• İletişim
  • Yazarlar
  • Gizlilik Politikası
24 Eylül 2026 Perşembe
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
ABONE OL!
GİRİŞ YAP
Yeni Yaşam Gazetesi
JIN
  • Anasayfa
  • Gündem
    • Güncel
    • Yaşam
    • Söyleşi
    • Forum
    • Politika
  • Günün Manşeti
    • Karikatür
  • Kadın
  • Dünya
    • Ortadoğu
  • Kültür
  • Ekoloji
  • Emek
  • Yazarlar
  • Panorama
    • Panorama 2025
    • Panorama 2024
    • Panorama 2023
    • Panorama 2022
  • Tümü
  • Anasayfa
  • Gündem
    • Güncel
    • Yaşam
    • Söyleşi
    • Forum
    • Politika
  • Günün Manşeti
    • Karikatür
  • Kadın
  • Dünya
    • Ortadoğu
  • Kültür
  • Ekoloji
  • Emek
  • Yazarlar
  • Panorama
    • Panorama 2025
    • Panorama 2024
    • Panorama 2023
    • Panorama 2022
  • Tümü
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
Yeni Yaşam Gazetesi
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
Ana Sayfa Gündem Güncel

Dêrsim’den devrime doğru

24 Eylül 2026 Perşembe - 23:00
Kategori: Güncel, Manşet
  • Rıza Altun’un hikâyesi, daha o dünyaya gelmeden önce başlar. Aile, Dêrsim’den ‘Tarih öncesi köpekler havlıyordu’ bir diyara sürgün edilir. Altun, sürgünde dünya gelir. Yolu onu Kürdistan Devrimi’nin ön saflarına taşır
  • Tuzluçayır, Kürtlerin Alevilerin ve Romanların yaşadığı bir emekçi semtidir. Ankara’nın bir kayıp semti. Rıza Altun, işte bu semtte başlar hayatı tanımaya ve anlamlandırmaya.  İlkokulu bitirdikten sonra eğitimine devam edemeyen Altun, genç yaşta çalışmaya başladı. Günübirlik işler, inşaatlar, sokak satıcılığı yaptığı başlıca işler
  • Abdullah Öcalan,  1993 yılında Beka Vadisi’nde düzenlediği basın toplantısında 1 aylık ateşkes ilan etti. Bu açıklama askeri yönü yanında diplomatik-sivil bir atak olarak da çok önemli bir gelişmeydi. Ateşkesin açıklandığı basın  toplantısında Rıza Altun da bulunuyordu. Bu tesadüfi bir bulunma değildi. Bu toplantıdan sonra Altun, ağırlıklı olarak diplomatik çalışmalara ağırlık veren görevler aldı

Hüseyin Kalkan

Bizi bir kamyona doldurdular.
Tüfekli bir erin nezaretinde. Sonra o iki erle yük vagona doldurdular. Günlerce yolculuktan sonra bir köye attılar. Tarih öncesi köpekler havlıyordu. Aklımdan hiç çıkmaz o yolculuk, o havlamalar, polisler. Duyarlığım biraz da o çocukluk izlenimleriyle besleniyor belki. Anam sürgünde öldü, babam sürgünde öldü… Biz gözyaşımızı gizleyen insanlarız… Biz kahkahamızı da gizleriz. Biz koşuyu kaybettikten sonra da koşan atlarız. (*)

Rıza Altun’un hikâyesi, daha o dünyaya gelmeden önce başlar. Aile, Dêrsim’den ‘Tarih öncesi köpeklerin havladığı’(*) bir diyara sürgün edilir. Altun, sürgünde dünyaya gelir. Yolu onu Kürdistan Devrimi’nin ön saflarına taşır.

1956’da Kayseri’nin Sarız ilçesindeki Küçükebeçimen köyünde başlayan bu yolculuk, sürgün, zorluklar, direniş ve özgürlük arayışıyla dolu bir ömrün özeti.

