‘Jin, jiyan, azadî’ eylemlerinin takipçisi ve tanığı gazeteci Hiva Zarie, ‘İran protestoları tarihinde ilk kez kadınlar lider, erkekler ise takipçi rolünü üstlendi’ dedi
İran’ın başkenti Tahran’da “başörtüsünü kurallara uygun şekilde takmadığı” gerekçesiyle İrşad devriyeleri (ahlak polisleri) tarafından 13 Eylül 2022 tarihinde gözaltına alınan Jina Emînî’nin, gözaltı merkezinde katledilmesi İran ve tüm dünyada kitlesel eylemlere neden oldu.
İşkence fotoğraflarının yayılmasının ardından 10 binlerce kişi, 17 Eylül’de Seqiz kentinde düzenlenen cenaze törenine katıldı. Tören sonrası başlayan yürüyüş ise, bir anda ülke geneline yayıldı ve rejim karşıtı direnişe dönüştü. Kadınların öncülüğünde başlayan eylemler, İran genelinde 8 ay sürdü, 31 eyalette 100’den fazla kente yayıldı. Eylemcilerin attığı “Jin, jiyan, azadî” sloganı nedeniyle eylemler, “Jin, jiyan, azadî hareketi” olarak adlandırıldı.
Rejimin baskılarına rağmen eylemlerin taleplerini, rejimin şiddetini dünyaya duyuran gazetecilerden Hiva Zarie, tanıklığını anlattı. Jina Emînî’nin katledilmesinden önce de ülkede gerginliğin olduğunu söyleyen Hiva Zarie, “Günlük yaşamda kamusal alanlarda ahlak polisi tarafından uygulanan şiddet içerikli müdahalelere düzenli olarak tanık oluyorduk. Jina Emînî’nin ölümüne yol açan olaylardan önce, kadınların toplumsal hayata katılımı ve kamusal alanda varlık göstermesi ciddi biçimde sınırlandırılmış ve koşullara bağlanmıştı. Bu sınırlamalar yalnızca hükümet politikalarından kaynaklanmıyordu; aileler düzeyindeki geleneksel ve ataerkil yapılar da bu baskının daha da artmasına önemli ölçüde katkıda bulunuyordu. Bu durum, küçük şehirlerde ve yerel topluluklarda daha açık ve somut biçimde görülüyordu” dedi.
‘İlk kez kadınlar lider erkekler takipçi oldu’
İran’da farklı dönemlerde eylemlere tanıklık ettiğini belirten Hiva Zarie, “Bizzat Yeşil Hareket’i, 2017-2018 (1396) Aralık protestolarını ve 2019 (1398) Kasım protestolarını yakından gözlemledim ve üçünün de içinde yer aldım. Saha gözlemlerime dayanarak, önceki protestolarda kadınların rolü tamamen marjinal ve ikincildi, aktivizmin ana eksenini erkekler oluşturuyordu; birçok şehirde tek bir kadın protestocu bile görülmüyordu. Ancak Jina Emînî’nin öldürülmesinin ardından gelen harekette, protestocuların sosyal yapısında temel bir dönüşüme tanık olduk. Bu kez kadınlar sadece mevcut olmakla kalmadılar, aynı zamanda kendilerini protesto alanının ana sahipleri ve koruyucuları olarak gördüler. Liderlerin ve alan önderlerinin çoğu kadınlar arasından çıktı ve sloganlar esas olarak kadın hakları ekseni etrafında şekillendi. Önceki erkek egemen ve dışlayıcı atmosfer, kadın liderliğine ve geniş cinsiyet katılımına yerini bıraktı. İran protestoları tarihinde ilk kez kadınlar lider, erkekler ise takipçi rolünü üstlendi; ancak bu yeni dinamik, rejimin şiddetini giderek daha çok kadınlara yöneltti” değerlendirmesinde bulundu.
