• İletişim
  • Yazarlar
  • Gizlilik Politikası
13 Ekim 2026 Salı
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
ABONE OL!
GİRİŞ YAP
Yeni Yaşam Gazetesi
JIN
  • Anasayfa
  • Gündem
    • Güncel
    • Yaşam
    • Söyleşi
    • Forum
    • Politika
  • Günün Manşeti
    • Karikatür
  • Kadın
  • Dünya
    • Ortadoğu
  • Kültür
  • Ekoloji
  • Emek
  • Yazarlar
  • Panorama
    • Panorama 2025
    • Panorama 2024
    • Panorama 2023
    • Panorama 2022
  • Tümü
  • Anasayfa
  • Gündem
    • Güncel
    • Yaşam
    • Söyleşi
    • Forum
    • Politika
  • Günün Manşeti
    • Karikatür
  • Kadın
  • Dünya
    • Ortadoğu
  • Kültür
  • Ekoloji
  • Emek
  • Yazarlar
  • Panorama
    • Panorama 2025
    • Panorama 2024
    • Panorama 2023
    • Panorama 2022
  • Tümü
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
Yeni Yaşam Gazetesi
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
Ana Sayfa Manşet

Figen Yüksekdağ: Önemli olan yolumuzu bir tutmak

13 Ekim 2026 Salı - 00:00
Kategori: Manşet, Söyleşi

Sürecin geldiği aşamayı, birleşik mücadeleyi, ortaklaşmayı, HDP eski Eş Genel Başkanı Figen Yüksekdağ ile konuştuk:

  • Kelimenin gerçek anlamıyla kendine sosyalist diyen her birey yahut kolektif, aynı zamanda komünal komünist veya Sayın Öcalan’ın ifadesiyle komünisttir. Dolayısıyla temelden çok amaçlananı inşa etmekle ilgili farklardan söz edilebilir
  • Yakıcı olduğu kadar en güncel ve ilkesel başlık, Kürt sorununun ve halkların demokratik hakları sorununun çözülmesidir. Azami genel programa, sosyalizmi inşa paradigmasına gelmeden aşılması gereken zorlu bir geçit bizi bekliyor
  • Yapılacak en değerli özeleştiri bugünü doğru anlamak, tarihle bağını doğru kurmaktır. Dünkü komünal deneyimleri açmaza sürükleyen öznel ve nesnel sorunların önemli bir kısmı bugün de karşımızda ve içimizde duruyor

Nezahat Doğan

AİHM ve Anayasa Mahkemesi kararlarına rağmen, hukuk işletilmeyerek yıllardır içerde tutsak edilen HDP eski Eş Genel Başkanı Figen Yüksekdağ röportajımızın ikinci bölündeki yanıtlarında Abdullah Öcalan’ın paradigmasını, sosyalizm komünalizmini, sol sosyalistlerinin eleştirilerini ve sürece nereden bakmak gerektiğine dair analizlerini paylaştı. Eril sistemin kadınlar üzerinden tahakkümünü ve barış sürecinde kadınların nasıl öncü olması ve ortaklaşması gerektiğini vurguladı. Demokratik toplumu ve Abdullah Öcalan’ın sosyalizm analizini sosyalistler ve diğer kesimler nasıl çözümlemeli sorusunu yanıtladı. Toplumun özgürlük isteyen kesimlerinin devletle ve devletin kurucu iradesi ile ilişkilerinde kökü derinlere dayanan güvensizlikleri tarihsel arka planıyla değerlendirdi.

  • Abdullah Öcalan’ın sosyalizmin çöküşünde ataerkil yapının ve kadının ötekileştirmenin önemli bir faktör olduğuna yönelik analizleri var. Barışta, demokratik toplumun oluşmasında ve bunun mücadelesinde kadının yeri nedir? Kadın hareketine nasıl bir görev düşüyor?

Sosyalizm deneyiminden çıkarılmış onlarca ders içerisinde başat olanı, Sayın Öcalan’ın da işaret ettiği kadın özgürlüğü, kurtuluşu, hedef ve programındaki sapmadır. Bu sapma, sosyalizmin çözülmesi, toplumsal cinsiyet normları ve ataerkinin yeniden üretilmesine fırsat ve alan yaratmıştır. Toplumsal devrimin eş yarısı olarak kadın devrimi perspektif ve pratiğinden uzaklaşmanın tarihsel tahrip edici sonuçları ortaya olduğu açık. Çıkış ve gelişiminin birinci aşaması bir kadın atılımı, tarih sahnesinde etkin yer tutma hareketi olan ve çağının ilerisinde kadın kazanımlarını toplumsal hafızaya kaydeden bir devrimin nasıl geriye dönebileceğini SSCB deneyiminde gördük. Kadının konumu ve özgürlüğünün tasfiyesi ile birlikte geriye dönen, çözülen sosyalizmden arta kalanlar, “reel sosyalizm” etiketiyle piyasaya sürüldü. İronik biçimde gerçek sosyalizm adlandırması temel prensiplerden kopmuş gerçek olmayan, sosyalizmin meşrulaştırıldığı kimliğe dönüştü. Kadının geleneksel rollere, yeniden üretilmiş eril hegemonyaya tabi kılınması, reel sosyalizm adı altında kabul edilmesi gereken bir gerçek olarak statükoya dönüştü. Deyim uygunsa “olduğu kadarıyla sosyalizm”den vazgeçişin ve zaten sistem içinde gelişmiş devlet kapitalizminden neoliberal piyasaya atlayışın çok acı sonuçlarını da kadınlar yaşadı.

