Benden önce Xaşkan’a giden gazetecinin Yüksekova Haber’den Necip Çapraz olduğunu öğrendim. Çapraz, görüntüleri alır almaz ilk iş olarak Yeniden Özgür Gündem gazetesinin haber merkezine göndermişti. Necip Çapraz, Yüksekova Haber’i 1990’lı yılların sonlarında kurmuştu. İnternet haberciliğinin henüz hayatımıza yeni yeni girdiği yıllardı
Roni Nasır Kaya
Henüz gazeteciliğe yeni başladığım 2000’li yılların başıydı. Sabah gündem toplantısının ardından büroya bir telefon geldi. Arayan, Wan’ın Elbak (Başkale) ilçesinde görev yapan bir avukattı. Elbak’a bağlı Xaşkan (Esenyamaç) köyünde hayvanlarını otlatan iki çocuk mayına basarak yaşamını yitirmişti. Aynı gün olay yerine gitmek üzere Elbak’a doğru yola çıktım. İlçeye vardığımda hava kararmıştı, beni arayan avukat karşıladı. İlçenin tek avukatıydı ve yaşamını yitiren çocukların da avukatlığını üstlenmişti. Olayı ve kendi gözlemlerini anlattı. Fazla vakit kaybetmeden, aynı gece Xaşkan köyüne doğru yola çıktık.
İran sınırına yakın köye birkaç saat sonra ulaştık. Çocuklar toprağa verilmiş, ancak olay yerine savcı dahi gelmemişti. Köy halkıyla konuşmaya başladığımızda, yaşadıkları acının yanı sıra yıllardır karşı karşıya kaldıkları baskı ve hukuksuzlukları da anlatmaya başladılar. Gece boyunca onları dinledim, notlar aldım. Belki de uzun zamandır kendilerini bu kadar uzun süre dinleyen bir gazeteciyle karşılaşmamışlardı. Gece geç saatlerde köyden ayrılarak Elbak’a döndük. Ertesi sabah Wan’a gidip haberi hazırladım ve gazeteye gönderdim. Bir gün sonra da haber gazetede manşetten yayımlandı. Ancak gazeteyi elime aldığımda, gönderdiğim bilgilerin yanı sıra haberde başka ayrıntıların ve çocukların cenaze törenine ait fotoğrafların da kullanıldığını gördüm
Benden önce birilerinin olay yerine gittiğini ilk kez o zaman fark ettim
Benden önce Xaşkan’a giden gazetecinin Yüksekova Haber’den Necip Çapraz olduğunu öğrendim. Çapraz, görüntüleri alır almaz ilk iş olarak Yeniden Özgür Gündem gazetesinin haber merkezine göndermişti. Necip Çapraz, Yüksekova Haber’i 1990’lı yılların sonlarında kurmuştu. İnternet haberciliğinin henüz hayatımıza yeni yeni girdiği yıllardı. Gever gibi bir yerde, bütün zorlukları göze alarak gazetecilik yapmak büyük bir emek, fedakârlık ve cesaret gerektiriyordu.
Çapraz da bütün bunları göze alarak gazetecilik yaptı. Gever’den birçok gazete ve ajansa haber geçti. Çoğu zaman hedef haline geldi, tehditlerle karşı karşıya kaldı. Kendi deyimiyle bölgede gazetecilik yapmak “ateşten gömlek giymek” gibiydi. Hele aşiret ilişkilerinin ve baskının yoğun olduğu bir yerde… Yüksekova çetesinin güpegündüz insanları kaçırıp infaz ettiği bir dönemde gazetecilik yapmak herkesin harcı değildi. Necip Çapraz, bütün bu koşullara rağmen gazetecilik yapmaya devam etti. 2015 öncesinde, ortamın görece rahatladığı ve çözüm sürecinin devam ettiği dönemde gazeteciliği bir adım daha ileri taşımak istedi. Yüksekova Haber üzerinden internet televizyonu yayınlarına başladı. Fakat bu dönem uzun sürmedi. 15 Temmuz darbe girişiminin ardından başlayan OHAL süreciyle birlikte Yüksekova Haber’in yıllarca biriktirdiği emeği de bir gecede elinden alındı.
Yıllar sonra, OHAL’de Gazetecilik adlı belgesel için kendisiyle yaptığım röportajda, o günleri anlatırken yaşadığı yıkımı bir kez daha dile getirmişti. Yıllarca emek verdiği her şeyin nasıl bir gecede elinden alındığını, hatta terliklerine kadar el konulduğunu anlatıyordu. Sonraki yıllarda gözaltılar, soruşturmalar ve davalar birbirini izledi. Çapraz, bölgedeki gazetecilerin yaşadığı baskıları anlatırken, merkez medya olarak tanımladığı bazı gazete ve ajansların bölgedeki gazetecilerin emeğini nasıl kullandığına da dikkat çekiyordu. Ancak söz konusu Özgür Basın olduğunda, kurduğu duygusal bağı özellikle vurguluyordu.
Her şeye rağmen mütevazılığından hiç vazgeçmedi
Necip Çapraz, sanırım ömrünün büyük bölümünü gazetecilik yaparak geçirdi. Gever gibi bir yerde yalnızca haber üretmedi; aynı zamanda bir habercilik kültürünün oluşmasına da katkı sundu. Binlerce haber yaptı. Bunun karşılığında çoğu zaman maddi bir karşılık beklemedi, beklese de alamadı. 26 Eylül 2026’da sessizce aramızdan ayrıldı. Yaptığı binlerce habere rağmen, kendi ölümünü haberleştiren doğru düzgün bir basın kuruluşu bile olmadı. Yıllarca başkalarının acısını, mücadelesini ve hikâyesini görünür kılan bir gazetecinin kendi hikâyesi sessizliğin içinde kaldı. Ben Necip Çapraz’ı ilk kez Xaşkan’da çektiği görüntüler sayesinde tanıdım. Yıllar sonra ise onunla aynı mesleğin, aynı coğrafyanın ve aynı zorlukların içinden geçen bir gazeteci olarak karşılaştım. Belki de gazetecilik biraz da budur: Başkalarının hikâyelerini kayda geçirmek ve çoğu zaman kendi hikâyenin unutulacağını bilerek işini yapmaya devam etmek.
Güle güle güzel insan…









