Avrupa’daki monarşist gösterilerde SAVAK sembollerinin açıkça sergilenmesi, Şah döneminin eski gizli polis teşkilatını işkence ve baskının sembolü olarak gören İranlılar arasında öfkeye yol açtı
Shahrokh Tavakoli*
Hitler faşizminin çöküşünün üzerinden seksen yıl geçmesine rağmen Avrupa hâlâ Nazi propagandasını, Holokost inkârını ve suç rejimleriyle bağlantılı sembollerin kamusal alanda kullanılmasını suç sayıyor. Ancak son günlerde Avrupa şehirlerinden gelen görüntüler birçok İranlıyı şoke etti ve İran’ın modern tarihindeki en karanlık dönemlerden birine dair hafızaları yeniden canlandırdı: Muhammed Rıza Pehlevi’nin kötü şöhretli gizli polisi SAVAK’a ait sembollerin monarşi yanlıları tarafından açıkça sergilenmesi.
Almanya’nın Regensburg kentinde düzenlenen bir gösteride, Rıza Pehlevi destekçilerinin SAVAK amblemi taşıyan tişörtler dağıttığı bildirildi. SAVAK, Şah’ın istihbarat örgütü olarak işkence, siyasi baskı ve yargısız infazlarla suçlanan bir yapıydı.
Birçok İranlı için bu yalnızca siyasi bir toplantı değildi. Bu durum, işkencenin normalleştirilmesi, devlet baskısının meşrulaştırılması ve Ortadoğu’nun en korkulan güvenlik kurumlarından birinin aklanması yönünde tehlikeli bir girişim olarak görüldü.
“Sazman-e Ettela’at va Amniyat-e Keshvar” yani “Ulusal İstihbarat ve Güvenlik Örgütü” anlamına gelen SAVAK, Pehlevi monarşisinin son dönemlerinde kötü bir şöhrete sahip oldu. Çok sayıda uluslararası insan hakları raporu, örgütün hapishanelerinde sistematik işkence uygulandığını belgeledi. Eski tutuklular; kablolarla dövülme, elektrik şoku, meşhur “Apollo” işkence cihazı, kızgın metal plakalarla yakılma ve siyasi muhaliflerin kaybedilmesi gibi yöntemleri anlattı.
İranlı kuşaklar için SAVAK adı, 1970’lerde Evin Tepeleri’nde elleri bağlı siyasi tutsakların öldürülmesi dahil olmak üzere siyasi infazlar ve ağır baskıyla ayrılmaz biçimde özdeşleşmiş durumda. Bu olaylar, toplumun kolektif hafızasında derin izler bıraktı.
Özellikle dikkat çekici olan ise, monarşi 1979’da yıkılmadan önce bile Pehlevi hükümetinin SAVAK’ı resmen feshetmek zorunda kalmış olmasıdır. Şahpur Bahtiyar hükümeti tarafından 6 Şubat 1979’da açıklanan bu karar, örgütün halk nezdinde ne kadar büyük bir nefret ve korku sembolüne dönüştüğünü gösteriyordu.
Avrupa’nın Çelişkisi ve hafıza
Bugün temel soru şu: Avrupa genelinde Nazi sembollerinin kamusal alanda kullanılması suç sayılırken, SAVAK gibi bir işkence aygıtının sembollerinin açıkça teşhir edilmesi neden benzer bir tepkiyle karşılanmıyor?
Almanya’da Nazi sembollerinin kullanılması, Hitler ideolojisinin propagandası ve Holokost inkârı cezai suçtur. Bu yasaların temel mantığı açıktır: Tarihsel suçların sembolleri yeniden normalleştirilirse demokrasi ayakta kalamaz.
Ancak bu hassasiyet yalnızca Almanya ile sınırlı değil.
Mussolini faşizminin doğduğu ülke olan İtalya’da anayasa ve 1952 tarihli Scelba Yasası, faşizmi yeniden canlandırmaya yönelik girişimleri yasaklıyor. İtalyan mahkemeleri defalarca faşist sembollerin teşhir edilmesini siyasi nefret ve şiddete teşvik olarak değerlendirdi. Mussolini rejimi, gizli polis ağları, muhalefetin bastırılması ve Nazi Almanyası’yla iş birliği sayesinde İtalya’yı Avrupa’daki baskı mekanizmasının bir parçasına dönüştürmüştü.
