• İletişim
  • Yazarlar
  • Gizlilik Politikası
22 Haziran 2026 Pazartesi
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
ABONE OL!
GİRİŞ YAP
Yeni Yaşam Gazetesi
JIN
  • Anasayfa
  • Gündem
    • Güncel
    • Yaşam
    • Söyleşi
    • Forum
    • Politika
  • Günün Manşeti
    • Karikatür
  • Kadın
  • Dünya
    • Ortadoğu
  • Kültür
  • Ekoloji
  • Emek
  • Yazarlar
  • Panorama
    • Panorama 2025
    • Panorama 2024
    • Panorama 2023
    • Panorama 2022
  • Tümü
  • Anasayfa
  • Gündem
    • Güncel
    • Yaşam
    • Söyleşi
    • Forum
    • Politika
  • Günün Manşeti
    • Karikatür
  • Kadın
  • Dünya
    • Ortadoğu
  • Kültür
  • Ekoloji
  • Emek
  • Yazarlar
  • Panorama
    • Panorama 2025
    • Panorama 2024
    • Panorama 2023
    • Panorama 2022
  • Tümü
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
Yeni Yaşam Gazetesi
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
Ana Sayfa Gündem Güncel

‘Çocuk gelin’den gerilla komutanlığına

21 Haziran 2026 Pazar - 23:00
Kategori: Güncel, Manşet, Söyleşi

Çocukken evlendirilen, feodalizmin karanlığından dağların aydınlığına giden Gerilla Arjin’le sarsıcı hikayesini konuştuk:

  • Neden yakılır köyümüz? Diri diri yakmalar aklıma geldiğinde ailemle bile konuşamıyordum. İnsanlık bunu kaldıramaz. Bazen soruyordum; ‘Biz nasıl ayakta duruyoruz, çok güçlü insanlar mıyız? Neyiz?’
  • Kadın vardı ama toplum ve sistem kadını hep yok etmeye çalışmış. Biz de kendimizi öyle biliyorduk, ‘Demek ki biz yokuz,’ diye. Ama gerillanın içinde gerçekten öyle değil. Başka bir kendine geliş var
  • Bir gün Önderlik çıkacak ve biz Önderliğin etkisini göreceğiz. Ben diyorum ki ben yaşayacağım, onu görene kadar bana bir şey olmayacak. Ve inşallah hiçbir kadına, hiçbir insana bir şey olmaz

Nezahat Doğan

Uçsuz bucaksız feodal bozkırlarından, dağların şifalı ve özgür zirvelerine uzanan; acıyla yoğrulmuş fakat umutla çiçeklenmiş sarsıcı bir yaşam öyküsü… Herkesin bir hikâyesi var ama bu hikâye; fıstık, badem ve incir ağaçlarının gölgesinde yalnızlığına sığınan küçük bir kız çocuğunun, bugün yoldaşlarının yaralarına merhem olan usta bir şifacıya dönüşmesinin öyküsü.

Arjin’in çocukluğu, babasının erkek çocuk özleminin ağır gölgesinde geçmiş. Üç kız kardeşin ardından doğan erkek kardeşle birlikte, bir kız çocuğu olarak yok sayılmanın ve erkekliğin merkezileştiği bir çocukluk… Henüz 13 yaşına bile basmadan, “arkadaş hatırı” uğruna küçük yaşta evlendirilen Arjin… O günlerde hissettiği derin çaresizliği ve annesinden koparılmanın verdiği o büyük korkuyu bugün bile taze bir sızıyla hatırlıyor.

Ancak onun ruhu, içine kapatıldığı o dar kalıplara hiçbir zaman boyun eğmemiş; eşinin gerillaya katılımının ardından şehit düşmesini bir yas değil, bir “özgürleşme kapısı” olarak görmüş.

