• İletişim
  • Yazarlar
  • Gizlilik Politikası
13 Ekim 2026 Salı
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
ABONE OL!
GİRİŞ YAP
Yeni Yaşam Gazetesi
JIN
  • Anasayfa
  • Gündem
    • Güncel
    • Yaşam
    • Söyleşi
    • Forum
    • Politika
  • Günün Manşeti
    • Karikatür
  • Kadın
  • Dünya
    • Ortadoğu
  • Kültür
  • Ekoloji
  • Emek
  • Yazarlar
  • Panorama
    • Panorama 2025
    • Panorama 2024
    • Panorama 2023
    • Panorama 2022
  • Tümü
  • Anasayfa
  • Gündem
    • Güncel
    • Yaşam
    • Söyleşi
    • Forum
    • Politika
  • Günün Manşeti
    • Karikatür
  • Kadın
  • Dünya
    • Ortadoğu
  • Kültür
  • Ekoloji
  • Emek
  • Yazarlar
  • Panorama
    • Panorama 2025
    • Panorama 2024
    • Panorama 2023
    • Panorama 2022
  • Tümü
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
Yeni Yaşam Gazetesi
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
Ana Sayfa Editörün Seçtikleri

Vive La Commune

13 Ekim 2026 Salı - 00:00
Kategori: Editörün Seçtikleri, Forum

Öğrencilerin talepleri de bu aşamada genişlemeye başladı. Öğretmen ve personel açığının giderilmesi, sınıfların kalabalıklığının azaltılması, ders programlarının hafifletilmesi, okulların fiziksel koşullarının iyileştirilmesi ve öğrenciler üzerindeki Parcoursup baskısının azaltılması öne çıktı

Ercan Jan Aktaş

Fransa’da liseliler eylemleriyle birçok ezberi yeniden sorgulatmaya başlattı. Bunların başında ‘apolitik gençlik’ söylemi geliyordu. Apolitik, siyasetle ilgilenmeyen, herhangi bir siyasi görüşe sahip olmayan, siyasi olaylara karşı ilgisiz ya da tarafsız kalan kişi veya tutum anlamına geliyor. Peşi sıra gelen ezber ise, ‘kapitalizm büyük bir kuşatma altında, hiç bir alternatifinin yaşam bulması mümkün değil.’ Ancak özellikle 1 ve 6 Ekim’de liseli gençliğin mobilizasyonu üzerinden sokaklara inen yüzbinlere, ellerindeki dövizlere, dillerindeki sloganlara ve basın, medyaya verdikleri demeçlere baktığımızda çok başka bir şey görüyoruz.

Cheick, 17 yaşında, 6 Ekim’de Paris’teki eylemde duygularını: “Başlangıçta protesto etmekten korkuyorduk. Belki de işe yaramaz diye. Bugün yüzbinlerce insanı görmek beni gururlandırıyor,” şeklinde ifade ediyor. Toulouse’daki eylem kortejinde yerini alan 67 yaşındaki emekli Françoise Berjoan, “Lise çağındaki gençler hiç bu kadar baskı altında kalmamıştı” diyor. Lyon’daki yürüyüşe şehrin dış mahallelerinden emekçilerin pankartları üzerinde; “İşçi mahallelerinin liseleri” yazıyordu. Lyon’un güneyindeki bir kasabada gelen iki çocuk annesi Alice: “Onları desteklediğim için buradayım. Baskı biraz ürkütücü, ama onları dinlemek lazım; söyleyecek çok ilginç şeyleri var,” derken çocukları, “Farkındalığın prizi nereye takılır?” yazan karton bir pankart sallayan arkadaşlarıyla birlikte neşeli lise öğrencileri kalabalığının içine karışıyorlar.

