Kürt Hareketi; yıllar yılı barışı savundu, müzakereler yöntemiyle ilerlemeyi savundu, diyalogu savundu. Buna bağlı olarak el sıkışma halini ve sorunları masada çözme önerisini hiç dikkate almıyorum diyemezdi. Bu siyasetin doğasına aykırıdır. Zira siyaset her zaman bir satrançtır ve satranç masası hep kurulur.
Daha önceki çözüm süreçlerinde bu satrançta başarılı olamadıklarını rejimin sahipleri kabul ettiler ve buna bağlı olarak hem satranç hem de siyaset masasını devirdiler. Kürt Hareketi ve Kürt halkının bir masa olacaksa satrançtan ve siyasetten korkusu yok.
Netice olarak, Kürt Hareketi sorunu masada konuşmaktan geri duramazdı ve durmadı.
Deniyor ki AKP konjonktürel olarak sıkıştığı için bu yönde adım attı, ruhunda demokrasi yok.
Eğer ayakları toprağa basan, somut ve güncel bir siyaset yapılacaksa, AKP’nin sıkışmış olmasını veri kabul etmek normaldir. AKP’nin ruhunda demokrasi olmadığı doğrudur ve bundan yola çıkılamaz. Ne var ki Kürt halkının yıllardır sürdürdüğü mücadele ve gösterdiği direnme gücü onu sıkıştırmıştır, doğru. Siyaset de tam olarak böyle yapılır zaten. Kürt Hareketi AKP’ye güvenmiyor, kendi siyasal sıkıştırma kabiliyetine güveniyor.
Yeni sürecin başlangıcında bir arkadaşım “Kürt Hareketi, masada anlaşma teklifi olsa da şimdi bunu tercih etmesin. Böyle bir uzlaşmayı CHP (o zaman için) döneminde gerçekleştirsin.” diyordu. Burada ciddi boşluklar var. Sadece AKP’nin barış ruhuna güvenerek yola çıkılamayacağı doğru. Peki bugünkü haliyle Yeni Parti’nin barış ruhuna kim kefil olabilir? Bence bu mesele ruhla değil ancak siyasal dengelerin basıncıyla çözülebilir. Maddeci, gerçekçi ve somut siyaset budur.
Aynı zamanda siyaset bir zamanlama işidir. Kim bir sonraki dönemde Yeni Parti iktidarına ve onun müzakereden yana oluşuna kesin gözüyle bakabilir? “Denizdeki balıklar mı, elimdeki balık mı?” kuralı işler her zaman. Kimse koca bir topluma bir sonraki belirsiz fırsatı tavsiye edemez. İnsanlar hapiste, mahkeme önlerinde, sürgünde ve çatışma ihtimali olan koşullarda beklemektedir. Bir koşulları iyileştirme ihtimali varsa, hangi irade bunu erteleme sorumluluğunu alabilir? Abdullah Öcalan bu zeminde erteleme değil harekete geçme sorumluluğunu aldı.
Kürt halkı; yıllarca Abdullah Öcalan irademdir, temsilcimdir, baş müzakerecimdir dedi büyük zorluklarla verdiği mücadelede. Bu kapsamda konu en başta onun önüne geldi ve o da barış sürecini gerçekleştirebilmek üzere harekete geçti. Resim bu kadar açık ve net.
Her şeyi Kürt halkının, Kürt Hareketi’nin ve Öcalan’ın önüne tarih ve nesnellik getirdi. On tane ihtimal yoktu. Ya o ya bu seçenekleriydi sadece.
Küçük burjuvalara ve çoğunluk ulus milliyetçiliğinden beslenenlere her şey kusurlu ve “daha önemli işler” için feda edilebilir nitelikte gözükebilir. Ancak hayat onların sandığı gibi mutluluklarla ve kolaylıklarla dolu bir lunapark değil. Hayat engebeli, dolambaçlı ve sarp. Süreç de kusursuz değil, yasa da. Başlamak için “kusursuz” bir nokta tespit edebilme imkânı yok ama başlamak gerekiyor.
Bu siyasetin her kademesinde olduğu gibi, şimdi de geçerli. Başlayacak kadar güçlü olanlar önündeki yoldan taşları sökerek yürümeye başlar. Sonradan başlayacak olanlarla yürürken karşılaşırız ve yine birlikte yürürüz. Burada önemli olan başlayacak olanların iradesi ve ilk adımıdır. Çünkü başlamak kolay değildir ve başladıysanız yarıya gelmişsiniz demektir.
Bu arada hiçbir zaman sıfırdan başlamıyoruz. Kürt halkının mücadelesi ve dayanma gücü sayesinde hep kaldığımız yerden devam ediyoruz. Mücadelenin sakınımı kanunu işliyor.
Şöyle bir düşünelim. Önceden bir televizyon programına çıkıldığında ne soruluyordu? Bu yaşanan terör müdür değil midir? Ne tarihi, ne coğrafyayı, ne halkları, ne sorunları, ne barışı, ne siyasal olayları konuşma hakkınız var. “Terör mü değil mi?” o kadar. Bu rejimin su geçirmezlik iddiasıydı işte. Bu bloklamadan, tarih, coğrafya, halklar, barış ve siyaset geçemezdi. Her şey ancak ve ancak terör, bölünme, beka ve dış mihraklar kalıbına dökülebilirdi. Şovenizmin resmî ideolojine bir damla su bile işlemezdi. İşte şimdi bu bozuldu. Fiske vuruşuyla yıkılır diyor ya şarkı, fiske vuruşuyla resmî ideolojinin kimyası bozuldu. Bir nevi resmî ideolojinin kulağına kar suyu kaçtı diyebiliriz.
Sebepsiz suçlular dönemini kapatmanın koşulları oluştu.
Bütün bu yeni gelişmelerden yola çıkarak, barışı toplumsallaştırmak üzere açıklayıcı olabiliriz. Söyledim ve ruhumu kurtardım değil de; açıklayıcı, ikna edici ve inşa edici olabilme imkanlarımız çok daha fazla şimdi.









