• İletişim
  • Yazarlar
  • Gizlilik Politikası
7 Şubat 2026 Cumartesi
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
ABONE OL!
GİRİŞ YAP
Yeni Yaşam Gazetesi
JIN
  • Anasayfa
  • Gündem
    • Güncel
    • Yaşam
    • Söyleşi
    • Forum
    • Politika
  • Günün Manşeti
    • Karikatür
  • Kadın
  • Dünya
    • Ortadoğu
  • Kültür
  • Ekoloji
  • Emek
  • Yazarlar
  • Panorama
    • Panorama 2025
    • Panorama 2024
    • Panorama 2023
    • Panorama 2022
  • Tümü
  • Anasayfa
  • Gündem
    • Güncel
    • Yaşam
    • Söyleşi
    • Forum
    • Politika
  • Günün Manşeti
    • Karikatür
  • Kadın
  • Dünya
    • Ortadoğu
  • Kültür
  • Ekoloji
  • Emek
  • Yazarlar
  • Panorama
    • Panorama 2025
    • Panorama 2024
    • Panorama 2023
    • Panorama 2022
  • Tümü
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
Yeni Yaşam Gazetesi
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
Ana Sayfa Forum

İnsanlıkta ısrarın coğrafyası: Rojava

7 Şubat 2026 Cumartesi - 00:00
Kategori: Forum, Manşet

Bugün Rojava tek yürek şunu haykırıyor: ‘Biz İnsanlıkta Israr Edeceğiz’ Bu söz, herkesin önüne bırakılmış bir aynadır. Dünya halkları bu sesi duyarsa, zulmün düzeni sarsılır. Duymazsa, sessizlik katillerin en büyük ortağı olur

Cudi Ayten Amed

Ortadoğu’da en büyük yalan ‘güvenlik’tir; en büyük gerçek ise halkların yaşamına çöreklenen işgal planıdır. Bugün Rojava’ya dönük saldırılar da tam olarak bu yalanın arkasına saklanıyor. Bize güvenlik diye sunulan şey, bir halkın iradesini kırma girişimidir; bize sınır koruma diye anlatılan şey, gerçekte halkların birlikte yaşam umudunu boğma operasyonudur. Bu yüzden artık kimse kelimeleri parlatıp hakikati gizlemeye çalışmasın: Burada yaşanan, sıradan bir çatışma değil, planlı bir tasfiye hamlesidir. Kuzey ve Doğu Suriye’de oluşturulan Demokratik Özerk Yönetim modeli, sadece Kürt halkının kazanımı olarak görülmedi; aynı zamanda Arap, Süryani, Ermeni, Türkmen halklarının birlikte var olma alternatifini büyüttüğü için hedefe konuldu. Egemen sistemin korktuğu şey burada açık: Rojava’nın varlığı bir “bölge” sorunu değil, bir “örnek” sorunudur. Bir halkın kendini yönetme modeli, Ortadoğu için tasarlanan hegemonik çıkarların sinir uçlarına dokunuyor. Bu yüzden saldırılar yalnızca askeri değil, siyasi, sosyolojik ve psikolojik bir kuşatma biçiminde ilerliyor. Amaç, halkın iradesini kırmak, toplumun belleğini dağıtmak, özerk yönetimin meşruiyetini boğmak, Rojava’nın geleceğini “imkânsız” hale getirmek.