Köy yakmalara, çocukların, kadınların ve yaşlıların diri diri yakılarak katledilmesine tanıklık ederek öfkesini bileyen Arjin için asıl dönüm noktası, bir ekran başında Abdullah Öcalan’ın Zilan ile ilgili söylediği şu cümle olmuş. “O bir komutandır, biz hepimiz onun askeriyiz.” Bu sözlerle zihnindeki o köhne duvarlar yıkılmış ve “Demek ki kadının dünyada bir yeri var” diyerek kendi varoluş savaşını başlatmış.

Bu röportajda feodalizmin karanlığından çıkıp dağların aydınlığında kendini bulan, elleri toprak kokan bir gerillanın nasıl yaşadığına; sadece hastalıkları değil, bir toplumun yitirilmiş öz güvenini de nasıl iyileştirdiğine tanıklık ettik.

“Güç ancak birbirine değerek ve dokunarak, kendini yeniden var ederek olur ve yaşanır,” diyen Gerilla Arjin, kendi hikâyesi üzerinden binlerce kadının sessiz çığlığına ses, yarasına derman oluyor.

  • Öncelikle nerelisin oradan başlayalım?

Ben Siirtliyim…

  • Nasıl bir çocukluk ve aile yaşamın vardı? Kaç kardeşsiniz?

Biz yedi kardeşiz. Dört kız, üç de erkek. Kendi çocukluk halimize baktığımızda, kendimize göre mutluyduk. Hangi Kürt çocuğu mutlu olabilir ki? Köy koşullarında yaşıyorduk. Ailem de kendine göre normal, kendi halinde bir aileydi.

  • Feodal bir aile miydi?

Evet, feodaldi.

  • O feodal ailede kız çocuğu olarak neler yaşadın?

Çok zordu. Babam iki evlilik yapmıştı. Ama bizim oralarda akraba evlilikleri olduğu için çocuklar hep ölüyordu. Babamın o zaman hali vakti yerindeydi. Ama “Bana bir şey olursa bir erkek çocuğu olsun,” çok istiyordu. O süreçte annem ile evleniyor, erkek çocuklar dünyaya getirsin diye. Annemle olan evliliğinden ilk çocuk da ben oluyorum.

  • Yine kız çocuğu oluyor babana göre?

Evet, sonra iki kız kardeşim daha doğuyor, babam her seferinde mutsuz oluyor. Babamın beklentisi hep erkek çocuktu, kız çocuk değildi.

  • Peki, annen nasıldı?

Annemi anlatsam kelimeler yetmez. Gerçi bütün anneler öyle. Benim gözümde annem kahramanımdı.

  • Neden kahramandı?

Babam hep erkek çocuğunun ayrıcalığını bize hissettirirken annem hiçbir zaman onu bize hissettirmedi. Hep bizi sevdi, sarmaladı; babamı duymamamız için elinden geleni yaptı. Annem köyde de komşularına ve etrafına karşı sevilen, saygı duyulan biriydi. O da herkesi sevip sayardı. Zaten üç kız kardeşten sonra bir erkek kardeşim oldu.

  • Sonunda erkek kardeş gelmiş… O zaman ne oldu? Babanın başı göğe erdi mi?

Erdi… Bütün dünyası o erkek çocuk oldu. Biz de büyüyoruz. “Babam erkek çocuk istiyor, niye kız çocuğu istemiyor? Neden o erkek çocuk gibi bizi de sevemez?” diye soruyor ve sorguluyorduk.

  • Kız çocukları da bütün çocuklar gibi baba sevgisi beklerler değil mi?

Tabii ki. Ben kendimde o zamana kadar anlamamıştım ama erkek kardeşime gösterdiği sevgiyi görünce açıkçası kıskanıyorduk. Ama diyorduk ki: “Bu da büyüyecek, ona benzeyecek, erkek olacak.” Babamın ismi Ahmet. “Kardeşim de büyüyecek, bir gün ikinci Ahmet olacak,” demiştim. Ahmetler bitmiyor, her zaman her yerde var.

