• İletişim
  • Yazarlar
  • Gizlilik Politikası
1 Ağustos 2026 Cumartesi
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
ABONE OL!
GİRİŞ YAP
Yeni Yaşam Gazetesi
JIN
  • Anasayfa
  • Gündem
    • Güncel
    • Yaşam
    • Söyleşi
    • Forum
    • Politika
  • Günün Manşeti
    • Karikatür
  • Kadın
  • Dünya
    • Ortadoğu
  • Kültür
  • Ekoloji
  • Emek
  • Yazarlar
  • Panorama
    • Panorama 2025
    • Panorama 2024
    • Panorama 2023
    • Panorama 2022
  • Tümü
  • Anasayfa
  • Gündem
    • Güncel
    • Yaşam
    • Söyleşi
    • Forum
    • Politika
  • Günün Manşeti
    • Karikatür
  • Kadın
  • Dünya
    • Ortadoğu
  • Kültür
  • Ekoloji
  • Emek
  • Yazarlar
  • Panorama
    • Panorama 2025
    • Panorama 2024
    • Panorama 2023
    • Panorama 2022
  • Tümü
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
Yeni Yaşam Gazetesi
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
Ana Sayfa Yazarlar Bahadır Altan

Medya dilindeki irtifa kaybı

1 Ağustos 2026 Cumartesi - 00:00
Kategori: Bahadır Altan, Yazarlar

Ankara İstihbarat Dil Okulu, 12 Eylül’de, Gözetim Evi adı altında zindan haline getirilmişti. Derslikler hücrelere dönüştürülmüş, yurdun birçok yerinden gözaltına alınan devrimci subaylar, askeri öğrenciler buraya getirilerek kontrgerilla tarafından sorgulanıyordu. Havacı subaylara sıra 1982 temmuzunda geldi. Yaklaşık 22 subay iki ay kadar burada gözlerimiz bağlı sorgulandık. Baskılara işkencelere karşı birbirini ele vermeyecek, sağlam yoldaşlık bağlarımız vardı. Birkaç kişi dışında çözülüp konuşan çıkmadı. Bu sürede hücrelerin birbiriyle temas etmesi yasaktı kuşkusuz. Tuvalete tek tek çıkılır, bir kişi hücreye dönüp kapısı kilitlenmeden diğeri çıkamayacak şekilde koridor boş tutulurdu. Her şeye rağmen, gardiyan olarak görevlendirilen askerlerden risk alıp bizleri görüştürenler oldu. Seksen öncesi köylerinde, mahallelerinde devrimcilerle karşılaşmış genç erler vardı içlerinde. Bir akşam peş peşe sorguya alınan bir arkadaşımla görüşebilmek için nöbetçi erden ricada bulundum. Arkadaşımı tuvalete çıkarttığında benim de hücremin kapısını açtı. Kısa süre görüşebildik, ancak tam bu sırada nöbetçi subay geldi. Ben hemen içeri girip kapıyı kapatsam da kapı kilitli olmadığı için yakalanmış olduk. Nöbetçi erin yanağında patlayan tokatların sesleri hücremin duvarlarında yankılanarak yüzüme çarpıyordu. Bundan daha etkili olan ise nöbetçi subay gittikten sonra askerden özür dilediğimde aldığım cevaptı:

‘Sizin için iki tokat yemişiz çok mu?’

Herkesin buna benzer, bir zindan hücresinin kapısında bile nasıl bir halk için mücadele ettiğini hatırlatan yaşanmışlıkları vardır. O tokat seslerini hala bir borç olarak omuzlarımda taşıyorum. Böyle bir halk için her türlü bedeli ödemeye değer duygusu, sanırım çoğumuzun ortak kamçısı olmuştur. “Renkler ve Pencereler” grubumuzdaki Perşembe Sohbetleri’nde yeniden canlanan bu anımı anlatmamın nedeni, farklı görüşlerine rağmen gruptaki tartışmalardaki olgunluğu, ne yazık ki Barış ve Demokratik Toplum sürecine dair medya üzerinden yapılan tartışmalarda göremeyişim oldu. Eleştiriler, eleştirilere yanıtlar, zaman zaman sınırları zorlayan üslup ve şiddete varıyor. Hatta geçmişte (ve bence hala) dünyaya aynı pencereden bakan, konuşan, yazan, çizen insanlardan birbirine karşı korkunç sözler saçılıyor. Adeta açık arayan bir gözle süreç didiklenerek konu kişiselleşip, alaycılığa ve hakaretlere; yanıtlar ise küfürlere dönüşüyor…

