PJAK Eşbaşkanı Peyman Viyan, ‘Halkımızın iradesini kabul etmeyen, Kürtleri dışarıda tutan hiçbir gücü kabul etmiyoruz. Savaş olmadan demokratik yollarla sorunun çözümünden yanayız. Ama bize dönük tehdit savuran bir güç karşısında ise kendimizi en büyük savaşa hazırlıyoruz’ dedi
İsrail ve ABD’nin İran rejimine yönelik başlattığı savaş sonrasında rejim, güvenlik politikalarını sertleştirerek toplumsal muhalefet üzerindeki baskısını artırıyor. Özellikle Kürtlere dönük saldırılarını bir taraftan idam ve işkence ile sürdürürken, diğer taraftan Partiya Jiyana Azad Kurdîstanê’ye (PJAK) yönelik saldırılarını da son dönemde artırdı.
İran’da yaşanan gelişmeleri ve son dönemde yaşanan sıcak çatışmalara dair Partiya Jiyana Azad Kurdîstanê (Kürdistan Özgür Yaşam Partisi-PJAK) Eşbaşkanı Peyman Viyan, JINNEWS’in sorularını yanıtladı.
Peyman Viyan’ın verdiği yanıtlar şöyle:
- İran-İsrail-ABD arasındaki savaş uzun süredir devam ediyor. Birçok kez ateşkes ilan edildi. Son günlerde savaş yeniden başladı. İran’daki mevcut durumu nasıl değerlendiriyorsunuz?
İran, İsrail ve ABD arasında başlayan savaş ve son yıllarda bölgede başlayan savaşlar tüm dünyayı ilgilendiriyor. Herkes bu savaşın içerisinde. Bu savaşta kör düğüm İran’da asılı kalmış. Önder Apo, bölgede devam eden savaşları, yıllar öncesinden “3’üncü Dünya Savaşı” olarak tanımlamıştı. Bu 3’üncü Dünya Savaşı şu an tüm dünyaya yayılmış durumda. Ortadoğu’da en sıcak haliyle yürüyor.
Gelinen aşamaya baktığımızda savaş İran, İsrail ve ABD arasında yürüyor. Ancak birkaç yıl önce başlayan savaşlarda İran rejimi ve Türkiye’ye yakın güçler olan Hamas ve Hizbullah tarafından bir silsile halinde başladı. Daha önceki yıllarda İran, İsrail ve ABD kendi ellerinde tuttukları farklı güçler eliyle savaşı yürütüyorlardı. Ancak son bir yıldır bu savaş birebir bu devletler arasında yapılıyor. Savaşın şu an zirvede yaşandığını söyleyebiliriz.

Ortadoğu’yu yeniden dizayn etme ve yaptıkları projeleri hayata geçirme durumuna baktığımızda, hedeflerden biri de İran’dır. İran’ın durumu, Ortadoğu’da devam eden savaşları netleştiriyor. Bu savaş uzun vadeli bir savaştır. Hamas’a yönelik gerçekleşen savaşta gördük ki bu savaş uzun vadeli olacak. Ortadoğu için yeni bir plan ve proje devrede. Bu plan ve projede güçlerin yeniden bir dizayndan geçtiği ortadadır. Var olan güçler ya tasfiye ediliyor ya da küçültülüyor ya da var olan siyasete entegre ediliyor ya da yeni siyaset için yenileniyorlar.
Bunun için İran’da yürütülen savaş bu durumu daha da netleştiriyor. 39 gün süren sıcak bir savaş oldu. İran’a büyük darbe vuruldu. İran rejiminin birçok yöneticisi öldürüldü. İslami Cumhuriyet’in lideri Hamaney, bu saldırılarda öldürüldü. 39 gün sonra ilan edilen ateşkeste bir müzakereye varamayacakları ortadaydı. Çünkü hem İran rejimi hem de İsrail ve ABD kendi çıkarları için savaşıyor. Hem dışarıdan güçler hem de İran rejimi kendi hegemonyasını ayakta tutmak için kendilerine bir süre veriyorlar ve farklı bir formatla savaşı yürütmeyi hedefliyorlar.