  • Ahmetler bitmiyor. Kadınların mücadelesi de hep erkekliğe ve o erilliğin doğurduğu sistemlere karşı. Hele de kalıpları olan o toplumsal kodların yerleştiği feodal ailelerin içinde büyüyünce kadının kendini bulma hali için nasıl bir savaş veriliyor? Okul okudun mu?

Okul okumadım. Bizim köyde ilkokul da vardı, ortaokul da. Ama babam biz kız çocuğu olduğumuz için hiç önemsemedi. Annem çok istiyordu okumamızı. Kardeşlerim okudular ama benim yaşım da büyüdüğü için o dönemi kaçırdım, okula alınmadım.

  • Büyümeye başladığında hayatındaki kırılma anı neydi?

Babam hep erkek çocuk isterken ben de “Bir insanın babası neden kız çocukları istemez, erkek çocuk ister?” diye soruyordum. Bu bir çelişkiydi o zaman. Şimdiki kadar anlam veremiyordum ama çelişki zamanla giderek büyüyordu. Ben 13 yaşına gelmeden de babam beni bir arkadaşının oğluna verdi. Bir nevi arkadaşının hatırı; “Kızım kurban olsun oğluna”…

  • Kaç yaşındaydın?

O zaman 13… 14 yaşına girmemiştim.

  • Çocuk yaşta evlendirildin?

Evet. Benim yaşamım ondan sonra hep ağlamaklı oldu. O psikolojiyle artık ben daha da sessizleşmeye başladım. Doğayla bağımı sormuştun ya “Neden böyle?” diye, bundandır.

  • Peki, anne ve aile ne dedi?

Annem ve aile, kadınlar, akrabalar, hatta amcalarım, hepsi karşı çıktı. Ama babam geri adım atmadı, inatçıydı. “Söz verdim, olacak,” dedi. Annem on on beş gün benim için evden gitti. Tepki gösterdi babama. Ama babam asla geri adım atmadı. Kendi o feodal ve egemen tarzını “Erkek olarak nasıl vazgeçebilirim?” diyerek sürdürdü.

  • Evlendiğin kişi kaç yaşındaydı?

Ben 13 yaşındaydım, benden 5-6 yaş büyüktü. O dönemleri çok fazla hatırlamıyorum.

  • Evlendirildiğinde ne oldu, ne yaşadın, ne hissettin?

O dönemler benim için çok zordu. İlk başta “Ben annemden ayrı nasıl yaşayacağım?” sorusu vardı. İyice içime kapandım…

  • Şiddet var mıydı?

Yoktu… Ne anne tarafında ne de eşimden taraf. Hatta onun ailesi benim ailemden daha çok saygı gösteriyordu. Meselemiz o değildi.

  • Neydi mesele?

Ben çocuktum. Kendimi tanımıyordum, farkında değildim, ne yapacağımı bilmiyordum, annemi özlüyordum. Ailemin dışında ne yapacağımı bilemez durumdaydım. Öyle bir sorumluluğun altına koyuyorlar ki gerçekten travmalar yarattı. Şimdi ben örgütte olduğum için birçok şeyi aştım. Hiç tanımadığın, hayatında görmediğin insanlarla o çocuk yaşta yaşamaya başlıyorsun.

  • Ne kadar sürdü bu evlilik?

Bir yıl kadar beraber kaldık.

  • Sonra?

Evlendiğim Şiyar gerillaya katıldı. Çünkü onların köyünde gerillaya katılım çoktu. Aile de kendilerine göre “Çocuğu evlendirelim ki gitmesin bir yere, başını bağlayalım,” demiş.

Birlikte yaşadığımız süre içinde bazen “Farklı bir şey söylesem bu insanlar bana nasıl yaklaşacak?” diye soruyordum, hani o çocuk halimle, psikolojiyle. Ama benim içimden de (onların isteği gibi) bir şey gelmediği zaman onu tam yapamıyorum. Şimdi de öyle…

  • O zamandan kalan bir şey mi?