Dêrsim’den dünyaya

Rıza Altun, 1956’da Kürt Alevi bir ailenin çocuğu olarak, Kayseri’nin Sarız ilçesine bağlı Küçükebeçimen köyünde dünyaya geldi. Osmanlı’dan beri Kürtlerin sürgün edildiği, yoksulluğun ve dışlanmanın gölgesinde bir yerdi Küçükebeçimen köyü. Altun’un çocukluğu, bu sürgün köyünün taşlı yollarında, tarlalarında geçti. Babası, geçim derdiyle Ankara’ya göç etmiş, ailesini geride bırakmıştı. Altun, altı yaşına kadar köyün zorlu ama sade hayatına tutundu. 1960’lı yılların başında, Altun ailesi Ankara’ya taşındı. Yeni adresleri, Mamak’ın Tuzluçayır mahallesiydi. Gecekonduların yükseldiği, Kürt ve Alevi yoksulların bir araya geldiği bu semt, adeta bir toplumsal isyanın laboratuvarıydı. Ancak Altun ailesi, köyden gelen “yabancılar” olarak sıcak bir karşılama görmedi. Hatice Ana’nın Kürt kıyafetleri, ailenin Kürtçe konuşmaları mahallede alay konusu oldu. Çocuklar evlerini taşladı, hakaretler günlük hayatın parçasıydı. Yine de Tuzluçayır, Altun’un ruhunu şekillendiren bir okula dönüştü. Burada hem acıyı hem de direnişi öğrendi.

Devrimin yoksul semti

Tuzluçayır, Kürtlerin Alevilerin ve Romanların yaşadığı bir emekçi semtidir. Ankara’nın bir kayıp semti. Rıza Altun, işte bu semtte başlar hayatı tanımaya ve anlamlandırmaya.  İlkokulu bitirdikten sonra eğitimine devam edemeyen Altun, genç yaşta çalışmaya başladı. Günübirlik işler, inşaatlar, sokak satıcılığı yaptı… Hayat, onun için alın teriyle geçen uzun günlerdi. Ancak 1970’ler, Tuzluçayır’ı bir devrimci merkez haline getirdi. 12 Mart 1971 darbesinin baskıcı gölgesi altında bile, mahallede sol rüzgârlar esiyordu. Mahir Çayan’ın cesareti, Deniz Gezmiş’in isyankâr ruhu gençlerin dilindeydi. Tuzluçayır, sadece Altun’un değil, bir neslin devrimci bilincini ateşleyen bir ocak oldu. 1973’te, 17 yaşında, Altun, THKO (Türkiye Halk Kurtuluş Ordusu) sempatizanı olarak Tuzluçayır ve Maltepe’deki sol derneklere adım attı. Bu dernekler, onun için birer okuldu. Burada eşitlik, özgürlük ve mücadele fikirleriyle tanıştı. “Bir daha çıkmadım dernekten,” diye anlatacaktı o günleri. Tuzluçayır’ın sokakları, artık sadece bir mahalle değil, devrimin nabzının attığı bir arena haline gelmişti.

Altun ve Kürt devrimi

1975, Altun’un hayatında bir dönüm noktası oldu. Tuzluçayır’da Kemal Pir ile tanıştı. Pir, Öcalan’ın fikirlerini benimseyen Apocu Hareket’in öncülerinden biriydi. Kemal Pir’in mahallede kiraladığı mütevazı ev, genç devrimcilerin toplandığı bir merkezdi. Altun, bu evin müdavimlerinden biri oldu. Burada tartışmalar, planlar ve hayaller bir araya geliyordu. Rıza Altun, 1976 başında ise Kemal Pir gibi Türk olan devrimci Haki Karer’le tanıştı. Karer, onu Ankara’nın Anıttepe semtinde Apocuların örgütlendiği eve götürdü. Evde Altun’u ağırlayan ve daha önce şahit olmadığı bir mücadeleyi anlatmak için konuşan kişi, Öcalan’dı. Altun, Öcalan’ın ortaya koyduğu fikirlerden, duruşundan ve Kürt halkının özgürlük mücadelesine adanmışlığından derinden etkilendi. Bu buluşma, onun Apocu kimliğini tam anlamıyla benimsemesini sağladı. Artık Tuzluçayır’ın sokaklarında genç bir işçi değil, yaşamında verdiği kavgayı bilinciyle yoğurmuş, Kürt halkının kurtuluşu için mücadele eden yılmaz bir militandı.