NATO zirvesinde, Ortadoğu’da yaşananların gündem olduğunu gördük. Temel gündem İran savaşı ve Ortadoğu’nun durumuydu. Bunun için bir kez daha birbirlerine karşı saldırıların başladığını gördük. Yani yapılan ateşkesler, öyle kalıcı ateşkesler değil, durumu anlamadır. Her iki güç kendi çıkarları doğrultusunda müzakere ediyor ve savaşıyor. Yapılanlar halkların çıkarına değildir. Bu savaş durmaz, bir şekilde devam edecektir. Yapılan savaşın salt askeri değil, ekonomik ve özel savaş temelinde yürütüldüğünü görüyoruz. Esas olan, halkların ve muhaliflerin durumu ne olacaktır? Bizim için esas olan budur. Yıllardır bu güçler arasında katliamla yüz yüze kalan halkların durumudur.
- İran rejimi savaşta kazandığını söylüyor, diğer taraftan İsrail-ABD de kazandığını söylüyor. Bu savaşın kazananı kimdir?
Her iki güç de kazanmamış. Savaşta zor duruma düşen güç, kazandığını söylüyor. O yüzden baktığımızda hem İran rejimi hem de İsrail-ABD büyük bir savaş için hazırlanıyor. Savaş genele yayılan bir durumdur. Bölgede bulunan diğer devletler de içerisindedir. NATO güçleri de bunun bir parçasıdır, cephe oluşturmuşlar. Büyük bir ihtimalle savaş bölgede daha da derinleşecek ve yayılacaktır.
İran rejimi neden kendisini kazanmış gibi gösteriyor? Bu durum İran rejiminin bir özelliğidir. En zayıf olduğu süreçlerde kendisini toparlamaya çalışıyor, halklara yönelik saldırı yapıyor, tehdit ediyor. Kendisini güçlü göstermek ve kazanmış gibi görünmek istiyor. Diğer güçler de aynı şekilde bunu yapıyor. Ancak gerçekte olan, İran rejiminin şu an Hürmüz Boğazı’nı tehdit aracı olarak kullanıyor olmasıdır. Hürmüz Boğazı tüm dünyayı ilgilendiriyor. Enerji ve petrol hattı olarak varlığını sürdürüyor. Bunun için İran’da yaşananlar tüm dünyanın gündeminde.
Diğer güçler Şia Hilali’ni vurdular ve zayıflattılar. Daha da parçalamak istiyorlar. Bölgede yeni dizaynlar yapmak ve İran rejimini bölgede daha da zayıflatmak istiyorlar. Bunun büyük örneği Irak’tır. Bir anlamda bölgede yapılmak istenen siyaset açığa çıktı. Ancak İran’ın hâlâ güçlü olduğu kimi bölgeleri netleştirmek istiyorlar. İran rejimi bu süreçte Şia birleşmesiyle kendisini güçlü göstermeye çalıştı. Hamaney’in cenaze merasiminde yapılan da bunun bir parçasıdır. Bu hat, ırkçılık, merkeziyetçilik ve Şia adı altında mezhebi kullanma durumudur.
İran’ın kendi içerisinde de büyük sorunlar yaşanıyor. Öç almak isteyen güçler ve müzakereye yakın güçler var. Bunun için İran bazı tavizler vermeye hazır bir konumda. Hatta ideolojik temelde de vermeye hazır. İran’ı şu an Sepah-e Pasdaran birçok alanda yürütüyor. İran rejimi bu süreçte bazı durumlarda tavizler vermeye hazır. İran, var olan durumuyla bu savaşı yürütemez. Belki bir süre daha devam ettirir. Her gün kendisini kazanmış gibi gösterebilir. Ancak bu, yeni ve daha derin bir savaşa hazırlıktır.
- Son süreçlerde İran, PJAK bölgelerine saldırdı ve 4 YRK üyesi saldırılarda yaşamını yitirdi. Ayrıca İran, son günlerde bazı platformlarında PJAK’ı tehdit eden paylaşımlarda bulunuyor. Mevcut durum nedir, İran’dan gelen bu tehditler ne anlama geliyor?
