• İletişim
  • Yazarlar
  • Gizlilik Politikası
27 Mart 2026 Cuma
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
ABONE OL!
GİRİŞ YAP
Yeni Yaşam Gazetesi
JIN
  • Anasayfa
  • Gündem
    • Güncel
    • Yaşam
    • Söyleşi
    • Forum
    • Politika
  • Günün Manşeti
    • Karikatür
  • Kadın
  • Dünya
    • Ortadoğu
  • Kültür
  • Ekoloji
  • Emek
  • Yazarlar
  • Panorama
    • Panorama 2025
    • Panorama 2024
    • Panorama 2023
    • Panorama 2022
  • Tümü
  • Anasayfa
  • Gündem
    • Güncel
    • Yaşam
    • Söyleşi
    • Forum
    • Politika
  • Günün Manşeti
    • Karikatür
  • Kadın
  • Dünya
    • Ortadoğu
  • Kültür
  • Ekoloji
  • Emek
  • Yazarlar
  • Panorama
    • Panorama 2025
    • Panorama 2024
    • Panorama 2023
    • Panorama 2022
  • Tümü
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
Yeni Yaşam Gazetesi
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
Ana Sayfa Gündem Güncel

14 kişinin yaşamını yitirdiği 28 Mart olayları: 20 yıl geçti cezasızlık sürüyor

27 Mart 2026 Cuma - 09:54
Kategori: Güncel, Manşet

14 kişinin yaşamını yitirmesine neden olan 28 Mart olaylarına dair konuşan avukat Barış Yavuz, ‘Devlet aklı hiçbir zaman bu cezasızlık kültürünü ortadan kaldırmıyor’ dedi 

24 Mart 2006’da Mûş, Amed ve Çewlîg (Bingöl) kırsal bölgelerine yönelik düzenlenen operasyonda 14 HPG’li kimyasal silahlarla katledildi. Katledilenlerden Amed doğumlu Bülent Tanışık, Licê doğumlu Muzaffer Pehlivan, Xana Axpar (Çınar) doğumlu Fatih Çetin, Pasûr doğumlu Mahmut Güler Malatya Devlet Hastanesi’nde yapılan otopsi işlemleri sonrasında 28 Mart 2006’da Amed’e getirilerek, Yeniköy Mezarlığı’nda defnedildi. Bağlar 10 Nisan Polis Karakolu önünde yoğun önlemler alan polisler, mezarlıktan dönen kitleye zırhlı araç, gaz bombası ve tazyikli suyla müdahale etti. Müdahale ile olaylar kısa sürede Amed’in geneline ve birçok il ve ilçeye yayıldı. Polis ve asker saldırısında 7’si çocuk 14 kişi yaşamını yitirdi, çok sayıda kişi de yaralandı.

Amed Barosu’nun raporuna göre protestolarda, polis ve askerler tarafından 543 kişi gözaltına alındı. Gözaltına alınanlardan 199’u 18 yaşından küçük çocuktu ve çocuklardan 91’i tutuklandı. Gözaltındaki 344 kişiden 278 kişi tutuklandı. İnsan Hakları Derneği (İHD) Amed Şubesi’nin raporuna göre, 200’ü çocuk 563 kişi gözaltına alındı, 554 kişi savcılığa sevk edildi ve 382 kişi tutuklandı.

Bölgedeki tüm kentlere yayılan ve bir hafta süren eylemlerde Mehmed Akbulut (18), Halil Söğüt (78), Tarık Ataykaya (23), Mehmet Işıkçı (19), Mustafa Eryılmaz (26), Emrah Fidan (17), Abdullah Duran (9), Enes Ata (6), Mahsum Mızrak (17), İsmail Erkek (8), İlyas Aktaş (24) Amed’de, Ahmet Araç (27), Sıddık Önder (22) Mêrdîn’de, Fatih Tekin (3) ise Êlih’te katledildi.  Mehmed Akbulut, Halil Söğüt, Mehmet Işıkçı’nın darp sonucu, Mustafa Eryılmaz, Emrah Fidan, Abdullah Duran, Fatih Tekin, Ahmet Araç, Sıddık Önder’in ateşli silahla, Tarık Ataykaya, Enes Ata, Mahsum Mızrak, İsmail Erkek ve İlyas Aktaş’ın gaz mermisiyle yaşamlarını yitirdiği otopsi raporlarında yer aldı.

