Faşist AfD’nin seçim başarıları Hıristiyan Demokrat Birlik (CDU) partisinde taht kavgalarına yol açacak gibi. CDU’nun olağanüstü oy kayıpları parti içerisinde Şansölye Merz’e yönelik eleştirilerin dozunu artırmaya başladı. Hatta partinin gençlik örgütünün saymanı bir televizyon programında “Bu Şansölye ile artık seçim kazanılamaz” diyerek, Merz’in bir daha aday olmaması gerektiğini vurguladı. Görüldüğü kadarıyla bazı muhafazakarlar Federal Hükümetin içinde bulunduğu krizi Merz’i kurban ederek aşmayı düşünüyorlar. Gerçi gençlik örgütü haricinde partinin önde gelen isimlerinden Merz’in görevden alınması yönünde herhangi bir düşünce ifade edilmemekte, ama burjuva medyasına yansıyan haberlerde parti içinde, azınlık hükümeti de dahil olmak üzere, farklı senaryoların tartışıldığı belirtiliyor. CDU içindeki liderlik tartışmasına paralel olarak Federal Hükümet üyeleri arasında da “reformlar” konusunda ciddi anlaşmazlıklar yaşanıyor. SPD özellikle emeklilik reformuna karşı çıkarken, CDU’lular reformları engellemekle suçladıkları Federal Çalışma Bakanı Bärbel Bas’a istifa etmesi için baskı uyguluyorlar.
Böylece hükümette çeşitli düzeylerdeki çatışma hatları ortaya çıkmış oluyor: CDU içinde uygulanacak politikaların yönü, faşist AfD ile olası ilişkiler ve liderlik konusunda tartışmalar yaşanırken, hükümetin CDU’lu ve SPD’li üyeleri arasında üzerinde anlaşılan uygulamaların hızı ve somut içeriği konusunda anlaşmazlıklar sürüyor. Bu hafta yapılacak olan eyalet parlamentosu seçimlerinin sonuçları, özellikle CDU’nun Mecklenburg-Vorpommern’de yüzde beşlik barajın altına düşme olasılığı, kısa zaman içerisinde çatışma ve anlaşmazlıkların daha da sertleşeceğine ve Merz hükümetinin istikrarsızlığının artacağına işaret ediyor.
Aslına bakılırsa Merz hükümetinin ve hükümetle beraber CDU ve SPD’nin içinde bulundukları krizler ne “reformların” hızı ne de kimi burjuva yorumcusunun dediği gibi, “reform gerekliliğinin halka daha iyi anlatılması” ile alakalı. Krizler uygulamaya sokulan hükümet politikalarının, enflasyonun, çalışma ve yaşam koşullarının kötüleşmesinin ve savaş hazırlıklarının çoğunluk toplumunda yarattığı hoşnutsuzlukla doğrudan bağlantılıdır. Politika değişikliği olmadan, Şansölye makamında yapılacak bir isim değişikliği, bu krizleri çözmeye yetmeyecektir. O açıdan önümüzdeki dönemde CDU/CSU-SPD koalisyonunun ayakta kalmakta zorlanacağı ve CDU/CSU’nun yeni bir hükümetle yola devam edecekleri olası gözükmektedir.
Faşist AfD’nin bundan itibaren Almanya siyasetinde daha büyük bir rol oynayacağından da hareket edebiliriz. Bu, mutlaka bir hükümet ortağı olacaktır anlamına gelmemektedir. Faşist AfD egemen siyasete elindeki oy potansiyeli ile sağdan baskı uygulayarak, göçmen ve mültecilere yönelik politikaların daha da sertleştirilmesini sağlamasının yanı sıra, egemen siyasetin – benzin ve motorin fiyatlarında düşüşü sağlamak gibi – popülist bir takım kozmetik rötuşlarla toplumsal rıza üretmeye çalışmalarına yol açabilir. Alman devletinin orta ve uzun vadeli stratejileri, zorlama yoluyla egemenlik sağlamaktan ziyade, gönüllü toplumsal rıza yoluyla egemenliği sağlama almayı gerekli kılmaktadır. Burada gönüllü toplumsal rızadan kastettiğimiz “bilinçli bir rıza” değildir. Daha çok kamuoyu manipülasyonunun hiç sorgulanmadan doğal karşılanmasıdır. Egemen siyasetin on yıllardır kullandığı “tüm sorunlarımızın sorumluları, zenginliğimizden pay almaya çalışan göçmen ve mültecilerdir” demagojisi günümüz Almanya’sının gündelik hayatına o kadar derinlemesine nüfuz etmiştir ki, artık büyük bir çoğunluk tarafından doğal gerçek olarak kabul görülmektedir.
Önümüzdeki dönemde hükümet değişebilir, belki erken seçim kararı alınabilir ve faşist AfD’ye hükümet ortaklığı sunulabilir. Gelişmelere baktığımızda bu öngörünün realist olduğunu söyleyebiliriz. Ancak tüm bunlar Alman devletinin politikalarında, özellikle militarist dönüşüm ve savaş hazırlıklarında bir değişime yol açmayacaktır. Sosyal ve demokratik haklar daha da kısıtlanacak ve ırkçı uygulamalar kurumsallaşacaktır. Ve popülist rötuşlarla, yani kırıntı dağıtarak vatan cephesinde mezarlık sessizliği sağlanacaktır. Çünkü Alman tekelci burjuvazisinin çıkarları bunu gerektirmektedir.