İran en zayıf olduğu süreçlerde tehdide başvuruyor ve saldırıyor. İran rejimi 79 Devrimi ile başa geldi. İran rejimi, savaş süreçlerini kendisi için bir fırsat olarak değerlendiriyor. Nasıl ki o süreçte İran-Irak savaşı başladı ve kendisine bir fırsat yarattıysa, muhalif güçleri çıkardı, diğer güçleri tasfiye etti ve bununla kendi sistemlerini inşa etti. Bugün de yaşanan aynı durumdur. Savaşın içerisindedir ancak İran’ın zayıf noktası kendi içerisindedir. Çünkü halk İran rejimine karşı. İran rejimi bundan kaynaklı savaş sürecinde içe yönelik bir saldırı yapmak istiyor. Muhalif güçlere yönelik saldırı yapmaya çalışıyor, tasfiye etmek istiyor. Çünkü kendisini yeni bir sürece hazırlıyor. Bu yeni süreçte sadece dış güçleri değil, içte bulunan güçleri de tehdit etmek, zayıflatmak ve sessiz bırakmak istiyor. Bu muhalif güçler kimdir? Kadındır, gençtir ve özelde de Kürt halkıdır. Kürt halkı içerisinde de alternatif güç kimdir? PJAK’tır. Bu süreçte de ortaya çıktı; kim daha çok plan ve projeye sahip görülüyor?
İran rejiminin kadınlar üzerinde çok ciddi saldırıları var. Çünkü en esas muhalif güç kadındır. Gençler üzerinde saldırılar var, idamlar gerçekleşiyor. İran rejimi kendi zihniyetinde ısrar ediyor. Dış güçlerle müzakere sürecine girdiğinde içe yönelik saldırılarını artırıyor. Yıllardır halk savunması ve örgütlenmesi için alanda olan güçlerimize yönelik saldırılar yapıldı. 39 gün devam eden bir savaş oldu. Biz PJAK olarak kendi hattımızdan devam ettik. Yaptığımız açıklamalarda “Halkımızın savunması, haklarının kalıcılaşması ve özgürlüğü için hazır olduğumuzu” belirttik. Hiçbir gücün yanında durmadık. Üçüncü yol çizgimizi hep koruduk.
İran rejimi müzakere sürecine girdiğinde en çok bizim güçlerimize ve halka yönelik saldırı başlattı. Savaşla nasıl imha edilir, bu zihniyet temelinde yürüdü. Bu zihniyet İran’ı yok etmeye götürür. İran rejimi yıllardır bu zihniyette ısrar ettiği için durum bu hale geldi. “Jin jiyan azadî” serhildanı burada başladı. PJAK olarak “Jin jiyan azadî” hattında mücadelemizi sürdürüyoruz. Halkın isteği, İran rejiminin kalıcı değişimler yapması ve halkların sorularına cevap olmasıydı. Ancak İran rejimi, imha ve yok etme zihniyetinde ısrar etti. Bunun için İran rejimi kendisini kurtaramayacak bir süreci yaşıyor. Evet, kendi rejiminin ömrünü uzatabilir ancak bu zihniyetle yürütemez.
Yaşamını yitiren tüm arkadaşların şahsında tüm devrim şehitlerini anıyorum. Dört arkadaşımız saatlerce direndiler. Bu, Mahabad için bir destandır. Her dört şehit arkadaş ulusal bir ruh oluşturdu. Çünkü bir arkadaş Merîvan’dan, bir arkadaş Xoye kentinden ve iki arkadaş Bakûrê Kürdistan’dandı. Bu, kendi başına Kürdistan’da oluşan ulusal bir ruhtur. Bu arkadaşlar saatlerce mücadele ettiler ve şehit düştüler. Bu vesileyle orada şehit düşen peşmergeleri de anıyorum.

Biz hareket olarak halkımızı ve güçlerimizi nasıl koruruz stratejisini esas aldık. Bu süreçte açıkça söylüyoruz; birebir savaşa girmeyeceğiz ancak bize yönelik saldırılara cevapsız kalmayacağız. Kürt halkı cevapsız kalmayacaktır. Bize yönelik gerçekleşen saldırılara karşı savunma hakkımız vardır. Halka yönelik saldırı olduğunda halk kendisini korumak zorundadır. Savunma refleksini harekete geçirmelidir. Bunu daha önce de ispatladık. Biz en güçlü olduğumuz bir süreçteyiz. İran rejimi bundan korkuyor. Rejim, “Jin jiyan azadî” devriminden korktu ve korkmaya devam ediyor.