  • Sosyalizmde bu geri gidiş karşısında Kürt Kadın Hareketi’nin mücadelesi nasıl bir anlam kazanıyor? Bugüne kadar ideolojik ve politik açıdan nasıl bir gelişme sağladı? Bu süreç kadın hareketinin değişim ve yaratma gücü olmadan ilerleyebilir mi?

1989-90’dan itibaren Türkiye Sosyalist Hareketi, feminist hareket şüphesiz kapsamlı tartışmalar yapıp eleştirel dersleri kendine basamak edinmiştir. Bu dönem, kadın bilincinin uyanışı, arayışıyla örgütlenme ve eylem hattının gelişimine sahne olmuştur. Birçoğumuz bu dönemden gelip geçtik. Ama kadın devrimini yeniden doğuran ve yerel bölgesel düzeyde akım yaratan dinamik Kürt özgür kadın hareketi olmuştur. Hâlihazırda sosyalizm deneyimleri ve hareketlerinin 20. yüzyılda açtığı çığırı izleyerek, kazandırdıklarıyla donanıp, kaybettirdikleri ile yüzleşip aşarak mayalanan 21. yüzyıl kadınların kurtuluşu mücadelesinde Kürt kadın hareketinin ve dayandığı ideolojik politik programın tayin edici bir ağırlığı vardır. Barış ve Demokratik Toplum Süreci uzun yıllara dayanan kadın hareketinin yarattığı devasa nitelik ve değişim yaratma gücü olmadan ilerleyemez. Mevcut sosyal, siyasal sistemin değişimi değil, değişime en çok direndiği barış ve demokrasi gibi bir etkinlik alanında kadınların hem görünür hem de içsel derinlikli değiştirme enerjisi verim sağlayabilir. Bunun için örgütlülüğün düne göre daha ileriye çekilmesi, toplumsal yaşamın sadece politik temsiliyet, kurumsal katılım boyutlarında değil, atardamarlarında kadın etkisinin yeniden kurularak yayılmasına ihtiyaç var.

  • Eril sistemlerin kadınları hedefine koyma politikaları ve şiddeti sürüyor. Sürecin toplumsallaşmasında kadınların barışın ve sürecin öncüsü olma rolü neye dayanmalı?

Sürecin toplumsallaşması denirken, halklar arasındaki şovenizm setlerinin yıkılması, demokratik eşitlikçi ilişkilerin tabandan kurulması, savaş ve önyargıyla karartılan ruhların kadın bakış açısı ve dayanışmasıyla arındırılması hedefine böyle ulaşılabilir. Eril düzen ve iktidar bugün geniş kadın kitlelerini, az rastlanır bir telaş halinde ev aile duvarları arasına kilitleme seferberliği düzenliyor. Bizlerin tersten kadınları barışa seferber etme görevimiz var. Elbette bu tek yanlı, kadınların barış ve demokratik toplum mücadelesine katılımını beklemek öncü rol atfetmekten ibaret değildir. Sürecin bütün politik, stratejik anlamı, amacı ve biçimleriyle kadın özgürlüğüne eşitliğine hizmet etmesidir aynı zamanda. Kadın kırımının, toplumsal cinsiyet prangalarının, riyakâr ahlak polisliği uygulamalarının ve ezilen cinse dönük yoğun emek sömürüsünün karşısında aktif bir mücadele geliştirmeye dayanmalıdır. Yani barış ve demokrasi önce kadın için, kadın ise hak ve özgürlükleri ile birlikte barış ve demokratik toplum için…

  • Abdullah Öcalan sosyalizme uzun süredir yeni bir yaklaşım geliştirmeye çalışıyor ama sol-sosyalist kesimlerin eleştirileri var. Yeni sosyalist yaklaşımı nasıl anlamak ve anlamlandırmak gerekir?

