Kayıplar Haftası dolayısıyla yapılan açıklamalarda, ‘Türkiye, BM Bütün Kişilerin Zorla Kaybedilmeden Korunmasına Dair Uluslararası Sözleşmesi’ni imzalasın ve uygulasın’ vurgusu yapıldı
İnsan Hakları Derneği (İHD) Wan Şubesi ve Türkiye İnsan Hakları Vakfı (THİV) Wan temsilciliği, Gözaltında Kayıplara Karşı Mücadele Haftası dolayısıyla Wan Kent Meydanı’nda açıklama yaptı.
İHD Wan Şube Eşbaşkanı Mehmet Salih Coşkun, zorla kaybettirmelerin sistematik hale getirildiğini belirtti. Mehmet Salih Coşkun, kaybettirme politikalarının Türkiye’nin yüzleşmesi gereken tarihsel bir gerçeklik olduğunu belirterek, “İnsanların evlerinden, işyerlerinden, köylerinden ve sokak ortasında gözaltına alındıktan sonra bir daha kendilerinden haber alınamadı. Geride bırakılan ailelerin yıllardır belirsizlik, yas ve adalet arayışı arasında yaşamaya zorlandı” dedi.
Mehmet Salih Coşkun, “Hakikatler ortaya çıkarılmıyor, etkin bir soruşturma yürütülmüyor. Gözaltında kaybetme uluslararası insan hakları hukuku ve ceza hukuku bakımından ağır bir ihlaldir. Ayrıca insanlığa karşı suç niteliği taşımaktadır. BM’nin bütün Kişilerin Zorla Kaybedilmeden Korunmasına Dair Uluslararası Sözleşmesi’nin 5’inci maddesine uyarınca zorla kaybettirmelerin yaygın ve sistematik olması nedeniyle insanlığa karşı işlenmiş bir suçtur. Türkiye’nin söz konusu sözleşmeyi imzalamaktan kaçıyor. AİHM Türkiye hakkında verdiği çok sayıdaki ihlal kararına rağmen cezasızlık politikaları hala devam ediyor” diye konuştu.
‘Zorla kaybettirilme suç olarak düzenlensin’
Cumartesi Anneleri/İnsanlarının İstanbul başta olmak üzere birçok kentte sürdürdüğü adalet mücadelesinin toplumsal hafızanın korunması açısından önemli olduğuna ifade eden Mehmet Salih Coşkun, “Gözaltında kaybedilen kişilerin akıbetinin ortaya çıkarılması, faillerin yargılanması ve devletin geçmişle yüzleşmesi yönündeki çağrılarını ulusal ve uluslararası mekanizmalara taşımıştır. İHD’nin yürüttüğü bu mücadele, yalnızca kayıpların bulunması için değil, aynı zamanda toplumsal hafızanın korunması, cezasızlığın son bulması ve bir daha benzer ihlallerin yaşanmaması açısından da önemli bir insan hakları mücadelesidir” dedi.
Açıklamanın sonunda talepler şu şekilde sıralandı:
- Gözaltında kaybedilen tüm kişilerin akıbeti açıklansın.
- Zorla kaybetme suçu Türk Ceza Kanunu’nda insanlığa karşı suç olarak düzenlensin.
- Kayıp dosyalarındaki cezasızlık politikalarına son verilsin.
- Sorumlular bağımsız ve etkin soruşturmalar sonucunda yargılansın.
- Galatasaray Meydanı’ndaki hukuk dışı yasaklar kaldırılsın.
- Türkiye, BM Bütün Kişilerin Zorla Kaybedilmeden Korunmasına Dair Uluslararası Sözleşmesi’ni imzalasın ve uygulasın.
İzmir
İHD İzmir Şubesi, Konak Eski Sümerbank önünde 17-31 Mayıs Gözaltında Kayıplar Haftası kapsamında gözaltında kaybedilenlerin akıbetini sormak ve cezasızlık politikalarına dikkat çekmek amacıyla açıklama yaptı. Açıklamada, 1992 yılında İstanbul’da gözaltında kaybedilen üniversite öğrencileri Hüsamettin Yaman ile Soner Gül ve 1994 yılında Diyarbakır’ın Lice ilçesinde kaybedilen Bahri Budak ile 14 yaşındaki torunu Metin Budak’ın dosyalarının etkin şekilde soruşturulmadığı vurgulandı. “Kayıplar vicdanındır sahip çık”, “Kayıplar belli failler nerde” pankartları açılırken, açıklamayı İHD İzmir Şube Başkanı Av. Zilan Gümüş okudu.
İHD verilerine göre, Mayıs ayı içerisinde toplamda 61 insanın kolluk güçleri tarafından gözaltına alındığını ve kaybedildiğini belirten Zilan Gümüş “İnsan Hakları Derneği olarak bir kez daha vurguluyoruz. Kaç yıl geçerse geçsin, insanlığa karşı işlenen suçlarda zaman aşımı olmaz. Hukukun evrensel ilkelerini, temel insan haklarını çiğnemekten vazgeçin; Hüsamettin Yaman ve Soner Gül, Bahri Budak ve Metin Budak’ın akıbetlerini saptama, sorumlularını cezalandırma görevinizi yerine getirin” dedi.
Ankara
İHD Ankara Şubesi, Gözaltında Kayıplara Karşı Mücadele Haftası kapsamında Sakarya Caddesi’nde açıklama yaptı. Burada konuşan İHD Ankara Şube yöneticisi Aslı Saraç, hakikat, adalet ve yüzleşme taleplerini yineleyerek, “İnsanlar evlerinden, işyerlerinden, köylerinden, sokak ortasında gözaltına alındı ve bir daha kendilerinden haber alınamadı. Geride bırakılan aileler ise yıllardır belirsizlik, yas ve adalet arayışı arasında yaşamaya mahkûm edildi. Aradan geçen bunca zamana rağmen hakikat ortaya çıkarılmadı. Etkin soruşturmalar yürütülmedi, sorumlular korunarak cezasızlık politikaları sürdürüldü. Gözaltında kaybetme; uluslararası insan hakları hukuku ve ceza hukuku bakımından ağır bir ihlal ve insanlığa karşı suç niteliği taşımaktadır” dedi.
Kaynak: MA