Fail kim sorusuna net cevap vermek gerekir. Bu saldırıların baş faili Türkiye devlet aklıdır. Türkiye yıllardır Rojava’yı “terör” etiketiyle kriminalize ederek yok etmek istiyor. Bu etiket, hakikati anlatmak için değil; hakikati tasfiye etmek amacıyla kullanılıyor. Türkiye’nin derdi sadece QSD değildir. Türkiye’nin derdi, özerk yönetimin varlığıdır. Kadının toplumda söz sahibi olmasıdır. Halkların birlikte yönetim pratiği geliştirmesidir. Merkezi devletin mutlak tahakkümüne alternatif bir yaşam biçiminin büyümesidir. Rojava’nın kadın özgürlüğü eksenli yapısı, eşbaşkanlık sistemi, halk meclisleri, öz savunma hattı ve toplumsal örgütlenme modeli Türkiye’nin ve bölgesel statükonun kabul edebileceği bir şey değildir. Çünkü bu model büyüdükçe, sadece Kürtler değil, tüm Ortadoğu halkları “başka türlü bir yaşam mümkün” demeye başlar. Egemenler bu ihtimali tehlike olarak görür. Bu yüzden Rojava’yı bir “güvenlik sorunu” değil, bir “varlık-yokluk sorunu” haline getirerek her seferinde hedefe koyuyorlar.

DAİŞ’i meşrulaştırmak

Bu saldırıların bir diğer faili, Suriye’de “Geçiş Hükümeti” adıyla pazarlanan yapı ve onun siyasi-askeri karakteridir. Şam’daki Geçiş Hükümeti dediğiniz şey, HTŞ’nin kendisidir. HTŞ, DAIŞ’in devamıdır, onun uzantısıdır, onun biçim değiştirmiş halidir. Bugün “devletleşme” süreci diye sunulan şey, aslında cihatçı yapının uluslararası sistem içinde meşrulaştırılma operasyonudur. Adını değiştirerek temizlenmek isteyen bir çete yapılanması, geçmişini silerek yeni maske takmak isteyen kanlı bir yapı vardır. Bu maske, Batı’ya “istikrar”, bölgeye “egemenlik”, halka ise “teslimiyet” olarak sunuluyor. Bu yapıların devlet gibi tanınması, Suriye halklarının haklarının tanınması anlamına gelmez. Bu, sadece Suriye’nin yeni bir karanlık döneme itilmesi anlamına gelir. DAIŞ zihniyeti bir yerde yaşıyorsa, orada özgürlük olmaz. Orada çoğulculuk olmaz. Orada kadın kazanımları olmaz. Orada halkların ortak yaşamı olmaz. Orada sadece tekçi, zorba, şiddetin her türlüsünü meşru gören bir düzen olur. Şam’da HTŞ kimliğiyle kurulan yeni düzen, Türkiye’nin açık desteğiyle ilerleyen ve ABD başta olmak üzere Batılı güçlerin yıllardır cihatçı yapıları kullanarak sahaya sürdüğü kirli stratejilerin devamı olarak aynı saldırı planının merkezinde durur.

Sahada kullanılan paramiliter çeteler yalnızca görünen yüzdür; saldırının gerçek gücü doğrudan Türk devletidir. Dronlarla, savaş uçaklarıyla, topçu atışlarıyla yürütülen bu operasyonlar, Türkiye’nin Rojava’ya karşı dolaylı değil doğrudan bir savaş yürüttüğünü gösteriyor. Fakat bu savaşın karakteri sadece bombardımanla sınırlı değildir; Türk devletinin askeri gücü yıkar, paramiliter çeteler ise o yıkımın üzerine yerleşerek yağmayı, sürgünü ve demografik dönüşümü kalıcı hale getirir. Bu yüzden sahada görülen çeteler, işgalin ve tasfiye planının tamamlayıcı ayağıdır. Bu gruplar yıllardır Afrin’de, Serêkaniyê’de, Girê Spî’de yağmayla, kaçırmayla, katliamla, sürgünle, demografik değişimle kendini gösterdi. Aynı yöntem bugün de devam ediyor. Bu çete gruplarının varlığı, Rojava’nın kazanımlarını tasfiye etmek amacıyla kullanılıyor. Halkı göçe zorlamak, toplumsal dokuyu parçalamak, korku iklimi yaratmak, yerleşik yaşamı imkânsız hale getirmek bu stratejinin parçasıdır. Savaş sadece cephede yürütülmüyor; savaş şehirlerde, evde, okulda, sokakta yürütülüyor. Halkın gündelik hayatı felç edildiğinde, savunma hattı sadece silahla değil, psikolojiyle de çökertilmeye çalışılıyor