Sosyalizm programı, çizgisi üzerine yapılan tartışmaların kaçınılmaz bir zorluk ve basınç altında yürütüldüğünü görmeliyiz. Dün olduğu gibi bölgede ve ülkede yükselen bir dalga üzerinde değiliz. Aksine hem kendiliğinden kitle hareketinde bir geri çekilme yaşanıyor hem de kolektif örgütlü halk hareketleri kuşatılmış, manevra alanları daraltılmış durumda. Emperyalist, Siyonist ve gerici-faşizan bölge devletlerinin tırmandırarak yaydığı savaşla birlikte oldukça zorlayıcı bir yeniden dizayn ve paylaşım rekabeti sürdürülüyor. Kuvvetlerin eşitsiz olması yeni bir durum değil, fakat güç ilişkileri-çelişkileri asimetrik ve değişken. Böylesi koşullar anın negatif basıncının yüksek olduğu dönemlerdir ve teori, program, strateji içerikli tartışmaları ve negatif baskılar. Yine yükselen bir dalga üzerinde olsaydık, bir dizi ilkesel fark silikleşecek, simbiyotik yasası işleyecek, kimse son tartışmalara uzlaşmaz çelişkiler gözlüğünü takarak bakmayacaktı. Nitekim Sayın Öcalan’ın sosyalizm görüş ve yorumu yeni değil; Fikir örgüsünü topluma, siyasete temas edebildiği her durumda yansıttı. Teorik çerçeveyi farklı kılan, buna fesih ve yeniden yapılanma pratiğinin eşlik etmesi, uzun ve tarihsel bir politika yapma tarzının değişmesidir. Ama bu küçük bir fark ve değişiklik değildir. Kürt Özgürlük Hareketi’nin programatik, teorik gerçeği, bugüne kadar farklı yapılarla güç birliğinin stratejik ittifakının önünde engel olmadı. Aksine nesnel rolü itibarıyla bunu geliştirmeye, alan açmaya hizmet etti. Bu durum stratejik düzlemde dile getirilen eleştirilere, itirazlara rağmen temel ve güncel olarak geçerliliğini koruyor. Sonuçta strateji dediğimizde yekpare değildir. Yakın yanaşık dost kuvvetler arasında kopuşa neden olmayacak farklılıkların, çeşitli parçaların ve ilişkilerin düzenlenmesini içerir. Yüz yüze olduğumuz tablo budur.

Bütün bölgeyi, Türkiye siyasetinin egemen, ezilen tüm kesimlerini, dahası Kürt Hareketi’nin kendisini kökten etkileyen bir pozisyon değişimi ve ekstrem gelişmeler yaşanırken, sol sosyalist cenahın bu etkiden azade olması beklenemez.

  • Sosyalizm tanımı ve kavramlar, teorik ve tarihsel farklılıklar üzerine de tartışmalar yapılıyor… Nereden bakılıyor? Ne tür genellemelerle karşı karşıyayız ya da bu mesafeli duruşlar neden kaynaklanıyor?

Teorik tarihsel yaklaşım farklılıkları, sosyalizm tanımı ve programı üzerine yapılan tartışmalar da konunun diğer boyutudur. Dolayısıyla herhangi bir süreç yaşanmıyor ve eleştiri de bunun bir parçası. Aynı zamanda tek taraflı değil, karşılıklı bir eleştiriden söz ediyoruz. Ayrıca farklılıklarıyla birlikte toplumsal mücadele gayesi taşıyan her kesimin eleştirinin bir hak ve aynı oranda sorumluluk anlamına geldiğini bilir. Başta HDK, DEM gelmek üzere Kürt Hareketi ile birçok alanda dostluğun, formel şematik ittifak ilişkilerinin ötesinde tarihsel yoldaşlık ilişkisi geliştiren sosyalist bileşenlerin sorumluluk düzeyi ise sorgulanabilir ama varlığı tartışma götürmez. Sol-sosyalist kesimler tanımlaması bir genellemeye dönüşmemeli toptan bir karşıtlık algısına yol açmamalı. Geçmişten bugüne Kürt hakikatine ve siyasetine yaklaşımda sosyalist tandanslı parti ve örgütlerin farklı mesafelerde durdukları bilinir. En uzakta duranın eleştirisi ile en yakınında olanın pratiği ve eleştirisi nitelik olarak aynılaştırılamaz ve bunu genel bir kavrayışa dönüştürmek doğru olmaz. Aslında her şeyden önce söz konusu düzlemdeki edinilmiş niteliğe, oluşan pozitif birikime haksızlık etmiş, eldekini küçültmüş oluruz. Bu röportajı yaptığınız kadın da dahil yaşayan, yaşamayan ve sayıları sayılarla ölçülemeyecek birçok insan, deneyim ve tarih kazanılmış ortak birikimin ürünüdür.

  • Demokratik toplumu ve Abdullah Öcalan’ın sosyalizm analizini sosyalistler ve diğer kesimler nasıl çözümlemeli? Bugüne kadar yapılan tartışmaları ve eksikleri neye bağlıyorsunuz?