Antep ve Hilvan süreci

Rıza Altun, 1976 sonlarında, henüz 22 yaşındayken, Öcalan’ın talimatıyla Dîlok’a (Antep) gönderildi. Altun için bu, Tuzluçayır’dan sonra yepyeni bir dünyaydı, çünkü Altun burada Kürdistan’ın yakıcı gerçekliğiyle tanıştı. Antep’in Yukarı Beyre mahallesinde, bir grup Apocu ile derme çatma bir ev kiraladı. Özellikle maddi sıkıntıları çok büyüktü, geçinmekte zorlanıyor, bazen yiyecek yemek bile bulamıyorlardı. Ama inançları, halka tutkuyla bağlılıkları, devrimciliğin moral değerleri onları ayakta tuttu. Altun, faşist yapılara, karakollara ve ajanlara karşı düzenlenen eylemlerde her zaman en ön saflarda yerini aldı.

Ankara ile Dîlok arasında mekik dokurken, bir trafik kazası geçirdi ve bir yıl boyunca hareket edemedi. Bu kaza, güvenlik güçlerinin radarına girmesine neden oldu. 1977’de Haki Karer’in şehit edilmesi, Altun’u derinden sarstı. Dîlok’a geri döndü ve yakın arkadaşlarından oluşan bir eylemci grup kurdu. Artık karakollar, faşist mekanlar ve işbirlikçiler hedeflerindeydi. Altun’un yolu, Curnê Reş’e (Hilvan) uzandı. Burada, Süleymanlar ve Bucaklar gibi feodal güçlere karşı verilen direnişte yer aldı. Hilvan, onun için sadece bir mücadele alanı değil, Kürdistan’ın özgürlük ruhunu soluduğu bir duraktı aynı zamanda.

Zindan ve direniş

1978’de Hilvan’da yakalandı. Bir yıl boyunca ağır işkencelerle sorgulandı. 1980 askeri darbesi, Altun’un mücadele ettiği koşulları ağırlaştırdı. Amed Zindanı’nda, sistematik işkencelerin hedefi oldu. Beş yıl boyunca Amed’in karanlık hücrelerinde kaldı. Buradaki zamanları insanlık dışı işkencelerle geçerken Altun, direnişiyle dikkat çeken isimlerden oldu. Daha sonrasında Adana, Mersin, Sinop, Eskişehir ve Antep cezaevlerinde toplam 13 yıl hapis yattı. Faşizmin zindan politikaları, Altun’un dirayetini, inancını, bağlılığını, halk sevgisini kıramadı. 1981 açlık grevine, 1982 ölüm orucuna katıldı. Her koğuşta, her hücrede direnişin sembolü oldu. 1991’de tahliye edildiğinde, bedeni yorgun ama ruhu dimdikti. Zindanlar, onun için sadece esaret değil, mücadele azmini bileyen mekanlardı.

İlk ateşkes ilk barış 

Tahliyeden hemen sonra Altun, Öcalan’ın bulunduğu alana geçti. Burada kaldığı süre boyunca PKK’nin 13 yılda geçirdiği dönüşümle yüzleşti. Apoculuk artık sadece bir grup militandan ibaret değildi. Geniş bir halk hareketine evrilmişti. Altun, Öcalan’ın yönlendirmesiyle diplomatik çalışmalarda yer aldı. 1993 Newrozu’nda PKK ilk kez ateşkes ilan etti. Ateşkes sürecine uzun bir diplomatik ve arabuluculuk çalışması sonucu varıldı. Cumhurbaşkanı Turgut Özal, PKK ateşkes ilan ederse Ankara’nın da buna uyacağını arabulucular aracılığıyla Beka’ya iletti. Öcalan, 1993 yılında Beka Vadisi’nde düzenlediği basın toplantısında 1 aylık ateşkesi ilan etti. Bu açıklama askeri yönünün yanında diplomatik-sivil bir atak olarak da çok önemli bir gelişmeydi. Ateşkesin açıklandığı basın toplantısında Rıza Altun da bulundu. Bu tesadüfi bir bulunma değildi. Bu toplantıdan sonra Altun, ağırlıklı olarak diplomatik çalışmalara ağırlık veren görevler aldı. 1994’te İran’da PKK temsilcisi oldu.