30 Ocak: Bir formül

Tüm bunların ortasında 30 Ocak anlaşması özel bir yere oturuyor. Bu anlaşmayı sıradan bir diplomatik metin gibi okumak yanlıştır. Bu anlaşma, Önder Apo’nun müdahalesi ve katkısıyla, halk katliamını önlemek amacıyla geliştirilmiş bir formüldür. Rojava’ya dönük saldırıların tırmandığı, toplu katliam riskinin büyüdüğü, Arap-Kürt çatışması üzerinden büyük bir iç savaş senaryosunun sahaya sürülmek istendiği bir dönemde geliştirilmiştir. Bu formül, savaşın önünü almak, halkların birbirine kırdırılmasını engellemek, Rojava’yı kıyım alanına dönüştürmek isteyen komployu boşa çıkarmak için geliştirilmiş önleyici bir siyasi hamlesidir. Bu yönüyle anlaşmanın anlamı, yalnızca bir “ateşkes” değildir. Bu, bir soykırım planını durdurma girişimidir. Bu, halklar arası savaşın önünü kesme iradesidir. Bu anlaşmanın sağlanmasında Önder Apo’nun tarihsel çizgisi etkili oldu. Halkların birbirine kırdırılmasını engelleyen bir barışı savunmak, fakat barış adı altında halkın iradesini ve kazanımlarını tasfiye ettirecek bir teslimiyeti asla kabul etmemek. Formül budur. Önemli olan da burasıdır. Rojava’nın direnişiyle birlikte bu formül, saldırganların katliam planını frenleyen bir siyasi set işlevi görmüştür. Fakat aynı zamanda şu gerçek de unutulmamalıdır: Bu tür anlaşmalar, eğer halkın iradesini güvenceye almıyorsa, eğer Özerk Yönetimi’n siyasal varlığını tanımıyorsa, eğer kadın özgürlüğü eksenli kazanımları korumuyorsa, eğer savunma hakkını buduyorsa, bir süre sonra tasfiye aracına çevrilmek istenir. Bu nedenle anlaşma bir “zafer belgesi” değil; olası “katliamları durdurma hamlesi” olarak okunmalıdır. Önder Apo’nun müdahalesiyle açılan bu kapı, halkların yaşamını ve haklarını korumak amacıyla bir fırsat yaratmıştır. Bu fırsatın neye dönüşeceği ise sahadaki direnişin sürekliliğiyle belirlenecektir.

