• İletişim
  • Yazarlar
  • Gizlilik Politikası
20 Ağustos 2026 Perşembe
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
ABONE OL!
GİRİŞ YAP
Yeni Yaşam Gazetesi
JIN
  • Anasayfa
  • Gündem
    • Güncel
    • Yaşam
    • Söyleşi
    • Forum
    • Politika
  • Günün Manşeti
    • Karikatür
  • Kadın
  • Dünya
    • Ortadoğu
  • Kültür
  • Ekoloji
  • Emek
  • Yazarlar
  • Panorama
    • Panorama 2025
    • Panorama 2024
    • Panorama 2023
    • Panorama 2022
  • Tümü
  • Anasayfa
  • Gündem
    • Güncel
    • Yaşam
    • Söyleşi
    • Forum
    • Politika
  • Günün Manşeti
    • Karikatür
  • Kadın
  • Dünya
    • Ortadoğu
  • Kültür
  • Ekoloji
  • Emek
  • Yazarlar
  • Panorama
    • Panorama 2025
    • Panorama 2024
    • Panorama 2023
    • Panorama 2022
  • Tümü
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
Yeni Yaşam Gazetesi
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
Ana Sayfa Editörün Seçtikleri

Dünden bugüne: Metropollerde yaşayan aleviler

20 Ağustos 2026 Perşembe - 14:57
Kategori: Editörün Seçtikleri, Yaşam

Aleviler, Türkiye’de ezilen, sömürülen ve katliamlardan geçirilen bir halk olarak ve direnerek bugünlere geldi. Türkiye’nin birçok yerinde bulunan cem evleri ve Alevi kültür merkezleri, uzun soluklu bir direnişin ve mücadelenin sonucu olarak varlığını sürdürüyor

Hubyar Sultan Ocağı’ndan Ali Kenanoğlu, Atmi Ocağı’ndan Mercan Gül ve Alevi Yalıncak Sultan Ocağı’ndan Alevi yol yürütücüsü (ana) Sevim Yalıncakoğlu, Alevilerin sürgünlerle birlikte yeniden yaşama tutunmaya çalıştıkları metropollerde nasıl bir yaşam mücadelesi yürüttüklerini anlattı.

‘Hakka yürüme yapamıyorlardı’

Alevilerin metropollere göçlerinin 1960’larda başladığını belirten Sevim Yalıncakoğlu, yurtdışına işçi olarak gidemeyenlerin özellikle kentlere geldiğine dikkat çekerek şunları söyledi:

“Cem evlerinin kentlerde hızlıca kurulması, Alevi kurumlarının oluşturulması ve Alevilerin bir örgütlenme çalışmasına girmesi, ekseriyetle İstanbul’da ve bütün kentlerde Sivas Katliamı’ndan sonra başlıyor. Aleviler şöyle bir sıkıntı yaşıyor açıkçası: Hakk’a yürüme erkânlarını yapacakları yer yok. O zaman sordum, ‘Ne yapıyordunuz?’ diye. Dediler ki: ‘Hiç kimse İstanbul’da Hakk’a yürüme erkânı yapmıyordu.’

Yani mecburen, kışın Hakk’a yürüyen bir-iki canı burada kapı önlerinde sadece yıkayarak göndermişler ve birkaç tanesini de maalesef camiye götürmek zorunda kaldıklarını, çünkü devletin kapılarda Hakk’a yürüme erkânı yapılmasına izin vermediğini söylediler.”

‘Sivas Katliamı kırılma noktasıydı’

Sivas Katliamı’nın Aleviler için büyük bir kırılma noktası olduğunu vurgulayan Sevim Yalıncakoğlu, şunlara dikkat çekti:

“Sivas’ın bir kırılma noktası olmasının sebebi şu: Sekiz saat boyunca tüm dünyanın gözü önünde canlı canlı çocuklarımızı yaktılar. Bunun bir patlaması olmalıydı ve oldu.”