Bir kişi bile yargılanmadı

Bunca olaya ve katliama rağmen sadece Enes Ata ve Mahsun Mızrak dosyalarında kovuşturma aşamasına geçildi, diğer tüm soruşturmalarda ise daimi arama kararı verilerek sürüncemede bırakıldı. Enes Ata ve Mahsum Mızrak’ın ölümüne neden olan 3 özel harekat polisi hakkında “Olası kast sonucu ölüme neden olmak” suçundan ömür boyu hapis cezası istemiyle dava açıldı. Diyarbakır 1’inci Ağır Ceza Mahkemesi’nde 12 yıl boyunca süren Mızrak ve Ata davasında 26 Nisan 2018’de karar veren mahkeme, “Olası kastla öldürme” suçundan yargılanan sanık polisler H.A., B.Ö. ve N.Ö. hakkında  “delil yetersizliğinden” beraat kararı verdi. Her iki dosya sonrasında Anayasa Mahkemesi’ne (AYM) taşındı. Defalarca istinafa götürülen dosyalar takipsizlikle sonuçlandı. Yaşamını yitirenler için Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) Türkiye’yi defalarca mahkum etse de kimse cezalandırılmadı.

‘İktidar için dönüm noktasıydı’

Olayların yaşandığı dönemde CMK Koordinatörü olan Barış Yavuz, hem tanıklıklarına hem de avukatlığını üstlendiği Mahsum Mızrak dosyasına dair değerlendirmelerde bulundu. 28 Mart olaylarının adliyede CMK odasından bir grup askerin uygun adımla bir yerden bir yere gittiği, işin valiliğin askerden destek almasına kadar birçok olayın bulunduğunu belirten Barış Yavuz, bunun iktidar açısından paradigma değişikliğinin de başlangıcı olduğunu kaydetti. Barış Yavuz, “Çünkü valiliğin askerden yardım istemesi, sonrasında kolluk güçlerine silah kullanma yetkisinin -daha da artırılarak- tanınması, Polis Vazife ve Salahiyet Kanunu’nda (PVSK) değişikliklere gidilmesi, bunların hepsinin başladığı bir dönem. Aslında Türkiye ya da mevcut iktidarın siyasi tarihi açısından bir dönüm noktasıydı 28 Mart olayları. Şiddete dair dozunu artırdı. Çünkü 2001’den sonrasında başlayan Avrupa Birliği ile uyum sürecinde, uyum paketleri arka arkaya gelmişti ve Türkiye bir demokratikleşme yolunda adım adım ilerliyordu. Ama 28 Mart’la beraber o demokratikleşmeye dair eğer elde edilen kazanım varsa hepsi teker teker geri alındı. Özellikle kolluğa silah kullanma yetkisinin genişletilmesi dönüm noktalarından bir tanesiydi” şeklinde konuştu.

‘İşkenceyi adliyeye bile devam ettiriyorlardı’

İşkencelerin adliyede bile sürdüğünü belirten Barış Yavuz, “Adliyeye getirilmiş olanları grup grup getiriyorlardı. Sürekli 10-15 kişilik gruplar halinde getiriyorlardı. Bir avukat arkadaş dedi ki, ‘İnsanları elleri kelepçeli bir şekilde duvara döndürmüşler. Yüzlerini duvara çevirmişler ve ayakta bekletiyorlar.’ Biz hemen yukarıya çıktık. Hakikaten bütün o gözaltından çıkarılmış olanların hepsi kelepçeli bir şekilde ve yüzleri duvara dönük ayakta bekletiliyorlardı. Hemen savcıyla görüştük. Yani o sokakta, gözaltı merkezlerinde yaptıkları işkenceyi adliyeye bile devam ettiriyorlardı. Buna hiçbir şekilde taviz vermeksizin devam ediyorlardı” aktarımlarında bulundu.