17 Eylül’de başlayan hareketin 6 Ekim’de “3. aşaması” başladı. Paris’teki kortejin başında yer alan Lise Öğrencileri Sendika Birliği (USL) Başkanı Ryad Rani: “Mücadele devam etmelidir,” diyerek kararlılıklarını ifade ediyordu. Üniversite rektörlerini bir araya getiren France Universités ise; “Gençlik Genel Kurulu’’nun toplanmasını talep ederken 2027 Cumhurbaşkanlığı seçim kampanyasında “gençlerin nihayet toplum projesinin bir önceliği haline getirilmesini” talep ediyor. Bütün gelişmelere dair Siyaset bilimci Vincent Tiberj: “Hükümetin lise öğrencilerine karşı sergilediği küçümseyici tavır, onların birer vatandaş olarak ciddiye alınmadığını gösteriyor,” derken, La France Insoumise (LFI) / Boyun Eğmeyen Fransa Partisi Genel Başkanı Jean – Luc Melenchon: ‘’1968’den bugüne görülen en güçlü lise ve üniversite gençlik hareketi,’’ diyor.

Hareketin başlangıcı 17 Eylül’de Paris’in banliyösündeki Créteil’de bulunan Lycée Saint-Exupéry’de yaşandı. İlk kıvılcım, daha fazla öğretmen ve eğitim personeli talebiyle greve çıkan öğretmenlere öğrencilerin destek vermesiyle ortaya çıktı. Öğrenciler, özellikle hastalık ya da başka nedenlerle okula gelemeyen öğretmenlerin yerine yenilerinin gönderilmemesini, okul yönetimi ve sağlık ekiplerindeki personel eksikliğini protesto ediyordu. Ancak kısa sürede bunun yalnızca bir öğretmen açığı meselesi olmadığı ortaya çıktı. Kalabalık sınıflar, ağır ders programları, yetersiz okul kaynakları, kötü durumdaki binalar ve eğitimdeki eşitsizlikler öğrencilerin gündelik hayatının bir parçasıydı. Böylece Créteil’de başlayan tepki, öğrencilerin kendi eğitim koşullarına ilişkin daha geniş bir itiraza dönüştü.

İlk günlerde hareket özellikle Île-de-France bölgesindeki liselere yayıldı. 24 ve 25 Eylül’de yaklaşık 60 lisede çeşitli protesto ve blokaj girişimleri görülürken, öğrenciler sosyal medya üzerinden birbirleriyle haberleşerek eylemleri okuldan okula taşımaya başladılar. 29 Eylül’de ise Union syndicale lycéenne(USL)/“Lise Öğrencileri Sendika Birliği”nin çağrısıyla hareket ulusal bir nitelik kazandı; aynı gün Fransa genelinde yaklaşık 410 lisede protesto ya da blokaj eylemi bildirildi.

Öğrencilerin talepleri de bu aşamada genişlemeye başladı. Öğretmen ve personel açığının giderilmesi, sınıfların kalabalıklığının azaltılması, ders programlarının hafifletilmesi, okulların fiziksel koşullarının iyileştirilmesi ve öğrenciler üzerindeki Parcoursup baskısının azaltılması öne çıktı. Özellikle Paris’in banliyölerindeki işçi sınıfı mahallelerinden gelen öğrenciler, eğitimdeki eşitsizliğin aynı zamanda sınıfsal ve toplumsal bir eşitsizlik olduğunu yüksek sesle dile getirmeye başladı.

1 Ekim’de hareket yeni bir eşiği geçti. Liselerin yanı sıra üniversiteliler, öğretmenler, sendikalar, veliler ve farklı toplumsal kesimler de öğrencilerin taleplerine destek vermeye başladı. Böylece başlangıçta birkaç okulun önünde yükselen tepki, ülke çapında daha geniş bir toplumsal harekete dönüşmeye başladı. Hükümetin protestolara yaklaşımı ise hareketin seyrini daha da sertleştirdi. Bazı eylemlerde polis müdahaleleri, gözaltılar ve çatışmalar yaşandı. 6 Ekim’de başlayan “Acte III”/Üçüncü aşama, bu birikimin sonucu olarak ortaya çıktı. İçişleri Bakanlığına göre 266 bin, öğrenci örgütlerine göre ise yaklaşık 450 bin kişinin katıldığı gösterilerde yalnızca liseliler değil, veliler, öğretmenler ve sendikacılar da sokaktaydı. Böylece 17 Eylül’de bir banliyö lisesinde öğretmen eksikliğine karşı başlayan hareket, üç hafta içinde eğitim hakkı, eşitsizlik, gençliğin siyasal söz hakkı ve ülkenin geleceğine ilişkin daha geniş bir toplumsal itiraza dönüşmüş oldu.