Alevi toplumunun mücadelesinin birçok şeyi değiştirdiğini ancak kazanımlarının yetmediğini, mücadelenin sürdüğünü belirten Sevim Yalıncakoğlu, şunları ifade etti:

“Sendika ve siyasal parti modeli, Alevi örgütlenme modeli olarak kabul edildi. Bu eleştiriler bir yandan söyleniyor; şu anda bu modelin geldiği noktada sıkıntılar yaşanıyor olabilir. Ama o dönemde yapılabilir olan buydu ve çok büyük bir katkıydı. Aynı zamanda normal sendika tüzüklerinin kelimeleri değiştirilip Alevi dernekleri kuruldu; derneklerle beraber vakıflar kuruldu. Sonra dernekler çoğaldıkça federasyonlar kuruldu ve bugüne gelindi.

Şimdi bir hak mücadelesi verme noktasına gelindi. Özellikle Pir Sultan Abdal Kültür Dernekleri, Alevi Kültür Dernekleri ve 2002’de kurulan Alevi Bektaşi Federasyonu; bu iki büyük örgütlenme birleşiyor ve yine şubesiz Alevi kurumlarıyla beraber kurduğu Alevi Bektaşi Federasyonu büyümeye başladıkça hak talepleri de şekillenmeye başlıyor.

Bence hala günümüzde geçerliliğini koruyan çok güçlü talepler seslendirilmeye başlandı. Bugün en yüksek sesle söylediğimiz taleplerden biri: ‘Cemevleri ibadethanedir.’  Sonra daha elzem olanı: zorunlu din dersleri. ‘Diyanet İşleri Başkanlığı lağvedilsin’ dendiğinde, aslında eğitime, sağlığa, sosyal hayata aktarılması gereken devasa bir bütçenin ve bizim de vergilerimizle toplanan bir bütçenin aslında tamamen tek bir inancın hizmetine verildiği fark edildi ve çok ciddi bir şekilde Diyanet İşleri Başkanlığı’nın kapatılması yönünde bir talep oluşturuldu.

En önemli taleplerden biri de eşit yurttaşlık talebiydi. Eşit yurttaşlık talebi şuydu: Sosyal haklarımızın, yani bir insanın doğuştan zaten o haklarla doğduğu; inanç özgürlüğü, eğitime ulaşma özgürlüğü, sağlığa ulaşma özgürlüğü gibi bir ülkenin herhangi bir yurttaşının sahip olması gereken haklara sahip olmak.”

‘Camilerde Alevi cenaze sahiplerine hakaret edildi, soğutucuların fişi çekildi’

Alevi toplumunun göçle beraber inançsal olarak bir kopuş yaşamak zorunda kaldığına dikkat çeken Ali Kenanoğlu, şunları anlattı:

“70’li yıllarda Aleviler daha çok sezonluk işçi olarak geliyorlardı ve buradaki işlerini yaptıktan ya da belli sezonluk paralarını kazandıktan sonra köylerine geri dönüyorlardı; doğal olarak da köylerde o inançsal sistemleri sürüyordu. Daha sonra aileler olarak gelmeye ve İstanbul’a yerleşmeye başlandı. Bu yerleşimlerden sonra önemli bir kopuş meydana geldi. Zaten egemen olan sistem içerisinde Sünni komşularıyla birlikte yaşıyorlardı ve çoğunlukla Aleviliğini gizleme üzerine bir yaşam sürdürüyorlardı.

Bu konuda milat olan en önemli sebep cenaze hizmetleriydi. İstanbul’da bir Alevinin cenazesinin nasıl uğurlanacağı meselesi ortaya çıktı. İlk başta başka alan olmadığı için mecburen camilere gidiliyordu. Ancak camilere giden Alevilerin cenazeleri, soğutucunun fişinin çekilmesi veya cenaze sahiplerine hakaret edilmesi gibi durumlara maruz kaldı. Aleviler vakit namazına girmediği için cami hocaları bazen cenaze namazını kıldırmayı reddediyor ya da cemaate laf sokarak kıldırıyordu. Bu durum Alevi toplumunda ciddi rahatsızlıklara yol açtı.

