• İletişim
  • Yazarlar
  • Gizlilik Politikası
17 Eylül 2026 Perşembe
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
ABONE OL!
GİRİŞ YAP
Yeni Yaşam Gazetesi
JIN
  • Anasayfa
  • Gündem
    • Güncel
    • Yaşam
    • Söyleşi
    • Forum
    • Politika
  • Günün Manşeti
    • Karikatür
  • Kadın
  • Dünya
    • Ortadoğu
  • Kültür
  • Ekoloji
  • Emek
  • Yazarlar
  • Panorama
    • Panorama 2025
    • Panorama 2024
    • Panorama 2023
    • Panorama 2022
  • Tümü
  • Anasayfa
  • Gündem
    • Güncel
    • Yaşam
    • Söyleşi
    • Forum
    • Politika
  • Günün Manşeti
    • Karikatür
  • Kadın
  • Dünya
    • Ortadoğu
  • Kültür
  • Ekoloji
  • Emek
  • Yazarlar
  • Panorama
    • Panorama 2025
    • Panorama 2024
    • Panorama 2023
    • Panorama 2022
  • Tümü
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
Yeni Yaşam Gazetesi
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
Ana Sayfa Forum

Barış kapıya geldi, aydınlar neden sustu?

17 Eylül 2026 Perşembe - 23:00
Kategori: Forum

Ve en önemlisi, Türkiye’nin aydınlarının nihayet sessizliği bozması gerekir. Çünkü tarih bazen siyasetçileri değil, susanları da yargılar. Belki bugün sorulması gereken en ağır soru şudur: Silahlar susarken aydınlar neden susuyor

Gürsel Karaaslan

Bazen bir ülkede silahlar susmaya başladığında asıl gürültünün başlaması gerekir. Çünkü savaşın susması, barışın başlaması değildir. Silahların sustuğu yerde hafıza konuşmaya, acılar konuşmaya, kimlikler konuşmaya, inkâr edilmiş hayatlar konuşmaya başlar. Yıllarca birbirine kurşun sıkan insanların, birbirlerinin yüzüne yeniden bakabilmesi için yalnızca siyasi bir mutabakat yetmez. Bunun için toplumun hafızasına, vicdanına, diline ve düşüncesine de dokunmak gerekir. Türkiye bugün tam da böyle tarihsel bir eşikten geçiyor. Büyük acıların, büyük kayıpların, derin kırılmaların ve karşılıklı güvensizliklerin içinden geçerek şiddetin sona ermesi, birbirinin acısını duyabilme, birbirinin kimliğini ve varlığını tanıyabilme ihtimalinin konuşulduğu büyük bir barış arayışı var. Sürecin zaman zaman yavaşlaması, tıkanmış görünmesi, tarafların birbirine temkinli yaklaşması şaşırtıcı değil. Çünkü onlarca yılın çatışmasını birkaç siyasi açıklamayla ortadan kaldırmak mümkün değildir.

‘Sanki sessizlik grevi’

Barış, savaş kadar hızlı kurulmaz. Savaşın bir kurşunu vardır; barışın ise binlerce kelimeye, yüzleşmeye, sabra ve cesarete ihtiyacı vardır. Tam da bu nedenle böyle dönemlerde yalnızca siyasetçilerin ne söylediğine değil, toplumun aydınlarının, yazarlarının, akademisyenlerinin, sanatçılarının, gazetecilerinin, düşünürlerinin ne söylediğine bakmak gerekir. Fakat bugün insanın zihnini kurcalayan tuhaf bir sessizlik var. Türkiye’nin aydın ve entelektüel dünyasının önemli bir bölümü, tarihin belki de en kritik meselelerinden birinin karşısında sanki sessizlik grevine girmiş gibi duruyor. Sürece karşı oldukları açıkça söylenmiyor. Yanında oldukları da güçlü biçimde görülmüyor. Eleştirileri varsa duyulmuyor, destekleri varsa hissedilmiyor.

Sanki büyük bir tarihsel mesele yaşanmıyor. Sanki bu ülkenin on yıllarca taşıdığı ağır bir yara yeniden açılıp temizlenmeye çalışılmıyor. Sanki birbirinin acısına yabancılaştırılmış iki toplum kesimi, ilk kez birbirinin yüzüne bakmayı denemiyor.

