Toplumsal bir varlık olarak insan, toplumla komünal ilişkisi sayesinde bilişsel ve pratik yetenek edinen bir ontolojiye sahip. Pozitif düşünce ve özgürlük adına hakiki eleştirinin yaratımlarla açığa çıkması, toplum içinde toplumla birlikte örgütlenmeye muhtaç. Baskı ve sömürü sistemine karşı geliştirilen tüm strateji ve taktiklerin başarısı buna bağlı
Afşin Aybar
İhtiyaçlar toplumsal gelişimin itici gücüdür. Klanlardan enternasyonal birliklere tüm tarihsel oluşumlar toplumsal ihtiyaçlar doğrultusunda açığa çıkarıldı. Bu nedenle ihtiyaçlar ve insanın yaratıcılık potansiyelinin aktive olması arasındaki diyalektik, felsefeden bilime, sanattan teknolojiye tüm yaratım alanlarını kapsayacak şekilde detaylandırılabilir. Fakat buzul çağından günümüzün ekolojik krizine, kastik katil çetelerin saldırılarından modern çağın küresel faşizmine; tüm zorlu dönemlerde insanlık, varlığını ihtiyaç durumundan daha fazlasına sahip olarak, olanaklar yaratarak sürdürebildi. İhtiyaç hali tek başına varlığı sürdürmeye, sorunlara çözüm üretmeye yetmiyor. Çünkü ihtiyaçlar toplumsal enerjinin potansiyel formudur ve bu gizli gücü görecek, sorunlarla bağlantısını doğru bir şekilde kurarak çözüm projeleri geliştirecek, geliştirilen projeleri iyi dizayn edilmiş icatlarla somut yaratımlara dönüştürecek düşünce sayesinde aktive olur. Kaba bir benzetmeyle işlenecek olursa; araç yakıtlarının ciddi bir potansiyel güç taşıyor olmaları araçları hareket ettirmeye yetmez. Bir benzin at arabası için bir hiçtir; yük olmaktan öteye bir etkisi yoktur. Benzindeki potansiyeli ulaşımda hıza, yük taşımada dayanıklılığa dönüştürecek motorlar gerekir. Bu motorlar sayesinde su buharı, kömür, fuel-oil ve benzeri kimyasallar taşıdıkları potansiyel enerjiyi aktifleştirme imkanı bularak birer yakıta dönüşür. İşte, ihtiyaçları ve sorunsallıkları yaratıcı çözüm gerekçesine dönüştüren o toplumsal güce en genel anlamıyla pozitif düşünce deniyor. Yapıcı ve yaratıcı nitelikleriyle pozitif düşünce toplumsal özgürlük güçleri ve devrimci mücadele için hiçbir koşul altında taviz verilmemesi gereken temel bir değeri ifade ediyor. Pozitif düşünce, sömürü sistemine karşı mücadeleden yoldaşlarla yeni yaşamı inşaya, devrimci mücadelenin her boyutunda dikkate alınması gereken bir zorunluluk.
Etkisini, taşıdığı yaratım gücünden alıyor. Pozitif düşüncenin canlılığı yaratıcı ve üretken karakterinden geliyor. Bu yönüyle, her durumda ‘’haklı çıkmayı’’ saplantıya dönüştürenlerin, tekrarlaya tekrarlaya klişeye dönüştürdüğü ‘’teorik doğrular’’dan farklı niteliklere sahip. Klişeye dönüşen teori, çözüm adına dinamizm açığa çıkaramadığından esasen ölü teoridir. Bir itiraz değeri taşısa bile, belli bir aşamadan sonra bu itiraz da yüke dönüşecektir.
Kapitalizmi eleştiren çok. Şu an içinde bulunduğumuz dönem itibariyle kapitalistler bile kapitalizmi açıktan savunmaya yanaşamıyor. Kapitalizmi en doğru, en iyi, en güzel sistem diye savunan kaç kişi var yeryüzünde? Sistemsel hegemonyanın en popüler sektörü olarak iş gören Hollywood endüstrisi bile kapitalizmin çarpıklıklarını işleyen onlarca filme imza attı. Belirtildiği üzere ideolojik hegemonyanın gereği olarak sistemin merhametsizliğini teşhir eden bu yapımlar farklı türden bir sistem savunusu olarak kitlelere servis edildi. Devletlerin kirli işlerinin, bu işlerde kullanılıp harcanan kişiliklerin, ‘’serbest piyasa’’ ekonomisinin sunduğu acımasız ‘’özgürlüğün’’ vb. gırla işlendiği filmlerde toplumu yaşanan tüm haksızlıklar karşısında duyarsız kılmayı hedefleyen bir alt metin geçerliydi: Hiçbir zaman değişmeyecek evrensel bir gerçeklik olarak insanın doğası bu; bunu değiştirmeye kalkışacak kadar ahmak ya da bu durumdan şikayet edip sızlanacak kadar basit olmaktansa, gerçeği kabul edip bu sistemde düzeyinize göre bir yer edinmeye bakın!