Tabi ki içimden gelmiyordu. Mesela ağabeyim evlenmişti, eşi vardı. Birbirini seviyor, değer veriyor, tam topluma göre durumları. Ben bu insanla bin yıl da yaşasam onları sevmeyeceğim. Yani onlar gibi olamam. Bu kafamda hep böyle büyüdü: “Acaba yarın nasıl olacak?”

  • Bunu neye göre söylüyordun? O zamanlar daha farklı bir sorgulama mı vardı Arjin olarak?

Şimdiki aklımla söylemiyorum “Ben kimim?” sorusunu. O zamanki aklımla “Niye beni bu aileye verdiler, beni istemediler?” sorusuydu belki de. Yetişkin bir insan değilsin ama zaman geçerken sen de büyüyorsun. Heval Şiyar’ın (eşi) köyü çok güzel bir köydü. Oradan Dicle-Fırat suyu geçiyor. Evleri de yüksek bir yerde, her taraf görünüyor. Akşama doğru her taraf serinlik içinde. Bakıyorum, bütün çocuklar suyun içine giriyor, oyunlar oynuyor. Ben gidemiyorum. Gerçekten çocukluk duygusu çok farklıdır. Sen çocuksun. Bir anda da toplumun sana verdiği şeyi yapmak zorundasın. Yapamıyorsun ama zorundasın.

  • Arafta olma hali?

Evet, sürekli gitgeller yaşıyor insan. Kendini nereye savuracağını bilemiyor. Ben hep soruyordum: “Ölene kadar burada mı kalacağım?” Çünkü farklı bir çıkışım yoktu. Bir yıl çok zor geçti. O karmaşıklığın içinde beynim allak bullak oluyordu. O beynimi durduramıyordum. Kardeşlerim küçüktüler ama annem hep gelip gidiyordu. Annemin tek isteği benim mutlu olmam, kendimi iyi hissetmemdi ve ben de gücümü ondan alıyordum. Annem benim için dayanaktı. Anneme çok bağlıydım, hâlâ da çok bağlıyım.

  • Peki, sonra ne oldu? Evli olduğun eşin gerillaya katıldı. Bir sene evli kaldınız. Bir senenin sonunda sana gelip ne yapmak istediğini söyledi mi? Ya da nasıl gelişti o süreç?

Demedi… Bazen küçük küçük de olsa tartışmalarımız oluyordu. Çocukların oynadığını gördüğüm zaman ben ağlıyordum. Bana geldi, beni gördü. O zaman etkilenmişti herhalde. Beni gördü, çıktı. Konuşmadı. Sonra bir iki gün geçti, dedi ki: “Ben biliyorum, şu anda babandan ne kadar nefret ediyorsan benden de öyle nefret ediyorsun.” Biraz da korktum; acaba direkt desem yanlış anlar mı diye. Ama sessiz kalınca anladı.

Sonra zaman geçti, bir yıla yakın beraber kaldık. Bir gün geldi –ablası, ağabeyi İstanbul’daydı, onların yanına gidecekti- bizimle vedalaştı ve gitti. O zaman arkadaşlara katılmıştı.

  • Sen gerillaya katıldığını ne zaman, nasıl öğrendin?

İki üç gün sonra duydum katıldığını. Buralarda çabuk duyuluyor. İki kadın arkadaşla beraber bir grup olarak gitmişlerdi benim bildiğim kadarıyla.

  • Duyduğun zaman ne hissettin? Özgürleştin mi?

Bilmiyorum, tuhaftı. Bana göre o zamanki kafamla bir özgürleşmeydi gerçekten. Böyle daha rahat olabilir diye düşündüm.

  • Peki, oldun mu rahat?

Kendime göre öyle hissettim. Ondan sonra zaman geçti, arkadaşlar köye gelip gittiler; ben o evin gelini değil, kızı gibi oldum. Heval Şiyar’ın annesi oğlunu çok seviyordu. Beni de çok seviyordu. Ben kadın tarafından çok şanslıydım. Kendi çocuğundan daha fazla değer veriyordu. Oğlu katıldıktan sonra da daha dikkat ediyordu bana.

