Şam ile anlaşmanın dördüncü maddesinde ‘katılmak’ değil ‘entegre’ vurgusu yapılmıştır. DSG halkların geleceği için merkezi ordu içinde olacak. Kuzey Kolordusu gibi Demokratik Halklar Meclisi devam edecek
Mehmet Ali Çelebi
Uzun vadede Ortadoğu’nun çehresini, devletleri, halkları etkileyecek, pozisyon parametrelerinde belirleyici olacak gelişmeler Suriye’de peşpeşe yaşandı. Sahil kentlerinde Arap Alevilere yönelik katliam, Şam ile Kuzey ve Doğu Suriye arasında anlaşma, Şara’nın geçici anayasayı imzalayıp yürürlüğe koyması, Brüksel’de 9. Bağışçılar Toplantısı, Trump’ın Yemen-Husilere savaş açması, 1 Mart’ta dolan ateşkesi uzatmayan İsrail’in ‘Güç ve Kılıç’ adıyla Gazze’ye harekat başlatması…
SMO içindeki Türkiye’ye bağlı Süleyman Şah Tümeni (Ebu Emşet) ve Hamza Tümeni’nin olduğu, HTŞ bünyesinde yabancı cihadistlerin olduğu tugaylar 6-10 Mart 2025 günlerinde Lazkiye, Ceble, Daliye, Qardaha, Tartus, Banyas, Hama’da Arap Alevilere dehşet yaşattı. Pogromda binlerce sivil katledildi, yakıldı. Şengal’de Êzidîlerin kirvelerinin yaptığı gibi sivillerin de yardımıyla evler basılıp infazlar yapılması hazırlık olduğunun göstergesiydi.
Müzakereyi boşa düşürmek
Lazkiye pogromundan önce, Kuzey ve Doğu Suriye ile Şam’ı ele geçirdikten sonra kendisini Cumhurbaşkanı ilan eden Ahmed Şara arasında Aralık 2024’ten beri müzakereler yapılıyordu. Katliam olunca sıkışan Şara, müzakereleri hızlandırmıştı. Çünkü Ebu Emşet ve Hamza Tümeni gibi yapılar 43. yıldönümünde Hama katliamının intikamını alma adına gözlerini karartmıştı ve Rojava-Şam müzakerelerini boşa çıkarma provokasyonu peşindeydi. Bu gruplar Qereqozax ve Tişrîn Barajı’nı da ele geçirmeye çalışıyordu. Ahmed Şara; Arap Aleviler, Hıristiyanlar ve Kürtler konusunda bu yapılarla aynı zihniyette olsa da dış destek beklediği ortamda, Türkiye gibi “mandat rejimi” peşindeki ülkelerin gölgesini azaltmak istediği bir dönemde kaos ve şimşekleri çekmek istemezdi. Nitekim Şara, Reuters’a verdiği röportajda isim vermeden Türkiye kontrolündeki yapılara işaret edip “yakınımızdakilerden veya en uzağımızdakilerden kim olursa olsun” vurgusuyla “Halk arasında iç barışı ve uzlaşmayı sağlamak için bir komite kuruldu. Çünkü kan, kanı getirir” diyordu. (SANA Türkçe /11.03.2025)
Çünkü pogromla bir anda BM, AB; yeni mülteci akınından korkunca, kamuoyu baskısı da olunca ses yükseltmiş, meşruiyet krizi keskinleşmiştir. Süreç hızlandırılıp 10 Mart 2025 Pazartesi günü Şam’da DSG ile anlaşma imzalanmıştır. Bir çerçeve, bir ön anlaşmaydı bu. Mutabakat muhtırasını Kuzey ve Doğu Suriye bileşenleri adına Suriye Demokratik Güçleri (DSG) Genel Komutanı Mazlum Abdi ve kendisini Geçici Hükümet Cumhurbaşkanı ilan etmiş Ahmed El-Şara imzalamıştır. Kuzey ve Doğu Suriye ile Şam yönetimi eşit olarak imzalamıştır. DSG, Lazkiye’ye uzaktı. Lazkiye’ye ulaşması için Halep’i, El Bab’ı, İdlib’i geçmesi gerekirdi ki harekete geçse buralardaki savaş aylara uzardı. Abdi ve heyeti, Lazkiye hattındaki operasyonun durdurulmasını, Alevilerin yerel yöneticilerini kendilerinin belirlemesini, birimlerinin kabul edilmesini vurgulamıştır. Bir maddeyle genel ateşkes Şara’ya kabul ettirilmiştir. Ki bu madde anlaşmayı gönülsüz olarak kabullenen Türkiye’ye rağmen girmiştir.
