ANKA-DER’in düzenlediği ‘Kürt Dilinin Statüsü ve Kürtçe Eğitim Çalıştayı’nda anadilde eğitim hakkının evrensel bir insan hakkı olduğunu vurgulandı. Çalıştayda Kürtçenin statüsü, eğitim hakkı ve dil üzerindeki engeller tartışılırken, Kürtçenin anayasal güvenceye kavuşturulması çağrısı yapıldı
ANKA Dil Kültür ve Sanat Derneği (ANKA-DER) tarafından Dünya Ticaret Merkezi’nde düzenlenen Kürt Dilinin Statüsü ve Kürtçe Eğitim Çalıştayı, verilen aranın ardından üçüncü oturum ile devam etti.
ANKA-DER yöneticilerinden Emine Oğuz’un moderatörlüğünde gerçekleşen üçüncü oturuma TİHV Genel Başkanı Metin Bakkalcı, Eğitim Sen Genel Sekreteri Zülküf Güneş ve İHD Genel Sekreteri Osman İşçi konuşmacı olarak katıldı. “İnsan hakları kapsamında dil ve anadil eğitimi” ile “Çocukların kendilerini tanımasında ve psikolojilerinde anadili hakkının yeri” başlıklarının tartışıldığı oturumda ilk olarak Metin Bakkalcı konuştu.
Türkiye’de Kürtçe konuşma nedeniyle yapılan yargılamalara dikkat çeken Bakkalcı, kendisinin de daha önce Türkiye Barış Meclisi Sözcüsü iken Kürtçe konuştuğu gerekçesiyle yargılandığını belirtti. Bakkalcı, anadilde eğitim hakkının ifade özgürlüğüne içkin olduğunu ifade ederek, “Dil dediğimiz şey sadece iletişim meselesi değildir. Kendimizi onun üzerinden var ediyoruz ve ilerliyoruz. UNESCO’nun verilerine göre dünya nüfusunun yüzde 40’ı anadilde eğitim hakkından mahrumdur. Anadilde eğitim hakkı, anadilde sağlık hakkı nasıl tartışılabilir?” diye konuştu.
AİHM Türkiye’yi mahkum etti
Ardından söz alan Eğitim Sen Genel Sekreteri Zülküf Güneş, Kürtçe’nin Zazakî lehçesinde konuşmasını gerçekleştirdi. Güneş, Eğitim Sen’in anadilde eğitim mücadelesine değindi. Kürtçe eğitim hakkı nedeniyle birçok dava açıldığını kaydeden Güneş, “AİHM bu davalarla ilgili olarak Türkiye’yi mahkûm etti. Eğitim Sen olarak 21 Şubat’ta uluslararası bir sempozyum düzenledik. Dünyanın çeşitli yerlerinde anadilde eğitim hakkı çalışması yürütenler katıldı ve deneyimlerini paylaştı. Dünyanın birçok yerinde anadilde eğitim hakkının nasıl engellendiği ve çözüm deneyimleri tartışıldı” dedi.
Rahmî Koç’a tepki
Rahmî Koç’un Kürt kadınlara yönelik cinsiyetçi ve ırkçı ifadelerine teki gösteren Güneş, “Kürtçe hastanelerde de yasaklıdır ve bu durum Kürtlerin hastanelerde kendilerini ifade edememelerine neden olmaktadır. Bu nedenle Rahmî Koç’u ve bu anlayışı da kınıyorum” dedi.
‘Barış Süreci’nde hak temelli olmalı’
Son olarak konuşan İHD Genel Sekreteri Osman İşçi de anadilin kullanılamaması ile ilgili meselelerin hak ihlali olduğunu belirtti. İşçi, “İnsan hakları bütüncül bir meseledir. Anadil ihtiyacı, İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi’nin tüm maddelerine dahildir. Ayrımcılığa uğradığınızda eğitiminiz nitelikli olmayabilir. Bir alandaki ihlal başka bir alanı etkileyebiliyor. Eğitim hakkı ihlali, sağlık hakkı ihlaline neden olabilir. Ulus devlet sistemi çoğunlukçu bakıyor ancak bizim çoğulcu bakmamız gerekiyor. Bugün yürüyen ‘Barış Süreci’nde perspektif, usul ve esasta hak temelli olması gerekiyor” diye belirtti.
Çalıştay’ın son oturumunda Dilşad Özel’in moderatörlüğünde “Kürtçe’nin statüsü ve Kürtçe eğitim konusunda siyasi yaklaşımlar” başlığı tartışıldı. Son oturumda DEM Parti Şirnex Milletvekili Nevroz Uysal Aslan, Yazar Sadık Varlı, Tarihçi Yazar Mehmet Bayrak ve ANKA-DER Eşbaşkanı Feride Akturan’ın konuştu.
‘Kürtler en çok Bakur’da asimile edildi’
Çalıştaya katılan DEM Parti Wan Milletvekili Sinan Çiftçi oturum öncesi kısa bir konuşma yaptı. Rahmi Koç’un ifadelerine tepki Gösteren Çiftçi, “Buna karşı büyük bir tepki gelişti bu devam etmeli. Özür dilemesi yeterli değildir. Dil, bir halkın geçmişi ve geleceğidir. Kürtçe, dört parça Kürdistan’da en çok Bakur’da asimile edildi. Bunun cevabı çok önemlidir, bunun üzerinde durulmalıdır. Devlet iyi bilsin ki Kürtçe ortadan kalksa da Kürt meselesi ortadan kalkmaz. Cezayir’de, İrlanda’da, Bask’da bunun örneklerini gördü” dedi.
