• İletişim
  • Yazarlar
  • Gizlilik Politikası
14 Ağustos 2026 Cuma
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
ABONE OL!
GİRİŞ YAP
Yeni Yaşam Gazetesi
JIN
  • Anasayfa
  • Gündem
    • Güncel
    • Yaşam
    • Söyleşi
    • Forum
    • Politika
  • Günün Manşeti
    • Karikatür
  • Kadın
  • Dünya
    • Ortadoğu
  • Kültür
  • Ekoloji
  • Emek
  • Yazarlar
  • Panorama
    • Panorama 2025
    • Panorama 2024
    • Panorama 2023
    • Panorama 2022
  • Tümü
  • Anasayfa
  • Gündem
    • Güncel
    • Yaşam
    • Söyleşi
    • Forum
    • Politika
  • Günün Manşeti
    • Karikatür
  • Kadın
  • Dünya
    • Ortadoğu
  • Kültür
  • Ekoloji
  • Emek
  • Yazarlar
  • Panorama
    • Panorama 2025
    • Panorama 2024
    • Panorama 2023
    • Panorama 2022
  • Tümü
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
Yeni Yaşam Gazetesi
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
Ana Sayfa Editörün Seçtikleri

Kök yasa: Köklerine güvenen bir halkın yeni adımı

14 Ağustos 2026 Cuma - 00:00
Kategori: Editörün Seçtikleri, Forum
  • Bir düşünceyi yasaklamak, onun bir toplumun hafızasında yaşamasını engellemeye yetmiyordu. Bir evde saklanarak okunan kitap başka bir evde yeniden açılıyor, bir babanın çocuklarına fısıldadığı söz yıllar sonra başka bir kuşağın açıkça söylediği söze dönüşüyordu
  • Hiç kimse düşüncesi, dili veya kimliği nedeniyle şiddete uğramamalı, katledilmemeli  Hiç kimse okuyacağı kitabı saklamak zorunda bırakılmamalı. Bugün barışı istememizin en temel nedenlerinden biri de budur: Bizim hafızamızda kalan acıların başka çocukların hafızasına miras kalmaması

Gülizar İpek

“Bin kilometrelik yol bir adımla başlar.”

Abdullah Öcalan’ın kök yasaya ilişkin değerlendirmesinde kullandığı bu söz, bugün bulunduğumuz yeri oldukça yalın biçimde tarif ediyor. Önümüzde bütün sorunları bir anda çözecek kusursuz bir hukuk metni yok. Zaten yarım asrı aşan, kökleri çok daha eskiye uzanan bir meselenin tek bir yasayla çözüleceğini düşünmek de gerçekçi olmaz. Fakat bugün önümüzde önemli bir ilk adım, aynı zamanda yeni bir döneme geçişin eşiği var. Bu nedenle yapılması gereken, daha yolun başında varamadığımız yerleri sayarak umutsuzluğa kapılmak değil; nereden geldiğimizi unutmadan bundan sonrasını nasıl yürüyeceğimizi düşünmektir.

Öcalan’ın aynı değerlendirmede söylediği “Henüz her şey çözülmüş değildir. Ancak negatif yaklaşmayı gerektiren bir durum da yoktur” sözü de tam olarak buna işaret ediyor. Ne yaşanan gelişmeleri olduğundan büyük göstermek ne de eksiklerinden hareketle atılan adımı değersizleştirmek… Barış uzun soluklu bir inşa işidir. Hukuk bunun zeminini oluşturabilir, bir kapıyı açabilir; fakat açılan alanı demokratik bir yaşama dönüştürecek olan toplumun kendisidir.

Bu nedenle bugün kök yasayı konuşurken yalnızca yasanın maddelerine değil, bu noktaya hangi yollardan geçerek geldiğimize de bakmak gerektiğini düşünüyorum. Ben kendi çocukluğumu hatırladığımda bunun ne anlama geldiğini daha iyi görüyorum.