Bu eylemsellik Mart 2027’de yapılacak Cumhurbaşkanlığı seçimlerinin de fitilini ateşledi. Liselilerin somut, pratik talepleri üzerinden başlayan süreç Fransa’daki mevcut kutuplaşmanın da etkisiyle yeni bir boyut kazandı. Öğrenciler sistemden rahatsızlıklarını daha etkili şekilde ifade etmeye başladılar. Çok sınırlı da olsa büyük Fransız kanalları biraz da, ‘biz herkese söz veriyoruz’ esprisi üzerine Liselileri programlarına davet ettiler. Lise öğrencileri karşılarına oturtulan “duayen“, “uzman“ gazetecilere ve bürokratlarla kıyasıya tartışmaların içinde oldular. Bunlardan bir tanesi de 16 yaşında bir lise öğrencisi: “Bizim talebimiz zaten sadece lise düzeyinde değil, kurumsal düzeyde. Yani hükümeti değiştirmeliyiz. Biz Macron’u istemiyoruz artık, Milli eğitim Bakanını da istemiyoruz, kendisine dikte edilen basit bir kelimeyi bile yazamıyor ama kalkıp eğitim kurumunun başı olduğunu iddia ediyor. İşte onun da gitmesi gerekiyor, anlıyor musunuz? Macron’un uzun zamandır bize beceriksiz olduğunu kanıtladığını düşünüyoruz. Dolayısıyla bugün hükümette beceriksiz birini istemiyoruz. Değişim yaratacak birini istiyoruz, ” derken liseli arkadaşları “Vice La Commune” pankartını Paris’teki bir lisenin üzerinden aşağıya sarkıtıyorlardı.

Liselilerin enerjisi Front National (sağ, aşırı sağdan oluşan Ulusal Cephe)’e karşı Front Populaire (Sosyalist, Komünist, Ekolojist partilerden oluşan Halk Cephesi)’i yeniden ateşledi. Burada “Front Populaire”yi yalnızca seçim ittifakları üzerinden okumamak gerekiyor. Çünkü liselilerin sokağa taşıdığı itiraz, bir parti programından çok daha geniş bir toplumsal zemine işaret ediyor. Eğitim hakkı, eşitlik, kamusal hizmetler, geleceğe dair söz söyleme hakkı ve gençlerin kendi yaşamları üzerinde karar sahibi olma talebi. Nitekim 6 Ekim’deki gösterilerde öğrencilerin bir bölümü eğitim taleplerinin yanı sıra aşırı sağın yükselişine karşı sloganlar attı; bu durum, hareketin Fransa’nın önümüzdeki dönemde yaşayacağı siyasal tartışmalardan bağımsız olmadığını gösteriyor.

Buradaki asıl kırılma ise gençlerin yalnızca kendileri için konuşmaktan çıkıp, nasıl bir toplumda yaşamak istediklerine dair söz kurmaya başlamalarıdır. “Daha fazla öğretmen”, “daha küçük sınıflar”, “Parcoursup baskısının sona ermesi” gibi son derece somut talepler, kısa sürede eğitim sisteminin kendisine ve gençlerin geleceğine ilişkin daha genel bir sorgulamaya dönüştü. 29 Eylül’de yaklaşık 410 lisede görülen eylemlerden 6 Ekim’de ülke çapında yüzbinlerce kişinin katıldığı gösterilere uzanan çizgi, hareketin toplumsal tabanının genişlediğini ortaya koydu. Öğrencilerin yanında öğretmenlerin, velilerin, sendikaların ve üniversite öğrencilerinin yer alması da bu nedenle önemliydi. Lise kapılarında başlayan itiraz, farklı kuşakların ve toplumsal kesimlerin ortaklaştığı bir kamusal meseleye dönüşüyordu.