Uluslararası boyutta en tehlikeli rol ABD’nin temsil ettiği çizgidir. Özellikle ABD Suriye Temsilcisi Tom Barrack gibi isimlerin yaklaşımı burada çok çarpıcıdır. Barrack’ın Rojava’ya dönük bakışı, demokratik özerkliği bir “istikrarsızlık unsuru” gibi gösteren klasik emperyal dilin devamıdır. Rojava’nın halkçı, kadın özgürlükçü, çoğulcu karakteri Barrack’ın gözünde bir değer değildir; onun gözünde bu model “kontrol edilmesi gereken bir sapmadır”. Bu bakış, Rojava’yı halkların iradesi olarak değil, bir jeopolitik dosya olarak görür. Barrack’ın zihninde Suriye halkları yoktur; enerji hatları, sınır dengeleri, askeri üsler ve pazarlık masası vardır. Rojava’nın özgürlük çizgisi, bu masaya sığmadığı için hedef alınır. Barrack gibi figürler “Suriye’yi istikrara kavuşturmak” söylemini kullanır ama pratikte yaptıkları şey krizi yönetilebilir hale getirip halkları denetlenebilir hale getirmektir. Bu, kriz çözümü değil; krizden çıkar üretme siyasetidir. Suriye’deki krizi derinleştiren şey sadece silahlar değil; aynı zamanda bu kirli diplomatik oyunlardır. ABD, İsrail ve Britanya başta olmak üzere hegemonik güçler bir yandan “DAİŞ’e karşı mücadele” algısı üretirken, diğer yandan DAİŞ’in uzantısı olan HTŞ’yi “geçiş hükümeti” etiketiyle parlatıp yeni bir devlet modeli gibi pazarlamaktadır. Bu, açık bir meşrulaştırma operasyonudur. Aynı güçler bir yandan Rojava’yı ihtiyaç duyduklarında “ortak” diye adlandırır, diğer yandan Rojava’nın siyasi statüsünü masada budayıp halkın iradesini pazarlık malzemesine çevirir. Bu ikiyüzlülük yalnızca ahlaki çürüme değildir; doğrudan kan üreten bir komplo, savaş üreten bir sistemdir. Halkların iradesi emperyal masalarda paylaştırıldığında yeni bir yıkım doğar. Suriye’nin geleceği halkların ortak iradesiyle inşa edilmedikçe bu hegemonik mühendislik sona ermedikçe, kriz bitmez; yalnızca biçim değiştirir, yer değiştirir, isim değiştirir.

ABD ikiyüzlüdür

Bugün sahada yürütülmek istenen en büyük komplo, Arap-Kürt savaşı üzerinden kurulan senaryodur. Bu, çok tehlikeli bir oyundur. Çünkü Rojava’nın varlığı yalnız Kürt halkının değil, Arap halkının da geleceğiyle ilgilidir. Demokratik Özerk yönetim modeli tüm halkların söz hakkı bulduğu bir yapı inşa etmiştir. Bu yapıyı yıkmak isteyenler Arapları Kürtlere karşı, Kürtleri Araplara karşı kışkırtmak istiyor. Amaç, halkları birbirleriyle çatıştırtmaktır. Amaç, Kuzey ve Doğu Suriye’yi mezhep ve etnisite savaşına sürükleyip Özerk Yönetimi içeriden çökertmektir. Bu senaryo, Ortadoğu’da defalarca uygulanmış bir yöntemdir. Halklar birbirine kırdırılır, devletler güçlenir, dış güçler masaya oturur, halkların payına ise yıkım düşer.