Barış Yavuz, “O dönemde gözaltına alındıktan sonrasında mesela taş atan çocuklarla ilgili yasal düzenlemeler çıktı. Çocuklardan bir tanesi ‘Abi şimdi biz örgüt üyesi mi olduk?’ dedi. Çünkü adli suça karışan bir sürü çocuk vardı. Çok küçük yaştakiler vardı. Yani farkına varmadıkları bir kavramın devlet tarafından kendilerine nitelendirilmesi vardı. Ama kendilerinin herhangi bir şekilde bir örgütsel bir düşüncesi de belki yoktu. Sadece tepkilerini sokakta dile getiren insanlardı bunların çoğu” diye belirtti.

‘Yargının tutumunun değiştiği dönem’

O dönem işlemlerin koordinasyonunda yer aldığını söyleyen Barış Yavuz, “28 Mart olayları 2911 Sayılı Yasa’nın bu topraklarda uygulamasının ortadan kalktığı anlardandı. Çünkü artık 2911 Sayılı Yasa’dan yerine ‘örgüt üyesi olmamakla beraber örgüt adına suç işleme’ diye bir kavramın içtihatla geliştiği bir dönemdi. O yüzden 28 Mart bir dönüm noktasıydı. Silah kullanma yetkisinin artması gibi değişikliklerle beraber, aynı zamanda yargının da tutumunun değiştiği, aslında bir kül halinde belki iktidarın bakış açısının değiştiği bir dönemdi. Çünkü gözaltına alınan herkes ilk başta 2911 diye başlayan süreçlerde herkes ‘örgüt üyeliğinden’ yargılandı ve sonrasında da içtihadın değişmesi ile beraber ‘örgüt üyesi olmamakla beraber örgüt adına suç işlemek’ diye bir kavramla yargılanmaya başladılar. Ta ki aradan yıllar geçtikten sonra AYM bu hükmü iptal edene kadar bu böyle devam etti” ifadelerini kullandı.

Mahsum Mızrak dosyasına dair de aktarımlarda bulunan Barış Yavuz, şöyle devam etti:

“Mahsum’un babası Hasan Bey o zaman baroya geldiğinde oğlunu bulamadığını ifade etmişti. Bizdeki kayıtlara baktık, yoktu. Karakollarda ilgili o zaman gözaltı birimleri ile ilgilenen kısımlar var. Teker teker aradık. Çünkü aradığımız zaman kimler gözaltına alınırsa, gözaltı kayıtları vardı. Bulamadık. 3’üncü günün sonunda babası telefon açtığında oğlunu bulduğunu söylediğinde devlet hastanesinin morgundaydı. İlk günden itibaren biz de arıyorduk, bulamıyorduk. Sonrasında morga gittik, o gece defni gerçekleştirildi ve daha sonra soruşturma dosyası başladı. İlk başta örgütlü suçlara bakan savcılık kanalıyla yürütülürken sonrasında adli suçlara bakan savcılığa dosya geçti ve biz sürekli teslimiyet tahkikat talepleriyle bazı hususlar araştırılmasını istiyorduk. Özellikle kafadan çıkmış olan, ölüme sebebiyet veren bir gaz fişeğiydi. O gaz fişeği nereden geldi, neyin nesidir, hangi birim kullanıyordu? Onları istediğimizde bize üç polisin ismi verildi. Bu üç polisin ismi aylar sonrasında çıktı. Emniyet tarafından bildirildi ve bu üç polis memuru hakkında dava açıldı.”

