Sayın Öcalan’ın fiziki özgürlüğünün zamanının geldiğini ve bu realitenin sadece sürecin selameti açısından değil Mezopotamya ve Anadolu halklarının ortak geleceği bakımından belirleyici olduğu açıktır
Demokratik Entegrasyonun önündeki en büyük engelin, silahların bırakılması sürecinde yaşanan ‘gecikmeler, yavaşlıklar’ değil; hükümetin süreci, ‘tespit ve teyit şartı’ olduğu daha net görülüyor
Cengiz Çiçek
İsrail’in Ortadoğu’daki güvenliğine dayalı askeri, siyasi ve ekonomik yeni hamlelerin tedavülde olduğu bir dönemde Cumhuriyetin Kürtlere açılması zorunluluğu; bir başka deyişle Kürt politikası geliştirme ihtiyacı, “iç cepheyi pekiştirme” adı altında gündeme geldi. Ne adına ve hangi amaçla olursa olsun bu iç cephe söylemi, Kürtlerin tarihsel ve politik olarak tanınması anlamına gelir. Devletçiliği ve milliyetçiliği kapalı ve ırkçı tınılar taşıyan, tarihî boyunca devletin paramiliter uzantılarını ideolojik, politik ve örgütsel olarak domine eden MHP’nin milliyetçi diskur üzerinden de olsa Kürtleri tarihsel olarak gören ve Sayın Öcalan üzerinden muhatap alan bir dile geçişi, bu eğilimin bir yansıması olarak anlaşılabilir.
O halde bugünlerde sıkça öne çıkarılan “silahların bırakılmasının tespit ve teyit edilmesi” şartına takılmadan da devletin iç cephenin tahkim edilmesinin gereklilikleri üzerinden Kürtlerin kolektif hak taleplerine dair adım atması doğal dahası eşyanın tabiatı gereğidir.
Ne var ki somut durumda bu doğallık, somut bir doğallık olmuyor olamıyor. Ve hâliyle iktidarın konuyu ele alışındaki samimiyeti tartışmalı hale getiren bir tablo oluşuyor. “Örgüt silah bırakmadan yasal-siyasal adımlar atılmayacak” yaklaşımı, silahlı mücadeleye dayalı ‘zor’ olmasaydı hiç adım atılmazdı görüşünü doğruladığı gibi, stratejik olarak alınan silah bırakma kararının ortaya çıkardığı tarihi olanakların, iktidarın güncel çıkarlarına heba edilebileceği bir belirsizlik iklimi yaratmaktadır.
Daralan ve güçten düşen Cumhuriyetin, Kürt demokratik dinamiğine yer açarak genişlemesi ve güçlenmesi gibi bir tarihi fırsat kapısı aralanmışken, hükümetin Kürtlerin taleplerine ve demokratikleşmeye dair atılması gereken adımları silahların tamamen bırakılmasının tespiti ve teyidi şartına bağlaması, en hafif değimiyle çözümsüzlükte ısrardır.
Hükümetin yaklaşımı
Sayın Öcalan, 53 yıllık isyanı sonlandırırken, bu isyanın da temel itiraz noktası olan Kürtlerin hukuk kapısının dışında bırakılması durumunun ortadan kaldırılması için demokratik entegrasyon ilkesiyle Kürtlerin Cumhuriyete katılımını önerdi. Bu noktada sadece Kürt halkının örgütlü güçlerini değil iktidarı da sorumluluk almaya çağırdı. Demokratik entegrasyon sürecinde rejime düşen görev, “demokratik siyaset ve hukuki boyutun tanınması” şeklinde formüle edildi. Aradan geçen süre zarfında Demokratik Entegrasyonun önündeki en büyük engelin, silahların bırakılması sürecinde yaşanan “gecikmeler, yavaşlıklar” değil; hükümetin süreci, “tespit ve teyit şartı”, “kritik eşik” gibi yaklaşımlarla “terör” konseptine daraltan, Kürtleri de “güvenlik” parantezine sıkıştıran yaklaşımı olduğu daha net görülüyor.