Peki neden? Bu sessizlik neyin sessizliğidir? Barışa karşı çıkmanın sessizliği mi? Barıştan korkmanın sessizliği mi? Taraf olmaktan çekinmenin sessizliği mi? Yoksa yıllarca konuşmayı meslek edinmiş bir entelektüel dünyanın, konuşması gereken yerde söyleyecek söz bulamamasının sessizliği mi? Elbette hiç kimse bir barış sürecini koşulsuz desteklemek zorunda değildir. Aydın olmak, herhangi bir siyasi aktörün söylediklerini sorgusuz kabul etmek değildir. Tam tersine, entelektüelin görevi tam da burada başlar. Barış sürecini desteklerken yanlışlarını göstermek, eksiklerini söylemek, tehlikelerini tartışmak, toplumun kaygılarını görünür kılmak mümkündür. Hatta gereklidir. Çünkü gerçek entelektüel destek alkış değildir. Gerçek entelektüel destek, barışın daha sahici, daha demokratik, daha adil ve daha kalıcı olabilmesi için ona düşünsel bir derinlik kazandırmaktır. Bugün ihtiyaç duyulan şey de budur. Aydın, sürecin propaganda memuru değildir; ama sürecin seyircisi de değildir. Çünkü barış yalnızca masada kurulmaz. Barışın bir de toplumun zihninde kurulması gerekir.

Bir insanın diğerinin acısını kendi acısı kadar gerçek kabul etmediği yerde barış kırılgandır.

Bir halkın varlığını diğerinin varlığından daha az değerli gören zihniyet devam ettiği sürece silahların susması tek başına yeterli değildir. Bir kimliğin varlığını tanımak, o kimliğe lütuf yapmak değildir. Bir insanın dilini, kültürünü, hafızasını, yasını ve onurunu tanımak, aslında birlikte yaşamanın asgari ahlakıdır. 

‘Yeni bir dil kurarak konuşma’

İşte entelektüelin burada çok büyük bir sorumluluğu vardır. Çünkü siyaset çoğu zaman günü kurtarmaya çalışır. Entelektüel ise geleceğin dilini kurmak zorundadır. Siyaset “ne yapacağız?” diye sorar. Entelektüel “nasıl bir toplum olacağız?” diye sormalıdır. Türkiye’nin bugün ihtiyacı olan soru tam da budur. Çünkü mesele yalnızca şiddetin sona ermesi değildir.

Mesele, şiddeti üreten zihniyetin de sona erip ermeyeceğidir. Mesele, birbirinden korkan insanların birbirini tanıyabilmesidir. Mesele, yıllarca başkasının acısını kendi hikâyesinin dışında tutmuş insanların artık “senin acın da benim ülkemin acısıdır” diyebilmesidir.

Mesele, farklılıkları tehdit olarak görmekten vazgeçip onları ortak yaşamın gerçekliği olarak kabul edebilmektir. Böylesi bir dönüşüm kendiliğinden gerçekleşmez. Bunun için sanatçıların, yazarların, akademisyenlerin, gazetecilerin, hukukçuların, tarihçilerin, filozofların ve bütün düşünce insanlarının konuşması gerekir. Hem de çok konuşması. Ama her zamanki gibi konuşması değil. Yeni bir dil kurarak konuşması. Çünkü eski dil bizi bugüne kadar getirdi.

Yeni bir toplumsal ilişkiyi eski kelimelerle kuramayız. Yıllarca birbirini suçlayan, birbirini yok sayan, birbirinin acısını tartışmaya açan, birinin kaybını diğerinin zaferi gibi gören dil değişmeden gerçek bir barış kültürü kurulamaz. Tam da burada entelektüel dünyanın sessizliği daha fazla sorgulanmayı hak ediyor. Çünkü susmak da tarihin içinde bir tutumdur.

Bazen insan konuşarak taraf olur. Bazen susarak. Bugün Türkiye’nin aydınlarına şu soruyu sormak gerekiyor: Tarihin kapısını çalan bir barış ihtimali karşısında neden bu kadar sessizsiniz? Sürece karşıysanız neden açıkça söylemiyorsunuz? Yanındaysanız neden güçlü biçimde savunmuyorsunuz? Kaygılarınız varsa neden bunları toplumla paylaşmıyorsunuz?

Eksikler görüyorsanız neden bunları demokratik bir tartışmanın konusu yapmıyorsunuz?

