İktidarın yeni dönem sansür aracına dönüşen BTK’ye dair konuşan gazeteci ve uzmanlar, ‘İktidarın sansür mekanizmasına karşı gazetecilerin mesleki örgütlenmesini artırmalı’ dedi
Dicle Fırat Gazeteciler Derneği’nin (DFG) Mart 2026 verilerine göre, cezaevlerinde 31 gazeteci bulunuyor. 2025 yılı boyunca ise 610 gazeteci mesleklerinden ötürü yargılandı. Dünya basın özgürlüğü endeksi 2025 yılı verilerine göre Türkiye, 180 ülke içerisinde 159’uncu sırada.
10 Kasım 2008’de kurulan ve daha sonra adı Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu (BTK) olarak değiştirilen kurumla birlikte basına yönelik baskılar daha da arttı. DFG’nin 2025 yılı verilerine göre, 5 bin 418 sanal medya içeriği ve kullanıcı hesabına erişim engeli getirildi. Ayrıca, 2026’nın Mart ayına kadar 102 hesap erişime engellendi.
Barış Akademisyeni Doç. Dr. Tezcan Durna, JINNEWS muhabiri Rozerin Gültekin ve gazeteci Ruşen Takva değerlendirmelerde bulundu.
Durna: Gazetecilik itibarsızlaştırılmak isteniyor
Doç. Dr. Tezcan Durna, iktidarın medyaya ilişkin politikaları hakkında şunları söyledi: “Sanal medya platformlarını düzenlemek için 2021’de girişime başlayan iktidar, daha sonra 2023’te ‘dezenformasyonla mücadele’ yasasıyla birlikte kısıtlamalara devam etti. Dijital medya mecralarına dayatmalarda bulunarak bu kurumlara Türkiye’den erişime engelleme getirmeye başladı. Bu hikaye aslında denetim mekanizması ve gazeteciliği imkansız hale getirme politikasıdır.
Meseleyi sadece ‘sansür’ olarak değerlendirmemek gerekiyor. AKP iktidarı, mesleki çerçevede gazetecileri örgütsüzleştirme, sendikasızlaşma, iş güvencesizleştirmeyi pekiştirerek gazetecilik mesleğini itibarsızlaştırmak istedi. Bu politikaları hala sürdürüyor.
Hesaplar kapatılıyor
BTK’nın yayın durdurma, hesap kapatma gibi yetkilerinin kökeni 2007 yılında çıkarılmış olan 5651 sayılı kanuna dayanıyor. 2024’e kadar özellikle sosyal medya yasasının hayata geçirilmesinden sonra ve temsilcilik açma zorunluluğu gelmesine kadar, bu suçların işlendiği hesaplar Sulh Ceza Mahkemesi tarafından buraya başvurular yapılarak girişimde bulunuluyor ve hesap durdurma kararı alınıyordu. Burada sosyal medya yasasının hayata geçirilmesi ve yürürlüğe girmesi ile birlikte bir madde eklendi. Bu da ‘ivedi durumlarda acil karar alma gereği halinde hemen hesap durdurma’ idi. Yani BTK’ye 8 saate kadar hesap durdurma veya hesabı kapatma yetkisi tanındı.
RTÜK ve BTK sansürü derinleştiriyor
BTK de RTÜK gibi bir yargı merci değildir. Nihai kararları bunlar veremiyor. Ama bu süreçte AKP iktidarı ‘hız’ meselesini devreye soktu ve bir noktadan sonra BTK kendisini bir yargı merci görerek bunu bir cezaya dönüştürdü. Aynı şeyi RTÜK’ün de yaptığını görüyoruz. Bir anlamda mevcut iktidar karasal ve uydu yayıncılığı ile RTÜK’ü nasıl operasyonel bir araç olarak kullanıyorsa BTK’yı da dijital platformlar için kullanmaya başladı.”
Gültekin: Kürt kimliğine saldırı var
JINNEWS muhabiri Rozerin Gültekin, medyanın hukuki düzenlemeler ve idari kararlarla baskı altına alınmaya çalışıldığını söyledi. BTK’nin kararlarının büyük bir kısmını “milli güvenlik”, “kamu düzeni” ya da “terörle mücadele” gibi bahanelere dayandırdığını belirten Rozerin Gültekin, şunları söyledi:
“Ana akım dışında kalan, gerçeği yazan Özgür Basın kurumları ise bu engelleme ile daha fazla karşı karşıya kalıyor. Alternatif, muhalif ve özellikle kadın özgürlük perspektifiyle basın faaliyetini daha sık yapan kurumların hedef alınması, medyada tek seslilik için atılan adımlardır. Özgür Basın, hakikati duyuran, baskıyla yok sayılmaya çalışılan ve buna karşı mücadelesini yükselten halkın sesi olmaktır. Kadın gazeteciler olarak bunu gerçekleştirirken hem kadın olmaktan hem de gazeteci olmaktan dolayı hedef haline geliyorsunuz. Bir yandan Kürt kimliğine saldırı varken diğer yandan kadın kimliğine sistematik bir yaklaşım söz konusu. Kadın bakış açısıyla gerçekleştirilecek basıncılık çözüm noktası olarak karşımızda durmakta. Kadın gazeteciliği hem yaşananların tanığı hem de öznesi olarak yazmaya devam edecek.”
Takva: Sansür yasası dezenformasyon yasasına dönüştü
Hesabı pek çok kez erişime engellenen gazeteci Ruşen Takva, bu kararların siyasi ve bizzat ifade özgürlüğüne dönük politikaların başka versiyonu olduğuna işaret etti. Şüpheli bir şekilde yaşamını yitiren Rojin Kabaiş haberleri dolayısıyla hesabının kapatıldığını belirten Tavkva, bu erişim engellerinin hala görevde olan Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi rektörü Hamdullah Şevli’nin istemi doğrultusunda gerçekleştiğinin altını çizdi. Takva, “BTK esasen tek başına karar alabilecek bir kurum değil. Açıkçası, Türkiye’de başkanlık sistemi ardından hiçbir kurum tek başına karar alamıyor” dedi.
Sansür ve baskı mekanizmaları
Dönemin bütün sansür ve baskı mekanizmaları gibi BTK’nın da ilk olarak Kürt gazetecilere dönük bir sopa olarak kullanıldığını söyleyen Ruşen Takva, “BTK’nin Kürt gazetecilerle başlattığı bu aşırı sansür uygulaması devletin bir politikasına dönüşmüş durumdaydı. Devletin politikasının sonuçlarını sokakta izliyorduk. ‘Sansür yasası’ olarak bilinen ve adına, ‘dezenformasyon yasası’ dedikleri yasa nedeniyle bir çok arkadaşımız tutuklandı. Bu anlamda BTK kararları tam olarak bir devlet politikasının ürünü olarak karşımızda duruyor. Hükümet bu haksız ve hukuksuz politikalarını önce Kürt gazetecilerde deniyor, eğer bir itiraz olmazsa bunu uygulamaya devam ediyor” diye konuştu.
Haber: Ceylan Şahinli / MA