Babam zaman zaman eve kitaplar getirirdi. Bize okumamızı söylerdi ama bir uyarısı mutlaka olurdu: Kimse görmemeliydi. Gizli gizli okuyacaktık. Üstelik yalnızca okumamızı da istemezdi; öğrendiklerimizi yaşamımıza katmamızı söylerdi. Çocuk aklımla bir kitabın neden saklanması gerektiğini tam olarak anlayamazdım. Kitap dediğin okunurdu; neden bir başkasının onu görmesinden korkulurdu?

Yıllar sonra anladım.

Bir düşünceyi yasaklamak, onun bir toplumun hafızasında yaşamasını engellemeye yetmiyordu. Bir evde saklanarak okunan kitap başka bir evde yeniden açılıyor, bir babanın çocuklarına fısıldadığı söz yıllar sonra başka bir kuşağın açıkça söylediği söze dönüşüyordu. Baskı düşünceyi yok etmiyor; insanlar onu yaşamlarında taşımaya devam ettikçe hafıza kuşaktan kuşağa aktarılıyordu.

Aynı çocukluğun başka görüntüleri de var hafızamda.

Bir geceyi hiç unutmadım. Silah sesleri, askerlerin ve polislerin telsizlerinden yükselen sesler… Kahvede bulunan insanların topluca gözaltına alınması ve babamın da onların arasında olması. Bir başka gün evimize yapılan baskın… Evin altüst edilmesi, eşyaların dağıtılması, babamın yeniden işkenceyle götürülmesi… Ben küçücük bir çocuk olarak annemin dizlerine sarılmış ağlıyordum. Annem bir yandan beni sakinleştirmeye çalışıyor, bir yandan evde aradıkları hiçbir şeyin olmadığını anlatıyordu.

Yıllar geçiyor ama çocukluk hafızası bazı görüntüleri bırakmıyor.

Fakat bugün dönüp baktığımda bu anıların merkezine korkuyu koymak istemiyorum. Çünkü bizim hikâyemizin asıl gerçeği korku değil; bütün bunlara rağmen vazgeçmemektir. Baskının, gözaltının, işkencenin, faili meçhullerin insanların gündelik hayatına kadar girdiği yıllarda bile toplum geri çekilmedi. İnsanlar karşılaşabilecekleri bedeli bilerek toplantılara gitti, eylemlere katıldı, çalışmalar yürüttü. Düşünceler kuşaktan kuşağa aktarıldı. Kadınlar örgütlendi. Gençler kendi sözlerini kurdu. Her kuşak kendinden öncekinden bir şey aldı ve kendi deneyimini ona ekledi. Bunu geçmişi romantikleştirmek için söylemiyorum. Hiçbir çocuk evine yapılan bir baskında annesinin dizlerine sarılarak korkmak zorunda kalmamalı. Hiç kimse düşüncesi, dili veya kimliği nedeniyle şiddete uğramamalı, katledilmemeli  Hiç kimse okuyacağı kitabı saklamak zorunda bırakılmamalı. Bugün barışı istememizin en temel nedenlerinden biri de budur: Bizim hafızamızda kalan acıların başka çocukların hafızasına miras kalmaması.

Ama o geçmiş bize yalnızca acıyı bırakmadı. Mücadele etmeyi, örgütlenmeyi, dayanışmayı ve en zor koşullarda dahi kendi gücümüze yaslanmayı da bıraktı. İşte bugün dönüp bakmamız gereken yerlerden biri burasıdır.

‘Tarihsel bir çıkış’

Barışın geleceğine inanmak için yalnızca çıkarılacak yasaya, Meclis’te kurulacak mekanizmalara ya da devletin bundan sonra atacağı adımlara bakmak zorunda değiliz. Elbette bunların her biri önemlidir ve devlet kendi sorumluluğunu yerine getirmek zorundadır. Fakat geriye dönüp bu halkın geçtiği yola baktığımızda da güvenmek için yeterince nedenimiz olduğunu görüyoruz.