Sorumluluğunun ve ilkesel bağlılıklarının bilincinde olan sosyalist özne, şüphesiz ki eleştirileri, kaygılarıyla birlikte bu kritik momentte de özne olduğunu unutmaz. Çözülmesi gereken bir dizi sorun, aydınlatılması gereken bir dizi başlık var elbette. Ama yakıcı olduğu kadar en güncel ve ilkesel başlık, Kürt sorununun ve halkların demokratik hakları sorununun çözülmesi olmasıdır. Azami genel sosyal ekonomik programa, sosyalizmi inşa paradigmasına gelmeden aşılması gereken zorlu bir geçit bizi bekliyor. İç içe geçmiş sistem, rejim krizinin, bölgesel kaosun, devlet içi muhalefete karşı bile tahammülsüzlüğün, açlığa sürüklenen ahlaki çürüme ile sınanan toplumsal yapının ve varlığını hiç unutturmayan organize şovenizmin ortasında ilerleyebilmek için sımsıkı donanmak gerekiyor.

  • Yaşamsal alanda da merkezi olmayan ve yerelleşen toplumsal örgütlenme nasıl sağlanmalı?

İşin yaşamsal diğer yanı da Türkiye Kürdistan toplumsal politik zemini ve kültüründe hâkim güçlerce oluşturulmuş derin yarığı kapatma feraseti göstermiş, Kürt, Türk ve bütün uluslardan sosyalistlerin bir daha buna izin vermeme iradesi sergilemesidir. Çok geriye gitmeden 80 darbesini önceleyen, ayrışmacı halkların birlik talebini ve hareketin ihtiyacını gözetmeyen bir anlayışı ve sonuçlarını yeniden yaşama tasarrufumuz yok. Zorluklarla baş etmek ve mesafe kat etmek için sürecin güncel politik gereklerinde hızlı davranmak, ideolojik, teorik, felsefi boyutlarında zamana zaman tanımak gerek. Politik çıktıların sağlandığı dinamik bir zeminde bu tartışma ve etkileşimler de daha sağlıklı, verimli, karşılıklı gelişime hizmet eden bir yön kazanacaktır. Siyasi yapılanmanın kadın eş varlığıyla birlikte ve toplumsal komünal örgütlenme ilkesine dayalı geliştirilmesi perspektifi ve yerelleşme öteden beri ortaklaşılan bir çıkış noktası olmuştur. HDK’nin kuruluşu ve HDP ile birlikte toplumsal siyasal koalisyon yapısına dönüşmüştür. Ama dün de uygulama sorunları, yetersizlikleri vardı, bugün de sınır aşılabilmiş değil. Dün mahalle meclislerine kadar ilerleme sınırına çakılan, oradan geriye giden bir düzey vardı. Bugün çok daha geniş katmanlı toplumsal örgütlenme hedefiyle yola çıkılıyor. Bu yönelim sosyalistlerin hem prensip hem de pratik anlamda olumsuzlayacağı bir şey değildir.

Aksine, yaygın kitlesel ve sosyal-iktisadi yaşamın bütün çeşitliliklerine kadar çoğaltılabilecek örgütlenmeler, ilerlemenin ve ortaklaşmanın yatağına dönüşür. Mesele kurmak, oluşturmak ve yetmezlikleri, anlaşmazlıkları bunun üzerinden tartışabilmektir.

  • Entegrasyon, Türkiyelileşme ortak halkların yaşamı ve hukuku için sol sosyalistlere dünden daha çok mu sorumluluk düşüyor?

Entegrasyon ya da Türkiyelileşme kavramının sosyalist anlayıştaki karşılığı, halklar arasındaki şovenist barikatların kaldırılması, kitlelerin eşitlik ve demokratik barış politikasına kazanılması, ikna edilmesidir. Politik özgürlükler, demokratik değişim mücadelesi ile onunla ilişkili her süreç, hareket bizi ilgilendirir ve sosyalistler bu süreçlerin kıyısında değil, merkezinde yer almalıdır. Bunu hem sosyalizmin doğal demokratik görevleri ve içeriği hasebiyle, hem de eşit yurttaşlık, adil hak paylaşımı bilinci ve pratiğinin toplumu sosyalizme hazırlayan okul olması nedeniyle yaparlar. Bugün Kürt Hareketi’nin yenilenmiş demokratik bir rejimle onun kurucu bir parçası olarak entegrasyon ve temel hakların anayasayla güvencelendiği bir demokratik cumhuriyet çatısı altında Türkiyelileşme diye bir gündemi, yönelimi var. Siyasi iktidar-devlet cephesinde ise hali hazırda bu yönelime talebe yanıt veren bir yaklaşım yok. Kendiliğinden gelişmeyeceğini de bildiğimize göre, süreç müzakere ile birlikte sistemin üzerinde demokratik değişim basıncı kurulmasıyla ilgilidir. Hatta daha çok bununla ilgilidir. Sosyalistler Kürt halkıyla, adalet, insani refah, onurlu özgür yaşam ihtiyacı tavana vuran Türkiye halklarıyla, işçi emekçileri arasında; bütün ezilenlerin, kadınların, LGBTİ+, genç, emekli ve köylü kitlelerin demokratik cumhuriyet mücadelesinde köprü olabilirler.