İspanya da benzer bir örnek sunuyor. General Francisco Franco diktatörlüğü (1939–1975), infazlar, kitlesel tutuklamalar ve binlerce siyasi muhalifin kaybedilmesiyle anıldı. İspanya 2022’de kabul ettiği Demokratik Hafıza Yasası’yla Franco diktatörlüğünün kamusal alanda övülmesini yasakladı ve sembollerini kaldırdı. Hatta Franco’nun anıt mezarı bile resmî statüsünü kaybetti. Böylece demokrasi ile tiranlık sembollerinin bir arada var olamayacağı mesajı verildi.
Avusturya, Nazi propagandasını sert ceza yasalarıyla suç sayarken; Fransa da nefret söylemi ve suç rejimlerini ya da tarihsel katliamları savunmayı yargı konusu yapıyor.
Bütün bu ülkelerde ortak ilke aynı: Mağdurların tarihsel hafızası korunmalı, normalleştirilmemeli ya da silinmemelidir.
Nazizmden SAVAK’a:
Avrupa’nın tarihsel deneyimi açık bir mesaj veriyor: Demokrasi yalnızca seçimlerle korunmaz. Aynı zamanda otoriter kültürün ve siyasi şiddetin geri dönüşüne karşı sürekli bir toplumsal uyanıklık gerektirir.
Bu çerçevede birçok İranlı bugün şu meşru soruyu soruyor: Avrupa’da faşizm, Nazizm veya Franco diktatörlüğünün propagandası kabul edilemez görülüyorsa, işkence ve siyasi baskıyla özdeşleşmiş SAVAK sembollerinin açıkça sergilenmesi neden farklı değerlendiriliyor?
Mağdurlar ve hayatta kalanlar için SAVAK yalnızca tarihsel bir referans değil; örgütlü bir işkence ve devlet terörü sistemini temsil ediyor.
Şili ve Pinochet
Benzer bir tarihsel örnek, General Augusto Pinochet diktatörlüğü (1973–1990) dönemindeki Şili’de görüldü. Bu süreçte binlerce siyasi muhalif işkence gördü, infaz edildi veya zorla kaybedildi.
Pinochet’nin gizli polisi DINA, Latin Amerika genelinde devlet terörünün sembolü hâline geldi. Gizli gözaltı merkezleri, hapishaneye dönüştürülen stadyumlar ve sistematik işkence, rejimin baskı mekanizmasının parçalarıydı.
Demokrasiye dönüş sonrasında Şili, diktatörlük döneminin mirasıyla yüzleşmek amacıyla hakikat komisyonları ve yargı soruşturmaları oluşturdu. Bugün Pinochet ve güvenlik aygıtının açıkça yüceltilmesi hâlâ güçlü toplumsal ve hukuki tepkilerle karşılanıyor.
Otoriterliğin aklanması
Avrupa’daki son monarşist gösteriler yalnızca siyasi nostaljinin ifadesi değil. Birçok İranlı gözlemci bunları otoriterliği yeniden meşrulaştırma çabasının parçası olarak görüyor. Bu yaklaşım, Pehlevi güvenlik aygıtının tarihsel sicilini temizlemeyi ve SAVAK gibi kurumları işkence sembolü olmaktan çıkarıp “meşru güvenlik kurumları” gibi göstermeyi hedefliyor.
İranlılar arasında tepkiler hızlı ve sert oldu. Eleştirmenler Avrupa’da SAVAK sembollerinin sergilenmesini “işkence mağdurlarına hakaret” ve “devlet suçlarını aklama girişimi” olarak tanımladı.
İran toplumu, farklı biçimlerde baskıyı onlarca yıl deneyimledikten sonra ne monarşik ne de dini herhangi bir diktatörlüğün geri dönüşünü istemediğini defalarca gösterdi.
Avrupa’nın ve dünyanın tarihi tek bir evrensel ders veriyor:
Suçları unutmak, çoğu zaman onların yeniden tekrarlanmasının ilk adımıdır.
* İranlı İnsan Hakları Aktivisti