Öcalan’ın “Toplumun örgütlülüğüyle tarihsel bir çıkış yapacağız” sözü tam da burada gerçek anlamına kavuşuyor. Topluma güvenmek, her şeyin kendiliğinden iyi olacağına inanmak değildir. Toplumu kusursuz görmek de değildir. Kendi tarihsel deneyimini bilmek, örgütlenme ve dönüşme kapasitesini görmek ve bundan sonrası için sorumluluk almaktır.

Elbette bugün yanıtını bekleyen önemli sorular var. Yasanın açtığı yol, gerillaların geri dönüşünü nasıl bir toplumsal ve siyasal zemine taşıyacak? Geri dönenlerin demokratik siyasete katılmasının önündeki engeller nasıl kaldırılacak? Yıllardır cezaevinde bulunanların, hasta mahpusların ve siyasal nedenlerle hak yoksunluğu yaşayanların durumu yeni dönemin ruhuyla nasıl ele alınacak? Ve belki de en önemlisi, silahlı çatışmanın geride bırakılmasının ardından açılması beklenen demokratik siyaset alanı hangi hukuki güvencelerle kalıcı hâle getirilecek?

Bunlar tali sorular değil. Çünkü bir dönemi kapatmak, yalnızca geçmişin hukuki sonuçlarını düzenlemekle mümkün değildir; yeni dönemin nasıl kurulacağını da tarif etmek gerekir. Kök yasanın tarihsel anlamı da biraz burada ortaya çıkacaktır: Yalnızca geride bıraktığımız dönemin sorunlarına çözüm üretmesinde değil, önümüzdeki demokratik yaşamın kapısını ne kadar açabildiğinde.

Bu nedenle ilk adımı önemsemek, arkasından gelecek adımları sormaktan vazgeçmek değildir. Tam tersine, ilk adımı ciddiye aldığımız için devamını soruyoruz. Öcalan’ın “Henüz her şey çözülmüş değildir. Ancak negatif yaklaşmayı gerektiren bir durum da yoktur” sözü burada yeniden anlam kazanıyor. Eksikleri görmek umutsuzluk değildir; o eksikleri tamamlayacak iradeyi göstermek de sürecin bir parçasıdır. Fakat temkinli olmak başka, kendi gücünden kuşku duymak başka bir şeydir.

Barışın bütün geleceğini yalnızca devletin atacağı adımlara bağladığımız anda, farkında olmadan toplumu yeniden bekleyen ve izleyen bir yere koyarız. Oysa yarım asrı aşan deneyim bunun tam tersini gösteriyor. En kapalı dönemlerde bile kendi siyasal ve toplumsal alanını yaratabilmiş bir halk, demokratik siyasetin alanı genişlediğinde neden kendi geleceğinin daha güçlü bir öznesi olamasın? Elli yılı aşkın mücadeleyi bir fidana benzetirsek, bugün toprağa yeni bırakılmış bir fidandan söz etmiyoruz. Üzerinden nice fırtınalar geçti. Dalları kırıldı, gövdesi yaralandı, toprağı kurutulmak istendi. Ama kökleri derinleşti. Her yeni kuşak o ağaca başka bir dal ekledi. Bugün elimizde yalnızca geçmişten kalan bir mücadele değil; büyük bir toplumsal hafıza, siyasal deneyim ve örgütlenme birikimi var.

‘Sürecin önünü açacak anahtar’

Bu nedenle “kök yasa” ifadesi bana yalnızca hukuki bir kavramı çağrıştırmıyor. Bir yanda demokratik çözüm için yeni bir hukuki zemin oluşturması beklenen kök yasa, diğer yanda yarım asrı aşan mücadele içinde derinleşmiş toplumsal kökler var. Şimdi bu ikisinin birbirine kavuşması gerekiyor. Yasa önemlidir. Hukuki güvence vazgeçilmezdir. Devletin sorumluluğunu toplumun üzerine bırakamayız. Demokratik siyasetin önündeki engeller kaldırılmalı, hukuk güvence oluşturmalı ve barış geri döndürülemez demokratik bir zemine kavuşturulmalıdır. Kök yasayı küçümsememek gerekir. Öcalan’ın yasayı “sürecin önünü açacak anahtar” olarak tarif etmesi de bu nedenle önemlidir. Fakat anahtar kapıyı açar; o kapının ardında nasıl bir yaşam kuracağımızı belirlemez. İşte bundan sonrası toplumun meselesidir.

