Cumhuriyetin Demokratik Dönüşümü Konferansı çağrıcılarından eski AİHM yargıcı Rıza Türmen ile konuştuk:
- Bugün olan şudur; Türkiye’de demokrasinin sonu gelmiştir, Türkiye’de demokrasi ortadan kaldırılmıştır, Türkiye’de yeni bir cumhuriyet kurulmaktadır. AKP kendine bir devlet kurdu ve yeni bir cumhuriyetin inşasında… O cumhuriyete izin vermeyelim.
- Bütün bu oyunları bozacak olan bir toplumsal hareketlenme ve toplumsal itirazdır. Halkın, halk hareketlerinin sahneye çıkması, siyasetin içine girmesi, halkın siyasetin motoru haline gelmesidir. Demokratik Cumhuriyet’in motorunun halk olması lazım
- Biz bu AKP’nin kuracağı cumhuriyete itiraz ediyoruz. Onu eleştiriyoruz. Ama bu eleştiri yeterli değil. Nasıl bir cumhuriyet istiyoruz? Onu ortaya koyuyoruz. Eşit yurttaşlığa dayanan, demokratik, çoğulcu bir demokratik cumhuriyet istiyoruz.
Nezahat Doğan
Türkiye, demokrasi tarihinin en kritik eşiklerinden birinden geçiyor. Bugün maruz kaldığımız siyasi iklim, sadece bir yönetim krizi değil, aynı zamanda yeni bir otoriter cumhuriyetin inşası tehlikesini de beraberinde getiriyor. Yargı kararlarıyla kuşatılan siyasi alan ve toplumsal muhalefet üzerindeki baskılar, hafızalarımızda 7 Haziran sonrası kurulan oyunu canlandırırken, bu gidişata karşı güçlü bir demokrasi mücadelesi başlatmak, bugün dünden çok daha hayati bir ihtiyaç haline gelmiş durumda.
Cumhuriyetin ikinci yüzyılında önümüzde net bir yol ayırımı var. Ya hep birlikte inşa edeceğimiz demokratik bir cumhuriyette yaşamak ya da sistemin yeniden dizayn ettiği bir yapının içinde eriyip gitmek.
Elbette ortak yaşam için, kimliklerin yok sayılmadığı, herkesin kendi inancı ve kimliği ile yaşadığı ve anayasal haklarıyla var olabildiği, barış ile demokrasinin birbirinden ayrılmaz bir bütün olarak görüldüğü bir sistem yaratmak…
Bu arayışın en somut adımı da 13-14 Haziran tarihlerinde gerçekleştirilecek İkinci Yüzyılda Cumhuriyetin Demokratik Dönüşümü Konferansı’nda atılıyor. Konferans; siyaseti yerelden, sokaktan ve bizzat halkla birlikte örgütleyerek geçmişin kodlarıyla geleceği yeniden tartışmayı amaçlıyor.
Demokrasi eksikliği giderilmeden temel sorunlar çözülebilir mi? Neden ortak bir demokratik hatta buluşulamıyor? İkinci Yüzyılda cumhuriyet nasıl demokratikleşebilir? Barış olmadan demokrasi, demokrasi olmadan barış olabilir mi? gibi, Kürt sorununun çözümünden yargı bağımsızlığına, temel hak ve özgürlüklere kadar Türkiye’nin geleceğini belirleyecek pek çok soru masaya yatırılıyor.
Konferansın hedeflerini, cumhuriyetin demokratikleşme imkanlarını ve neden bugün demokraside ortaklaşmanın kaçınılmaz olduğunu, konferansın çağrıcıları arasında yer alan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi eski yargıcı Rıza Türmen ile konuştuk.
- Hızla akan gündemin tam ortasında demokrasi kavramı var. Bir tarafta yürütülen bir barış süreci diğer tarafta CHP’ye mutlak butlan… Öte taraftan değişmeyen ırkçı, kindar bir zihniyet. Halkların ortak geleceğinin inşasından söz ederken nasıl bir yerdeyiz?