  • Böyle ne kadar geçti zaman?

Altı yıl geçti. Gençler, arkadaşlar gelip gidiyordu. Sonra Heval Şiyarların köyü yakıldı. Karakola baskın yaptılar. Ondan sonra bütün köyü yaktılar ve köyün içinde birkaç aile kalmıştı. Bir anne felçliydi; iki oğlu, gelini, torunu, bir de amca kalmıştı. Hepsini canlı canlı yaktılar. Hayvanları diri diri yakıp taradılar. Biz karşı taraftayız. Silahlar atılıyor. Başka köylerden gelen araçlar Siirt’e gitmek için oradan geçiyor. Bizim kaldığımız köydekiler o arabalara bindiler ve kaçmak zorunda bırakıldık. Herkes nereye, nasıl kaçacağını bilemeden dağlara koşmaya başladı.

  • Bütün bunları yaşayınca öfken daha mı büyüdü?

Evet. Bir taraftan da anlam veremiyordum. Neden yakılır köyümüz? Neden toprağımızdan ayrılmak zorunda kalırız? O zamanlarda bir türlü anlam veremiyorduk. Üç dört ay neredeyse konuşamadık. O yaşananlar, diri diri yakmalar, cenazeler aklıma geldiğinde ailemle bile konuşamıyordum. İnsanlık bunu kaldıramaz. Bazen soruyordum; “Biz nasıl ayakta duruyoruz, çok güçlü insanlar mıyız? Neyiz?” Hâlâ da o köylerde kimse yok benim bildiğim kadarıyla.

  • Sonra Siirt’te mi kaldınız?

Evet. Taşınmadık, mecburen gittik. Ailem de o arada İstanbul’a gitmişti, orada kalıyorlardı. Ben de bazen gidiyordum. Yazın Heval Şiyar’ın ağabeylerinin, ablalarının yanına gidip orada kalıyordum. Bir taraftan ben de gerillaya katılmayı düşünüyordum. Önderliğin Med TV’deki bir çözümlemesini dinlemiştim. Özellikle de ondan sonra.

  • Neydi orada seni etkileyen?

Orada Heval Zilan’ı değerlendiriyordu: “O bir komutandır, biz hepimiz onun askerleriyiz.” Öyle bir değerlendirme beni çok etkilemişti. Bir erkek bir kadına böyle bir şey diyebiliyorsa benim o zaman bütün yaşamım değişti. Demek ki bu dünyada kadının yeri ve iradesi var. Bazen arkadaşlar “Sen Heval Şiyar için mi katıldın?” diye soruyorlar. Hayır. Valla Önderlik olmasaydı, Heval Zilan olmasaydı ben katılmazdım. Belki farklı tanırdım, belki farklı katılım olurdu.

  • Peki, o zaman çözümlemeyi yeterince anlamış mıydın?

Hayır, tam olarak anlamamıştım. Sadece iki üç kelimesini anlamıştım. Ama karar vermeme neden oldu.

  • Ne zaman katıldın? Anne, baba, aile nasıl karşıladı?

Kendi aileme söylemedim. Zaten Heval Şiyar ben gitmeden önce şehit düşmüştü. Onun şehadetini de duymuştuk. Babam “Gel,” diyordu. Ama annem “Bırak nerede mutluysa orada kalsın,” diyordu. Babamın yine başka niyeti vardı tekrar evlendirmek gibi. “Ömür boyu o ailede mi kalacaksın?” diyordu. Ben de artık eski Arjin değildim, büyüdüm. Zaten “Sen yaşadığın sürece ben bu İstanbul’a bir daha gelmeyeceğim,” dedim.

  • Dağa geldiğinde ne hissettin?