Akabinde 2 Temmuz 93 Madımak Katliamı yaşandıktan sonra bu işin sosyolojik ve tarihsel altyapısı oluştu ve cem evleri yapılmaya başlandı. İstanbul’daki cem evlerinin yapım tarihi 2 Temmuz 93 sonrasıdır. O tarihte Türkiye’de sadece Pir Sultan Abdal Kültür Derneği, Karacaahmet ve Hacı Bektaş Turizm ve Tanıtma Derneği gibi üç tane Alevi kurumu vardı.”

‘Devlet Alevilerin Kürt hareketiyle birleşmesinden korktu’

Cem evlerinin sadece cenazeler için değil, inançsal olarak ihtiyaçlardan dolayı da kurulmaya başlandığını ifade eden Ali Kenanoğlu şunları o dönemleri şöyle aktardı:

“93’lü yıllar, devletin Kürt Hareketini kendine bir tehlike olarak algılamaya başladığı dönemlerdi ve Alevilerle Kürtlerin buluşmasını engellemek amacıyla Alevileri destekleme kararı aldılar.

Bu noktada İzzettin Doğan desteklendi. İzzettin Doğan da devletle görüştüğünü, ‘Aleviler öz Türktür, öz Müslümandır’ politikası çerçevesinde onları organize edebileceğini söyleyerek maddi destek istemiştir. Devlet, Alevilerin sosyalist örgütlerden ve Kürt Hareketi’nden uzak durması için ‘Hadi birer cem yapsınlar, orada örgütlensinler’ politikasını izledi. İzzettin Doğan’ın çıkış sloganı, ‘Aleviler öz Türk’tür, Kürt’ten Alevi olmaz ve Aleviler öz Müslüman’dır’ şeklindeydi.

Sonrasında ‘Hem Kürt’üz hem Alevi’yiz’ demek amacıyla Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) kuruldu. Kürt Aleviler, cem evlerindeki Türk-İslamcı politikalara itiraz etseler de camiye gitmek yerine cenazelerini yine hizmet binası olarak gördükleri cem evlerine götürmeye devam ettiler. Ama politik olarak yöre derneklerinde veya siyasi alanlarda varlıklarını sürdürdüler.”

‘Kürt Aleviler hem dilleri hem de inançlarından dolayı sıkıntı yaşadılar’

Metropollere göç etmek zorunda kalan Kürt Alevilerinin hem inançları hem de dilleri nedeniyle sürekli bir ayrımcılıkla boğuştuklarını vurgulayan Mercan Gül, yaşadıkları zorlukları aktardı:

“Kürt Aleviler, İstanbul gibi metropollerde bir sürü sıkıntıyla boğuşarak yaşıyorlar. Hem dillerinden hem de inançlarından dolayı, kimi zaman çok, kimi zaman az olsa da sürekli bir ayrımcılığa uğruyorlar. Bu durum, sistemin yarattığı atmosferden ve Alevileri karalama politikalarından besleniyor. İnsanlar hem sistem tarafından hem de en yakın komşusu tarafından bile ötekileştirilerek yaşamak zorunda kalıyor.

Çoğu zaman kimliğini gizlemek zorunda kalan bu kitle için 50 yıl öncesine göre katliamların türü veya yok saymanın biçimi değişse de ‘öteki’ olma hissi ve hakların yasalarla güvence altına alınmaması sorunu devam ediyor.”