  • Geçmiş dönemlerde tam da bu bileşenlerin ve yapının var olduğu partinin HDP Eş Genel Başkanıydınız. Demokratik toplum ve cumhuriyet alanında sosyalistler nerede duruyor ya da durmalı?

Demokratik cumhuriyet, devrimci sosyalist gelenek açısından öteden beri sosyalizme açılan bir kapı olarak görülür. Ama aynı zamanda kendini cumhur yerine koyan azınlıkla, cumhurun bizzat kendisi olan toplumsal hakikat arasındaki güç mücadelesini, ezme-ezilme çelişkisini ve bundan doğan çatışmaları barındırır. Cumhuru yani halkı oluşturan bütün farklılıkların bir araya gelmesi ve ortak taleplerde uzlaşması ne kadar normal ve kaçınılmaz ise, onun üzerinde hegemonya tesis etme ayrıcalığından vazgeçmek istemeyen iktidar kliklerinin arasındaki ittifak da o kadar olağandır.

  • İktidar alanı dışında kalanların elindeki en önemli koz nedir?

En önemli koz, İttifak ve birleşik mücadele sahasının alabildiğine büyütülmesi, genişletilmesidir. İktidarın zor aygıtları yönetme kapasitesi, hukuk sistemi, ekonomik mali hegemonyası ve edinilmiş devlet ayrıcalıklarıyla mevcut güç dengesizliği içerisinde baş etmek zor olduğuna göre elimizdeki en önemli avantaj ağırlığının devreye girmesi elzemdir. Baktığımızda bütün emekçi sol sosyalist kesimlerin birleşik mücadele, yerel hareketler, anti-faşist, anti-kapitalist mücadele bloklarına vurgu yaptığını, faaliyet kapasitesini buralara yönelttiğini, dolayısıyla ihtiyaç tanımı konusunda herkesin hemfikir olduğunu görürüz. Performansı, başarı düzeyi ve kapsadığı bileşenlerden bağımsız olarak bu tür girişim ve kuruluşların hepsi olumludur. Bu olumlama hâlâ eksiklik, yetmezlik eşiğinin aşılamadığı gerçeğini değiştirmez tabi. Bunun önemli bir nedeni kuvvet yetmezliği, ağır saldırılar karşısında tutunma mücadelesinin getirdiği darlaşmalar ise, diğeri birlikten doğan stratejik yaşamsal anlamın hâlâ kavranamamış olmasıdır. Bu kavrayışsızlığı adeta bir gelenek olarak sürdüren yapılar olduğu da bir gerçek. Fikir farklılıkları ve abartılmış “alamet-i farikalar dünyası”, hayati devrimci demokratik sorumlulukları yerine getirmemenin bahanesi oluyor. 2013’ten beri minimum müşterekte buluşan, süreli ortak iş yapan, kampanyalar yürüten geniş yelpazeli bir koordinasyonun dahi olmaması bu malum gerçekliğin sonucudur. Hâlihazırda geniş saflarımızda kafa karışıklığıyla hatların, hareketlerin, karışıklığı birlikte seyrediyor. Maalesef bir çırpıda çözülemeyen bir sorun ve gerçeklik bu.

  • Demokratikleşme ve demokrasi için genişlemeye ihtiyaç yok mu? Bu genişleme her alanda nasıl sağlanmalı, yol ve yöntemi ne olmalı?

Sanki fazladan sınır çekmeye, diğer cenahta duranları imlemeye ihtiyacımız varmış gibi bir yandan birleşiklik yaratmaya çalışırken, diğer yandan ayrışıklığı normale, statiğe dönüştürmek en son ihtiyaç duyacağımız şey. Yarın ne olur, bugünden söyleyemeyiz ama genel ifadeyle en doğru zamanın ve toplumsal maddi gerçeğin ruhuna en uygun çizgiler, yöntemler, örgütlenmeler kazanır ya da etkin olur diyebiliriz. Ama o güne kadar kaybedecek zaman ve fırsat yok. İmkânların zorlanması gerekiyor. Her şeyden önce halkların, kadınların, geniş toplum bölüklerinin yerellerde aktif yaşam içinde ittifakı ve birleşikliği; buna paralel olarak genel ittifak hattının örülmesi. Vazgeçme şansımız yok ama esneme bir yoldan değilse diğerini deneme imkânımız var. Birden çok birleşik mücadele, ittifak arayışı ve kanalı varsa bunlar arasında ilişki ittifakta olabilir. Önce iradeyi elden bırakmamak, yöntem üzerinde çalışmak iyi olur. Bununla birlikte kurumsal kazanım ve deneyim hanemizde HDK gibi bir yapılanma var. Toplumun en geniş ve çekirdek örgütlenmelerini geliştirme, kendini yaratma ve yönetme hareketini sağlama mücadelesinde dayanacağımız en önemli yapıdır.