Hukukun kapısını aralamak
Evet, Sayın Öcalan isyan örgütünü feshederek, Kürt halkı için özgürlük, Türkiye halkları için demokrasi hedefine kilitlenmiş yeni bir demokratik mücadele örgütünü kurmak ve siyasal-toplumsal organizasyonları geliştirmek istiyor. Silahlı mücadele yöntemini sonlandırarak yerine demokratik siyasal mücadele stratejisini ikame etmek istiyor. Bu çabasıyla sadece Kürtlerin varlığını ve siyasal mücadelesini hukuki ve siyasi tanınırlık içine almaya çalışmıyor. Yanısıra Kürt siyasal hareketi ve devlet arasındaki ilişkiyi yasa dışı, illegal, çatışmalı nitelikten hukuksal, legal ve çatışmasız zemine çekmeye çalışıyor. Böylece Sayın Öcalan, 53 yıllık isyan sürecinden çıkarılması gereken temel dersin, Cumhuriyetin kuruluş aşamasında inkâr edilen Kürt varlığının, hukuk kapısından içeriye alınması gerektiğine işaret ediyor. Uğraşının odağına bunu alması, aynı zamanda Cumhuriyetin ilk yüz yılına damga vuran inkâr-isyan, isyan-bastırma kısır döngüsünü aşma ve bu döngünün kök nedenlerini ortadan kaldıracak olan ikinci yüz yıl kuruculuğuna dair verdiği stratejik değerle ilgilidir.
Demokratik Cumhuriyet
Bu yaklaşım, aynı zamanda “iç cephe” anlayışının da yer yer dışa vurduğu üzere, inkarcılığın başka bir tezahürü olan Kürdün varlık olarak hâkim ulusa-Türklüğe eklemlenmesi ve yarım yüz yıllık mücadelenin oluşturduğu Kürt siyasal aklının mevcut iktidar bloğuna yedeklenmesi tehlikesine karşı Kürtlerin kimlik (varlık) ve siyasal (dünya görüşü) olarak tanınmasını, kabul edilmesini sağlamaktır. Sayın Öcalan bu çabasıyla pozitivist, katı laik bir ideolojiyle kurulan; İslam’ın dahil edilmesiyle (12 Eylül darbesiyle birlikte) devam eden oligarşik Cumhuriyet’i, Kürtlerin katılımıyla demokratikleştirmeye çalışmaktadır. Kürtlerin kendi kimliğiyle, siyasal değerleriyle, ifade ve örgütlenme özgürlüğüyle katılacağı bu Cumhuriyeti Demokratik Cumhuriyet olarak nitelendirmek de mümkündür.
Çözüm önerileri
Barış ve demokratik toplum sürecine dair tartışmalar, bu zemine oturtulduğu ölçüde anlamlıdır ve yol alınabilecektir. Buna göre;
1- Silahlı mücadelenin sonlandırılması, Kürt Özgürlük Hareketi’nin kendi tarihsel seyri içinde ve yeni hedeflere ulaşma kararlılığı bağlamında stratejik bir karardır ve herhangi bir ön şarta bağlı değildir. Ancak bu stratejik karar, inkâr-isyan kısır döngüsünden çıkmanın yolu olarak devlete, demokratik entegrasyon ilkesiyle Kürtlerle Demokratik Cumhuriyette buluşma önerisini sunmaktadır.
2- Kürt siyasal hareketi kendisini stratejik temelde değişime, dönüşüme tabi tutarken, kaçınılmaz olarak Cumhuriyeti de otoriter-oligarşik Cumhuriyetten, Demokratik Cumhuriyete doğru dönüştürmek istemektedir. Böylece, Kürtler ve devlet arasındaki ilişkinin temel niteliği olan çatışma, yerini çatışmasızlığa bırakırken değişim, sadece Kürt siyasal hareketi için değil rejimin kendisi için de kaçınılmazdır. O nedenle demokratikleşmeye kapalı bir rejim, sorun çözücü değil, sorun üretici olmaya mahkumdur.