Nasıl bir yerde olduğumuzu anlamak için şuna bakmak lazım. Bugün Türkiye’de seçilmiş bir parti liderliği mahkeme kararıyla ortadan kaldırılıyor ve başka bir lider mahkeme kararıyla atanıyor. Partinin örgütsel iradesi aslında hiçe sayılıyor ve parti dışındaki mekanizmalar tarafından partinin başkanı tayin ediyor.
- Bu ne demek oluyor?
Bu, Türkiye’de çok partili siyasetin sonu demektir. Bugün çok partili siyasetin sonu demek de aynı zamanda demokrasinin sonu demektir. Çok partili siyaset yoksa demokrasi de yoktur. Tek partili siyaset böyle tek partili bir devlet bürokrasisinden ibaret kalır.
- O zaman bugün olan sistemin demokrasiyi yok etmesi mi?
Bugün olan şudur; Türkiye’de demokrasinin sonu gelmiştir, Türkiye’de demokrasi ortadan kaldırılmıştır, Türkiye’de yeni bir cumhuriyet kurulmaktadır. Bu mutlak butlan kararı, bağımsız bir yargının olmaması, bunların hepsini beraber topladığımız zaman 2017 referandumundan bu yana meydana gelen bir süreç. Bu sürecin noktalandığı, yeni bir aşamaya girdiği bir dönemi yaşıyoruz.
- Yeni bir cumhuriyet kurulmaktadır dediniz, o zaman nasıl bir dönem ve handikaplarla karşı karşıyayız. Bu sistem son derece otoriterken nasıl bir cumhuriyet kurulacak? Ne hedefleniyor?
Bu yeni kurulan cumhuriyet otoriter, muhalefetin olmadığı, merkeziyetçi, temel hak ve özgürlüklerin bastırıldığı, basın ifade özgürlüğü gibi şeylerin olmadığı, hukuk devleti gibi kavramların geçerli olmadığı İslami referanslı bir cumhuriyettir. Bu cumhuriyete itiraz etmek lazım.
- Bahsettiğiniz bu cumhuriyetin kodları daha muhafazakâr, daha din temelli mi? Bugünün şartlarında çoğulcu demokrasiye sahip çıkmak, bu oyun planına karşı çıkmak konusunda eksiklik nedir?
Eksiklik şudur! Yeteri kadar toplumsal bir itiraz yok ortada.
- Neden?
Halk kitlelerini talebi olan, kimliği olan, kişiliği olan bir halka dönüştürmek zor bir iştir. Halk her zaman böyle bir itirazda zorlanır. Çünkü işte günlük hayatın şartları, monotonluğu vardır, korku vardır, geçim derdi vardır. Belirsizlikler vardır. Sokağa çıktığında başına ne getireceğini bilememe vardır. Tabi ki devletleşmiş bir hükümet mekanizması var, devletleşmiş bir parti mekanizması da var. O parti mekanizması yargıyı da içine almış. Bütün bunlar tabi ki bir tepkiyi zorlaştırıyor ama bu durumda harekete geçmek lazım. Bu sadece Cumhuriyet Halk Partisi’nin meselesi değildir. Demokrasinin ortadan kaldırılması bütün Türkiye’nin meselesidir.
- Bu söylediğinizde bir çelişki mi ortaya çıkıyor?
Evet aynen öyledir. Buradaki temel çelişki, bir demokratik yönetim altında yaşamak isteyenler ile demokrasiyi bu hale getirenler arasındadır. Bu CHP’nin içindeki başkanlık meselesi değildir. Bu temel çelişkiyi göz önünde bulundurmak; toplumsal bir muhalefet, toplumsal bir halk hareketi yaratmak lazım.
- Bu halk hareketi yaratmak çok mu zor? Muhalefet arasında bir bölünmüşlük bir atıllık mı var? Aynı zamanda “CHP’ye bunu yapan bize ne yapmaz ki?” çekincesi aslında yapılanları bir yandan da normalleştirmiyor mu?