Yıllarca mücadele etmeyi bilen bir toplum şimdi barışı toplumsallaştırmayı başarabilecek mi? Demokratik siyaset yalnızca seçimlerin ve kurumların sınırlarında mı kalacak, yoksa mahallede, köyde, kentte, üniversitede, işyerinde ve gündelik hayatın içinde karşılığını bulacak mı? İnsanlar kendi yaşamları hakkında alınan kararların yeniden öznesi olabilecek mi? Kadınlar yeni dönemin kurucu iradesi olarak mı yer alacak? Önümüzdeki dönemin esas soruları bunlardır.

Çünkü silahların susması barışın önünü açar; fakat demokratik toplumu kendiliğinden kurmaz. Demokratik toplum, insanların kendi yaşamları üzerinde söz ve karar sahibi oldukları yerde hayat bulur. Bu nedenle barış yalnızca çatışmanın sona ermesi değildir. Barış, yeni bir toplumsal ilişkinin kurulmasıdır.

Barış herkesin ihtiyacı

Kadınların buradaki rolü özellikle önemlidir. Yarım asırlık mücadelenin içinde kadın yalnızca bedel ödeyen değil, mücadeleyi dönüştürürken kendisi de dönüşen bir özne hâline geldi. Dolayısıyla yeni dönemde kadınlardan yalnızca barışı desteklemelerini istemek yetmez. Kadınların kendi örgütlülükleri, sözleri ve karar güçleriyle demokratik toplumun kuruluşunda yer almaları gerekir. Barışın ne kadar toplumsallaştığını biraz da kadınların bu sürecin neresinde durduğuna bakarak anlayacağız.

Üstelik demokratikleşme yalnızca Kürtlerin meselesi değildir. Öcalan’ın da ifade ettiği gibi, “Bu yalnızca Kürtlerin veya bir kesimin değil, bu topraklarda yaşayan herkesin ihtiyacıdır.” Demokratikleşme bir halka verilecek ayrıcalık değil, birlikte yaşamanın hukukunu ve siyasetini yeniden kurma meselesidir. Kürt meselesinin demokratik çözümü bu nedenle yalnızca Kürtlerin nasıl yaşayacağını değil, Türkiye’nin nasıl bir toplum olacağını da belirleyecektir. Belki bugün önümüzde duran en önemli zihinsel eşik de budur: Mücadelenin yeni dönemde ne anlama geldiğini yeniden düşünmek.

Dün baskılara, işkencelere ve tutuklamalara rağmen mücadeleyi büyütmek gerekiyordu. Bugün barışı toplumsallaştırmak için mücadeleyi büyütmek gerekiyor. Mücadele, elde edilen alanı büyütmektir. Demokratik siyasetin önünü açmaktır. Toplumu örgütlemektir. Kadının sözünü çoğaltmaktır. Gençlerin geleceğini burada kurabilmesini sağlamaktır. Barışı yalnızca siyasetçilerin konuştuğu bir mesele olmaktan çıkarıp sokağın, mahallenin, evin ve gündelik hayatın gerçeğine dönüştürmektir. Bugünün mücadelesi, barışı ve demokratik toplumu kurma mücadelesidir. Dün ağır baskılar altında geri çekilmemek cesaret gerektiriyordu. Bugün birbirimize güvenerek demokratik bir yaşam kurmak cesaret gerektiriyor.