Bir diplomat olarak Altun

Rıza Altun 1999’da Avrupa’ya geçti. Yedi yıl boyunca, Avrupa’daki Kürt diasporası arasında diplomatik ve siyasi çalışmalara öncülük etti. Fransa’da kısa süre gözaltına alındı ancak Paris, ona kalıcı bir yuva olmayacaktı. 2007’de, Kürdistan’ın özgür dağlarına geri döndü. KCK Yürütme Konseyi üyesi olarak askeri, siyasi ve ideolojik görevler üstlendi. Ömrünün son anına kadar, bu görevlerin başındaydı. Rıza Altun’un hayatı, Tuzluçayır’ın taşlı sokaklarından Kürdistan’ın sarp dağlarına uzanan bir destan. O, sadece bir devrimci değil, bir halkın özgürlük arayışının yaşayan sembolüydü. Tuzluçayır’da dışlanan bir Kürt genci olarak başlayan yolculuğu, zindanların karanlığında sınandı, dağların özgür ruhunda birleşti, Öcalan’ın fikirleriyle harmanlanarak tamamlandı. Altun, Kürt mücadelesinin hem neferi hem de yiğit bir öncüsü olarak, ardında silinmez bir iz bıraktı. Tuzluçayır, onun hikâyesinin başladığı yer ama mirası, Kürdistan’ın her köşesinde, özgürlük için çarpan bütün kalplerde yaşıyor.

(*) Cemal Süreya, On Üç Günün Mektupları, Can yayınları

PaylaşTweetGönderPaylaşGönder
Önceki Haber

‘Çaylak Filozof’ okuyucuyla buluştu

Sonraki Haber

Ehlileştirmeden evcilleştirmeye

Sonraki Haber

Ehlileştirmeden evcilleştirmeye

SON HABERLER

Ehlileştirmeden evcilleştirmeye

Yazar: Yeni Yaşam
24 Eylül 2026

Dêrsim’den devrime doğru

Yazar: Yeni Yaşam
24 Eylül 2026

‘Çaylak Filozof’ okuyucuyla buluştu

Yazar: Yeni Yaşam
24 Eylül 2026

Bir boyunda iki atkı olmaz mı?

Yazar: Yeni Yaşam
24 Eylül 2026

Çare: Koordinatorlük dümeni Öcalan’a

Yazar: Yeni Yaşam
24 Eylül 2026

İHD ve TİHV’den Kadir İnanır’a teşekkür: Vasiyetinden onur duyduk

Yazar: Yeni Yaşam
24 Eylül 2026

Ülke heyetleri salonu terk etti: Netenyahu BM Genel Kurulu’nda protesto edildi

Yazar: Yeni Yaşam
24 Eylül 2026

Bir Kategori Seçin Lütfen…

  • İletişim
  • Yazarlar
  • Gizlilik Politikası
yeniyasamgazetesi@gmail.com

© 2022 Yeni Yaşam Gazetesi - Tüm Hakları Saklıdır

Welcome Back!

Login to your account below

Forgotten Password?

Retrieve your password

Please enter your username or email address to reset your password.

Log In

Add New Playlist

E-gazete aboneliği için tıklayınız.

Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
  • Tümü
  • Güncel
  • Yaşam
  • Söyleşi
  • Forum
  • Politika
  • Kadın
  • Dünya
  • Ortadoğu
  • Kültür
  • Emek-Ekonomi
  • Ekoloji
  • Emek-Ekonomi
  • Yazarlar
  • Editörün Seçtikleri
  • Panorama
    • Panorama 2025
    • Panorama 2024
    • Panorama 2023
    • Panorama 2022
  • Karikatür
  • Günün Manşeti

© 2022 Yeni Yaşam Gazetesi - Tüm Hakları Saklıdır