‘Son birkaç ayda kaç kadın öldü Sincan’da, sahi soran oldu mu?’ diye soran tutsak Selver İspir, cezaevindeki adli tutukluların maruz kaldıkları ihlallere dikkat çekti
Cezaevlerinde tutsaklara dönük baskı, kötü muamele ve işkence devam ederken, Ankara Sincan Kadın Kapalı Cezaevi’nde tutulan Selver İspir, avukatları aracılığıyla Mezopotamya Ajansı’na mektup göndererek cezaevindeki adli tutukluların maruz kaldığı hak ihlallerine dikkat çekti.
Adli tutukluların maruz kaldığı hak ihlalleri, kötü muamele ve son aylarda yaşanan “intihar” iddialarına değinen Selver İspir, hastane sevkleri sırasında görüştüğü kadınlar ile cezaevinde bizzat tanıklık ettiği olayları yazdı. Selver İspir, “Ayda bir, belki üç ayda bir gittiğim hastanelerde adli tutukluların ağzından kaç defa ‘İnsanlığımdan utanıyorum. Artık yaşamak istemiyorum. Keşke ölsem’ cümlelerini duydum, bilmiyorum. ‘Keşke ölsem’ diyorlar ve ölüyorlar. Son birkaç ayda kaç kadın öldü Sincan’da, sahi soran oldu mu?” diye sordu.
‘Şikayet de ettik fakat ne fayda’
Mektubunda tutukluların gardiyanlar tarafından sıkça sözlü hakaretlere maruz kaldıklarını belirten Selver İspir, “Şikayet de ettik fakat ne fayda. ‘Adlilere neden böyle muamelelerde bulunuyorsunuz? Buna hakkınız yok’ dediğimiz de ‘Siz onları bilmezsiniz neler yapıyorlar’ diyorlar. Aslında bir insan aşağılandığında, şiddet gördüğünde, tacize uğradığında eğer örgütlü bir mücadelesi ve birikimi yoksa neler yaşadığını tahmin ederiz. Onlara ‘Keşke ölsem’ dedirten de zaten bu muamelelerdir. Kadın sadece sokakta, evde, iş yerinde değil artık cezaevlerinde de kırımdan geçiriliyor. Kadın şahsında toplum, gelecek kırımdan geçiriliyor. Kırım sadece fiziki ölüm değildir. Kırım kişiliksizleşme, kendinden nefret etme, hayattan bezme, kendinden umudu kesme, aşağılanma, değersizlik hissi, hiçlik hissi, işe yaramazlık hissi ile de olur. ‘Öl geber’ dediğimiz bir insan bunların hepsini hisseder” ifadelerini kullandı.
‘Kendine zarar verdikten sonra hastaneye götürüldü’
Mektubunda kalp krizi geçiren bir tutuklunun şikayetlerinden 3 gün sonra hastaneye götürüldüğünü kaydeden Selver İspir, “Hastanede karşılaştığım başka bir genç kadın da ‘Bizim koğuştan biri, koğuş değişimi istedi. Yapmadılar. ‘Yapmazsanız kendimi keserim’ dedi. Birinci müdür kendini kesebilirsin dedi. Kadın kendine zarar verdikten sonra müdür gelip ‘Tamam şimdi götürebilirsiniz’ dedi ve istediği koğuşa götürdüler. Sahi cezaevlerinde kendilerini kesen kadınların fazlalığına göre idarecilerin rütbeleri mi yükseliyor? Başka cezaevlerinde durum nasıl bilmiyorum. Bu sadece bir sorun, bir tespit, bir itham değil. Bir soru. Bu soruyu sordurtan da adlilerden gördüklerimiz, duyduklarımızdır” diye belirtti.
‘Bu iddiaları, tanıklıklarıyla kanıtlayacak kadınlar var’
Uygulamalara karşı cezaevi müdürünü şikayet eden tutuklularının ise husumetli oldukları başka tutuklularla aynı koğuşa konulduğunu ifade eden Selver İspir, “Yine bu kısımdayken intihar eden Gizem isimli kadının o ipi nasıl bulduğu hala netleşmiş değil. Kulaklarımızla duyduğunuz hakaret ve küfürler dışında diğer tüm iddialar biz birebir görmediğimizden iddiadır. Bu kadınların ‘Ben yaşamak istemiyorum artık’ söylemi hariç. Bu iddiaları, tanıklıklarıyla kanıtlayacak olan onlarca cesur kadın var. İddialar doğru ise bu sistemli, planlı bir yaklaşımdır ve bir an önce durdurulması gerekir. Bunun için başta tüm kadın kurumları, insanım diyen herkesi bu kırım politikasını teşhir etmeye ve onunla mücadele etmeyi çağırıyoruz. Daha fazla geç olmadan, intiharlar çoğalmadan herkesi kadınlara, toplumun geleceğine sahip çıkmaya davet ediyoruz” çağrısında bulundu.
HABER MERKEZİ