Adım adım uygulanan bir proje var. İmamoğlu cezaevine konuldu, arkasından belediye başkanları konuldu. Arkasından CHP’ye dönüldü, butlan kararı çıkarıldı. Butlan kararının hukuken tutar hiçbir tarafı yoktur. Belli ki daha önce konuşulmuş, düşünülmüş bir projenin parçasıdır. Şimdi ne kaldı geriye? Özgür Özel kaldı onu hedefe alalım deniyor.
- Bütün bu oyunları ne bozar?
Bütün bu oyunları bozacak olan bir toplumsal hareketlenme ve toplumsal itirazdır. Halkın, halk hareketlerinin sahneye çıkması, siyasetin içine girmesi, halkın siyasetin motoru haline gelmesidir. Bugün eğer bahsettiğimiz gibi biz başka bir cumhuriyet istiyoruz diyorsak O cumhuriyetin motorunun halk olması lazım. Onun için halkın mutlaka siyasetin içinde olması lazım.
- Siyaset sadece Meclis’te yapılmaz, itirazlar salt oradan yükselmez mi diyorsunuz? Tam da bu durumda gerçekleştirilecek Cumhuriyetin Demokratik Dönüşümü Konferansı bunu, toplumsal muhalefeti mi hedefliyor?
Evet çünkü gerçekten siyaset sadece Meclis’te yapılmaz, siyaset sokaklarda yapılır aynı zamanda. Önce sokaklara çıkabilmek ve sokakları mutlaka tutmak lazım. Toplumsal muhalefet dediğimiz şey kamusal alanda yapılır. Bu konferansın da amacı biraz budur. Konferansla yeni bir umut vermek, yeni bir halk hareketi yaratmak, başka bir cumhuriyetin temellerini atmak istiyoruz.
- Tam da burada yakın tarihte yaşananlar bugün için gösterge değil mi? CHP’ye son yapılanlar 7 Haziran sonrasında HDP’ye yapılanlarla aynı değil mi?
Tabi, bunların hepsi AKP’nin kurduğu, kuracağı yeni cumhuriyetin inşası süreci. Muhalefeti olmayan olsa bile uysal, itaatkâr, seçim kazanamayan bir muhalefet olan, itiraz seslerinin fazla yükselmediği, tek adamın bütün kararları verdiği bir cumhuriyet. Burada buna engel ne görülüyorsa; DEM görülüyorsa, HDP görülüyorsa onu ortadan kaldırmak lazım. CHP engel görülüyorsa onu ortadan kaldırmak lazım. Yani seçimin sadece bir parti tarafından kazanılacağının garanti edilmesi lazım. İşin temeli bu.
- 29 aydın bu oyunu bozmak için mi adım attı ve çağrıda bulundu? Türkiye’nin geleceği için herkesin buna ses vermesi, el uzatması, yan yana durması, içinde olması; cumhuriyetin demokratikleşmesi için bir irade ortaya koymalı mı diyorsunuz? Konferansın temel amacı nedir?
Bu konferansın aslında üç tane özelliği var. Birinci özelliği, demokrasinin terk edildiği, otoriter bir rejime geçildiği Cumhuriyet tarihinin çok önemli bir dönüm noktasında yapılıyor bu konferans. Biz bu AKP’nin kuracağı cumhuriyete itiraz ediyoruz. Onu istemiyoruz, onu eleştiriyoruz. Ama bu eleştiri yeterli değil. Nasıl bir cumhuriyet istiyoruz? Onu ortaya koyuyoruz. Eşit yurttaşlığa dayanan, demokratik, çoğulcu, bütün farklılıkların kimliklere dönüştüğü, kimliklerin eşit bir biçimde yan yana yaşayabildiği ve tanındığı bir cumhuriyet istiyoruz. Bunu söylerken de katılanlara baktığınız zaman görüyorsunuz ki çok değişik yerlerden gelen insanlar var. Fakat herkesin birleştiği ortak hedef bir demokratik cumhuriyet.
- Geçmişte demokratik olmamış bir cumhuriyet bugün nasıl olabilir? Var olan cumhuriyetin en temel meselesi neydi?