Medyada popüler olan, barış, özgürlük ve demokrasiden yana olduğundan kuşku duyulmayacak, her biri ayrı ayrı bedeller ödemiş, aydınların, siyasetçilerin, yorumcuların dilindeki bu irtifa kaybı ve en küçük eleştiride muhatabını “fetocu-foncu” ilan eden kolaycılığın, ölümle tehditlere varması kaygı verici değil mi? Öyle ki, yüz yüze gelseler tokatların, yumrukların havada uçuşacağı bir ortamı çağrıştırıyor. Bir eleştiri görür görmez, sahibine karşı medya üzerinden linç edercesine saldırıya geçmek, okları asıl hedefinden tümüyle saptırdığı gibi, haklılığını ispat etmek için açık arayarak üstenci ve alaycı bir üsluba sarılmak da yangına benzin döküyor. Ve bu da sadece iktidarı, savaş çığırtkanlarını sevindiriyor. Her mesajda karşı tarafa bir tokat atmış gibi hissediyor olabilirler ama bilmeliler ki o tokatlar asıl biz izleyenlerin yanaklarında patlıyor. O nedenle bir ateşkes yapmanın zamanıdır. Lütfen, bu kirli savaşta yaşamını yitirenlerin ve ömürlerini zindanlarda geçirmiş, kulağı gelişmelerde olan binlerce tutsağın hatırına, barışın toplumsallaşmasına daha fazla zarar vermeden, yüz yüze bakmayı daha fazla olanaksızlaştırmadan, bir süreliğine de olsa sadece izleyip susunuz!

 

PaylaşTweetGönderPaylaşGönder
Önceki Haber

Yeni dönemin kapılarını kim, nasıl açacak?

Sonraki Haber

Sultan Hamid’in entegrasyon siyaseti 

Sonraki Haber

Sultan Hamid'in entegrasyon siyaseti 

SON HABERLER

CHP’nin çöküşü, iktidarın manevrası ve yeni bir ufkun imkânı

Yazar: Yeni Yaşam
1 Ağustos 2026

‘Ekinler kül oldu borçlar duruyor’

Yazar: Yeni Yaşam
1 Ağustos 2026

Katmerli tecrit: Kuyu tiplerinde kadın mahpuslar

Yazar: Yeni Yaşam
1 Ağustos 2026

Sultan Hamid’in entegrasyon siyaseti 

Yazar: Yeni Yaşam
1 Ağustos 2026

Medya dilindeki irtifa kaybı

Yazar: Yeni Yaşam
1 Ağustos 2026

Yeni dönemin kapılarını kim, nasıl açacak?

Yazar: Yeni Yaşam
1 Ağustos 2026

Yaşam adına uyarıyoruz; sömürüye ortak olmayın

Yazar: Yeni Yaşam
1 Ağustos 2026

Bir Kategori Seçin Lütfen…

  • İletişim
  • Yazarlar
  • Gizlilik Politikası
yeniyasamgazetesi@gmail.com

© 2022 Yeni Yaşam Gazetesi - Tüm Hakları Saklıdır

Welcome Back!

Login to your account below

Forgotten Password?

Retrieve your password

Please enter your username or email address to reset your password.

Log In

Add New Playlist

E-gazete aboneliği için tıklayınız.

Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
  • Tümü
  • Güncel
  • Yaşam
  • Söyleşi
  • Forum
  • Politika
  • Kadın
  • Dünya
  • Ortadoğu
  • Kültür
  • Emek-Ekonomi
  • Ekoloji
  • Emek-Ekonomi
  • Yazarlar
  • Editörün Seçtikleri
  • Panorama
    • Panorama 2025
    • Panorama 2024
    • Panorama 2023
    • Panorama 2022
  • Karikatür
  • Günün Manşeti

© 2022 Yeni Yaşam Gazetesi - Tüm Hakları Saklıdır