3- Ortadoğu’da kopan ve kopacak olan fırtınalardan hasarsız kurtulmanın yolu olarak tarif edilen “iç cephe” ihtiyacı, sadece konjoktürel bir yaklaşıma hapsedilemez. Devlet aklı, “iç cephe” söylemiyle kendi Kürt meselesini dolaylı olarak da olsa kabul etmiş bulunmaktadır. Sonuçta iç cephenin ana konusu, Kürt halkı ve onun örgütlü mücadelesidir. Hal buyken “terörsüz Türkiye”, “terörsüz bölge” gibi meselenin inkârının başka kavramlarla sürdürülmesiyle yeni bir sayfa açmak neredeyse imkânsızdır.
4- Hükümetin müstakil yasa ve demokratikleşme adımlarını “silahların bırakılmasının tespit ve teyit edilmesi” şartına bağlaması, meseleyi halen “terör” sorunu, Kürt halk gerçekliğini de “güvenlik” meselesi olarak kodlamasından ileri gelmektedir. Sürecin enfekte olmadan ilerlemesinin temel koşulu, silahlı mücadele yöntemini herhangi bir şarta bağlamadan stratejik olarak sonlandıran Kürt siyasal hareketi ve Sayın Öcalan’ın yaklaşımına paralel olarak, iktidarın da müstakil yasa ve demokratikleşme yönünde atılması gereken adımları “tespit ve teyit” şartına bağlamadan atmasıdır.
5- Sürecin en temel eksikliklerinden birisi, Sayın Öcalan’daki stratejik yaklaşımın, devlet-iktidarda halen yeterli düzeyde gelişmemiş olmasıdır. Bunun en önemli göstergelerinden birisi de Sayın Öcalan’ın statüsüne dair yaklaşımdır. Sorun, kendisinin İmralı adasında nerde kalacağına dair teknik bir sorun değildir. Statüsü iki nedenle önemlidir, belirleyicidir. Birincisi, uluslararası komplo sürecinden günümüze kadar Öcalan 28 yıldır, hukuksuzluğun muhatabıdır ve hukukun askıya alındığı koşullarda tutulmaktadır. O’na bu yaklaşım, özünde Kürt halkının özgürlük mücadelesine yaklaşımın turnusol kağıdıdır. Haliyle devleti yönetenler bir karar vermelidir; Kürtler hukuk kapısından içeri alınacak mıdır, alınmayacak mıdır? Ya da 53 yıllık isyan sonlandırılırken, Kürt halkının yeni dönem siyasal mücadelesi ve onun formlarını, araçlarını sistem kabul edecek midir, etmeyecek midir? Yani -Devlet Bahçeli’nin ilk çağrısına atfen- Sayın Öcalan’ın isyan örgütünü feshettikten, sonlandırdıktan sonra yerine ikame edilecek olan demokratik siyaset örgütünü-örgütlerini kurma çalışmalarına ne düzeyde tahammül edilecektir? Statünün bir boyutu budur. İkincisi, mevcut barış ve demokratik toplum süreci bağlamında Sayın Öcalan’ın sadece Türkiye’de değil Rojava ve İran başta olmak üzere tüm bölgede belirleyici bir rolünün olduğunun herkes farkındadır. Devlet de bunun bilinciyle hareket ettiğine göre kendisinin bu tarihsel rolünü oynayabilmesi için mevcut koşullarının buna uygun bir şekilde düzenlenmesi kaçınılmazdır.
Ateş çemberinde yol almak
Son olarak Türkiye’de sistemin yapısal krizlerinin aşılması ve Demokratik Cumhuriyet kuruculuğunda oynayacağı tarihsel rol bağlamında Sayın Öcalan’ın fiziki özgürlüğünün zamanının geldiğini ve bu realitenin sadece sürecin selameti açısından değil Mezopotamya ve Anadolu halklarının ortak geleceği bakımından belirleyici olduğu açıktır. Ülkenin etrafını saran ateş çemberi ortadadır. Ve iktidar, iç cephe üzerine bu koşullarda bir kez daha ve ciddiyetle düşünmelidir.