ABD’nin Rojava’ya dönük yaklaşımı basit bir “müttefiklik” ilişkisi değildir. ABD burada Kürt halkını korumak isteyen bir güç gibi ikiyüzlü bir duruş sergiledi. ABD’nin dili hep aynı maskeyi taşır: “istikrar”, “güvenlik”, “terörle mücadele”… Ama bu sözlerin arkasında taşeron savaş düzeni vardır. ABD’nin kurduğu düzen doğrudan savaşmak değil, başkalarını savaştırmaktır; doğrudan öldürmek değil, öldürtecek mekanizmaları kurmaktır. Kuzey ve Doğu Suriye’de Kürt halkını büyük bir katliamın eşiğine sürükleyen, Rojava’yı hedef haline getiren saldırı konsepti de bu kirli stratejinin parçasıdır. ABD’nin derdi Ortadoğu’yu yeniden dizayn etmek, krizleri yönetilebilir hale getirerek kendi hegemonik planlarını büyütmektir. Bu nedenle Rojava’ya dönük saldırılar yalnız Türkiye’nin saldırganlığıyla açıklanamaz; bu saldırı, daha büyük bir konseptin içinde hazırlanmış ve adım adım devreye sokulmuştur. Hedef açıktı: Rojava Devrimi’nin kazanımları yok edilecek, Kürt halkı savunmasız bırakılacak, özerk yönetim işlevsizleştirilecek, Rojava’da hapishanelerde tutulan DAIŞ çetelerinin serbest kalmasına zemin hazırlanacaktı. Bu çeteler yeniden sahaya sürülecek, DAIŞ bir kez daha “kontrollü kaos” aparatı olarak kullanılacak, Irak hattı üzerinden İran’a uzanan yeni bir saldırı koridoru açılacaktı. Bu planın sonuç alması halinde hem Kürt halkı tasfiye edilecek, hem Suriye halkları yeniden ateşe atılacak, hem de İran’a dönük bölgesel savaş senaryosu büyütülecekti. Bu, İsrail, ABD ve Türkiye’nin uzlaştığı öncelikli bir stratejidir. Burada yürütülen şey sıradan bir çatışma değil, halkların iradesini ezerek Ortadoğu’yu yeniden kanlı savaş düzenine sokmak isteyen büyük bir komplodur. Rojava’ya yönelik saldırılar taşeron çetelerle, diplomatik maskelerle, kirli pazarlıklarla örülmüş emperyal bir savaş mühendisliğinin parçasıdır. Bu bağlamda Rojava’ya dönük saldırılar toplumsal bir yıkım projesidir. Göç ettirmek, insanları topraklarından koparmak, halkı kaosa sürüklemek, toplumsal bağları parçalamak, kadınların kazanımlarını yok etmek, halk meclislerini dağıtmak, özerk yönetimi işlevsiz hale getirmek bu projenin hedefleridir. Savaşın en ağır sonucu harita değişikliği değil, hafıza yıkımıdır. Halkların hafızası dağıtıldığında, direnişin zemini zayıflar. İnsanlar birbirine yabancılaştığında, ortak yaşam fikri kırılır. Bu saldırılar o kırılmayı üretmek amacıyla yürütülüyor.

Sessizlik zulmün ortağıdır

1 Şubat’ın Dünya Rojava Günü ilan edilmesi de bu yüzden anlamlıdır. Bu gün, uluslararası sessizliğe karşı yükselen vicdanın haykırışıdır. Çünkü Rojava yalnız bırakıldığında, sadece bir bölge değil, insanlığın onuru da teslim alınır. Rojava’nın kadın özgürlükçü çizgisi, halkların eşitliği, birlikte yaşam iradesi, demokratik özerklik deneyimi dünya halkları için bir umut alanı oluşturmuştur. Bu umut alanı işgal edilmek isteniyor. Bu nedenle dünya halklarının ayağa kalkması, kendi geleceğini savunmak demektir. Çünkü zulüm cesaret bulduğu yerde büyür. Sessizlik zulmün en büyük ortağıdır. Rojava bugün direniyorsa, bir varoluş direnişidir. Teslim olmak, kadınların yeniden karanlığa itilmesi demektir. Teslim olmak, halkların yeniden inkâra mahkûm edilmesi demektir. Teslim olmak, Arap-Kürt savaşının önünün açılması demektir. Teslim olmak, Kuzey ve Doğu Suriye’nin yeniden cihatçı karanlığa ve devlet zorbalığına teslim edilmesi demektir. Bu yüzden Rojava’nın direnişi onur direnişidir. Bu direniş, yaşam hakkının savunusudur. Halkların kendi kendini yönetme iradesinin savunusudur. Ortadoğu’da onurlu bir yaşamın mümkün olduğunun kanıtıdır.

Silahı sıkan faildir ama silahı sıktıran daha büyük faildir. Fakat en büyük suç ortaklığı yaşanan onca vahşete karşı sessiz kalmaktır. Bugün Rojava’ya dönük saldırılar karşısında “denge” diyerek konuşanlar, zulmü meşrulaştırıyor. “İtidal” diyerek konuşanlar, katliama zaman kazandırıyor. “Egemenlik” diyerek konuşanlar, halkların iradesini boğmaya çalışıyor. Bu saldırı halkların ortak yaşamını yok etme komplosudur. Rojava’yı tasfiye etmek isteyenler, aslında Ortadoğu’nun geleceğini boğmak istiyor. Rojava’nın yanında olmak, halkların birlikte yaşama hakkının yanında olmaktır. Rojava’nın yanında olmak, insanlığın onurunun yanında olmaktır.

