Uluslararası Daimi Halklar Mahkemesi, Kanada hükümetinin mevcut politikalarının yerli halklara yönelik süregelen soykırım anlamına geldiğine hükmetti
Uluslararası Daimi Halklar Mahkemesi, Kanada hükümetinin yerli halklara yönelik mevcut politikalarının süregelen soykırım niteliği taşıdığına karar verdi. İnsan hakları ihlallerini inceleyen uluslararası bir vicdan mahkemesi olan Daimi Halklar Mahkemesi’nin yedi yargıcı, Montreal’de bir hafta süren duruşmaların ardından geçici kararını açıkladı.
Mahkeme, yatılı okullarla bağlantılı kayıp yerli çocuklar ve işaretsiz mezarlara ilişkin soruşturmasına pazartesi günü Montreal’deki daphne sanat merkezinde başladı. Süreç, Montreal Yerli Kadınlar Sığınağı’nın 2024 yılında yaptığı başvuru üzerine başlatıldı.
Panel, hafta boyunca Kanada’nın yatılı okul sistemindeki sorumluluğu ve bu sistemle bağlantılı insan hakları ihlallerine ilişkin tanıklıkları dinledi. Tanıklar, zorla ailelerinden koparılan çocukların, kültürel yıkımın ve kuşaklar boyunca aktarılan travmanın ağır sonuçlarını anlattı.
Çocuklar zorla ailelerinden koparıldı
Duruşmalarda, yatılı okul sisteminde okul çalışanları ve din görevlileri tarafından çocuklara yönelik ağır fiziksel ve cinsel istismarlar da gündeme geldi. Tanıklar, yaşanan şiddetin çocukları psikolojik olarak kopuşa ve dissosiyasyona zorladığını belirtti.
Kanada Kraliyet-Yerli İlişkileri ve Kuzey İşleri Bakanlığı, Kanada hükümetinin duruşmalara katılmayacağını açıkladı. Mahkeme salonunda Kanada hükümetini temsilen boş bir sandalye bırakıldı.
Geçici kararı okuyan Māori hukukçu Valmaine Toki, Kanada’nın eylemleri ve ihmalleri nedeniyle “hukuki, ahlaki ve siyasi sorumluluk” taşıdığını belirtti. Toki, mahkemenin bu uygulamaları yerli halkları yok etmeye yönelik sistematik çabanın parçası olarak değerlendirdiğini söyledi.
Toki, “Bu travma ve psikolojik zarar kolektif bir boyuta sahiptir; çocukların, ailelerin ve toplulukların birbirini izleyen kuşaklarını etkilemektedir” dedi. Toki, hayatta kalanların damgalanma, kültürel utandırma ve suçluluk duygusu nedeniyle susturulduğunu ifade etti.
‘Süregelen soykırımın açık göstergeleri var’
Mahkeme yargıçlarından, Arizona State Üniversitesi’nde yerli halklar hukuku ve politikası profesörü olan Seánna Howard da Kanada’nın yerli halklara yönelik tutumunu sert sözlerle eleştirdi.
Howard, Kanada’da “yerli yaşamlarına yönelik süren küçümseme, yerli halkların verileri, toprakları ve bedenleri üzerindeki egemenliğinin inkârı ve yerli halkların haklarına yönelik diğer ihlallerin” devam ettiğini belirtti.
Howard, “Bu örüntü süregelen bir soykırımın açık göstergelerini ortaya koymaktadır” dedi. Kanada makamlarının uluslararası hukuk kapsamındaki hesap verme sorumluluğundan kaçmak için bir stratejiyi sürdürdüğünü belirten Howard, bunun sistematik bir tutuma işaret ettiğini vurguladı.
‘İnkârcılığa karşı çıkın’
Anishinaabe hukukçu ve mahkemenin başsavcısı Christa Big Canoe, kararı yatılı okul sistemi mağdurları ve çocukları bir daha geri dönmeyen aileler için “umut verici bir ön karar” olarak değerlendirdi.
Big Canoe, Kanadalılara da çağrı yaparak yatılı okul inkârcılığına karşı çıkmalarını istedi. İşaretsiz mezarların kazılmasını talep ederek hayatta kalanların tanıklıklarını değersizleştiren çevrelere dikkat çeken Big Canoe, “İnsanlığa karşı suçları ve soykırımı yaşamış yerli halkları desteklemenin zamanı geldi” dedi.
Big Canoe, “En azından inkârcılığa meydan okuyun. Yapabileceğiniz en küçük şey budur” ifadelerini kullandı.
Soykırım sadece toplu katliam değildir
Mahkemenin geçici kararı, insan hakları hukukçusu ve akademisyen Fannie Lafontaine’in uzman tanıklığının ardından geldi. Lafontaine, Kayıp ve Katledilen Yerli Kadınlar ve Kız Çocukları Ulusal Soruşturması’na ek rapor olarak hazırlanan “Soykırımın Hukuki Analizi” başlıklı çalışmanın yazarı olarak mahkemede ifade verdi.
Lafontaine, “soykırım” kavramının çoğu zaman toplama kampları, 1994 Ruanda Soykırımı ya da Bosna Soykırımı gibi örnekleri çağrıştırdığını, ancak hukuki anlamda soykırımın kısa sürede gerçekleşen kitlesel öldürmelerle sınırlı olmadığını belirtti.
Lafontaine, soykırım yorumunun “Holokost paradigmasının”, yani soykırımın yalnızca çok sayıda insanın öldürülmesi olduğu anlayışının ötesine taşınması gerektiğini söyledi. “Soykırım yalnızca bu değildir” dedi.
Tam karar 30 Eylül’de açıklanacak
Daimi Halklar Mahkemesi’nin tam kararını, Kanada’da Hakikat ve Uzlaşma Ulusal Günü olarak kabul edilen 30 Eylül’de açıklaması bekleniyor.
Mahkemenin geçici kararı, Kanada’nın yatılı okul sistemiyle yüzleşme sürecinde yeni bir aşama olarak değerlendiriliyor. Karar, yerli halklara yönelik tarihsel şiddetin yalnızca geçmişte kalmadığını, bugünkü politikalar, hesap vermekten kaçınma, inkâr ve egemenlik haklarının tanınmaması üzerinden sürdüğünü ortaya koydu.
Kaynak: ANF