Konferansın ikinci özelliği tam da bu. Geçmişte de tam demokratik bir cumhuriyet kuramadık. Cumhuriyetin en büyük meselelerinden biri onu yeteri kadar demokratik bir cumhuriyet haline getirememiş olmamız. Cumhuriyeti demokrasi düşüncesiyle tamamlayamamış olmamız.
- Geçmişle geleceğin birleştirilmesi mi?
Şimdi birleştirebilmeliyiz. Yani geçmişe bakan, geçmişteki yanlışları gören, yanlışlardan ders çıkaran ve bu derslerden hareketle yeni bir cumhuriyete yönelen, kurmak isteyen, inşa iradesi var. Konferansın üçüncüsü özelliği olarak da yeni bir umut doğurmasını istiyoruz. Bir konferans yapılıp sonra da sona ermesinin istemiyoruz. Bunu bir süreç haline getirmek istiyoruz. Bu konferans bir başlangıç olsun istiyoruz. Bu konferanstan sonra da bu süreç devam etsin istiyoruz. Kitleleri içine alarak daha da genişleyen; bütün bu çoban ateşlerini birleştiren, bir kartopu gibi büyüyerek büyük bir halk hareketi haline gelsin, yeni bir umut olsun istiyoruz.
- Bu umut var ama sahada, toplumda demokratik cumhuriyet nasıl olacak, nasıl dönüşecek tartışmaları da var. Konferansın sonraki adımda halkla daha güçlü temas kuracak, bunu örgütleyecek, güçlendirecek mekanizmalar yaratmak mı? Bu nasıl olacak?
Bu uzun ve zor bir süreç ama halkla birebir konuşmak, üstten bakmamak lazım. İnsanlarla karşılıklı bir öğrenme süreci yaratabilmek lazım ve bugünkü ekonomik sıkıntıların, bugünkü geçim zorlukların demokrasi olmamasından kaynaklandığını anlatmak lazım. Demokrasinin olmaması, Türkiye’de demokratik bir rejimin ortadan kaldırılması ile geçim zorlukları ayrılamaz bir bütün teşkil eder. Türkiye’deki yoksulluğun nedeniyle demokrasi arasındaki bağı iyi kurabilmek ve bunu insanlara anlatabilmek lazım.
- Ortada bir Kürt sorunu var. Sorunun çözümünde siyasi partiler de dahil ayrışan kesimler var. Özellikle son mutlak butlanla da birlikte bir tarafta barışa odaklanıldı ama demokrasi konuşulmuyor deniliyor. Barışla demokrasi iç içe değil midir? Neden böyle bir ayrışma söz konusu oluyor?
Kürt sorunuyla ilgili bu son süreçte iki temel çelişki var. Birinci çelişki: Kürt sorunuyla demokrasi birbirinden ayrılmaz bir bütündür. Kürt sorunu ancak demokrasi çerçevesinde çözülür ve demokrasi olmadan Kürt sorunu çözülemez diyoruz. Ama ondan sonra demokrasiden en çok uzaklaşıldığı bir dönemde Kürt sorununu ele alıp çözmek istiyoruz. Bu çok büyük bir çelişki ve bu çelişkiyi çözmek gerek.
- Türkiye böyle demokrasiden uzaklaşırken o vakit Kürt sorunu çözümü süreç görüşmeler ne oluyor sorusu çıkıyor?
Ne oluyor? Süreç inandırıcı olmaktan çıkıyor ve toplumsallaşmıyor. Toplumda kimse sürecin hakikiliğine inanmıyor. Bir taraftan demokrasi, öbür taraftan Kürt sorunu. Bunların arasındaki bu çelişkiyi çözmemiz lazım. İkinci çelişki de şu, ortada sanki Kürt sorunu diye bir şey yok, kimse Kürt sorunu konuşmuyor konuşulan şey “terörsüz Türkiye”. Yani silah bırakılacak, dağdan inilecek, işte o kadar onun ötesi yok bu da başka bir çelişki.
- Dağa çıkanlar niye çıkmış? Nedenlerin ortadan kaldırılması gerekmiyor mu?