Rojava-Şam anlaşması
Buradan anlaşma maddelerine geçebiliriz. Şam-Rojava arasındaki anlaşma 8 maddelik anlaşma şöyleydi:
“1- Tüm Suriyelilerin dini ve etnik kökenlerine bakılmaksızın, siyasi sürece ve tüm devlet kurumlarına yetki ve sorumluluk temelinde temsil ve katılım haklarının garanti altına alınması.
2- Kürt toplumu Suriye devletinin yerli bir topluluğudur ve Suriye devleti onun vatandaşlık hakkını ve tüm anayasal haklarını garanti altına almaktadır.
3- Suriye topraklarının tamamında ateşkes sağlanması.
4- Suriye’nin kuzeydoğusundaki tüm sivil ve askeri kurumların, sınır kapıları, havaalanı, petrol ve doğalgaz sahaları dahil olmak üzere Suriye devletinin yönetimine entegre edilmesi.
5- Yerlerinden edilmiş tüm Suriyelilerin kendi kasaba ve köylerine geri dönmelerinin sağlanması ve Suriye devleti tarafından korunmalarının sağlanması.
6- Suriye devletinin Esad kalıntılarına ve güvenliğine ve birliğine yönelik her türlü tehdide karşı mücadelesini desteklemek.
7- Suriye toplumunun tüm bileşenleri arasında ayrışma yaratmaya yönelik çağrıları, nefret söylemlerini ve nifak yayma girişimlerinin reddedilmesi.
8- Yürütme komitelerinin, anlaşmanın en geç yıl sonuna kadar hayata geçirilmesi için çalışmalarını sürdürmesi.” (ANF /10.03.2025)
Abdi ve beraberindeki heyet, Aralık 2024 sonlarından beri Şam’da Şara ve ekibiyle görüşmeler yapıyordu. Lazkiye nedeniyle farklı zamanlama olabilirdi, ancak doğası gereği görüşme takvimi oluşturmak ve imza zamanlaması Şara’nın inisiyatifindeydi. Çünkü Şam’ı onlar yönetiyordu. Konuştuğum Suriye’deki bir gözlemci de Şam’ın 10 Mart’ı bilerek seçmiş olabileceğini kaydetti. Gözlemci, Şara’nın haberi olmadan bazı yapıların saldırı başlattıklarını düşündüklerini, çünkü bu dönem Şara’nın işine gelmeyeceğini de vurguladı. Anlaşma daha odaklı, daha yoğun olabilirdi. İlk maddede tüm Suriye’deki farklı kimlik ve uluslar vurgusu önemli. Çünkü Asuri Süryani, Ermeni, Dürzi, Alevi-Nusayri, Êzidî, Kürt, Yunan, Musevi, Türkmen, Çerkes halkları eşit nazarda olacaktı.
İkinci maddeyle 1945’te bağımsız olan 80 yıllık Suriye iktidarlarının, 61 yıllık Baas rejiminin tanımadığı, kimlik vermediği Kürt realitesi devlet tarafından resmen tanınacak, anayasal güvence verilecekti. Tüm Suriye’yi kapsayan “Ateşkes” kavramı önemliydi. Türkiye’ye de mesaj veriliyordu böylece. İmza sonrası Şara sahil kentlerindeki harekatı durdurduklarını, araştırma komisyonu oluşturduklarını ilan etmişti.