Rojava’nın direnişi, insanın kendi yüzüne bakabilme onurudur. Savunulan şey, halkların topraklarında kalma hakkı, kimliğini inkâr etmeden yaşama iradesi, dilini konuşabilme cesareti ve geleceğini kendi elleriyle inşa edebilme isteğidir. Rojava’da direnmek sadece askeri bir duruş değildir; “Biz Buradayız, Teslim Olmayacağız” deme duruşudur.

Teslim olmama iradesi

Zulüm çok şey yapabilir. Şehirleri yakabilir, evleri boşaltabilir, çocukları göç yollarına düşürebilir, dilleri susturabilir, mezarları bile isimsiz bırakabilir. Zulüm, bir halkı yoksullaştırabilir, yalnızlaştırabilir, birbirine yabancılaştırabilir. Ama zulmün yıkamadığı tek şey vardır: İnsanın teslim olmama iradesi… “BİZ TESLİM OLMAYIZ” duruşudur. Teslimiyet, insanlıktan vazgeçmektir. Rojava’nın direnişi, bu vazgeçişe karşı bir çizgidir.

Bugün Rojava tek yürek şunu haykırıyor: “Biz İnsanlıkta Israr Edeceğiz” Bu söz, herkesin önüne bırakılmış bir aynadır. Dünya halkları bu sesi duyarsa, zulmün düzeni sarsılır. Duymazsa, sessizlik katillerin en büyük ortağı olur. Bazı dönemlerde tarihin yönünü silahlar değil; direnenlerin cesareti ve susmayanların vicdanı belirler. Bugün o direnişin adı Rojava’dır.

PaylaşTweetGönderPaylaşGönder
Önceki Haber

Rojava, Rojava’dan fazlasıdır…

SON HABERLER

İnsanlıkta ısrarın coğrafyası: Rojava

Yazar: Yeni Yaşam
7 Şubat 2026

Rojava, Rojava’dan fazlasıdır…

Yazar: Yeni Yaşam
7 Şubat 2026

Epstein belgeleri, Trump’ın ahlâkı ve zamanın ruhu!

Yazar: Yeni Yaşam
7 Şubat 2026

CHP; barış ve demokrasi konferansı

Yazar: Yeni Yaşam
7 Şubat 2026

Katliam yaklaşırken: Öcalan ve diğer Kürt liderler hangi belayı defetti?

Yazar: Yeni Yaşam
7 Şubat 2026

Felaket umudu yok etmez, onu sınar

Yazar: Yeni Yaşam
7 Şubat 2026

Semsûr’da saat hala 04:17 | Foto Galeri

Yazar: Yeni Yaşam
6 Şubat 2026

  • İletişim
  • Yazarlar
  • Gizlilik Politikası
yeniyasamgazetesi@gmail.com

© 2022 Yeni Yaşam Gazetesi - Tüm Hakları Saklıdır

Welcome Back!

Login to your account below

Forgotten Password?

Retrieve your password

Please enter your username or email address to reset your password.

Log In

Add New Playlist

E-gazete aboneliği için tıklayınız.

Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
  • Tümü
  • Güncel
  • Yaşam
  • Söyleşi
  • Forum
  • Politika
  • Kadın
  • Dünya
  • Ortadoğu
  • Kültür
  • Emek-Ekonomi
  • Ekoloji
  • Emek-Ekonomi
  • Yazarlar
  • Editörün Seçtikleri
  • Panorama
    • Panorama 2025
    • Panorama 2024
    • Panorama 2023
    • Panorama 2022
  • Karikatür
  • Günün Manşeti

© 2022 Yeni Yaşam Gazetesi - Tüm Hakları Saklıdır