Ben zaten bir kadın arkadaşla beraber dağa geldim. Onun da hikâyesi benimkiyle benzerdi. İlk arkadaşları gördüğümüz zaman 99 yılıydı. Yağmur yağıyordu. Biz dışarıdaydık. O gece benim ilk defa rahat ve huzurlu yattığım, uyuduğum gecelerden biriydi. Orada bir çoban vardı. Arkadaşları bekliyoruz ve iki arkadaş geldi bizi aldı. Farklı bir yere götürdüler. Biz daha kadın arkadaşların yanına gitmemiştik. Gelenler erkek arkadaşlardı. Benle kadın arkadaş bir aradaydık. O gece orada da kaldık. Sabah çok soğuktu, dışarıda yatıyoruz. O erkek arkadaşlardan biri üzerimize kefiye örtmüştü. Ertesi gün kadın arkadaşların yanına geldik. “Nasıl yaşıyorlar?” gibi sorular vardı kafamda. İlk defa bütün kadın arkadaşları bir arada gördüm ve gerçekten heyecanlanmıştım.

  • Peki, nasıl gördün?

Ben ilk onları gördüğümde bir kadın arkadaş vardı, Faraşin. O da daha sonra şehit düştü. O kadar güzeldi ki insan bakarken doyamıyordu. Onun da Heval Şiyarların köyünde bir akrabası varmış. Herkes birbirini yıllardır tanıyormuş gibiydi. O dönemlerde operasyonlar vardı. Arkadaşlar bizi güvenli bir sığınağa götürdüler. İki gün orada kaldık. Arkadaşlarla hiçbir zaman zorluk yaşamadım, benim için son derece kutsaldı. Sanki yıllardır ben bununla yaşıyorum ve bunu istiyordum.

  • Yağmur altında huzurlu uyuduğum bir geceydi, derken, hani çocukluğunu anlattığında da söz ettiğin doğaya karşı yakınlığının aynı zamanda bir yansıması mıydı? Bütün bu mücadele hattı içerisinde dağdaki Arjin nasıl bir Arjin oldu?

Annem ile olan bağı kadın arkadaşlarla da kurdum. Ben kadında hep gizli bir gücün olduğuna inanıyordum. Burası bana onu gösterdi ve beni ben yaptı. Kadın vardı ama toplum ve sistem kadını hep yok etmeye çalışmış. Biz de kendimizi öyle biliyorduk, “Demek ki biz yokuz,” diye. Ama gerillanın içinde gerçekten öyle değil. Başka bir öz güven, başka bir kendine geliş var. Kendi arkadaşlarına, yoldaşlarına da güveniyorsun. Çocukluğumdan gelen ve yaşadığım bir psikoloji vardı, erkek arkadaşlara güven duyamıyordum. Yoldaşlık duygusu önemli ama ilk zamanlar mesafeli duruyordum. Ama örgütün içinde kadının o gücü seni de değiştiriyor, dönüştürüyor. Erkek arkadaşları da değiştiriyoruz.

  • Kadın iradesinin gücünü mü gördün?

Evet, kadının hakkı var her şeyiyle. Gerillanın ve kadın hareketinin içinde olduğumuz sürece hem kendimize güveniyoruz hem de kadın arkadaşlar için kendini değiştirecek ve dönüştürecek gücü görüyoruz. Biz bütün kadınlara inanıyoruz. O öz güven ve doğayla da birleşmesi çok önemlidir.

  • Sen bu doğada aynı zamanda farklı şeyler; doğal tıp da yapıyorsun değil mi? Buradaki yetkinliğin bir tarafı da o. Bitkilerle olan bağını ve doğal tıbbı nasıl geliştirdin?