Çarpık gerçeklerden konformizm üreten bu çağda Epstein olayı bile hak ettiği tepkiyi görmüş değil henüz. Bu olayın istisnai bir arıza olarak değil; kapitalizmin yapısal karakterinin bir sonucu olarak geliştiği bilinmesine, dile getirilmesine rağmen sistemi ortadan kaldırmaya kararlı toplumsal hareketler gelişmedi. Epstein, muadillerine yerini devrederek öldü ya da öldürüldü. Ama sistem her türlü yüzsüzlükle sürdürülüyor. ‘’Kral öldü, yaşasın yeni kral’’ yalakalığının çağımızda büründüğü karakter bu.
Bu gerçeklerle birlikte, özgürlük güçleri için kapitalizme eleştirel söylem geliştirmekten daha ileri görevlerin ortada durduğunu görmek gerekiyor. Ulusal, sınıfsal, cinsî, ekolojik boyutlarıyla kapitalizme karşı mücadelenin ve demokratik sosyalizmi inşanın yüklediği görevler hayati ve acil nitelik taşıyor. Hayatiyet ve aciliyet kapitalizmin toplumu ve doğayı çürüten yapısallığından ileri geliyor. Şüphesiz ki bu görevler somut yaratımı ve umudu açığa çıkaracak pozitif düşünce ve eleştiri ile yerine getirilecek. Yaratıcı akıldan muaf ‘’ihtiyaç’’ algısı, sömürülerek çürümeye mahkum bırakılan doğa ve toplum gerçekliğinin unsuru olan pasif muhtaçlığa götürürken; yaratıcı akla dayalı yapıcı politik tutum, ihtiyaçları özgürleşme gerekçesine dönüştüren devrimciliği yükseltecek.
Özgürlük güçleri başta olmak üzere, toplumun kapitalist sistem karşısındaki duruş ve tutumunu özgürlükçü alternatifler üretecek niteliğe kavuşturmak için Önder Apo ‘’pozitif akıl’’ ve ‘’pozitif eleştiri’’ üzerine belirlemelerde bulunuyor. Kapitalist sömürü sistemi salt sözlü-yazılı eleştirilerle ortadan kalkmayacak. Kapitalizme alternatif sistemin politika, ekonomi, akademi, öz savunma boyutlarıyla birlikte örgütlenmesiyle doğanın ve toplumun kurtuluş imkânları yaratılacak. Böylelikle, sadece sömürü sisteminin olumsuzluklarını eleştirir halde olmaktan çıkıp, toplumsal özgürlüğün yapıcı ve yaratıcı gücüne kavuşma imkânları açığa çıkarılacak. Tüm bu belirtilenler komünal zihniyet ve pratikle gerçekleştirilecek. Çünkü komünalizmden uzak durmak devrimde iddialı olmak bir yana, doğrudan sistem içileşmeye götürüyor. Toplumsal bir varlık olarak insan, toplumla komünal ilişkisi sayesinde bilişsel ve pratik yetenek edinen bir ontolojiye sahip. Pozitif düşünce ve özgürlük adına hakiki eleştirinin yaratımlarla açığa çıkması, toplum içinde toplumla birlikte örgütlenmeye muhtaç. Baskı ve sömürü sistemine karşı geliştirilen tüm strateji ve taktiklerin başarısı buna bağlı. Mazlum Doğan günde 500 sayfa okuyup tespit ve analiz geliştirerek ideolojik derinliğe ulaşırken ihtiyaç algısının en ileri özgürlükçü örneğini temsil ediyordu. Devrimcinin mücadelede yetkinlik kazanmasının hangi esasa bağlı olduğunu duruşuyla göstermişti. Komünalizmin ilke olarak düşünce, söylem, duruş ve eylemde tutarlı bir şekilde sahiplenilmesiyle o yetkinliğin açığa çıkarılacağını göstermişti.
Toplumun örgütlü politik güce dönüşmesinin yanında bireysel gelişimin de komünalizm ekseninde mümkün olduğunu görmek gerekiyor. Pratik dinamizm ve keskin kavrayış yaratıcı pozitif aklın özellikleridir. Pozitif akıl taşıdığı özelliklerle yorulmak bilmeyen çalışkan, coşkulu kişilikler açığa çıkarıyor. Toplumun devlete karşı sınırsız bir güce sahip olduğunu görenler ve bu gücü açığa çıkarmanın yollarını geliştirenler de komünalist zihniyetle, komün zemininde kendini gerçekleştirenlerden çıkacak.









