Yaşamdan yana olmak devrimci bir tutumdur. Savaş bitince nefes alınır. Niye bitti, öyle değil böyle bitseydi diye düşünülemez. Tek akla gelen; insanlar, canlılar ölmeyecek, öldürülmeyecek, yaşam yok edilmeyecek artık olur. Barış örülecek ilmek ilmek diye içinize huzur çöker. İlk hissettiğiniz duygu güvendir sonra barışı örmek, korumak için emek vermenin sorumluluğu düşer her birimize. Savaş bittiğinde, uzun soluklu bir mücadelenin sonunda gelinmiştir barışın uğrağına. Nefes alırsınız, ayağa kalkarsınız, insanlığın, yaşamın üstünde ölüm bulutu yoktur artık. Şimdi, bundan sonrası daha önemlidir, çıkılacak yolculuk heyecanlandırır, umut verir, diğer yanı ile bilinir ki cesaret ve emek gerektirir. Sorumluluk alınmalıdır, hedef büyüktür çünkü. Özgürlük örülmelidir bir daha yıkılmayacak kadar güçlü.
Bu günlerde bu topraklarda kadınlar buluşuyor bu uğrakta. Özgürlüğün ilmeklerini atıyorlar, sözü de kararı da birlikte veriyorlar. Bu topraklarda barışın rüzgarı esiyor, eşit ve özgür yaşamı muştuluyor. 21 Eylül’de İstanbul’dan duyuracağız sesimizi, sonra ülkenin her köşesinden sürecek buluşmalarımız, özgürlüğe yürüyüşün coşkusu, kararlılığı tüm bölgeyi saracak. Böyle bir buluşmanın içinde ekolojinin yaşamın özgürlüğünü konuşurken, özgürlüğün kararlılığında barışın buluşmasını örerken bizler, kadınlar, patriyarkal sistemin yürütücüleri yıkımın kararlarını almaya, aldıkları bu kararların uygulanması için gereğini yapmayı sürdürüyor tüm yaşam kurallarını çiğneye çiğneye. Bunun ayırdındayız hepimiz, gecikmemeliyiz, gecikmeyeceğiz.
Bu gerçeklikte, yaşam artık hiçbirimize şans tanımıyor; ya özgürlükten yana olacaksın, ya özgürlükten yana olacaksın. Ya devrimci olacaksın, ya devrimci. Yıkımı, yok edişi alaşağı edeceksin başka seçenek yok. Bu nedenle siyasi iktidar yaşama, özgürlüklere saldırdıkça, yaşamadan yana değil patriyarkal, kapitalist sistem adına kararlar aldıkça, taraftarları da hukuku, adaleti çiğneye çiğneye yol almaya çalışırken, yaşamın özgürlüğü için alanlarda mücadele verenler sisteme karşı mücadelelerine ödün vermeksizin devam ediyor.
Kadınlar olarak başlatacağımız özgürlüğün yolculuğunu; 21 Eylül’de yapılacak İstanbul duyurusuna, ardından her buluşma ve yolculuğumuzun coşkusuna bırakarak bugün ödünsüz süren ekoloji politik mücadelelere dönelim. Yaşam için sürdürülen her mücadelenin, verilen her emeğin özgürlük ve barış için atılacak ilmekler olduğunu bir kez daha anımsayarak.
Danıştay’a kadar ulaşmış iki hukuk mücadelesini örneklemek istiyorum bu yazıda. Bu iki örnek yaşamın özgürlüğü için atılan her ilmeğin uzun soluklu yolcuğunu hatırlatırken, atılan her ilmeğin sistemin tüm yıkıcı kodlarını nasıl parça parça edebileceğinin de izdüşümlerini veriyor tanıklık eden, sürece emek veren her birimize.