Yoksa yıllarca çatışmanın ürettiği kutuplaşma, entelektüel dünyayı da kendi konfor alanlarına mı hapsetti? Belki de asıl mesele budur. Çünkü çatışma dönemlerinde herkesin bir pozisyonu vardır. Barış dönemlerinde ise insanlardan daha zor bir şey istenir: Kendi pozisyonunun sınırlarını aşmak. Barış, yalnızca düşmanın silahını bırakmasını değil, bizim de düşman üretme alışkanlığımızı bırakmamızı gerektirir. İşte bu yüzden barış süreçleri toplumların yalnızca siyasi değil, entelektüel olgunluğunu da sınar. Bugün yapılması gereken, süreci kutsamak değildir. Süreci tartışmaktır. Eleştirmektir. Derinleştirmektir. Toplumun korkularını dinlemek, acılarını görünür kılmak, geçmişin üzerini örtmeden geleceğe yürüyebilmenin yollarını aramaktır. En önemlisi de birbirimizin hikâyesine girmektir. Çünkü birbirimizin hikâyesine girmeden birbirimizin acısına giremeyiz. Birbirimizin acısına girmeden de gerçek bir barış kuramayız. Belki de bugün Türkiye’nin en büyük ihtiyacı yeni bir siyasi söylemden önce yeni bir vicdan dilidir. Ve bu dili kurma sorumluluğu en başta entelektüel dünyanın omuzlarındadır. Aydın olmak, tarihin dışında durmak değildir. Aydın olmak, tarihin en zor anında tarihin içine girmektir. Konuşulması gereken yerde susmamak, herkes sustuğunda hakikatin yanında durabilmek, kendi mahallesinin konforunu terk ederek başkasının acısına dokunabilmektir. Çünkü barış yalnızca silahların susmasıyla değil, insanların birbirini yeniden insan olarak görmesiyle başlar. Bugün Türkiye’nin önünde belki de uzun yıllardır ilk kez böyle bir ihtimal beliriyor. Bu ihtimal gerçekleşir mi, yarıda mı kalır, hangi engellerle karşılaşır, zaman gösterecek. Ama bir şey şimdiden açık: Bu sürecin yalnızca siyasetçilere bırakılması, barışın geleceğini siyasetin dar alanına hapsetmek olur. Barışın toplumsallaşması gerekir.

Hafızanın konuşması gerekir. Acıların birbirine değmesi gerekir. Kimliklerin birbirini tanıması gerekir. Ve en önemlisi, Türkiye’nin aydınlarının nihayet sessizliği bozması gerekir. Çünkü tarih bazen siyasetçileri değil, susanları da yargılar. Belki bugün sorulması gereken en ağır soru şudur: Silahlar susarken aydınlar neden susuyor?

Eğer bu soruya verecek cesur bir cevabımız yoksa, belki de henüz barışın ne kadar büyük bir sorumluluk olduğunu kavrayabilmiş değiliz. Çünkü barış sadece savaşın bitmesi değildir. Barış, birbirimizin acısına yabancı olmaktan vazgeçtiğimiz gün başlar. Ve o gün geldiğinde, entelektüel dünyanın görevi susmak değil, toplumun henüz söyleyemediği sözü söylemektir.

PaylaşTweetGönderPaylaşGönder
Önceki Haber

Alacakaranlıkta bir Şansölye

SON HABERLER

Barış kapıya geldi, aydınlar neden sustu?

Yazar: Yeni Yaşam
17 Eylül 2026

Alacakaranlıkta bir Şansölye

Yazar: Yeni Yaşam
17 Eylül 2026

Yılmaz Güney İran’da Kürtlerin filmini yapmak istiyordu

Yazar: Yeni Yaşam
17 Eylül 2026

Üçüncü yol ve merkeze yürümek

Yazar: Yeni Yaşam
17 Eylül 2026

Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi Aralık’ta ‘umut hakkı’nı görüşecek

Yazar: Yeni Yaşam
17 Eylül 2026

İran, iki ABD İHA’sını düşürdü

Yazar: Yeni Yaşam
17 Eylül 2026

Trump’tan ‘savaşı bitirme’ açıklaması

Yazar: Yeni Yaşam
17 Eylül 2026

Bir Kategori Seçin Lütfen…

  • İletişim
  • Yazarlar
  • Gizlilik Politikası
yeniyasamgazetesi@gmail.com

© 2022 Yeni Yaşam Gazetesi - Tüm Hakları Saklıdır

Welcome Back!

Login to your account below

Forgotten Password?

Retrieve your password

Please enter your username or email address to reset your password.

Log In

Add New Playlist

E-gazete aboneliği için tıklayınız.

Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
  • Tümü
  • Güncel
  • Yaşam
  • Söyleşi
  • Forum
  • Politika
  • Kadın
  • Dünya
  • Ortadoğu
  • Kültür
  • Emek-Ekonomi
  • Ekoloji
  • Emek-Ekonomi
  • Yazarlar
  • Editörün Seçtikleri
  • Panorama
    • Panorama 2025
    • Panorama 2024
    • Panorama 2023
    • Panorama 2022
  • Karikatür
  • Günün Manşeti

© 2022 Yeni Yaşam Gazetesi - Tüm Hakları Saklıdır