Biri diğerinden daha küçük değildir. Yıllar önce babamın eve getirdiği kitapları başkaları görmesin diye saklayarak okuyorduk. Bugün o yıllarda fısıltıyla konuşulan meselelerin Meclis’te, meydanlarda ve toplumun önünde açıkça tartışılabildiği bir noktadayız. Bu mesafe kendiliğinden alınmadı. Arkasında kayıplar var. Bedeller var. Büyük bir emek var. Şimdi geçmişe yalnızca acılarımızı hatırlamak için değil, gücümüzü hatırlamak için de bakmalıyız.

Kök yasa yolun sonu değil. Bin kilometrelik yolun ilk adımıdır. Eksikleri konuşulacak, yeni hukuki adımlar talep edilecek, demokratikleşme mücadelesi devam edecektir. Fakat geleceğimizi yalnızca yasaların bize ne getireceğine bağlamak, bu toplumun yarım asrı aşan birikimine haksızlık olur. Çünkü bu halk en zor zamanlarda yürümeyi öğrendi. Şimdi önümüzde başka bir tarihsel sorumluluk duruyor: Barış zamanında demokratik toplumu kurabilmek.

Köklerine güvenmek de tam olarak budur. Geçmişe tutunup orada kalmak değil; geçmişten aldığın güçle yeni olana cesaret edebilmek. Bin kilometrelik yol bir adımla başlıyorsa bugün o adımın değerini bilmek gerekir. Fakat asıl mesele ikinci adımı kimin atacağıdır.

Cevap yine aynı yerde duruyor: Toplumun kendisinde, kendi örgütlülüğümüzde. Yarım asrı aşan bu yürüyüş bize şunu gösterdi: En zor dönemlerde bile yolumuzu yalnızca önümüze açılan imkânlar belirlemedi. O yolu mücadelemizle genişlettik. Şimdi o yolu barışa ve demokratik topluma doğru büyütme zamanı.

PaylaşTweetGönderPaylaşGönder
Önceki Haber

Bir yolun değil, bir zihniyetin sınavı

Sonraki Haber

Rejimin su geçirmezlik iddiası kırıldı

Sonraki Haber

Rejimin su geçirmezlik iddiası kırıldı

SON HABERLER

Çerçeve Yasa karşıtları kim ve amaçları ne?

Yazar: Yeni Yaşam
14 Ağustos 2026

Komünal demokrasiye yaklaşım sorunları-2: Sınıflaşma – gruplaşma – mezhepleşme

Yazar: Yeni Yaşam
14 Ağustos 2026

Rejimin su geçirmezlik iddiası kırıldı

Yazar: Yeni Yaşam
14 Ağustos 2026

Kök yasa: Köklerine güvenen bir halkın yeni adımı

Yazar: Yeni Yaşam
14 Ağustos 2026

Bir yolun değil, bir zihniyetin sınavı

Yazar: Yeni Yaşam
14 Ağustos 2026

Bir mücadeleye misafir, bir ölçüye ev sahibi

Yazar: Yeni Yaşam
14 Ağustos 2026

‘Gestapo 2.0’ mı?

Yazar: Yeni Yaşam
14 Ağustos 2026

Bir Kategori Seçin Lütfen…

  • İletişim
  • Yazarlar
  • Gizlilik Politikası
yeniyasamgazetesi@gmail.com

© 2022 Yeni Yaşam Gazetesi - Tüm Hakları Saklıdır

Welcome Back!

Login to your account below

Forgotten Password?

Retrieve your password

Please enter your username or email address to reset your password.

Log In

Add New Playlist

E-gazete aboneliği için tıklayınız.

Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
  • Tümü
  • Güncel
  • Yaşam
  • Söyleşi
  • Forum
  • Politika
  • Kadın
  • Dünya
  • Ortadoğu
  • Kültür
  • Emek-Ekonomi
  • Ekoloji
  • Emek-Ekonomi
  • Yazarlar
  • Editörün Seçtikleri
  • Panorama
    • Panorama 2025
    • Panorama 2024
    • Panorama 2023
    • Panorama 2022
  • Karikatür
  • Günün Manşeti

© 2022 Yeni Yaşam Gazetesi - Tüm Hakları Saklıdır