Avrupa Özgürlük ve Barış Forumu, ‘çerçeve yasa’ya ilişkin yaptığı açıklamada, düzenlemenin çatışmanın sona ermesi ve kalıcı barışın sağlanması açısından önemli bir adım olduğu vurgulandı
Barış ve Demokratik Toplum Süreci kapsamında hazırlanan ve kamuoyunda çerçeve yasa olarak bilinen “Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesi” kanun teklifi 5 Ağustos’ta Meclis Başkanlığı’na sunuldu. 5 Ağustos’ta yaklaşık 360 milletvekilinin imzasıyla Meclis Başkanlığı’na sunulan teklif, 8 Ağustos’ta Meclis Adalet Komisyonu’nda yaklaşık 18 saat süren görüşmelerin ardından kabul edildi.
Avrupa Özgürlük ve Barış Forumu (EFFP), ‘Barışın Yolunu Birlikte Açmak’ başlığıyla ‘çerçeve yasa’ya dair açıklama yayınladı.
Kanun teklifinin 40 yılı aşkın süredir devam eden çatışmanın sonra ermesi ve barışın kalıcılaşması yolunda önemli bir adım olduğu ve desteklendiği belirtilen açıklamada, yasanın soruşturma, kovuşturma ve infazların ertelenmesine ilişkin hükümleri, çatışmadan demokratik siyasete geçiş bakımından önemli bir hukuki alan açıyor” denildi.
Yasanın sadece hukuki ve teknik düzenleme olarak okunmaması gerektiği belirtilen açıklamada, ”Çünkü bugün geldiğimiz nokta, sadece Türkiye için değil, tüm Ortadoğu politikaları ve gelecek için çok daha büyük bir anlam taşıyor” ifadelerine yer verildi.
Açıklamanın devamında şu ifadelere yer verildi:
“Kırk yılı aşkın bir süredir hepimizin üzerine sallanan, hepimizi kriminalize eden o tehdidin, “Yoksa sen terörist misin?” parmağının ortadan kalkmasının önününün açıldığı bir andayız. Yıllardır Kürt meselesi üzerinden kurulan savaş ve güvenlik siyaseti yalnızca Kürtleri değil; barış isteyenleri, kadınları, öğrencileri, akademisyenleri, gazetecileri, sosyalistleri, demokratları, hak savunucularını, kısacası itiraz eden çok geniş bir toplumsal alanı “terörizm” suçlamasıyla baskı altında tuttu. Şimdi bu dili ve bu siyasal iklimi geride bırakabilmenin eşiğindeyiz. Bir dönemecin aşıldığı, halkın, demokrasi güçlerinin tamamının bu süreçte özne olduğu bir aşamadayız.
Türkiye’de demokrasi ve özgürlüklerin önünü yeniden açma imkânı
Bu nedenle bu sürecin en büyük kazanımlarından biri, Türkiye’de demokrasi ve özgürlüklerin önünü yeniden açma imkânıdır. Bu imkânın yaratılmasında başta Kürt halkının ve Kürt siyasal hareketinin uzun yıllara yayılan sabırlı ve acılı mücadelesinin, ama aynı zamanda Türkiye’nin bütün demokrasi güçlerinin, kadın hareketinin, emek ve insan hakları mücadelesinin büyük bir payı olduğunu teslim etmek gerekir. Kalıcı bir barış ancak bu tarihsel ve toplumsal birikimin üzerine kurulabilir.
Tam da burada yasa teklifine ilişkin önemli bir çekincemizi de açıkça ifade etmeliyiz. Mevcut haliyle bu, fiziksel özgürlüklere imkân açan, ancak ideolojik ve örgütlenme özgürlüğüne şerh koyan bir çerçeve yasadır. İnsanların cezaevinden çıkması, soruşturma ve kovuşturmaların sona ermesi kuşkusuz son derece değerlidir. Ancak kalıcı barış, insanların yalnızca fiziksel olarak özgürleşmesiyle kurulamaz. Düşüncenin, sözün, örgütlenmenin ve demokratik siyasetin de özgürleşmesi gerekir. Barışın hukuku, güvenlik hukukunun başka araçlarla devamı değil, onun aşılması olmalıdır.
Barışın gerçek güvencesi toplumsallaşmadır
Bu nedenle önümüzdeki dönemde yapılacak hukuki düzenlemelerin eşit yurttaşlığı, ifade ve örgütlenme özgürlüğünü ve demokratik katılımı güçlendirmesini bekliyoruz. Barışın gerçek güvencesi yalnızca devlet kurumları değil, barışın toplumsallaşmasıdır.
Aynı nedenle, tüm bu süreçlerde tarafların masada eşit biçimde temsil edilmesi gerekir. Sürecin yürütücü taraflarından biri olarak Abdullah Öcalan’ın da masada özgürce ve doğrudan yer almasını bekliyoruz. Kalıcı bir barış, taraflardan birinin özne, diğerinin yalnızca alınan kararların muhatabı olduğu bir yöntemle kurulamaz. Müzakere, karşılıklı tanıma ve siyasal muhataplık barışın asli koşullarıdır.
Atılan adımlar samimiyet testi olacaktır
Yanı sıra, yasal değişikliklere ihtiyaç olmayan, kayyım siyasetine son verilmesi, seçilmişlerin görevlerine iade edilmesi ve Anayasa Mahkemesi ile Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarının hiç vakit kaybetmeden uygulamaya konulması, önümüzdeki süreçte demokratikleşme yönünde atılacak adımların da samimiyet testi olacaktır.
Önümüzde çok değerli ve belki de kolay kolay yeniden elde edilemeyecek bir imkân var. Bu nedenle bu yasayı bir sonuç olarak değil, bir kapının açılması olarak görüyoruz. O kapıdan yalnızca silahsızlanmaya değil; özgür siyasete, eşit yurttaşlığa, örgütlenme özgürlüğüne ve demokratik bir Türkiye’ye doğru yürümeliyiz.
Ve bunu ancak birlikte yapabiliriz. Çünkü barış yalnızca Kürtlerin meselesi değildir. Kürt halkının özgürleşmesiyle Türkiye’nin demokratikleşmesi birbirinden ayrı iki süreç değildir. Bugün önümüzde duran imkân, başta Kürt halkı olmak üzere bu ülkenin bütün demokrasi güçlerinin yıllardır verdiği mücadelenin, hepimiz için daha özgür ve demokratik bir hayatın yolunu açmasıdır.”
HABER MERKEZİ









