Türkiye, bir haftadır yaklaşık 455 bin kişinin doğrudan etkilendiği, 20 milyar dolarlık bir tutarın söz konusu olduğu fon vurgunuyla yatıp kalkıyor. Bu olay, 80’ler ve 90’lardaki vurgunlar-hortumlamalarla karşılaştırılıyor ve Cumhuriyet tarihinin en büyük soygunlarından biri olarak tartışılıyor.
Vurgundan etkilenen yüz binlerce kişi zararını nasıl karşılayacağını kara kara düşünürken, vurgun yapılan fonlar ve şirketlerdeki olağandışı değer artışı iktisadi rasyonalitelerle açıklanamıyor. Fonlara büyük miktarda para giriş ve çıkışları, organize suç olma ihtimalini her yeni kanıtla daha fazla güçlendiriyor. Fon vurgununa dair soruşturmaların nereye uzanacağı, fon vurgununda zarar edenlerin akıbeti, vurgun üzerinden iktidar içi güç odaklarının birbirlerine çektikleri kılıçların üreteceği sonuçları vd. hep birlikte yaşayıp göreceğiz.
Fonun ötesine bakmak, fon üzerinden yaşanan iktidar mücadelelerinin, iktisadi çatışmaların ve siyasi gerilimlerin röntgenini daha iyi çekmeye yarayabilir. Çeşitli fonlara para yatırılması, rant geliriyle yaşamını sürdürme ya da zenginleşme hayali kurulması finansallaşma esaslı sermaye birikimi olan ekonomilerden, sınıfsal farkların belirgin karakterler aldığı ekonomi-politik zeminlerden, yüksek gelir adaletsizliğinden besleniyor. Finansal piyasaların derinleşmesi, orta sınıfın erimesi, gelir dağılımındaki adaletsizlik finansal ürünler üzerinden -emek göstermeden- zenginleşme hayalinin iklimini yaratıyor.
Bu iklimde yatırımcıyla dolandırıcı arasındaki fark muğlaklaşıyor. İnsanlar, gelirleri ile zengin olma hayalleri arasında zar atar hale geliyor. Dolayısıyla fon vurgunu bir sonuç ise nedenlerini sadece konjonktürel veya insan davranışlarında değil, aynı zamanda neden-sonuç ilişkilerinde ve nesnel zeminlerde incelemek gerekiyor. Bu yönüyle birkaç noktaya vurgu yapmak fonun ötesine dair belli görüntülere ulaşmamızı sağlayabilir.
Öncelikle siyasetçi-bürokrat-sermaye ilişkisiyle halkın sömürülmesi yetmiyormuş gibi bu üçlüye teknokratların da eklendiği; yani teknokratların ekonomiyi yönetmesi iyidir diyen neoliberal teknik aklın yanıldığını ifade edebiliriz. İkincisi, başka ülkelerde farklı vurgunlarda görüldüğü gibi burada da siyasi iktidar ve sermaye el ele vererek fon vurgunun maliyetini nüfusun tamamına yayma yönünde bir eğilim gösterebilirler. Üçüncüsü, liberallerin “tarafsız devlet”, “hakem devlet” gibi iddiaları bir kez daha vurgunla birlikte berhava oldu. Devlet yaptığı ve yapmadığı denetimlerle, yasal boşluklara izin verip vermemeyle, soruşturma-kovuşturma süreçleriyle dolandıranın ve/ya dolandıranın belirlenmesinde asli faillerden biridir. Dördüncüsü fon vurgununu yapan şirketlerin olay patlamadan önce “yerli ve milli” retoriğine sarılması ve hatta bir kısım insanın birikimlerini bu sebeple söz konusu fonlara yatırmasının dramatik boyutudur. Bu topraklar bir kez daha kof milliyetçiliğin, retorik yerliciliğin, sermayenin kimliksizliğinin sonuçlarıyla yüzleşiyor. Beşincisi kapitalizmin en acımasız hali olarak finansallaşma… Finansallaşmayla birlikte yaşamlarımız kapitalizmin önceki evrelerine göre daha kırılgan hale geldi. Bizler artık bankalara borçlanarak kendimizi sadece bir imaj olarak yeniden üretiyor ve yaşamlarımızın akıbeti bankacıların ekranlarında bize dair beliren kodlarla şekillendiriliyor. Misal kredi çektin. Bankaya borçlandın. Yüksek enflasyon ve faiz ortamında ödemelerini ucu ucuna yetiştiriyorsun. O ay çocuğun hastalandı veya başka bir şeyden ötürü beklenmedik bir ödemen çıktı. Bu beklenmedik maliyetten ötürü kredi taksitini ödeyemiyorsun. Bu derdi hangi mobil bankacılık hizmetine anlatabilirsin? Kaç ATM bu derdi dinler? Karşılaşacağın şey yaşamını, çocuğunun hastalığını veya beklenmedik masraflarını dinleyen biri değil; ekranda isminin yanında kırmızı renkle yazılan “borcunu ödemedi” kodudur. Ekranda beliren kod, gerçeğin kendisini imtihan ediyor. Finansallaşma koda dönüşen insanlar, kırılgan yaşamlar, hayatta kalmakla borç ödemek arasındaki bütünleşmeye neden oluyor.
Fonun ötesine bakmak, fonu ve vurgunu üreten zemini görmenin bir yoludur. Bu vurgunun sınıfsal, psikolojik, sosyolojik, adli boyutları komple ele alınırsa fonun ötesi, fon vurgununa ışık tutabilir. Bu kritik etme sürecinde yapılacak en büyük hatalardan biri fon vurgununu iktidar içi kavgaların dedektifvari izinde aramakla yetinmektir. Bir diğer hata, fon olayını kişilere indirgemek, kişisel hesaplaşmaların gerekçesinden ibaret görmektir. Bir başka hata, fon vurgunu ve üreteceği sonuçları magazinleştirmek, karikatürize etmektir. Muhalefet fon vurgununu bu hatalara düşerek ele alırsa, yanlış patikalara sapmış olacak.
İktidarda veya muhalefette olsun fark etmez. Burjuvazinin karakteristik özelliklerinden biri halka dönük soygunları karikatürize edip uçucu polemiklerin konusu haline getirmektir. Ne yazık ki, Türkiye’de fon vurgununa dair tartışmalar giderek daha fazla karikatürize ediliyor. Karikatürize etmeye magazinleştirme eşlik ediyor. Sadece fondan zarar edenlerin değil, milyonlarca insanın bu düzende yaşadığı mağduriyet polisiye romanın içine yerleştirilmek isteniyor. Bir anda insanlar sosyal medyada adliye muhabiri halet-i ruhiyesine sokulmak isteniyor. Sonra karşı taraftan bir salvo ile cumhuriyet tarihinin en hacimli vurgununda bir anda gündem mühendisliği yapılıyor ve insanların cinsel yönelimlerine dair spekülasyonlar ortalığı kaplayabiliyor. Açıktır ki; vurgunu karikatürize etmek ve/ya magazin konusu haline getirilmesine zemin hazırlamak adaletsiz düzeni görünmez kılmaya imkân sunmaktır.
Açıkçası fon vurgununun magazinel hale getirilmesi muhtemelen en çok bu düzenin sahiplerinin ve iktidarın işine geliyordur. Oysa gerçek bir yüzleşme ve onarım, vurgunu ortaya çıkaran sistemik-yapısal mimariyi neden-sonuç ilişkisiyle eleştirel değerlendirmeye tabi tutmaktır.