Dördüncü maddede “katılmak” değil “entegre” vurgusu yapılmıştır. Yani ekonomide de askeri alanda çalışmalar birlikte kararlaştırılarak yürütülecekti. DSG’nin merkezi ordu içinde bulunması öngörülmüştür. Beşinci maddeyle yerlerinden edilenlerin yani; Efrîn, Gire Spi, Serêkaniyê, Til Rifat gibi yerlerden sürgün edilenlerin dönüş kapısı aralanmıştır. Bu madde de ‘ateşkes’ maddesi gibi AKP yönetimine rağmen konmuştur. Altıncı maddeye gerek yoktu. Çünkü elinde devletin zor kullanma gücü olanlar her yöne evirebilir gidişatı bu tür kavramlar üzerinde oynayarak. Ankara’nın sık başvurduğu istenmeyene karşı yaftalama pratiği gibi. Son madde 2025 sonuna kadar komitelerin anlaşma başlıklarının detaylarını hazırlayacağı vurgulanmıştır. Yani üniterlik yerine halkları tanıyan bir anlaşma ortaya çıkmıştır. Şam’da bütün kurum ve alanlarda Kürtler söz sahibi olacak, birlikte kararlar alınacak.
Eşit oranda komite
Yeni Şengaller yaratmak isteyenler kapı arkasında bekliyor. Anlaşma kapsamında askeri, ekonomi, yerel-idari başlıklarda çetin ve sancılı müzakereler gerçekleşecek. Rojava-Şam anlaşmasını Suriye’de yaşayan başka bir gözlemciye sordum. Anlatımına göre 4’ü DSG’den 4’ü Şam-HTŞ’den olmak üzere Komite aşaması sözkonusu. Alt komisyonlar da olacak.
Ortak yaşam/yönetim kültürü oluşturan Demokratik Halklar Meclisi’nin durumu üniterliği aşmak için hayati. Gözlemciye “Acaba Demokratik Halklar Meclisi, kantonlardaki meclisler ne olacak?” diye sorunca “Olduğu gibi kalacak” yanıtı geliyor. Türkiye’nin ısrarla üzerinde durduğu, bu konuda Şara’yı kıskaca aldığı YPG ve YPJ’nin durumu? Aldığım bilgilere göre YPG ve YPJ, DSG’ye entegre olacak. Dolayısıyla DSG üniforması ve bayrağı olacak, yekpare bir sistemde halkların güvenliği alınacak. Gözlemciye “DSG resmi bir isimle Suriye ordusu içinde mi olacak? Kuzey Kolordusu gibi mesela” diye soruyorum. Yanıt: “Şimdilik bu konu karşılıklı olarak müzakere ediliyor. Evet Kuzey Tümeni, 3. Tümen gibi.” Komiteler kesin ifadeler kotarır ve açılım dinamitlenmezse Suriye ile entegrasyon olacağından otonomi-özerklik denmeyecek, ancak de-facto olarak yerelden idare, özyönetim olacak. De-jure olarak adı konmadan kabul edilecek.
Türkiye ve İngiltere faktörü
Dış politikada perspektif felci yaşayan AKP yönetimi hazımsızlık çekse de gönülsüzce kabullenmek zorunda kalmıştır. AKP’li Cumhurbaşkanı Erdoğan 11 Mart 2025 Salı akşamı Beştepe’de iftarda konuşurken “Suriye’nin terörden arındırılmasına yönelik her türlü çabayı, doğru yönde atılmış bir adım olarak görüyoruz. Dün varılan mutabakatın eksiksiz uygulanması, Suriye’nin güvenliğine ve huzuruna hizmet edecektir. Bunun da kazananı Suriyeli kardeşlerimizin tamamı olacaktır” diyordu. (İletişim Başkanlığı / 11.03.2025) Çünkü İsrail, Şirinevler-Taksim arası mesafe kadar yani 20 km kadar Şam’a yaklaşmıştı. İsrail, HTŞ-SMO’nun daha fazla güç kazanmasını önlemek için Şam’ı da aralıklara vuruyordu. İsrail, Gazzelileri Trump ile birlikte bir takvimle Suriye’ye de taşımak istiyordu. Suriye’de ele geçirdiği bazı yerleşimlere de.
