında barış için kadınların sesinin çok fazla çıktığı bir süreç oluyor. Türkiye cumhuriyetinin kuruluşundan bu yana barış sürecinin güçlü geçtiğini söylemek güçtür. Barış çalışmaları çok ses getiren bir süreç olmamıştır. Her zaman engellemelerle karşılaşmıştır. Kürt mücadelesinin görünürlük kazanmasıyla barış talebi sesi yükselmiştir. Bu topraklarda tabi ki tek sorun olan Kürtler değildi. Ama ciddi anlamda barışın sesi, Kürt siyasal mücadelesinin büyümesiyle yükseldi” diye konuştu.
‘Kürtler intikamı değil yüzleşmeyi istiyor
Ardından konuşan ÖHD Eş Genel Başkanı Serhat Çakmak, “Geçmişten bu yana var olan hafızamız, yaşadıklarımız mücadelenin zeminini oluşturuyor. İnsanları bir araya getiren ortak amaçlar, değerler bir mücadele zemini yaratıyor. Kürt açısından da yüzyıllık bir hafızanın yarattığı durum tespiti bu mücadeleyi doğurdu. Sadece 4 parçaya ayrılan Kürtlerin değil, bütün dünyaya yayılan Kürtlerin ortak hafızası. En yalın haliyle inkar edilen toplum gerçekliği. Resmi ideolojinin kabul etmediği bir toplum. Bu açıdan Kürtler bu yüzyıllık süreçte geliştirdiği paradigmayla intikam değil yüzleşmeyi istiyor. Farklı inançların, kültürlerin bir arada yaşayabildiği hakikati bu coğrafyaya ön görüyor” şeklinde konuştu.
Demokratik siyasette sivil toplum örgütlerinin önemine değinen Serhat Çakmak, “Bizler sivil toplum örgütleri olarak belli oranda büyük yalnızlık yaşadığımız dönemler oldu. Yine de amacımızdan vazgeçmedik. Özellikle devletle toplum arasında bir hafıza görevi üstlendik. Mevcut süreçte arabulucu rolüne hazır olduğumuzu belirttik. Kürt toplumunun temel taleplerini mecliste kurulan komisyonda da en iyi şekilde dile getirmeye çalıştık” dedi.
‘Hapishaneler, 50 mücadelede çoğu zaman öncü rolünü oynadı’
Kürt halkının yüzyıllık tarihi içerisinde hapishanelerin ayrı yer edindiğini vurgulayan Serhat Çakmak, “İktidarlar, hapishanelerle farklı sesleri bastırmaya çalıştı. Kürtler açısından hapishaneler, direniş için önemli bir yer edindi. 50 yıllık mücadele de çoğu zaman öncü rolünü aldı. Bu rolde büyük bedeller ödedi. Hapishanelerin bu rolü bilindiği için iktidar sürekli mekânsal değişiklikler yapıp, tecrit politikalarını devreye koyuyor. Hapishane ve hapishanelerdeki mücadeleden bahsederken yaşanan hak ihlallerine ayrıca değinmek gerekiyor. Hapishaneler açısından sağlık hakkı çok önemli bir yerdir. Hapishanelerde tedavilerin yapılmaması, ağız içi aramalar ve hasta tutsakların serbest bırakılmaması güncel olarak yaşanan en önemli hak ihlallerindendir. Özellikle hasta tutsaklar bir rehine gibi ele alınıyor. Hapishanede kalamaz raporlarına rağmen çok sayıda hasta tutsak tahliye edilmiyor. Bu konuda hala adım atılmaması sürecin bir paradoksu olarak görülmekte” diye konuştu.
Serhat Çakmak’ın konuşmasının ardından soru-cevap bölümüyle 2’nci oturum sonlandı.
Kaynak: MA