Eğer İsrail-ABD, İran’a yönelik saldırı cesaretine girdiyse bu, “Jin jiyan azadî” devriminden güç almadır. İran halklarının devrimi “Jin jiyan azadî” ile başladı. Bu devrim, İran rejiminin ideolojisine ve sistemine büyük bir darbe vurdu. Bu da İran’ı parçaladı. Diğer güçler de İran’a yönelik saldırılara şüpheyle bakıyordu ancak zayıflamayı halk sağladı. “Jin jiyan azadî” devrimi Kürdistan merkezlidir. Çünkü Kürdistan, devrimci güce ve örgütlenmeye sahip bir yer. Kürdistan demokratik bir zihniyete sahip. Rejimin korkusu da bundandır. Saldırıları da bundan kaynaklı oluyor. Herkes bunu bilmelidir; Kürtler olmadan Ortadoğu’da bir şey yapılamaz. Kürtler Ortadoğu’da temel aktördür.
- İran’ın bölgelerinizin yakınlarına askeri üsler yerleştirdiğine dair bazı iddialar var. Bu konuda ne gibi bilgiler var? Bu durum İran’ın size karşı savaşa hazırlandığı anlamına mı geliyor?
İran bütünsel bir savaş hazırlığında. Hem dış güçlere karşı hem de iç güçlere karşı. Ancak İran’ın temel korkusu iç güçlerdir. Çünkü dış güçler yeni bir formla kendilerini yeni savaşa hazırlıyor. Dış güçler de şunun farkında; eğer içten büyük bir darbe yemezse İran’ın ömrü uzayacak. Bunun için İran, Kürdistani güçlere, Irak’a ve Rojhilat’ta bulunan diğer güçlere yönelik tehditler savuruyor. İçte bize yönelik saldırılar yapıyor. Bunu yaparak göz korkutmaya çalışıyor.
- Bu saldırılara karşı PJAK olarak ne tür bir hareket içindesiniz?
PJAK olarak 22 yıldır halkımızın savunması için mücadele ediyoruz. İran halklarının özgürlüğü için mücadele ediyoruz. Kürt halkı şu an öncüdür. Tüm güçlerin gözü Kürt halkındadır. Neden herkesin gözü Kürt halkında? Çünkü Kürt halkının alternatifi var. Alternatif güç kimde var? Bunu Kürt halkında görüyorlar. Biz de yıllardır halk gücü olarak mücadele ediyoruz. Bu temelde örgütlenmemizi sağlıyoruz. Hem İran’da yürütülen savaş hem de İran’ın karşı karşıya olduğu tüm saldırılara rağmen, İran tüm saldırılarını Kürdistan’a yöneltiyor. Şüphesiz biz de özgürlük hareketi olarak yoğun hazırlık içerisindeyiz. Her anlamda bir hazırlığımız var. Halkımızı savunmak için kendimizi hazırlıyoruz. Halkımızı nasıl savunuruz, demokratik haklarını nasıl savunuruz? Bunun mücadelesi içerisindeyiz.
Şu anlama gelmesin; halkımıza yönelik fiziki bir saldırı olduğunda savunmasını yapalım, değil. Halkımıza yönelik kültürel saldırılar, işkence, idam ve halkımızın haklarının yok sayılması söz konusu. Bunun için de halkımızın demokratik haklarını Kürdistan’da kalıcılaştırmak ve halkın kendisini yönetmesi için PJAK olarak bunun mücadelesini veriyoruz. Hem örgütsel hem savunma hem de profesyonellik açısından en güçlü olduğumuz bir süreçteyiz. Savaş olmadan demokratik yollarla sorunun çözümünden yanayız. Ama bize dönük tehdit savuran bir güç karşısında ise kendimizi en büyük savaşa hazırlıyoruz.
- Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın İran için de öngördüğü demokratik siyaset ve demokratik toplum perspektifini nasıl görüyorsunuz? Bu demokratik siyasetle İran’da neler değişecek?