‘Hükümet kaybettiği alanda hakimiyet mesajı vermeye çalıştı’
Eylemlerde birçok kadının gözü ve cinsel organın hedef alınarak vurulduğunu hatırlatan Hiva Zarie, “Bu tür hedefli şiddetin, iktidarın kadınların tarihsel başkaldırısına duyduğu yapısal öfkeden kaynaklandığı düşünülebilir. Mevcut siyasi sistem kendisini kadınların bedenleri üzerinde mutlak söz sahibi olarak görüyor ve onlarca yıldır kıyafet ve davranışlara yönelik kısıtlamalar yoluyla bu hâkimiyeti yeniden üretiyor. Ancak kadınların bu uzun süredir devam eden düzene karşı kitlesel başkaldırısı, bu iddianın temelini sarstı. Bu nedenle hükümet, kaybettiği gücünü yeniden hatırlatmak amacıyla saldırılarını kadın bedeninin estetik ve cinsel sembollerine yöneltti; böylece hâlâ bu bedenler üzerinde denetim ve hâkimiyet sahibi olduğu mesajını vermeye çalıştı” diye konuştu.
‘Kadın gazeteciler çok katmanlı baskıyı yaşadı’
Eylemlerde kadınlara yönelik şiddetin farklı bir biçimini de kadın gazetecilerin yaşadığına dikkat çeken Hiva Zarie, “Jina Devrimi sırasında hem gözaltına alındım hem de fiziksel şiddete maruz kaldım. Bu durum bana özgü değil; gazeteci meslektaşlarımın çoğu da benzer durumlarla karşılaştı. Bir gazeteci olarak her zaman çok katmanlı baskılara maruz kalıyorsunuz. Kürt olmak ve kadın olmak ise bu baskıları iki katına çıkarıyor” dedi.
‘Feminizmle ilgili olumsuz klişeler zayıfladı’
“Jin, jiyan, azadî” eylemlerinin ülkenin dört bir yanına yayılması nedeniyle ülkede “kız kardeşlik” söyleminin arttığını söyleyen Hiva Zarie, “Eylemlerin ardından kız kardeşlik söylemi belirgin ölçüde güçlendi ve feminizmle ilgili olumsuz klişeler büyük ölçüde zayıfladı. Ancak Ocak ayı protestolarının ulusal kimlik ve coğrafi farklılıklara dayalı ayrışmaları daha da görünür hâle getirdiği görülüyor. Ülkenin merkez bölgelerinde yaşayan kadınlar önceliklerini büyük ölçüde İslam Cumhuriyeti’nden kurtulmaya odakladı. Bu, Belucistan ve Kürdistan gibi yoksul bölgelerdeki kadınların cinsiyete özgü taleplerinin önüne geçti; bu da bazı söylemsel bir ayrışmaya yol açtı. Buna rağmen Jina Devrimi sonrasındaki kız kardeşlik duygusunun yoğunluğu ve derinliği, önceki dönemlerin tamamından çok daha fazla” sözlerini kullandı.
Ocak ayı eylemleri
Ocak (Dey) ayı eylemlerinde yine kadınların önlerde yer aldığını vurgulayan Hiva Zarie, kadınların yoğunlukta olmasına rağmen ataerkil söylemlerin öne sıktığı belirtti. Hiva Zarie, “Ne yazık ki, bu protestolar bağlamında, Pehlevi döneminin, erkek egemen diktatörlük ideallerinin yeniden üretildiğine tanık olduk. Bu hareketin bazı önde gelen isimleri yalnızca Jina Devrimi’ni geri plana itmekle kalmadı, aynı zamanda medya sembollerinden ‘Jin, jiyan, azadî’ sloganını çıkararak kadınların elde ettiği kazanımları değersizleştirdiklerini de gösterdiler. Bununla birlikte, şüphesiz Jina Devrimi, özellikle Kürtler arasında, 1979 Devrimi’nden sonraki en kalıcı toplumsal olay olarak kayda geçti. Kadınlar bu dört yıl içinde toplumsal hayatta yeni alanlar elde etti, bir ölçüde istedikleri kıyafetleri giyme özgürlüğüne kavuştu, aileler kadınlarla olan ilişkilerini yeniden tanımlamak zorunda kaldı ve toplum da zamanla kadınların taleplerini tanımaya yöneldi” ifadelerini kullandı.
Haber: Berivan Kutlu \ MA