İnsanların dağa çıkmasının tabi ki nedenleri var. Siz bu nedenlere çözüm getirmeden sadece sonucu ele alırsanız, o zaman aynı nedenler yarın öbür gün yine aynı sonuca yol açar. Bir kapı açıldı, bu kapıdan geçerek Kürt sorununun çözümünü toplumun gündemine sokmak lazım. Kürt sorunu diye bir sorun var, bu sorun nasıl çözümlenir, bunu görüşmemiz ve konuşmamız lazım. Bu süreç başlayalı can kaybı olmuyor. Tabi ki bu çok önemli ama yeterli değil. Bunu başka bir şeye dönüştürmek lazım.
- Mesele geliyor, hukuka, yasal adımlara dayanıyor. Önümüzdeki hafta AİHM toplantısı olacak. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin umut hakkı kararı; uygulanmayan Figen Yüksekdağ, Selahattin Demirtaş, Osman Kavala, Can Atalay kararları ve hukuk dışı birçok uygulamaların olduğu yerden baktığımızda siz AİHM eski yargıcı olarak ne görüyorsunuz?
Hukuksuzluk görüyorum. Hukuksuzluktan da öte hukukun hiçe sayıldığı bir dönem görüyorum. Hukuk yokmuş gibi davranıldı. Umut Hakkı bir AİHM kararı. Kavala ve Demirtaş kararları AİHM kararları. Kavala ve Demirtaş’ın hala cezaevinde tutulmaları ne kadar geçerlidir? Hiçbir temeli olmayan büyük bir keyfiliktir. Ama bu keyfilik yüzünden insanların hayatları sönüyor. Osman Kavala 9 yıldır içeride. Selahattin Demirtaş ta bir o kadar. Bugün Selahattin Demirtaş’ın dışarıda olması, Türkiye siyasetinde pek çok şeyi değiştirir. Osman Kavala’nın dışarıda olması sivil toplumda çok önemli.
- Tayfun Kahraman, Can Atalay, Çiğdem Mater niye içerde?
Bunların hiçbirinin cevabı yok. Ama bu hukuksuzluk içine girdiğiniz zaman, hukuksuzluğun olduğu yerde hukuki mücadele yapmak son derece güç oluyor.
AKP Cumhuriyeti’nin kuruluş dönemi diyebileceğimiz bu yeni dönemde şu kavramlardan vazgeçmemiz lazım. Demokrasiydi, hukuk devletiydi, çoğulculuktu, insan haklarıydı, temel hak ve özgürlüktü, vicdandı. Bunların hiçbiri geçerli değil çünkü insan değeri yok AKP Cumhuriyeti’nde. Bu kavramlarla düşünmekten vazgeçmek lazım çünkü eski döneme aitler.
- Eski döneme ait olan bu kavramların yerini şimdi ne alıyor ya da alacak? Önümüzde nasıl imkan ve fırsatlar var değişim dönüşüm için?
Her şeyin çöktüğü bir dönemde ve yeni bir dönemin açılmasının ortasında olduğumuz bir zaman dilimi içindeyiz. Bu zaman dilimi bize tabi fırsatlar da veriyor. Yani yeni bir cümle kurma fırsatını da veriyor. İtirazlar ve eleştiriyle birlikte bu fırsatları kullanabilmek lazım. Bu konferansın amacı da biraz bu.
- Bütün kesimlerin, farklı görüşlerin ortak bir hatta demokrasi için buluşması ve yol araması, ortak bir yaşam için demokratik birlik meselesi mi?
Burada en önemli mesele: Türkiye’nin bundan sonraki geleceği kararlaştırılıyor bugünlerde. Geleceği kararlaştırılırken bizim ortak bir mücadele verebilmemiz, demokrasiden yana güçlerin birleşik bir mücadele verebilmesi son derece önem taşıyor. Çünkü yarın çok geç olacak, gün bugündür. Birleşik, ortak, demokrasi çevresinde birleşmiş, bütün demokratik güçlerin ve bütün halkın birlikte bir ortak mücadelenin tarafı olması lazım. Demokrasi tarafında olmak lazım. AKP kendine bir devlet kurdu ve yeni bir cumhuriyetin inşasında… O cumhuriyete izin vermeyelim.