Eğer İran’da demokratik siyaset esas alınsaydı, İran bu süreçleri yaşamazdı. Çünkü İran çok uluslu, çok kültürlü ve çok dilli bir ülke. Bundan kaynaklı ancak demokratik siyaset yeni bir İran için gerekli olabilir. İran rejimi demokratik siyaseti değil, tek dilli, sömürgeci ve erkek egemen zihniyette ısrar etti ve ediyor. Bunun için İran siyasetinin demokratikleşmeye ihtiyacı var. Demokratik Cumhuriyet, demokratik İran diyoruz. Diğer tüm halkların haklarının kalıcılaşmasından yanayız. Demokratikleşme, demokratik toplum nedir? Halkın kendi kendisini yönetmesidir. Hem sistem açısından hem de idari olarak demokrasinin kalıcılaşmasından yanayız. Bunun yanı sıra gençlerin, kadınların ve halkların kendisini yönetmesi, aynı zamanda birbirinin iradesini tanımasıdır. Bölgede en çok demokratik siyasetin yürütülebileceği ülke İran’dır. Çünkü halklar mozaiğidir. O mozaik, İran rejiminin siyasetinden kaynaklı boğulmuş durumda.
Önder Apo’nun Bakûrê Kürdistan için başlattığı demokratik siyaset, diğer tüm parçalar için de geçerlidir. Demokratik siyaset modeli, tüm halkların sorunlarını çözme gücündedir. İran rejimi demokratik siyaseti esas alacağına, savaşta ısrar ediyor. Biz de bu savaşa karşı hazır olmak durumundayız. Rojhilatê Kürdistan ve İran için demokratik bir sistem diyoruz. Tek renkli, tek sesli, merkeziyetçi bir İran, kendisiyle birlikte diktatörlüğü getiriyor. Bundan kaynaklı İran’da kadınların, gençlerin ve halkların rolü çok önemlidir. Erkek egemen zihniyetle değil, demokratik ulus çerçevesinde demokratik bir sistem inşa edilebilir. PJAK olarak üçüncü yolu tercih ediyoruz. Halkların ve kadınların çıkarına hareket edeceğiz. Savaşsız da savaşlı da biz demokratik siyasette ısrar edeceğiz.
- Savaştan sonra ortaya çıkan en önemli şey ulusal birlik oldu. Siyasi partiler ve örgütler de bir araya geldi. Bu yeterli miydi? Kalıcı bir birlik için ne yapılmalı ve Kürt birliği neden önemli?
Ulusal birlik noktasında çalışmalarımız stratejiktir. Tüm Kürdistan için bu geçerlidir. Şu an Kürtler için kimi plan ve projeler var. Egemen güçlerin plan ve projelerinde Kürtlerin hakları yok. Plan ve projeleri imha ve yok etme üzerinedir. Bu, Kürdistan’ın tüm parçaları için geçerlidir. Bir kez daha Lozan planı devreye konulmak isteniyor. Devletlerin siyaseti, Kürtler üzerinden nasıl yürür, bunun çabası içerisindeler. Kürtler belli başlı bir güce, demokratik bir zihniyete ve plan-projeye sahipler. Yeni bir yaşamı sunuyorlar. Bundan kaynaklı da Kürtlerin kendilerini, kazanımlarını savunmak ve haklarını kalıcılaştırmak için birliğe ihtiyaçları var. Ulusal birliğin hepimizin gündeminde olması gerekiyor. Saldırılara karşı birlik ruhu ile savunmaya geçmeliyiz.
Ortadoğu’da başlayan savaşın İran’a yansıyacağını öngörüyorduk. Ortadoğu’da büyük değişimlerin olacağını da tahmin ediyorduk. Kürt partileri arasında da büyük tartışmalar yürütüldü. Birlik olmaya ihtiyaç var. Rojhilat’ta bulunan diğer partilerle birlikte ortak bir mesaj verildi. Bu birliğin salt bir parçayla sınırlı kalmaması gerektiğini düşünüyoruz. Tüm Kürdistan için geçerli olmalıdır. Çünkü Kürt halkına yönelik çok ciddi saldırılar var. Kazanımlarını yok etmeye çalışıyorlar.