Belki de bu hareketin en önemli tarafı, uzun zamandır siyaset dışı olarak tarif edilen bir kuşağın, siyasetin tam ortasına kendi deneyimiyle girmesidir. Bugünün liselisi artık yalnızca “geleceğin vatandaşı” değildir; bugünün yurttaşı olarak konuşmak, itiraz etmek ve karar süreçlerinde dikkate alınmak istemektedir. Créteil’de okulundaki öğretmen eksikliğine karşı kapının önünde barikat kuran birkaç öğrencinin eylemi, üç hafta içerisinde Fransa’nın eğitim politikasını, toplumsal eşitsizliklerini, polis müdahalelerini ve yaklaşan 2027 Cumhurbaşkanlığı seçimlerini tartışmaya açan bir harekete dönüştü.

Tam da burada “apolitik gençlik” ezberinin karşısına başka bir soru çıkıyor: Gençler gerçekten siyasetten mi uzaklaşmıştı, yoksa mevcut siyasetin kendilerine sunduğu alanlardan mı uzak durmuşlardı? Bugün liselerin önünde gördüğümüz tablo, ikinci ihtimali ciddi biçimde düşünmemizi gerektiriyor. Çünkü gençler siyaseti yalnızca sandıkta oy vermek ya da bir partiye üye olmak olarak değil; okulunun nasıl yönetileceğinden ülkenin nasıl yönetileceğine kadar uzanan bir söz ve müdahale alanı olarak kuruyorlar. Bu nedenle “Vive La Commune” pankartı yalnızca geçmişe gönderme yapan romantik bir slogan olarak değil, gençlerin kendi gelecekleri üzerinde söz sahibi olma arzusunun sembolik bir ifadesi olarak da okunabilir.

Ve bugün Fransa sokaklarında yükselen ses, yalnızca “daha iyi bir eğitim” talebi değil; gençlerin nasıl bir toplumda yaşamak istediğine ilişkin daha büyük bir sorunun habercisi oluyor:  Vive la Commune!

PaylaşTweetGönderPaylaşGönder
Önceki Haber

Dekadans, faşizm ve kapitalist rasyon

SON HABERLER

Vive La Commune

Yazar: Yeni Yaşam
13 Ekim 2026

Dekadans, faşizm ve kapitalist rasyon

Yazar: Yeni Yaşam
13 Ekim 2026

Hükümetin adım atması bekleniyor

Yazar: Yeni Yaşam
13 Ekim 2026

Figen Yüksekdağ: Önemli olan yolumuzu bir tutmak

Yazar: Yeni Yaşam
13 Ekim 2026

Yalnız dağ keçileri değil, tüm canlılar korunmalı

Yazar: Yeni Yaşam
13 Ekim 2026

Tülay Hatimoğulları ile AKPM Başkanı Petra Bayr görüştü

Yazar: Yeni Yaşam
12 Ekim 2026

Lübnan Sağlık Bakanlığı: İsrail saldırılarında can kaybı 4 bin 389’a ulaştı

Yazar: Yeni Yaşam
12 Ekim 2026

Bir Kategori Seçin Lütfen…

  • İletişim
  • Yazarlar
  • Gizlilik Politikası
yeniyasamgazetesi@gmail.com

© 2022 Yeni Yaşam Gazetesi - Tüm Hakları Saklıdır

Welcome Back!

Login to your account below

Forgotten Password?

Retrieve your password

Please enter your username or email address to reset your password.

Log In

Add New Playlist

E-gazete aboneliği için tıklayınız.

Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
  • Tümü
  • Güncel
  • Yaşam
  • Söyleşi
  • Forum
  • Politika
  • Kadın
  • Dünya
  • Ortadoğu
  • Kültür
  • Emek-Ekonomi
  • Ekoloji
  • Emek-Ekonomi
  • Yazarlar
  • Editörün Seçtikleri
  • Panorama
    • Panorama 2025
    • Panorama 2024
    • Panorama 2023
    • Panorama 2022
  • Karikatür
  • Günün Manşeti

© 2022 Yeni Yaşam Gazetesi - Tüm Hakları Saklıdır