Suudi Arabistan, Katar, Ürdün birkaç saat içinde anlaşmaya destek açıklaması yaptı, çünkü Arap ülkeleri Türkiye’nin çok ileri gittiği kanaatindeydi. Öyle ki Türkiye’nin “mandat” rejimi kurma hırsı Katar’ı dahi rahatsız etmiş, Katar Emiri Şeyh Temim İran’a gidip Pezeşkiyan’la görüşmüştü. (19 Şubat 2025) Avrupa ülkeleri peşpeşe açıklamalarla destek bildirdiler. Çünkü başlarındaki mültecileri bir an önce Suriye’ye göndermek istiyorlardı. Bunun için çatışmasızlık gerekiyordu.
Gözlemci ABD, Fransa ve Almanya’nın Şam-Rojava anlaşmasında arabulucu olduğunu kaydediyor. 19. yüzyıldan beri Ortadoğu’yu ayrıştırmaya hız veren (Bazı ara dönemler hariç I. Elizabeth’tin 1593 adımından beri Osmanlı ve Türkiye destekçisi. Napolyon seferlerinde, Kırım Savaşı’nda, İngiliz birliğinin Ekim 1923’te İstanbul’dan çekilmesi sonrasında ve NATO döneminde destek katlandı) Kürt karşıtı politikasını sürdüren İngiltere yine taş koyan konumunda. Gözlemci “İngiltere dışında çok olumsuz bir durum yok. Onlar karşı biraz. Hatta Özerk Yönetime karşı” diyor. Türkiye’nin ordusunu istediği gibi, geçmişte yaptığı gibi emperyal amaçları için istediği yerlere götürmek isteyen İngiltere; bu dönemde de ABD Başkanı Donald Trump, Avrupa’yı dışlayıp Kremlin’e yaklaşınca, NATO’yu örseleyince yine TSK’yi Ukrayna gibi yerlerde kullanma hevesine kapılmış durumda. Öyle ki İngiltere fırsat bulsa, Kürtlerin güçlü pozisyon almasına ket vurmak, Özerk Yönetimi feshettirmeye çalışacak. Yani İngiltere statükonun Türkiye üzerinden tanımlanmasından yana tutum almış durumda.
Kimi basında İsrail’in anlaşmaya karşı olduğu yazıldı. Ancak, İsrail, Şam-HTŞ’yi Kürtlerin denetlemesini tercih edebilir. Kürt dinamizmi, HTŞ’yi frenlerse istikrarlı bir Suriye ortaya çıkabilir beklentisiyle…
Şam neden kabul etti?
Suriye’deki Rusya ve İran’ın rayların dışına düştüğü, Trump belirsizliğinin estiği konjonktürde, Rojava siyaseti, anahtarı elinde tutmak için Suriye’de halkların ortak yaşamından yana tutum almıştır.
Şara imzalamıştır çünkü dış meşruiyetini ancak böyle bir anlaşmayla, Kürtlerle savaşmayarak sağlayacağının farkındaydı. Türkiye çok istemesine rağmen Şara, Kürtlere savaş açmadı, çünkü o zaman kendisinin de koltuğunu kaybedeceğini görmüştü. Anlaşmayla AKP yönetiminin HTŞ’ye SMO’yu yedekleyip Kürtlerin kentlerine saldırtma ve Arap-Kürt Savaşı çıkarma planı boşa düşmüştür. Çünkü Şara’nın halkı kazanması için toparlanmış ekonomiye, kesintisiz elektriğe, doğalgaza, petrole, ucuz tarımsal ürünlere ihtiyacı artmıştı. Önemli kaynak Rojava ile anlaşan Şam hem halkı kazanmak hem Türkiye’ye bağımlılığı azaltmak istiyordu.