  • Yeni kurulacak Demokratik Cumhuriyet Hareketi partisinde, dünden bugüne toplumsal ittifak ve birlik oluşturulması için güçlü bir çalışmamı gerekiyor?

Dünden bugüne bıraktığımız birçok eksiğin zaafiyetin etkin müdahaleyle giderilmesi açısından Barış ve Demokratik Toplum çalışmaları yararlı bir rol oynayacaktır. Demokratik kongre mantığı ve çatısı altında geniş bileşen ağı yaratılmış olmasına rağmen, bunların altının daha doğrusu içinin doldurulmaması sorunu bugün yaygın meclis, komün, konsey, atölye gibi diri toplumsal örgütlenmelerle doldurulabilir. Bu konuda fazla söz tüketmeden somut örnekler, ilham veya ders verecek modeller ortaya koymaya ihtiyaç var. Bütün HDK, DEM ve demokratik siyaset bileşenlerinin ortak deneyim ve sıçramalara zemin sunacak bu faaliyetlere seferber olması, negatif durumu kökten değiştirebilir.

  • 100 yıllık cumhuriyetin neredeyse son 60 yılı Amerikancı, sağ iktidar ve darbelerle geçti. Bu süreçte solcular, sosyalistler, devrimciler, aydınlar ve Aleviler Kürtlerle beraber her türlü baskıya, işkenceye ve yok edilme girişimlerine maruz kaldı. Bugün demokratik cumhuriyet için sol, sosyalist kesimlerin ve Kürt siyasi hareketinin nasıl bir analiz; eleştiri ve özeleştiri yapması gerekiyor?

Bahsettiğiniz konuda o kadar çok analiz, eleştiri, öz eleştiri yapılmış ki bu röportajda onları aşabileceğimi ya da keşfedilmemiş bir şeyi keşfedeceğimiz sanmıyorum. Vurguladığınız 60 yıl bunların tarihidir aynı zamanda ve öncesi de vardır. Devrimler, atılımlar, kitlesel halk hareketleri, isyanları ve tarihsel halk örgütlenmeleri bakımından topraklarımız çorak değil elbette; devasa deneyimler var. Ama yenilgi, geri çekilme, dağılma örnekleri ve bunlara yol açan darbeler, zulümler, kıyımlar tarihi daha baskındır. Türkiye-Kürdistan-Ortadoğu jeopolitiği işimizin en zor kısmı. Bilinen insanlık tarihi boyunca en sert ve uzun hegemonya mücadelelerinin, savaşlarının cereyan ettiği haçlı akımlarından biri bu. Pro-emperyalist dünya savaşlarının odağı, hedefi olmuş, sömürünün her biçimini iliklerine kadar yaşamış bir coğrafyada kendi devrimini, sistemini bulmak ve kurmak kolay olamaz. Bu tarihsel gerçeği aynı toprakların toplumu olarak her anımızda biliyor, yaşıyoruz. Son olarak Rojava’da gelişen durum da unutmamıza izin vermeyen bir örnektir.

  • Nasıl bir perspektifle ortak bir yola girilmeli?

“Nasıl” sorunuzun cevabı birleşik ve sürekliliktir. Aslında süreklilik bir şekilde araya giren kesintilere rağmen sağlanmıştır ama her geri düşme durumundan sonra daha güçlü başlama zihniyeti ve pratiğinde eksik şeyler var. Yeniden kalktığın her durumda düşmeden önce ne yapıyorsan aynısını tekrar etmekte bir süreklilik biçimidir ama üretken değildir. Geniş ve çok parçalı toplumsal hareketimizin mustarip olduğu sorun da budur. Dün-bugün diyalektiğine dayanan süreklilik ve birleşiklik, sağlam temeller üzerine ve geniş bir vizyonla kurulursa başarı sağlayabilir. Türkiye çatısı altında yaşayan saydığımız bütün kesimler bu çatının demokratik bir cumhuriyet olmasını istiyor ya da bunu tarihsel bir durak olarak görüyordu. Bu yolda ağır kırılmalar yaşandı ve arkasından başka kırılmaları tetikledi.

  • Toplumun özgürlük isteyen kesimlerinin devletle ve devletin kurucu iradesi ile ilişkilerinde kökü derinlere dayanan güvensizlikler yok mu? Tarih bize neyi göstermiyor?

