Roni Nasır Kaya ile son kitabı üzerine konuştuk:
Yazdığım üç kitapta da kadın öyküleri daha ağır basmakta. Mensubu olduğum halk yıllardır her anlamda çok büyük acılar çekmiştir. Herkes payına düşeni fazlasıyla almıştır; ancak kadınlar bu acılardan çok daha fazla etkilenmiştir. Bu nedenle kadınların yaşadıkları, hissettikleri ve mücadeleleri öykülerimde önemli bir yer tutar
Hüseyin Kalkan
Gazeteci olarak tanıdığımız Roni Nasır Kaya, aynı zamanda dikkat çekici bir öykü yazarı. Kaya’nın son öykü kitabı ‘Atların Çığlığı’ ismini taşıyor. Ama bu Kaya’nın ilk kitabı değil. Daha önce yayınlanmış iki öykü kitabı bir de ‘OHAL’de Gazetecilik’ isimli bir kitabı yayınlanmış. Öyküleri çeşitli edebiyat ödüllerine layık görülen Kaya ile son kitabı üzerine söyleştik.

- Yeni kitabınıza ismini veren öykü ‘Atların Çığlığı’, atlar neden çığlık atar?
Atların Çığlığı adlı öykümüzün kısa hikâyesinden söz etmek gerekirse, bu öykü gerçek bir olaydan yola çıkılarak yazılmıştır. 2000’li yıllarda Van’da Dicle Haber Ajansı (DİHA)’nda muhabir olarak çalıştığım dönemde, Van’ın Başkale ilçesinde sınır kaçakçıları İran’dan mazot taşımak için atları kullanıyordu. Sayıları binleri aşan atlar, gruplar hâlinde bir ülkeden diğer bir ülkeye gidip geliyordu. Ancak işler her zaman kendi akışında ilerlemiyordu. Zaman zaman kaçakçıları uyarmak amacıyla her iki ülkenin askerleri rastgele ateş açıyordu. Bir gün sabah haber toplantısında bir arkadaşımız, açılan ateş sonucunda yüzlerce atın iki ülke askerlerinin açtığı ateşin ortasında kaldığını ve adeta bir ateş topuna dönüştüğünü yüzlerce atın diri diri yanarak can verdiğini söylemişti. Yıllar sonra bu olayı, iki atın duygu dünyasından ve onların gözünden anlatan bir öyküye dönüştürdüm. Çığlıklar içinde can veren atlar, yaşadıkları korkunç kabusu anlatıyor. Atların Çığlığı adlı öykü ve kitap böylece ortaya çıktı.
- Buradan hareketle kitabınızdaki öykülerde hangi ortak temalardan söz edebiliriz?
Evet, öykülerim genellikle belirli bir tema etrafında birbirini takip eder. Toplumsal sosyolojiyi her zaman göz önünde bulundurmaya çalışırım. Yazdığım üç kitabın her birinde kadın öyküleri daha ağır basmaktadır. Mensubu olduğum halk yıllardır her anlamda çok büyük acılar çekmiştir. Herkes payına düşeni fazlasıyla almıştır; ancak kadınlar bu acılardan çok daha fazla etkilenmiştir. Bu nedenle kadınların yaşadıkları, hissettikleri ve mücadeleleri öykülerimde önemli bir yer tutar. Bir diğer tema ise doğa ve coğrafyadır. Öykülerimde doğa sıkça yer alır. Başı göğe değen dağlar, rengârenk ve binbir çeşit bitkiyle bezenmiş yaylalarımız ve ovalarımız, gökyüzünde asılı duran pamuk yığınlarını andıran bulutlar da öykülerimin vazgeçilmez unsurlarıdır.
- Bu kitabındaki öykülerin bazıları daha yayınlanmadan ödül almış. Edebiyatta ödül neye karşılık geliyor sence?
Güzel bir söz vardır: “Umut, yoksulun ekmeğidir.” derler. Edebiyat alanında alınan ödül de edebiyatçının tesellisidir diyebiliriz. Şakayı bir kenara bırakırsak, edebiyat alanında ödül almak insanı hem çok mutlu eder hem de yeni öyküler yazmak için güçlü bir motivasyon sağlar. Şerzan Kurt Öykü Yarışması’nda öykümün birinci olması beni elbette ziyadesiyle mutlu etti. Bunun yanında, Şerzan Kurt’un yaşamının baharında, bir üniversite öğrencisiyken hayattan koparıldı. Şerzan Kurt adına düzenlenen bir ödülü almak benim için daha da anlamlı hale geldi. Bu vesileyle Şerzan Kurt’u anmak ve hatırlanmasına katkıda bulunmak beni hem mutlu etti hem de derinden hüzünlendirdi.
- Daha önceki kitaplarınızdan söz edersek, neler söylersin?
İlk öykü kitabım Seccade, ilk kitap olmasının da etkisiyle adeta heybemde biriktirdiğim ne varsa içinde barındıran bir eser oldu. Kitapta yer alan öyküler arasında ana öykü olarak “Hikâye Gibi Anlattım” adlı öyküyü belirledim. Bu öyküde, Zilan Katliamı’ndan yaralı olarak kurtulan bir çocuğun başından geçenleri anlatıyorum. Yaşananları bir hikâye formunda aktardım. “Hikâye gibi” dememin nedeni ise ne yazık ki insanların çoğu zaman gerçeklerden ziyade hikâyelere daha kolay inanmasıdır. Bu yüzden öyküye “Hikâye Gibi Anlattım” adını verdim. İkinci öykü kitabımın adı ise Besna. Bu kitapta yer alan “Besna” adlı öykü, yine muhabirlik yaptığım dönemde tanık olduğum gerçek bir olaydan yola çıkar. Van’ın Özalp ilçesinde, eşi tarafından üzerine mazot dökülerek yakılan Nazime Alır’ın trajik hikâyesini kaleme aldım. Nazime Alır’ın yaşadıklarını kurgusal bir karakter olan Besna üzerinden anlattım ve kitaba da bu ismi verdim. Bunların dışında bir çalışmam daha var: “O Hal’de Gazetecilik” adlı söyleşi kitabı. Bu kitapta, 1990’lı yıllardan günümüze kadar Kürt gazeteciliğinin nasıl yapıldığını, gazetecilerin ne tür zorluklarla karşılaştıklarını ele alan bir söyleşi ve belgesel niteliğinde çalışma ortaya koydum.