Sahil kentlerindeki katliamlar sonrası AB ülkeleri ses yükseltmişti. ABD ve Rusya gibi, Suriye kararlarına karşı zıt oy veren iki küresel güç BMGK’yi 10 Mart’ta acil toplantıya çağırmıştı. Türkiye de Şara da ürkmüştü. Rusya ve ABD aynı yönde oy kullansa veto edecek ülke kalmıyordu. Uçuşa yasak bölge ilan edilse, Irak, Libya gibi bir operasyon Şam’da denklemleri değiştirebilir, İsrail ile çekişmede bir set daha düşebilirdi. Türkiye onayını etkileyen bir faktör de buydu. Anlaşma kotarılınca BMGK 10 Mart acil toplantısını erteleyip 14 Mart’ta yapmış, radikal eylem planından vazgeçmiş, kınama ve sorumluların yargılanması talebiyle yetinmiştir. Şara, Kürtlere yaslanıp, meşruiyet sağlama, AB’nin Suriye’ye ve HTŞ’ye yaptırımlarının tamamen kaldırılmasını sağlama ve bağış beklentisindeydi. Anlaşma olmasaydı 17 Mart’ta Brüksel’deki bağışçılar toplantısına HTŞ’nin Dışişleri Bakanı Esad Şeybani alınmaz, 4,2 milyar Eurosu hibe 5.8 milyar Euroluk paket açıklanmazdı.
Geçici anayasa
Anlaşma akıbeti dengelere bağlı. Komitelerin detaylandırmada bileşenlerin taleplerini imza altına almasına bağlı. AKP’li Dışişleri Bakanı Fidan, Savunma Bakanı Güler ve MİT Başkanı Kalın’ın 13 Mart’ta Şam’a gidip Şara ile görüşmesi ateşkesin detayları konusunda doğrultu verme amaçlıydı. YPG eksenliydi. Lazkiye soruşturma dosyasında SMO üstünden zorlayıcı sinyaller de istemiyorlardı. TSK ateşkese de uymadı. Tışrîn’e saldırılar sürünce, 8 çocuğun anne ve babalarıyla SİHA saldırısında can verdiği Berxbotan katliamından iki gün sonra 19 Mart’ta Şam’dan Hesekê’ye geçen Hisên Selamê başkanlığındaki heyet; Abdi ve YPJ Genel Komutanlık üyesi Rohilat Efrîn’in olduğu heyetle görüştü. Ateşkese uyulması, anayasa ve anlaşmanın yol haritası gündemdi. İki tarafın eğitim bakanlıkları da üniversiteleri görüştü.
Eğer Şara, AKP’yi frenleyip ateşkese uydurur, anlaşmanın alt metinleri yazılabilirse halkların eşitliği anayasal güvenceye alınırsa yeni ufuk açılabilir. Yansıyanlara göre bu durumda Kürtler de Şam’da bazı bakanlıklar, cumhurbaşkanlığı yardımcılığı alacak. Fakat 13 Mart’ta Şara tarafından yürürlüğe konan 53 maddelik geçici anayasa ateşle oynamaktır. AKP, böylesini Türkiye’de istiyordu. Bunda ısrar tabloyu değiştirir. Anayasaya göre temel fıkıh olacak, Suriye Arap Cumhuriyeti denecek, resmi dil Arapça olacak. Meclis’in üçte birini cumhurbaşkanı atayacak, isterse 3 ay OHAL ilan edecek. Dürziler, Êzidîler, Ermeniler, Asuri-Süryaniler, Keldaniler, Nasturiler, Rumlar, Yahudilerin cumhurbaşkanı olamayacak. Bu anayasa barış, istikrar değil zulüm üretir. Şara’nın koltuğu da sağlam değil. İvedilikle halklarla barışmalı. Çünkü çanlar çalıyor. Trump’ın 15 Mart 2025’te Yemen-Husilere savaş açıp İran’ı da açıkça tehdit etmesi; İsrail’in ateşkesi uzatmayıp 18 Mart’ta Gazze’ye ‘Güç ve Kılıç Harekatı’ başlatması İran, Irak, Şam-HTŞ, Türkiye için yeni alarm zilleridir. Kürtlerle sınırdaş ülkelerin ayakta kalması, Kürtlerle kabul edilebilir bir konsensus kotarmasından geçiyor.