Çok konuşulmaz ama bir asır önce Kürtlerle komünistlerin-sosyalistlerin kaderi birlikte yazılmıştır. Bir yanda Mustafa Kemal’den aldığı çağrı mektubuna güvenerek anavatana dönen emperyalizmden kurtuluş ve cumhuriyeti birlikte inşa etme ülküsüne dürüstçe sarılan ama azgın linç güruhları ve cellatlarıyla katledilen komünistler ve Türkiye Komünist Partisi vardır. Diğer yanda ortaya çıkan yeni Türk devleti ise Misak-ı Milli yani Milli sözleşme yapan Amasya protokolünden ilk meclis ve geçici anayasaya kadar çeşitli sözler alan Kürtler durur. Alevilere de düzeyi farklı olmakla birlikte aynı umut ve çeşitli temsili statüler verildiği bilinir. Ermeni ve farklı inançlardan halklar değil, Cumhuriyet memleket çatısından tasfiye edilmiş, kalanları da tutulmayan, tersine dönen sözler verilmiştir. Türkiye’de sosyalist hareketin ana damarları, bu tarihsel kırılma ve sonra devletin antikomünist kampa bağlanmasından kaynaklanan ağır saldırıları karşısında Cumhuriyet’e uzlaşarak katılma kapılarının kapalı olduğu, savaşarak uzlaşma dışında yol kalmadığı noktasına gelir. 1968-71 çıkışı böyle bir eşiktir. Kürtlere yapılan sözleşmelerin boşa çıkması ise Cumhuriyet tarihine yayılan 9 isyanı ve demokratik sözleşme ile çözülmemiş bir mazlum halk gerçeğine yol açmıştır. Alevilerin yaraları da hâlâ için için kanıyor. Dün komünistlerin, Alevilerin, Kürtlerin kurucu özne olarak yer almayı başardığı bir demokratik cumhuriyetin serencamı ne olurdu bilemeyiz. Ama bugün yer almadıklarında yaşanan akıbeti iyi biliyoruz

  • Demokratik bir cumhuriyetin halklar için önemi nedir?

Gerçek manada demokratik cumhuriyet, ölçüsüz can, bedel, emek ve zamana mal olmuş bir hedef olarak bütün ezilenlerin mücadelesinde ortak paydadır. Cumhuriyetin demokratik karakterini, paydaşların, ezenlerden bağımsız hak ve özgürlük hareketiyle en az devlet ipoteğini elinde tutanlar kadar konsolide ve örgütlü olması belirleyebilir. Artık geçmişteki gibi birbirinin varlığından habersiz ya da yalıtık Kürtler, komünistler, devrimci sosyalistler, entelektüeller, özgürlük arayışçıları yok artık. Ve kaderlerinin varlık olduğunun çoğunlukla bilincindeler. Bu bilinç ve hakikat kavrayışı yolumuzu çizmeli.

  • Abdullah Öcalan devletin merkezde olduğu ve toplumların yukarıdan aşağıya dönüştürüldüğü klasik sosyalist paradigmanın aksine, demokratik toplum merkezli, komünal temelde örgütlenen yerel demokratik öz yönetimi esas alan bir özgürleşme diyor. Bu yeterince anlaşılmıyor mu? Nasıl okunmalı?

Sosyalist perspektiften, vurgulanan bu temele, temelden bir itiraz olamaz. Zira komünalizm kavram ve deneyimleri tarihsel sosyalizm içi olgulardır. Sınıfsız sınırsız toplumun doğal denge ve denetleme düzeninin kurulduğu, eşitliğin, adaletin, demokrasinin yaşanarak aşıldığı ve böylece bütünlenmiş özgürlük hakikatinin tarihe yön verdiği bir dünya sistemidir komünizm. Sosyalizm ise hem yerel hem de enternasyonal boyutlarıyla toplumun bütünsel kurtuluşa götüren ve komünalizmi yani komünizmi içinde taşıyan, yapılandıran bir teori ve yöntem mecrasıdır. Yani kelimenin gerçek anlamıyla kendine sosyalist diyen her birey yahut kolektif, aynı zamanda komünal komünist veya Sayın Öcalan’ın ifadesiyle komünisttir. Dolayısıyla temelden çok amaçlananı inşa etmekle ilgili farklardan söz edilebilir. Fikri stratejiyi içeren planlama ve yöntemle programla bağlantılı ayrım noktaları dün de vardı, bugün de var olduğunu görüyoruz. Marksizme dayanan sosyalist teoriyi, diyalektik materyalist bilimi esas aldığı müddetçe nasıl statik kalamazsa, daha dinamik olması gereken program da değişime açıktır elbette. “Sonraki kuşaklara hazır reçete yazmama” diskuruyla yazılmıştır tarihi programlar.

  • Sosyalizmin komünal temellerini, kırılmalarını analiz etme ve değerlendirmelerde kör bir bakış ve birbirine karıştırmalar mı söz konusu?

