Barış ve demokrasi talebinin yoğunluğuna ve ısrarına rağmen günler baskı ve zorbalıklarla geçiyor. Kürtlere, Alevilere, işçilere, kadınlara ve üniversite öğrencilerine yönelik baskılar ve saldırılar hiç azalmadan devam ediyor.
En son bu baskılar CHP’ye yönelik olarak yapılan saldırılarla bütün toplumu etkileyen bir düzeye çıkartıldı. Aynı anda ve bayram mesaisinin araya girdiği koşullarda, Barış ve Demokratik Toplum Süreci’ne dair önemli gelişmeler yaşandı.
Birincisi, yapılan son görüşmede Sayın Öcalan’ın sürecin durumu ve geleceği hakkındaki olumlu ve önemli değerlendirmeleriydi.
Çünkü böyle süreçlerin seyrinin ve olası sonuçlarının anlaşılmasını sağlayacak olan en son ve en isabetli bilgiye, elbette sürecin yürütücüleri sahip olmak durumundadırlar. O nedenle Sayın Öcalan’ın değerlendirmeleri toplumda yaşanan kaygıları gideren ve geleceğe olan umudu artıran bir etki yapmıştır.
İkinci gelişme yine aynı konuda İmralı Heyeti üyeleri tarafından yapılan açıklamaydı. Buna göre bayramdan sonra Sayın Öcalan’ın da inceleyebileceği bir yasa tasarısının Meclis’e getirilebileceği belirtildi.
Bu bilgiye göre bu yasanın geçici olacağı ve 7-8 maddeyi ihtiva edeceği, ayrıca bu yasanın Sayın Öcalan tarafından sürecin kök yasası olarak tanımlandığı ifade edilmiştir. Demokratik sürecin ihtiyacı olan diğer yasaların da belirtilen yasaya uygun olarak çıkartılacağı ve böylece sürecin ilerlemesinin sağlanabileceği belirtilmiştir.
Böyle bir gelişmenin yaşanması değerlidir. Çünkü aylardır çıkartılması beklenen ve çözümü sağlaması amaçlanan böyle bir yasaydı.
Peki bu yasanın çıkartılmasından söz etmek neden bugüne kadar bekletildi? Sürecin başladığı günden bugüne birçok aşamadan geçildi ve o aşamaların hepsinde, böyle bir yasanın bir an önce çıkartılması istendi. Ama devlet adım atmadı. Aylar sonra bu açıklamanın yapılmış olmasının nedeni nedir? Mesela devlet bir yıl, altı ay veya üç ay önce bu yasal düzenlemeyi yapmaya yönelseydi ne kaybedecekti?
Bırakalım kaybetmeyi, kazanacaktı. Bu şekilde yasal düzenlemelerin geciktirilmesinin temel nedeni, devletin soruna barış ve demokrasi çerçevesinde yaklaşmaması, süreci zamana yaymaya çalışmasıdır.
Devletin bugün yasal düzenlemeyi yapmayı dile getirmesinin nedeni ise Kürt halkının, Sayın Öcalan’ın ve demokrasi güçlerinin sürecin başarılması için gösterdiği fedakârlık, kararlılık, geliştirdiği yaratıcı politikalar ve sürdürdüğü mücadeledir. Bu gerçeklik, sürecin yürütülmesinin yolunun mücadeleden geçtiğini de göstermektedir. Belirtilen mücadelenin sonucu olarak ifade edilen yasal düzenleme gerçekleşirse, barışa ve demokratik toplumun inşasına giden yolun temizliği de sağlanmış olacaktır.
Böyle olmasının nedeni Türk devletinin yapısal özelliğidir. Bu devlet hem demokratik değildir hem de demokratikleşmeye açık bir tutum almamaktadır. Hâlbuki bir devletin politik özelliği, o devletin neler yapabileceğini veya neleri yapamayacağını gösterir.
Türk devleti demokratik bir devlet olmadığı için iç politikada bütün muhalif ve demokratik kesimlere karşı faşist ve gerici politikalar izlemektdir. Dış politikada ise dünya ve bölge halklarına karşı izlediği yayılmacı, sömürgeci ve düşmanlık politikalarıyla emperyalizme hizmet etmektedir. Dolayısıyla Türk devleti demokratikleşmemektedir.
Belirtilen yapısal özelliğinden dolayı, yani yüz yılı aşan bir süreden beri demokratikleşmemiş olan Türk devletinin demokratik bir barışı gerçekleştirmesi kolay olmamaktadır. Hem Kürt sorunu hem de bu sorunun çözümünü amaçlayan sürece ilişkin yaşanan sorunlar da devletin bu özelliğinden kaynaklanmaktadır.
Bu gerçeği, Türk devletinin varlığından bugüne kadar izlediği ve son bir ayda toplumun değişik kesimlerine yapılan bütün saldırılarda görmek mümkündür. Yani bu devlet, ayakta kalmasını ve varlığını baskılarla ve saldırlarla sürdürmektedir.
O nedenle bir yasanın çıkması sihirli bir değnek değildir. Böyle bir yasanın çıkması ne kadar önemli ve değerliyse bir o kadar da yetersiz kalması mümkündür.
Tam da bu nedenle kitlelerin demokrasi mücadelesini geliştirmesi ve yükseltmesi gerekiyor. Çünkü esas çözüm, bu yasanın çıkmasının yanında başta Kürt halkı ve Alevi toplumu olmak üzere tüm ezilen kitlelerin demokrasi mücadelesiyle mümkün olacaktır. Gelişmeler nasıl olursa olsun, her durumda halkların ve ezilenlerin karşısına çıkan gerçeklik budur.
Ayrıca sürecin geleceği devletin yapacaklarıyla ve devletten beklentilerle sınırlandırılamaz. Tam tersine asıl olan halkların mücadelesi ve bu mücadelenin yaratacağı demokratik kazanımlar olacaktır. O nedenle yeni dönemde sürecin anahtar sözcüğü, demokrasinin ve barış talebinin toplumsallaştırılması olacaktır.
Dikkat edilirse devletin ısrarla kaçındığı gerçeklerden birisi de toplumsallaşma gerçeğidir. Çünkü barışın ve demokrasinin toplumsal bir talep olarak kitlelerin enerjisine dayanması ve böyle bir enerjiyle ortaya konması, devletin korktuğu ve ısrarla kaçındığı bir gerçekliktir.
Onun için toplumsallaşarak direnmeye, direnerek kazanmaya, kazandıkça korkutmaya devam edenlere selam olsun.









