Türkiye, yüz yıl önce etnosantrik Türklük kimliği etrafında bir ulus-devlet olarak kuruldu. Yüz yıl önce cumhuriyetin kurtuluş aşamasında etnosantrik ulus, aşırı merkeziyetçi devlet, katı bürokratik oligarşi, etnosanrtik sermaye birikimi ve piyasa ekonomisine dayalı bir egemenlik tasarımıyla Kürtleri kurucu öteki olarak kodladı. Kürtler, kurtuluşta verdikleri mücadelenin karşılığını kuruluşta alamadı.
Yüz yıllık mücadele tarihi son elli yılda yoğunlaştı. Siyasal anlam, duygu dünyası ve politik itiraz mecrasını buldu. Tarih, kuruluştaki aklın aksi istikamette akmaya; Kürt toplumu kendisini baştan aşağı sarsan yeni bir hal ve gereklilikleriyle karşı karşıya kalmaya başladı.
Bugün mücadele birikimi, Türkiye’nin ve bölgenin dönüşüm ihtiyacı, inkâr stratejisinin sürdürülemez oluşu vb. birçok neden Türkiye’de Kürt meselesinin çözümünü de ertelenemez bir bağlama taşıdı.
Sayın Öcalan ve Kürt hareketi çözüm yöntemi olarak demokratik entegrasyon kavramı ve anlamı etrafında bir örüntü oluşturdu. Buna göre Kürt-Türk ilişkilerini eşitlik temelinde güncelleme ve demokratik cumhuriyet çatısı altında birlikte yaşama ilke ve program bütünü ortaya çıktı. Bunun stratejisi demokratik siyaset, yöntemi ise demokratik müzakere olarak belirlendi. Özgürlük, eşitlik ve demokratik ilke ise programın, stratejinin, yöntemin etrafını çerçeveleyen değerler olarak belirlendi. Yani Demokratik Cumhuriyet, özgürlük ve eşitlik etrafında demokratik ilkeyle inşa edilecek; demokratik siyaset özgür, eşit, demokratik koşullarda yapılacak…
Demokratik entegrasyon, reel-politikte birçok değerlendirmeye, eleştiriye ve politik-söylemsel karşı çıkışlara/saldırılara maruz kaldı. Önümüzdeki yıllarda Kürt meselesinin serüvenini belirleyecek demokratik entegrasyona dönük bu tutumları ele almak, demokratik entegrasyonun ne olmadığı üzerinden ne olduğuna ve ayrıca ortaya çıkardığı siyasal gerçeklere işaret etmek gerekir.
Peki tartışmaların odağındaki demokratik entegrasyon ne değildir? Üç temel teze bakılarak demokratik entegrasyonun ne olmadığı görülebilir. Birinci teze göre demokratik entegrasyon asimilasyonun kabullenilmesidir. Oysa asimilasyon bir etnisitenin diğerine gönüllü veya zorla intibak etmesini, onun bağrında erimesini gerektirir. Asimilasyon, bir etnisitenin adıyla, sanıyla ve çoğunlukla cebir yoluyla tarihin dışına itilmesidir. Kürt meselesinin çözümü, Kürtlerin Türkler içerisinde erimesi değildir. Kürtlerin tarih sahnesinden silinmesi hiç değildir. Zaten devlet, 2015-2025 yılları arasında bunu yapmaya çalıştı ve başaramadığı için çözümü diyalogda bulmaya çalışıyor. Dolayısıyla bu iddianın nesnel zemini, kavramsal gerçekliği, sosyolojik hakikati ve güç ilişkileri içerisinde realizasyonu yoktur. Demokratik entegrasyon Kürtlerin asimilasyonunu değil, onların özne olarak kabulüne dayalı bir tasarımdır ancak.
İkinci tez, demokratik entegrasyonu yüzeysel bir Hegel okumasıyla köle-efendi diyalektiği üzerinden değerlendirmektedir. Oysa bu ilişki elli iki yıl öncesinin ilişkisiydi. Buna itiraz edildi ve görüldü ki, köle ile efendi arasındaki diyalektik, donmuş-kanıksanmış bir ilişki değildir. Geldiğimiz gün itibariyle ise elli yıl öncesinin “köle”si, bugün ‘’efendisi’’ ile aynı masada oturup özgürlük, eşitlik ve demokratik ilke temelinde sadece kendi haklarını değil, ortak geleceğin çatısını da müzakere eden bir politik öznedir. Dolayısıyla elli yılın sonunda köle, özne olduğunu kanıtlamış; köle-efendi diyalektiğinin tarihe karışmasını sağlamıştır. Bu yönüyle demokratik entegrasyon köle-efendi diyalektiğinin yeniden üretilmesi değil, bunun tarihte bırakılmasıdır.
Üçüncü tez ise demokratik entegrasyonu, Avrupa Birliği eksenli “uyum” süreci olarak görmektedir. Buna göre Kürtler, iddia edilen demokratik entegrasyon anlayışıyla, sistem içerisine girecek; devrimci-demokratik iddialarından vazgeçecek, bireysel haklarla yetinerek kısıtlı bir belediye yetkisi altında siyasal varlığını sürdürecektir. Oysa demokratik entegrasyon iki politik özne arasında gerçekleşir. Her bir politik özne, kendi arasındaki hukuku kurar ve fakat iç hukukuna ve yaşamına kendisi karar verir. Bu yönüyle demokratik entegrasyonun iki politik öznesinden biri komünal yaşamı örgütleme iddiasını ilk günden beri dile getirmekte ve mümkün olduğunca bunu de facto şekilde yaşamsal kılmaktadır. Bunun AB’ci uyumlaştırmayla ideolojik-politik mesafesi hesaplanamayacak kadar açıktır.
Demokratik entegrasyon asimilasyon değilse, köle-efendi diyalektiğini üretmiyorsa, liberal demokrat uyumlulaşma sürecinden radikal demokratik bir ayrılığı teşkil ediyorsa; o halde nedir demokratik entegrasyon?
Demokratik entegrasyon politik öznenin kendi kalarak ortak zeminler üretmesidir. Ortak zeminlerin temel çerçevesi eşitlik, özgürlük ve demokratik ilkedir. Bu yönüyle bir erime, yok olma veya uyumlulaşma değil, özgür Kürtlükle demokratik Türkiye’de ortak yaşamaktır. Irak, İran ve Suriye Kürtleriyle entegre bir şekilde politik öznelliği geliştirmenin zeminlerini aramaktır. Bu yönüyle iddia edilenlerin aksine Kürtleri tarihin dışına itmemekte, tam tersi tarihin merkezine çekmektedir.
Demokratik entegrasyon, Kürt siyasetinin Türkiyelileşmesine ve belirleyici özne potansiyeline ulaşmasına ivme katabilir; Türkiye’nin Kürtleşmesinin formülünü oluşturabilir.