Bugün sosyalizmin komünal temelleri ve deneyimleri ile bu temelin üstündeki binanın çökmesini birbirine karıştırmamak, yararlanacağımız ve tarihin akışında bütünleyeceğimiz deneyimlerle çöküşe yol açan kırılma ve sapmaları, yine tarih bilimine sadık kalarak objektif analiz etmemiz gerekiyor.

Bu konuda çok geniş bir külliyat olduğu gibi, verimli, nitelikli tartışmalar yapmanın güncel koşulları da var. Belki başka bir zaman genişçe konuşabiliriz ama hem bir sistem deneyimi olarak sosyalizmden önce hem de verimli toplumsal devrim ve sosyalist inşa örneklerinin açığa çıkardığı tecrübeleri bu akış içerisinde ele almalıyız. Toplumculuğu ideolojisinin merkezine koyan federalizmi, konfederalizmi ilke düzeyine yükselten köy komünlerinden, işçi sovyetlerinden sosyalizme geçiş paradigması geliştiren, “Bir aşçı kadın devleti yönetebilmeli” diyen ve devlete sadece geçici bir düzenleyici aygıt olarak, “devlet olmayan devlet” düzeyinde başvuracağını söyleyen ve SSCB örneğindeki gibi yeni yönetim sistemini Komünler Birliği temeli üzerine kuran bir seviyeden geriye düşüş, hem ne yapacağımıza hem de ne yapamayacağımıza dair fikir verir.

  • O vakit bütüne baktığımızda yapılacak özeleştiri ne olmalı?

Yapılacak en değerli özeleştiri ise bugünü doğru anlamak, tarihle bağını doğru kurmaktır. Dünkü komünal deneyimleri açmaza sürükleyen öznel ve nesnel sorunların önemli bir kısmı bugün de karşımızda ve içimizde duruyor. İnsanlığın doğayla birlikte yaşamı kurma ve sürdürme dinamiği, şimdi de komün kurmak kadar onun dayandığı sınırlarla, saldırılarla baş etme zorunluluğunu beraberinde taşıyor. Ama bu kendi deneyimimizi yaratmanın önünde engel değil. Farklılıkları, eleştirileri önemsizleştiremeyiz. Sayın Öcalan’ın tartışmalara açık, hatta davetkâr olduğunu da biliyoruz. Bu sorumlu ve kolaylaştırıcı, ilerletici zemin sunuyor. Tabii son tahlilde herkes için geçerli bir gerçek var. Her fikir yolda anlaşılır. Önemli olan yolumuzu bir tutmak.

Bizleri birleştiren noktalara dikkat kesilmeliyiz

BİTTİ

 

 

 

PaylaşTweetGönderPaylaşGönder
Önceki Haber

Yalnız dağ keçileri değil, tüm canlılar korunmalı

Sonraki Haber

Hükümetin adım atması bekleniyor

Sonraki Haber

Hükümetin adım atması bekleniyor

SON HABERLER

Vive La Commune

Yazar: Yeni Yaşam
13 Ekim 2026

Dekadans, faşizm ve kapitalist rasyon

Yazar: Yeni Yaşam
13 Ekim 2026

Hükümetin adım atması bekleniyor

Yazar: Yeni Yaşam
13 Ekim 2026

Figen Yüksekdağ: Önemli olan yolumuzu bir tutmak

Yazar: Yeni Yaşam
13 Ekim 2026

Yalnız dağ keçileri değil, tüm canlılar korunmalı

Yazar: Yeni Yaşam
13 Ekim 2026

Tülay Hatimoğulları ile AKPM Başkanı Petra Bayr görüştü

Yazar: Yeni Yaşam
12 Ekim 2026

Lübnan Sağlık Bakanlığı: İsrail saldırılarında can kaybı 4 bin 389’a ulaştı

Yazar: Yeni Yaşam
12 Ekim 2026

Bir Kategori Seçin Lütfen…

  • İletişim
  • Yazarlar
  • Gizlilik Politikası
yeniyasamgazetesi@gmail.com

© 2022 Yeni Yaşam Gazetesi - Tüm Hakları Saklıdır

Welcome Back!

Login to your account below

Forgotten Password?

Retrieve your password

Please enter your username or email address to reset your password.

Log In

Add New Playlist

E-gazete aboneliği için tıklayınız.

Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
  • Tümü
  • Güncel
  • Yaşam
  • Söyleşi
  • Forum
  • Politika
  • Kadın
  • Dünya
  • Ortadoğu
  • Kültür
  • Emek-Ekonomi
  • Ekoloji
  • Emek-Ekonomi
  • Yazarlar
  • Editörün Seçtikleri
  • Panorama
    • Panorama 2025
    • Panorama 2024
    • Panorama 2023
    • Panorama 2022
  • Karikatür
  • Günün Manşeti

© 2022 Yeni Yaşam Gazetesi - Tüm Hakları Saklıdır