İlk başta böyle bir düşüncem yoktu. Doğayı, bahçeyi severken şimdi dağdayım ve doğanın tam da içindeyim. Bu çalışma önüme geldiği zaman beni içine çekti. Araştırmaya başladım, severek yaptım. İnsanlara ilaç yapıyorsun, araştırıyorsun. Ne, ne için iyidir? Neyi ne için yapacaksın? Nasıl kullanacaksın? Doğaya nasıl bakacaksın, doğa sana nasıl bakacak? Bunlar çok önemliydi. Araziye çıkmak, oradan faydalanmak ve bir şey toplarken o ağaçlara ve bitkiye zarar vermeden bunu yapmak da çok önemli. Dünyaya bakıyorsun, insanlar doğaya ne kadar zarar veriyor.

  • Doğa tahrip ediliyor, iklim bozuluyor… Doğayı koruyamayan insanlığı koruyabilir mi?

Hiçbir şey bırakmıyorlar. Şu anda bile bir bahçeyi ekiyorlar, sadece bir bahçeyi ekmek için diğer otu öldürüyorlar. Bakıyorsun bir domates ekiyor ama yanındaki otu öldürüyor. Ama bizim içimizde gerçekten öyle değil. Biz bir grup arkadaştık bu çalışmaya başladığımız zaman. Yani elimizden geldiği kadar bunu yapmamaya çalıştık.

  • Yani kaç senedir yapıyorsun?

Dokuz yıl civarında. İlk geldiğim zaman tam olarak yapmadım, ondan sonra hemen hemen hep var.

  • Alternatif tıp alanında ne tür, hangi hastalıklara yönelik ilaçlar yapıyorsun?

Bizim kullandığımız ilaçlar en çok böbrek, karaciğer ve kadın hastalıkları için. Brusella, tifo ve şeker ilacı yapıyoruz. Daha bir sürü ilaç yapıyoruz. İç hastalıkları için de yapıyoruz.

  • Gerek duyduğunuz bütün otları bulabiliyor musunuz burada?

Hepsini bulamasak da çoğunluğunu kendimiz topluyoruz. Hani dışarıdan fazla bir şey almıyoruz diyelim. Bu alanda olmayan bazı otlar, bitkiler var; onları alabiliyoruz ama genelde hepsini kendimiz topluyoruz. Yeni ekmiyoruz. Doğada olanları topluyoruz. O bitkinin saf yağını çıkartıyoruz ve bunu kendimiz yapıyoruz. Bir ilaca farklı bir şey katmıyoruz, o bitkinin kendi doğasıyla yapıyoruz.

  • Belli dönemlerde ot toplamaya mı çıkıyorsun? Bir zamanlaması var mı?

Evet, belli zamanlamaları var. Biz genelde baharda ve yazın çıkıyoruz. İki, üç ayımızı böyle veriyoruz. Ondan sonra biraz duruyoruz. Daha sonra merhem yapıyoruz, yağları falan çıkartıyoruz. Bir yoldaşımızın hastalığı varsa ona göre de otları topluyoruz. Hangi bitki neye göre iyidir, onun yan etkisi var mı, araştırıyoruz.

  • Nasıl araştırıp öğreniyorsunuz?

En çok da halktan. Eskiden doktorlar yoktu, doğal tıp vardı. Bizim yaşı büyük olan annelerimiz var. Bazı köylere gidiyoruz ve onlardan aldığımız bilgilerden yola çıkarak yapıyoruz. Çok da faydasını görüyoruz yaptığımız ilaçların. Sonucu alınca da mutlu oluyoruz. Çünkü doğa kendi gücünü gösteriyor, o gizemi hepimizi iyileştiriyor.

  • Doğanın gücü hepimizi iyileştiriyor, insanı bambaşka bir hale getiriyor, diyorsun. O zaman şimdi sormak isterim: Arjin, dağa geldiğinden bu yana nasıl evrimler, değişimler geçirdi? Bugün nasıl bakıyor yaşama?