‘Kendi dillerinde ibadet yapamıyorlardı’

Kürt Alevilerin kendi dillerinde ibadetlerini yapamadıklarını ve bunu saklamak zorunda kaldıklarını belirten Mercan Gül, asimilasyon politikalarının sonuçlarından bahsetti:

“Aslında kendi dillerinde ibadet edemiyorlar; çünkü bunu da saklamak zorunda kalıyorlar. Geçmiş kuşaklarda ‘Çocuklar ne kadar güzel Türkçe konuşursa o kadar iyi’ düşüncesiyle bir oto asimilasyon yaşandı. Bu durum, asimilasyonun doğurduğu bir sonuçtur ve yasalarla garanti altına alınmadığı sürece aşılması zordur.”

Mercan Gül en temel taleplerine dair şunları söyledi:

“En temel talep, ibadetlerini yaşayabilmek için gerekli mekanların sağlanması ve bu mekanların resmi bir statüsünün olmasıdır. Vatandaş olarak vergi veren, askere giden bu insanlar, cem evlerinin de tıpkı camiler gibi yasalarla garantiye alınmasını istiyor. Sadece Aleviler için değil, tüm toplulukların inançlarını özgürce ve ötekileştirilmeden yaşayabileceği koşulların devlet tarafından sağlanması beklenmektedir.

Cem evleri kesinlikle sadece ibadethane değildir; bizim inancımız hayatın her alanını barındırır. Cem evleri; kadın-erkek ayrımının olmadığı, ekolojinin savunulduğu, adaletin (iç huzurun) sağlandığı ve kültür-sanatın yaşatıldığı alanlardır. Buralarda semah dönülür, bağlama çalınır, kitap okunur, tiyatro yapılır ve çocuklara eğitimler verilir.”

Kaynak: ANF

PaylaşTweetGönderPaylaşGönder
Önceki Haber

‘Türkiye çözemezse farklı güçler devreye girer’

Sonraki Haber

Hatimoğulları, ESP Eş Genel Başkanı Çepni’yi ziyaret etti

Sonraki Haber

Hatimoğulları, ESP Eş Genel Başkanı Çepni'yi ziyaret etti

SON HABERLER

DEM Parti, görevden alma iddialarını yalanladı

Yazar: Yeni Yaşam
20 Ağustos 2026

Sudan’da kadın örgütlerinden hak savunucuları ve gazetecilerin gözaltına alınmasına tepki

Yazar: Yeni Yaşam
20 Ağustos 2026

Köylüler GES için gelen iş makinelerini durdurdu

Yazar: Yeni Yaşam
20 Ağustos 2026

Kılıçgün Uçar: Kürt sorununun çözümünün sadece silahların bırakılmasından ibaret görülemez

Yazar: Yeni Yaşam
20 Ağustos 2026

Madencilerin bakanlık önündeki direnişleri devam ediyor

Yazar: Yeni Yaşam
20 Ağustos 2026

Hatimoğulları, ESP Eş Genel Başkanı Çepni’yi ziyaret etti

Yazar: Yeni Yaşam
20 Ağustos 2026

Dünden bugüne: Metropollerde yaşayan aleviler

Yazar: Yeni Yaşam
20 Ağustos 2026

Bir Kategori Seçin Lütfen…

  • İletişim
  • Yazarlar
  • Gizlilik Politikası
yeniyasamgazetesi@gmail.com

© 2022 Yeni Yaşam Gazetesi - Tüm Hakları Saklıdır

Welcome Back!

Login to your account below

Forgotten Password?

Retrieve your password

Please enter your username or email address to reset your password.

Log In

Add New Playlist

E-gazete aboneliği için tıklayınız.

Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
  • Tümü
  • Güncel
  • Yaşam
  • Söyleşi
  • Forum
  • Politika
  • Kadın
  • Dünya
  • Ortadoğu
  • Kültür
  • Emek-Ekonomi
  • Ekoloji
  • Emek-Ekonomi
  • Yazarlar
  • Editörün Seçtikleri
  • Panorama
    • Panorama 2025
    • Panorama 2024
    • Panorama 2023
    • Panorama 2022
  • Karikatür
  • Günün Manşeti

© 2022 Yeni Yaşam Gazetesi - Tüm Hakları Saklıdır