‘Kapsüllerin çalınmış olduğu tespit edildi’

İlk duruşmada yargılamanın yapıldığı büyük salonlarda neredeyse herkesin polis olduğunu aktaran Barış Yavuz, “Bütün güvenlik görevlileri gelmişti, aileye bile yer kalmamıştı. Güvenlik için sadece bir sıra oturabilirken emniyetin üst düzey amirlerine kadar gelmişlerdi. Bu bile aslında yargıya bir gözdağı vermekti. Yani, ‘Biz bunların arkasındayız’ hissiyatını vermekti. O polis memurları bir daha hiç duruşmaya gelmediler. Hatta üçü de yurt dışında göreve gönderildiler. Bizim sanığın kaçma şüphesi dediğimiz şeyi devlet kendi eliyle yaptı bu yargılamaya gelmemeleri için. Dosya beraat aşamasına kadar devam ediyordu. Emniyet kayıtlarında üç tane polis memurunun isminin neden verildiğinin tespitini yapmaya çalışıyorduk. Çünkü o çıkan gaz fişeğin üstündeki görmüş olduğumuz numaralar -biz bunu seri numarası olarak nitelendirmiştik- meğer parti numarasıymış. Yani o parti numarasında aslında o fabrikada ne kadar üretildiğini gösterir. Ama bunun kime verildiği bilinemezdi. O zaman bu üç polisin ismini neye göre verdiniz? Artı yiv (namlu içindeki girintiler) set (çıkıntılar) özellikleri varmış bunların. Bu yiv set özellikleriyle el konulan silahlarla mukayesesinin yapılması gerektiğini biz kendimiz bulduk. Çünkü dosyada beraat mütalaası verilmişti. Beraat mütalaası verilen dosyada bu özelliklerin hiçbir tanesi gelmezken biz bunu yapmış olduğumuz aramalarla biz tespit ettik. Bunun üzerine mahkeme o merminin ve silahın yiv set özelliklerine sahip olmasından dolayı emanetteki parçayı istetti ve Van Jandarma Kriminaline göndermişlerdi dosyayı. Kriminalden gelen raporda dedi ki, ‘Sizin göndermiş olduğunuz silahlar bunlardır. Bu silahlarla bu mermiler atılır. Ama bana gönderdiğiniz atılmaz. Bu başka bir kapsüldür.’ Bu kapsüllerin hepsi tekrar geri geldi incelemesinde o dönem emanetin değiştirilmiş olduğu, çalınmış olduğu tespit edildi” şeklinde konuştu.

‘Cezasızlık kavramı aslında bir kül halinde işleniyor’

Sonrasında polislerin “delil yetersizliğinden” beraat ettiğini belirten Barış Yavuz, “Aradan yıllar geçtikten sonra emanetin değiştirilmiş olduğu ortaya çıktığında zaman aşımı süresi dolmuştu. Çünkü emanet memurları hakkında artık yapılacak bir işlem yoktu. 8 yıllık zaman aşımına tabiydi. Bu neyi gösteriyor? Bu cezasızlık kavramı aslında bir kül halinde işleniyor. Devlet aklı her yönüyle hiçbir zaman bu cezasızlık kültürünü ortadan kaldırmıyor. Oraya gidecek yolların taşlarını yavaş yavaş yavaş örüyor. Hiçbir acele etmeksizin bunları yapıyor ve bu işleri zamana yayaraktan yapıyor. Şimdi Mahsum Mızrak dosyası hala savcılık aşamasında. Faillerin tespit edilememiş olması karşısında yeniden savcılığa geçti ama devletin yaşam hakkını koruyamama meselesi ile ilgili AYM’de” ifadelerini kullandı.

Aynı şekilde yaşamını yitiren Enes Ata’nın dosyasında yıllar sonra açıldığını ve Mızrak dosyasıyla aynı sanıklar yönünden olduğu iddiasıyla birleştirildiğini dile getiren Barış Yavuz, “Ama niye bunlar bizim dosyayla birleştirildi, aynı sanıklar olduğuna ne kadar emindiniz. Çünkü iki farklı olay yerleri ama yine aynı isimler verildi ve bizim dosyamızla birleşti. Yani aslında devlet cezasızlığı sağlayabilmek için iyice ortalığı karıştırdı” dedi.