‘Önce onları yıkmamız lazım’
Ardından söz alan Sadık Varlı, Kürtçe’nin hikayeler, ninniler ve dengbêjlerle bugünlere ulaştığını söyledi. Kürtçe konuşulmasının önündeki toplumsal engellere değinen Varlı, “Biz dilimize sahip çıkmazsak devletten çözüm bekleyemeyiz. Kürtçe’nin ilerleyebilmesi için bu engellerin ortadan kalkması lazım. En büyük engel, kafamızın içindeki karakollardır. Önce onları yıkmamız lazım. Bu engeller kaldırılmazsa Kürtçe, yok olmaya doğru gider” diye konuştu.
‘Çok dillilik bizim için temel bir konudur’
Ardından konuşan Nevroz Uysal Aslan, Kürtçe üzerindeki yasakların siyasetle doğrudan bağlantılı olduğunu dile getirdi. Lozan Antlaşması’ndan bu yana Kürt kimliğinin inkarının devam ettiğini belirten Nevroz Uysal Aslan, “Bugün Kürtler eskisi gibi tamamen yok sayılmıyor ancak Kürtçenin hakları hâlâ hukuki güvenceye kavuşmuş değil. Mevcut anayasanın 72’nci maddesi anadilleri yok sayıyor. Türklük bütün halklara dayatıldı. Kürdistan’da köylerin ve yerleşim yerlerinin isimleri değiştirilerek Türkçe dayatıldı. Çok dillilik bizim için temel bir konudur” dedi.
Bugüne kadar birçok siyasi partinin Kürtçe anadil mücadelesi nedeniyle kapatıldığına işaret eden Nevroz Uysal Aslan, “Türkiye’deki bütün halkların Türk olduğu ileri sürülüyor ve Kürtçe için yürüttüğümüz mücadele devletin bölünmesiyle ilişkilendirilerek suçlama konusu yapılıyor. Kapatılma davası süren HDP’ye yönelik suçlamalarda da Kürtçe çalışmaları ve Kürtçe mücadelesi kapatma gerekçeleri arasında sayılıyor. İlk Meclis’te Kürtçe konuşuluyordu. Ancak Lozan’dan ve 1924 Anayasası’ndan sonra Kürtçe yasaklandı. 1991’e kadar Kürtçeye dair bütün çalışmalar yasak kapsamındaydı ve Kürtçe ‘X dili’ olarak adlandırılıyordu” diye konuştu.
‘Kürtçe temel gündem olmalı’
Kürtçenin statü kazanması için anayasal değişikliklere ihtiyaç olduğunun altını çizen Nevroz Uysal Aslan konuşmasını şöyle tamamladı:
“Bunun muhatabı parlamentodur. Bunun için Kürtçeyi temel gündemlerden biri haline getirecek bir mücadeleye ihtiyaç var. Kürtçenin statüsüne ilişkin talepler konusunda yalnızca parlamentoda değil, komisyonumuz aracılığıyla UNESCO ve uluslararası kurumlara yapılan başvurular ve yazışmalar da sürüyor. Ayrıca Kürtçenin statüsü için ulusal birlik de temel bir ihtiyaçtır. Kürtçenin statüsü hem Demokratik Ulus sisteminin bir parçasıdır hem de çözümün önemli bir unsurudur. Halkımızın özgürlük mücadelesi ve demokratik toplum mücadelesi doğrudan Kürtçenin statüsüyle bağlantılıdır. Demokratik entegrasyon açısından da dil önemli bir başlıktır. Meclis komisyonunun hazırladığı raporda Kürt dil hakları doğrudan ifade edilmedi, yalnızca genel haklar kapsamında değerlendirildi. Biz de buna ilişkin görüş ve eleştirilerimizi sunduk. Parlamentodaki mücadelemiz de Kürtçe eğitim hakkı için devam edecek.”
Mehmet Bayrak, Kürtçe’nin yasaklanma ve devlet politikalarının kavranabilmesi için yakın yakın tarihin iyi anlaşılması gerektiğini belirtti. Bayrak, “Şark Islahat Planını bilmeyen biri, Kürt meselesini asla anlayamaz. Kürtçe’nin bütün resmi dairelerde, sokakta konuşulması yasaklanıyor. Apê Musa’nın anlattığı, Kürtler’in yerine göre parasına, malına el konulmasının nedeni budur” dedi.
Son olarak konuşan ANKA-DER Eşbaşkanı Feride Akturan da 90’lardan bu yana Kürtçe eğitim hakkı mücadelesine dair değerlendirmelerde bulundu. Anadilde eğitim hakkının sağlanmaması çocukların bilişsel olarak parçalanmasına neden olduğunu belirten Feride Akturan, “Ne kendi dillerini tam olarak öğrenebiliyor ne de kendilerine dayatılan dili. Çocukların yüzde 85’i anadillerinde konuşamıyor” diye kaydetti.
Konuşmaların ardından çalıştay soru-cevap ve katılanların değerlendirmeleri ile sonlandı. Çalıştaya dair hazırlanacak olan sonuç bildirgesi yarın yayımlanacak.
Kaynak: MA