Rojhilat’ta oluşturulan birlik etki yarattı. Çünkü Rojhilat’ta oluşturulan birlik yeni bir şeydi. İlk defa siyasi partiler bir araya geldi. Bu, halkımızın isteğiydi. Tartışmalar var, halkların eleştirileri var. Halkın beklentileri daha farklı; siyasi güçlerin daha da sıkı şekilde birlik olması gerekiyor. Ortak tutumların daha radikal olması gerekiyor. Halkın beklentisi hangi güçten varsa, onu eleştirme hakkı da var. Biz de bu temelde çalışıyoruz. Bazı durumlar için özeleştiri veriyoruz. Bunun için mücadele tarzını kültürel bir tarza dönüştürmeyi hedefliyoruz. PJAK olarak ortak tutumumuz, birbirimizi güçlendirme temelindedir. Hazırlığı yapılan büyük savaş karşısında ise bu birlik ruhu ile savunmaya geçebiliriz.
- İlerleyen süreçlerde Kürdistan’ın genelini de ilgilendiren ulusal birlik temelinde daha kalıcı bir tutum olacak mı?
Her parça kendi arasında birlik oluşturursa, bu birlik Kürdistan’ın dört parçası için de geçerli olabilir. Bu süreçte Başûr’da farklı durumlar yaşanıyor. Kürdistan üzerinde savaş yürütmeye çalışan güçler, Başûr’da var olan güçleri kullanmak ve parçalamak istiyor. Onlar için farklı plan ve projelere sahipler. Kürdistan’ı parçalama siyaseti ile yok etmek istiyorlar. Ulusal birliği kabul etmeyen güçlere karşı radikal tutum almak gerekiyor. Ulusal birliğe gelmeyen, demek ki Kürtlere de karşıdır. Bu süreçte bunu önemli buluyorum. İnanıyorum ki ilerleyen süreçlerde Kürt birliği daha sağlam bir şekilde ortaya çıkacaktır.
- Bir taraftan saldırılar karşısında savunma hakkınızı kullanıyorsunuz, diğer tarafta son süreçte diplomasi çalışması yürütüyorsunuz. Bu diplomasi trafiğinde sizin açınızda ne gibi gelişmeler var?
Son yıllarda herkes PJAK’ın gücünü tanıdı. Çünkü plan ve pratiğe sahip bir güç konumuna geldik. Aynı zamanda profesyonel üyeleri olan bir hareket olurken, diğer tarafta her alanda örgütlendik. PJAK hakkında yürütülen özel savaş politikaları boşa çıktı. Son yıllarda ortaya çıktı ki mücadele eden, savaşan, aynı zamanda demokratik siyasete sahip bir gücün tanınırlığı ve etkisi daha fazla oluşuyor. Bu nedenledir ki diğer güçlerin de gözü PJAK’ta. Diğer güçler, güçlü bir güç gördü mü onu esas almak istiyor. PJAK’ın şimdi böyle bir misyonu var. PJAK güçleri olarak, halk gücü olarak üçüncü yol siyasetinde ısrarcıyız. Halkımızın iradesini tanıyan, halkın özgürlük ölçülerini tanıyacak olan tüm güçlerle diyalog içerisinde olacağımızı söylemiştik. Bundan kaynaklı irademizi tanıyan tüm güçlerle diyalog halindeyiz. Son yıllarda diyaloglarımız hem bölgesel hem de uluslararası anlamda devam ediyor. Halkımızın iradesini kabul etmeyen, Kürtleri dışarıda tutan hiçbir gücü kabul etmiyoruz.
PJAK için çok büyük kapılar açıldı. Çünkü biz büyük bir mücadele sahibiyiz. Arkadaşlarımız meydanlarda, zindanlarda ve dağda büyük bir mücadele veriyor. Bundan kaynaklı İran için planı olan her güç, Kürt halkının iradesini göz önünde bulundurmak zorundadır. Farklı şekillerde ilerleyen süreçte diyalogların olabileceğini söyleyebilirim.
- Sizce Türkiye’nin İran’a karşı tutumu net mi? Politikası kimden yana?