‘Bütün toplumun bu süreçlerle yüzleşmesi gerekiyor’

Barış ve Demokratik Toplum Süreci’ne dikkat çeken Barış Yavuz, süreç olacaksa hakikat, adalet ve onarım sürecinin olması gerektiğini vurguladı. Barış Yavuz, “Bugün yaşanan süreçte meclisin yayınladığı raporda ya da partilerin mecliste yayınlanan nihai rapora da baktığımızda bu süreçlerin hiçbiri yok. Toplumsal mutabakat, barış olacaksa eğer hakikatleri öğrenmemiz gerekiyor. Bu hakikatleri öğrendiğimizde bunların adalet karşısında hesap verilebilirliğinin sağlanması gerekiyor ve burada mağdurlar açısından onarım süreçlerinin giderilmesi gerekiyor. Bunların hiçbiri şu an tartışılmıyor. Peki bu tartışılmayan süreçlerde ne olacak? Nasıl bir barış gerçekleşecek? Bütün toplumun bu süreçlerle yüzleşmesi gerekiyor. Bütün Türkiye için hakikatin, adaletin ve onarımın tamamlanması gerekiyor. Ama maalesef ki biz barış süreci olarak nitelendirilen süreçte bunların hiçbirini görmüyoruz. Ama bizim bu barıştaki ısrar salt bir barışmak değil. Toplumsal anlamda barışmak ancak bu şekilde olabilecektir” diye belirtti.

Haber: Rukiye Payiz Adıgüzel \ MA

PaylaşTweetGönderPaylaşGönder
Önceki Haber

Ednan Hesenpûr: Türkiye’deki süreç Rojhilat’ta sorunların çözümüne katkı sunabilir

Sonraki Haber

MED TUHAD-FED Eşbaşkanı: Temennimiz görüşmeyi dışarıda yapmak

Sonraki Haber

MED TUHAD-FED Eşbaşkanı: Temennimiz görüşmeyi dışarıda yapmak

SON HABERLER

Demokratik Birlik İnisiyatifi’nden ‘Ulusal Uzlaşı Projesi’ açıklaması CANLI

Yazar: Yeni Yaşam
27 Mart 2026

İklim Adaleti Koalisyonu: İran’a yönelik saldırıları durdurun

Yazar: Yeni Yaşam
27 Mart 2026

Tiyatro sokakta

Yazar: Yeni Yaşam
27 Mart 2026

Huseynî’nin cenazesi Rojava’ya doğru yola çıktı

Yazar: Yeni Yaşam
27 Mart 2026

İran, Hürmüz Boğazı’nı kapattı

Yazar: Yeni Yaşam
27 Mart 2026

Ejegül Ovzaova’yı ‘kasten öldürmek’ten yargılanan eski polisin davası görüldü

Yazar: Yeni Yaşam
27 Mart 2026

BM’den Süveyda raporu: İnfaz, işkence ve ev yakmaları belgelendi

Yazar: Yeni Yaşam
27 Mart 2026

Bir Kategori Seçin Lütfen…

  • İletişim
  • Yazarlar
  • Gizlilik Politikası
yeniyasamgazetesi@gmail.com

© 2022 Yeni Yaşam Gazetesi - Tüm Hakları Saklıdır

Welcome Back!

Login to your account below

Forgotten Password?

Retrieve your password

Please enter your username or email address to reset your password.

Log In

Add New Playlist

E-gazete aboneliği için tıklayınız.

Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
  • Tümü
  • Güncel
  • Yaşam
  • Söyleşi
  • Forum
  • Politika
  • Kadın
  • Dünya
  • Ortadoğu
  • Kültür
  • Emek-Ekonomi
  • Ekoloji
  • Emek-Ekonomi
  • Yazarlar
  • Editörün Seçtikleri
  • Panorama
    • Panorama 2025
    • Panorama 2024
    • Panorama 2023
    • Panorama 2022
  • Karikatür
  • Günün Manşeti

© 2022 Yeni Yaşam Gazetesi - Tüm Hakları Saklıdır