Ben dünyaya “Benim gibi çok insan var, biz bu insanlar için ne yapabiliriz?” diye bakıyorum. Biz tek kendimizi dönüştürüp, kendimizi değiştirmeyelim. Bizim gibi binlerce insan var; kadınlar var, kız çocukları var. Bunlar için ne yapabiliriz ve bunlar için ne geliştirebiliriz? Önderliğin bize verdiği bir güç var. Çok ağır bedeller verdik, şehit arkadaşlarımız var. Sorumluluğumuz çok büyük. Kadın arkadaşlar olarak o aldığımız gücü, o felsefeyi nasıl herkese ulaştırabiliriz? Biz doğayla nasıl birleştiksek kadınlarla da her yerde nasıl birlik olabiliriz?

  • Değişim, dönüşümde kadınlar da artık son derece bilinçli değil mi?

Evet, zaten kadın o bilince ulaşmış. Ama bunu güçlendirmek bizim elimizdedir; hem kendimiz hem kadın arkadaşlar ve halkımız için, bütün çocuklar, Kürt çocukları için… Gerçekten her zor durumda olan insanlar için elimizden geldiği kadar yapıyoruz. Bir gün Önderlik çıkacak ve biz Önderliğin etkisini göreceğiz. Ben diyorum ki ben yaşayacağım ki onu görene kadar bana bir şey olmayacak. Ve inşallah hiçbir kadına, hiçbir insana bir şey olmaz. Önderliği herkese nasip etsin. Ben bu enerjiye inanıyorum, biz Önderliği göreceğiz ve benim içimde tek o kalmış. Zafer her şeyden daha değerlidir. Onu göreceğiz.

PaylaşTweetGönderPaylaşGönder
Önceki Haber

Öğretmenlerin açlık grevinin 7. gününde: Polis engeline rağmen yürüdüler

Sonraki Haber

Ayşe Gökkan ‘ceza aldı’ haberinden çok daha fazlasıdır

Sonraki Haber

Ayşe Gökkan ‘ceza aldı’ haberinden çok daha fazlasıdır

SON HABERLER

Diyarbakır Zindanları’ndan Batman Bakım Merkezi’ne: Soykırım gerçeği ve insan olmaktan çıkış

Yazar: Yeni Yaşam
21 Haziran 2026

Yeni görüntü de işkence diyor

Yazar: Yeni Yaşam
21 Haziran 2026

Ayşe Gökkan ‘ceza aldı’ haberinden çok daha fazlasıdır

Yazar: Yeni Yaşam
21 Haziran 2026

‘Çocuk gelin’den gerilla komutanlığına

Yazar: Yeni Yaşam
21 Haziran 2026

Öğretmenlerin açlık grevinin 7. gününde: Polis engeline rağmen yürüdüler

Yazar: Yeni Yaşam
21 Haziran 2026

Tûşba’da edebiyat günleri sona erdi: ‘Japonya Kürtleri’ ve Kürt edebiyatı tartışıldı

Yazar: Yeni Yaşam
21 Haziran 2026

Hatimoğulları: Dokunulmazlık kaldıran mantıkla mutlak butlan atayan aynıdır

Yazar: Yeni Yaşam
21 Haziran 2026

Bir Kategori Seçin Lütfen…

  • İletişim
  • Yazarlar
  • Gizlilik Politikası
yeniyasamgazetesi@gmail.com

© 2022 Yeni Yaşam Gazetesi - Tüm Hakları Saklıdır

Welcome Back!

Login to your account below

Forgotten Password?

Retrieve your password

Please enter your username or email address to reset your password.

Log In

Add New Playlist

E-gazete aboneliği için tıklayınız.

Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
  • Tümü
  • Güncel
  • Yaşam
  • Söyleşi
  • Forum
  • Politika
  • Kadın
  • Dünya
  • Ortadoğu
  • Kültür
  • Emek-Ekonomi
  • Ekoloji
  • Emek-Ekonomi
  • Yazarlar
  • Editörün Seçtikleri
  • Panorama
    • Panorama 2025
    • Panorama 2024
    • Panorama 2023
    • Panorama 2022
  • Karikatür
  • Günün Manşeti

© 2022 Yeni Yaşam Gazetesi - Tüm Hakları Saklıdır