Bütün madencilere, ‘En az 7, en çok 30 kişi bir araya gelin. Kooperatif kurun; hem yasal bir altın arama ruhsatınız olsun hem de size daha ucuz yakıt verelim’ diyorduk. Bir Chávez programıydı bu. ‘Bizim farkımıza varan iki kişi vardı: biri İsa, biri Chávez,’ diyorlardı
Chávez dönemiydi. Venezuela’nın Brezilya sınırında, “Misión Piar”da çalışıyorduk. İşimiz, küçük altın madencilerini kooperatif olarak örgütlenmeye ikna etmekti. Hayatımdaki en zor kooperatif örgütlenmesiydi. Herkes, ertesi gün 100 bin dolarlık bir altın külçesi bulma umuduyla uyuyordu. Bunu kooperatifle paylaşmak istemiyorlardı ama zaten bulamıyorlardı. Belki 10 bin kişide bir filan bunu bulabiliyordu ve sonra genellikle mafyaya kaptırıyordu. Fakat bu rüyayla uyuyor, bu rüyayla kumar oynuyor ve bu rüyayla, mesela kendi bahçesinde tahta bir çarmıkla 50 metrelik kuyuya iniyordu.
“Ben bu tahta çarmıkla inerken ipin koptuğunu duyarsan bacaklarını aç, duvara yapışmaya çalış; ben seni alırım,” diyorlardı. Ben, tutunma şansım hiç olmadığı için buna aldırmıyordum. Yoksa çarmığın her dönüşünde ip şöyle bir nazlanma sesi çıkarıyor, “Hadi, bu sefer kopmayayım,” diyerek beni bir karış daha aşağı bırakıyordu. Bazen koptuğu oluyordu tabii ki ama bana hiç rastlamadı. Onlar kuyuya bacaklarını açıp tutunarak, yavaş yavaş aşağıya, rüyalarına inebiliyorlardı; o gün bulacaklarını düşündükleri, mesela 100 bin dolarlık bir külçeye…
Çıkarken hiç “İp kopar,” diye düşünmüyordum nedense. Bazı batıl inançlarım vardı, onlara güveniyordum.
“Batıl inanç uğursuzluk getirir,” diyordu Umberto Eco.
Bir ara, madenci bir çiftin bahçesinde hamakta uyuyordum. “Ben buranın ilk kadın madencisiyim,” diyordu ev sahibem. Uzun boylu, siyah bir Brezilyalıydı. Kuyunun dibinde kayaları parçalarken kısa saplı madenci kazması elinde görünmüyordu. “Herkes için altın mücevher, takı olabilir. Bizim içinse ekmek” diyordu.
Başka türlü altın arayanlar da vardı. Çok kalın bir hortumdan şiddetle akan suyla toprağı parçalıyor; içinde altın, platin ve gümüş olduğunu düşündükleri alanı küçük bir göl hâline getiriyorlardı. Sonra bunu, üzerine halılar serilmiş bir rampadan aşağı gönderiyorlardı. Altın ağır olduğu için halıya çöküyor, ardından halıları kimyasal maddelerle dolu küçük göllere yatırıyorlardı. Açılan çukur, 7–8 katlı bir apartman yüksekliğinde, 5–6 futbol sahası büyüklüğünde bir yer hâlini alıyordu. Ormanı ve gökyüzünü yutuyordu yani altın. Korkunçtu.
Biz bütün madencilere, “En az 7, en çok 30 kişi bir araya gelin. Kooperatif kurun; hem yasal bir altın arama ruhsatınız olsun hem de size daha ucuz yakıt verelim,” diyorduk. Tabii ki sigortaları ve sendikaları filan da oluyordu. Bir Chávez programıydı bu. Chávez’i seviyorlardı. “Bizim farkımıza varan iki kişi vardı: biri İsa, biri Chávez,” diyorlardı.
Tabii ki örgütlediklerimiz de vardı. Başlarımızda kasklarla, modern ve hiç kopmayacak vinçlerle iniyorduk oradaki kuyulara. Işıl ışıl oluyordu yeraltı ve sağlıklı…
Ama çoğu, büyük kumara, kapitalizme kendini kaptırmış, bir rüyayla yaşamaya devam ediyordu; ip kopana kadar…