Türkiye kendi çıkarlarına göre hareket ediyor. Türkiye, bölgede esas rolün sahibi olmak istiyor. İran’ın durumunu kendisi için büyük bir tehlike olarak görüyor. Bundan kaynaklı 39 gün devam eden savaşta Türkiye, tüm imkânlarıyla İran’ın tarafını tuttu. Çünkü İran’ın durumu Türkiye’nin durumunu da belirleyecektir. İran’ın ayakta kalması için çok çaba verdiler. Ancak NATO görüşmesinden sonra Türkiye’nin tutumu değişti. Çünkü kendi çıkarları doğrultusunda hareket ediyor. Nasıl ki Suriye’de BAAS Rejimi’ne, Kürtlerin statüsünün oluşmaması için destek verdiyse, BAAS Rejimi’nin yıkılmasıyla birlikte Türkiye kendi çıkarlarını düşünerek onları bıraktı. NATO görüşmesinde Türkiye’ye daha farklı bir rol vermek istediler. Türkiye, bölgede Kürtlerin statüsünün oluşması için değil, oluşmaması için çabalıyor. Çünkü statüyü kendisine tehdit olarak görüyor. Türkiye her koşulda taviz vermeye hazır, ancak Kürtlerin statüsünün çözülmesini istemiyor.
İran şunu çok iyi biliyor; Türkiye, İran rejiminin menfaatlerine göre hareket etmeyecektir. Türkiye, Efrîn’e yönelik politikasını Urmiye ve Makü hattı için de yürürlüğe koymak istiyor. Bazı Kürt güçleri de bu noktada Türkiye’nin yanında yer alıyor. Efrîn’de yapmak istediklerini, bu bölgede de yapmak istiyorlar. Türkiye kendisini kurtarmak için Rêber Apo’nun başlattığı sürece sahip çıkmalı ve ona göre adım atmalıdır. Ancak Türkiye’nin savaş istediği ortadadır. Bölgede devam eden durum Türkiye’yi de derinden etkileyecektir. Türkiye’nin Başûr’da yaptığı görüşmelerden şu anlaşılıyor ki Türkiye kendisini farklı bir duruma hazırlıyor. Bundan kaynaklı Kürt halkı olarak yürütülen siyasete karşı uyanık olmalıyız.
- Türkiye’de devam eden Barış ve Demokratik Toplum sürecinde adım atılmamasının İran’da devam eden durumla bir bağlantısı var mı?
Türkiye bir yıldır konjonktürel durumlara göre kendisini ayarlıyor. Çünkü bölgede esas olan güçler Türkiye ve İran’dır. BAAS Rejimi’nin yıkılmasıyla sıra İran’a geldi. Ancak Türkiye, İran gibi savaşa girmek istemiyor. Bundan kaynaklı konjonktürel durumlar onlar için çok önemlidir. Bundan kaynaklı süreci uzatmak istiyorlar, kendi durumlarını netleştirmek için. Türkiye kendi çıkarı için 39 gün boyunca kendi kanallarında İran’ın tarafını tuttu. Bunu da kendisini korumak için yaptı. Türkiye’ye farklı bir rol verilmek isteniyor. Bundan kaynaklı Türkiye’nin İran’a karşı tutumu da değişti. Süreç için adım atmaması da bunun bir parçasıdır.
Süreci belirleyecek olan Kürt halkının direnişidir, mücadelesidir. Kürt halkı bu süreçte kendisini ne kadar örgütlerse, güçlenirse Türkiye’nin adım atmasının da önünü açmış olacaktır. Kürtler o kadar adım attı, Önder Apo projeler sundu, Türkiye’yi de bu süreçten korumak istedi. Kürtlerin haklarının nasıl kalıcılaştırılacağına dair programlar ve projeler sundu.
Türkiye’nin duruşu adım atmadan yana değil, daha derin bir savaşa hazırlıktır. Kürt halkının önünde önemli bir yüzyıl bekliyor. Kürtler, eğer bu yüzyılda kendilerini iyi örgütlerse kaderini belirleyebilir. Çünkü şu an gündemde olan Kürt halkının kaderidir. Eğer Kürt halkı kendisini doğru temelde örgütlerse kendi kaderini belirleyecektir. Halkımızın savunmasını yapacak güçteyiz.
Haber: Derya Ren – Aysel Işık / JINNEWS









