Kimi zaman Türkiyelileşme kimi zaman merkeze yürüme kimi zaman ise yönetime talip/ortak olma söyleminde şekillenen bir siyasal hedef söz konusu: Kürt siyasetinin omurgasını oluşturduğu siyaset bloku, Türkiye’nin toplamına ve geleceğine talip oluyor…
Kürt siyasetinin omurgasını oluşturduğu siyaset bloku, Kürt meselesinde şiddetin devreden çıkmasıyla birlikte yönetime yürüme konusunda güçlü ve nesnel bir zemin yakalıyor. Her ne kadar bugüne kadarki oy oranlarına bakıldığında uzak bir hedef olarak görünse de silahların susması merkeze yürüme ve yönetimde olma iddiasıyla ilgili oyun kurucu bir etki yaratma potansiyeline sahip.
Bu açıdan DEM Parti’nin merkeze yürüme iddiası uzak ya da imkânsız bir hedefe değil, nesnel zemini gittikçe güçlenecek ve iyi siyaset yapıldığında gerçekleşebilecek bir menzile işaret ediyor. İnkarın dilinde ve silahların gölgesinde başkalaşan siyasette, iklim normalleştikçe deyim yerindeyse tüm kartlar yeniden karılabilir.
Fakat her iddia kendinde iyi bir iddia değildir. Hakeza merkeze yürüme iddiası da kendiliğinden iyilik ve pozitiflik üretmez. Merkeze yürürken kullanılan patikalar, merkeze yaklaşırken başvurulan kavram setleri, politik çerçeveler, kadro ve söylem kalitesi de oldukça önemli hale geliyor. Öyle ki, çeperde bırakılmış toplumsal-siyasal güçlerin merkeze yürüyüşü, aynı zamanda müesses nizamla bir bilek güreşine girmeyi gerektiriyor. Bu bilek güreşinde manipüle etmek kadar manipüle edilme ihtimali de var. Bu sebeple merkeze yürürken merkeze benzememek belirleyici hale geliyor. Bunun yolu, gadre uğramış toplumsal kesimleri yeni bir program, söylem ve kadro etrafında buluşturabilmekten geçiyor. Bu buluşmanın bir rıza ve politik katılım ile karar süreçlerinde ortaklaşmayla birlikte gerçekleşmesi gerekiyor.
Türkiye’de adına ne dersek diyelim -muhafazakâr vs. seküler, Osmanlıcı vs. cumhuriyetçi vb.- iki hegemonik blok gündelik yaşamın kurucu unsurları açısından oldukça benzeşiyorlar. Her ikisi de siyasal düzeni otoriter-oligarşik yorumluyor. Her ikisi de iktisadi eşitsizliklerin kökenindeki piyasa ekonomisine inanıyor. Her ikisine göre bir düzen olması, demokratik bir düzenin kurulmasından önce geliyor. Bugüne kadar her ikisi de merkeze yürüdü. Her ikisi de merkezle sınandı. Fakat aradan geçen yüz yılda hâlâ en temel sosyolojik, politik ve iktisadi meselelerin çözül(e)mediği bir zamanda yaşıyoruz. Dolayısıyla sadece merkeze yürümek değil, merkezi tarif etmek ve diğer iki hegemonik bloktan farkları netleştirmek de önemli. Merkeze yürürken programı, politik özgünlüğü, söylemi ve politik öznelliği de merkeze yürütmenin yolu diğer iki hegemonik bloktan farklarını hem sorunları tarif ederken hem de çözümler sunarken gösterebilmekten geçiyor.
Merkeze yürüyüşün üç politik ve söylemsel katmanda gerçekleşebileceğini ifade etmek mümkün. İlki, eleştirel bir anti-kolonyal söylemin gerekliliğidir. Bu, Kürt halkının haklarına dair konuşurken Kürt halkının iç dinamiklerini gözeten gelecek tasavvuruna dair söz kurmakla ilgilidir. Yani Kürtlerin geleceğinin orta sınıf eksenli hiyerarşik bir toplumsallıktan çok sınıf, kimlik, aidiyet eksenli özgürleşmede olduğunun politikasını üretme gereğidir. İkincisi, demokratik cumhuriyetin tarif edilmesi ve politik bir program ile bir arada yaşam formu olarak öne çıkarılmasıdır. Böylece hem demokratik bir siyasal düzen tarifi yapılabilir hem de reel-politik hat içinde diğer iki hegemonik bloktan farkı belirginleştirilebilir. Öte yandan devletin demokratikleştirilmesine dair siyasal talep, bu eksende problematik hale getirilebilir. Üçüncüsü ise tarih boyunca sınıf, cinsiyet, inanç ve diğer kimlik özelliklerinden ötürü dışarıda bırakılan, ezilen, haksızlığa uğrayanların; doğanın, hayvanların, yaşamın her alanının ortak mücadelesini sadece itiraz değil, inşa perspektifinde buluşturmaktan geçiyor. Bu inşanın politik öznesini tarif etmek hayati önemdedir. Bunu yapmak, siyasal olanı tarif eden ayrımı ortaya çıkararak merkeze yürüyecek toplumsal kesimlerin katılımını mümkün kılar. Özcesi, ilk politik-söylemsel katman özgürlüğü tarif ederken, ikincisi demokrasiyi ve hukuku işaretler, üçüncüsü de politik özneyi ortaya koyar. Bunları yapmayan bir merkeze yürüyüş, merkeze benzeşme ve kendi özgünlüğünü yitirme tehdidiyle karşı karşıyadır. Çünkü Türkiye’nin demokratik dönüşümü için merkezin kodlarının, korkularının, kabullerinin, tabularının, koordinatlarının değişmesi gerekiyor.
Barış ve Demokratik Toplum Süreci, kendi rayında yoluna devam ederse DEM Parti ve 3. Yol’un Türkiye’de merkeze dönüştürücü güç olarak yürüme ihtimali giderek yükselir. Bu, elbette hemen gerçekleşecek bir mesele değil; zor ve zahmetli bir meseledir. Fakat esas önemli olan merkeze yürürken hem merkezi yeniden tarif etmek hem de yürüyüşü üç politik- söylemsel katmanda gerçekleştirmekteki ısrardır.