İlk izdüşüm Akbelen’den. Akbelen mücadelesini yürütenlerin, Akbelen Ormanı’nı, yaşam alanlarını, zeytinlikleri, yaşamı ödün vermeksizin yıllardır koruyanların Cumhurbaşkanlığına karşı açtığı 104 parsel için “acele kamulaştırmanın iptali ” davasının duruşmaları Danıştay 6 . Dairesi’nde 16 Eylül 2026 günü görüldü. Kamulaştırma adı altında LİMAK ve IC İÇTAŞ Enerji’nin köylülerin taşınmazlarına, zeytinliklerine el koymak için devletin yürüttüğü “acele kamulaştırma” adı altındaki İkizköy, Karacahisar ve Çamköyü’nün arazilerini kapsayan gaspa karşı açılan dava aslında, davanın gönüllü avukatlarının da vurguladığı gibi, Maden ve Petrol İşleri Müdürlüğü’nün Türkiye’nin her yerinde sürdürülen madenciliğe karşı yaşam alanlarının savunulması adına verilen yaşam hukuku mücadelesi. Varto’dan, Fatsa’ya, Avdan’dan Perşembe Yaylası’ndaki saldırılara kadar Niksar’dan Tirebolu’ya kadar her mücadele alanından köylülerin izlediği bu davanın sonucunu Danıştay 6. İdare Mahkemesi’nin bir ay içinde açıklaması gerekiyor.
Duruşmada MAPEG Genel Müdürü Aslan Narin’in duruşmalara katılarak adeta LİMAK ve IC İÇTAŞ’ın yetkilisi gibi şirketi ve zeytin yasası değişikliğini savunması Devlet – şirket ortaklığının olarak bugün gelinen yıkım, gasp siyasetini taraflarını açık olarak ortaya koyuyor.
Gönüllü avukatların “ÇED’i dahi olmayan, 1994 yılında Aydın İdare Mahkemesi’nin kapatma kararlarının Danıştay tarafından 1996’da onanmasıyla 1996 yılından bu yana hukuka ve kanuna aykırı bir şekilde çalıştırılan ve kapatma kararları uygulanmadığı için Okyay vd. kararlarıyla Türkiye’nin AİHM’de mahkum olmasına ve Türkiye’nin dosyasının şu anda Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi’nin önüne gelmesine neden olan bu 3 termik santralin ( Türkiye’yi karşılarına almak pahasına ) çalıştırılması için neden bu kadar ısrar edildiği sorusuna ise duruşmada kendimiz sorduk, kendimiz cevap verdik” sözünü de buraya not olarak bırakmak isterim.
Özgürlüğün yok edilmesi için verilen yaşam hukuku mücadelesinden diğer bir iz ise Büyük Menderes Havzası’ndan. TMMOB Aydın İKK’nın açtığı; Büyük Menderes Deltası Doğal Sit Alanı içerisinde ve Milli Park sınırları içinde bulunan yaklaşık 27 km²’lik alan için verilen yaşam hukuku mücadelesinden. Havzanın Doğanbey, Akköy ve Batıköy’ü kapsayan bölümünün “kesin korunacak hassas alan” statüsü dışında bırakılmasına karşı açılan davada, Danıştay 4. Daire tarafından yürütmenin durdurulmasına karar verildi. Aydın’ın Söke ve Didim ilçeleri sınırları içerisinde bulunan Büyük Menderes Deltası Doğal Sit Alanı’nın koruma statüsünün yeniden değerlendirilmesi sonucunda alınan 02/08/2023 tarihli ve 7463 sayılı Cumhurbaşkanı Kararı ile söz konusu yaklaşık 27 km²’lik alan, “kesin korunacak hassas alan” statüsünün dışında bırakılmıştı. Cumhurbaşkanı hızını alamıyor malum yaşam mücadeleleri sürerken yeni kararnamelerle orman alanları orman vasfı dışına çıkarılıyor. 17 Eylül 33373 sayılı Resmi Gazete duyurusu ile 43 milyon metrekare orman ekosistemi şirketlerin kullanımına sokuldu. Gerekçe 2018’de Orman Kanunu’na konulan, orman ekosistemini şirketlerin kullanımına sokan Ek 16. Madde özgürlüğe giden yolculuğumuz, yolumuz açık olsun. İlmek ilmek öreceğiz yaşamı…








