• İletişim
  • Yazarlar
  • Gizlilik Politikası
10 Temmuz 2026 Cuma
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
ABONE OL!
GİRİŞ YAP
Yeni Yaşam Gazetesi
JIN
  • Anasayfa
  • Gündem
    • Güncel
    • Yaşam
    • Söyleşi
    • Forum
    • Politika
  • Günün Manşeti
    • Karikatür
  • Kadın
  • Dünya
    • Ortadoğu
  • Kültür
  • Ekoloji
  • Emek
  • Yazarlar
  • Panorama
    • Panorama 2025
    • Panorama 2024
    • Panorama 2023
    • Panorama 2022
  • Tümü
  • Anasayfa
  • Gündem
    • Güncel
    • Yaşam
    • Söyleşi
    • Forum
    • Politika
  • Günün Manşeti
    • Karikatür
  • Kadın
  • Dünya
    • Ortadoğu
  • Kültür
  • Ekoloji
  • Emek
  • Yazarlar
  • Panorama
    • Panorama 2025
    • Panorama 2024
    • Panorama 2023
    • Panorama 2022
  • Tümü
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
Yeni Yaşam Gazetesi
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
Ana Sayfa Emek-Ekonomi

Kapitalizme karşı bir geçiş programı

10 Temmuz 2026 Cuma - 23:00
Kategori: Emek-Ekonomi, Manşet, Söyleşi

Amed’deki Ekonomi Çalıştayı’na katılan Prof. Dr. Mustafa Durmuş ile alternatif ekonomiyi ve deneyimleri konuştuk:

  • Bir, kısa vadeli program; bir de uzun vadeli, sistemi değiştiren bir program ihtiyacımız var. Diyebilirim ki ya sosyalizm gelsin bütün sorunlarımız çözülecek. Ama sosyalizm gelebilecek mi? Onun için kitleler beklemez. O nedenle biz demokratik ekonomi programını bir geçiş programı olarak kurguluyoruz
  • Şimdi komün, kooperatiften daha geniş bir kavram. Komün bir embriyo gibi düşünün. Yani hayatın var olduğu bir hücre gibi düşünün. Onun üzerinden siz kooperatifleri inşa edebilirsiniz. Fakat bunları birbirinin yerine koymamak lazım. Komün daha geniş bir konsept, kooperatifler bunun etrafında yer alabilir

Şirin Bayık

Barış ve Demokratik Toplum Çağrısı’nın ardından yerelden inşa tartışmaları yeniden gündeme gelirken, bu tartışmaların en önemli başlıklarından birini demokratik ekonomi oluşturuyor. Demokratik Bölgeler Partisi’nin Amed’de gerçekleştirdiği “Demokratik Ekonomi ve Ekonomik Örgütlenme Çalıştayı”nda kapitalist üretim ilişkilerine karşı komünler, kooperatifler ve demokratik ekonomi modeli tartışıldı ve mevcut sorunlar ele alındı. Demokratik ekonominin inşasına ilişkin öneriler yapıldı. Uzun vadede bir ön hazırlık tartışması olarak değerlendirilen çalıştayın konuşmacılarından ekonomist Prof. Dr. Mustafa Durmuş ile konuştuk. Durmuş, demokratik ekonominin yalnızca ekonomik bir model değil, aynı zamanda demokrasi, kadın özgürlüğü ve ekolojik yaşamı esas alan yeni bir toplumsal paradigma olduğunu dile getirdi.

  •  Kapitalizmin küresel ölçekte bu kadar hâkim olduğu bir dönemde demokratik ekonomi nasıl mümkün olabilir?

Evet. Çok temel bir soru aslında bu. Belki de şu ana kadar sorulan en önemli soru. Biz, şöyle yaklaşıyoruz tabii buna. Bir, kısa vadeli program; sistem içi radikal bir reform anlamına gelebilen bir program ihtiyacı, bir de uzun vadeli, sistemi karşımıza alan, sistemi değiştiren bir program ihtiyacımız var. Şimdi şöyle konuşmak gerekirse ben bir sosyalistim. Diyebilirim ki ya sosyalizm gelsin bütün sorunlarımız çözülecek. Ama sosyalizm gelebilecek mi?

Şu verili koşullara baktığımız zaman tam tersine sosyalizmin gelmesi değil, faşizm gibi otoriter rejimler ve diğer diktatörlüklerin gelme olasılığı çok daha yüksek. Onun için kitleler ‘Bekleyin. Acele etmeyin. Zamanı geldiğinde kadın sorununu da çözeriz, yoksulluğu da çözeriz, umutsuzluğu da çözeriz, işsizliği de çözeriz. Biraz sabredin. Ne zaman? İşte sosyalizm geldiği zaman bunların hepsi çözülecek’ diyemeyiz. Bunun hiçbir karşılığı yok gerçek hayatta. Yani insanlar bunun ne olduğunu biliyor zaten. O nedenle biz demokratik ekonomi programını bir geçiş programı olarak kurguluyoruz.

Kapitalist sistemin içinden çıkıp ve süre içerisinde yavaş yavaş onu dönüştürerek ve onun içerisinde sosyalist, toplumcu bir takım modelleri de deneyimleyerek nihai liman olarak sosyalizme gidecek bir program. Bu programın öncelikli olarak şöyle bir kısa vadeli hedefi var. Bugün Türkiye’nin bütününde, bölgede de aynı şekilde en büyük sorunumuz nedir? Yüksek enflasyon, yüksek işsizlik ve aynı zamanda da derin yoksulluk. Bütün bunlara ilave olarak demokrasinin olmaması, işte uyuşturucu kullanımı, diğer sosyal problemler vesaire filan onların hepsi var zaten. Bir de belediyelere atanan kayyımlar, işte en ufacık bir demokratik direnişe müsamaha gösterilmemesi. Bütün bunların hepsini biliyoruz ama iktisadi olarak ben şu anda konuşuyorum bunu. Bütün bunlara ilişkin bir şey söylemeniz lazım sizin. İşte bu demokratik ekonomi programında bunların cevapları var. Mesela bu konuyla ilgili sizde de daha önce Yeni Yaşam’da bir program yapıldı benimle. Rahmetli Hüseyin Akyol zamanında yapılmıştı. Benim 2023 yılında çıkmış olan Demokratik Cumhuriyet Yolunda Bir Geçiş Ekonomisi kitabımda enflasyona karşı ne tür önlemler alınabileceğini sıraladım.

Kamulaştırmalar, yeniden kamulaştırmalar başta olmak üzere neler yapılacağını, işsizliğe karşı en önemli önlemlerden bir tanesi işte bu kamunun garanti edebileceği ama belediyeler, güçlendirilmiş yerel yönetimler eliyle açılacak istihdam programlarının çok önemli olduğunu söylemiştim. Ve üçüncü olarak da bir temel gelir güvencesi yoksulluğa karşı. Yani yoksulluk diz boyu. Özellikle bölgede. Üstelik yoksulluğun cinsiyeti de var. Kadınlar çok daha yoksullar. O nedenden dolayı kadından başlayarak öncelikli olarak 18 yaşını doldurmuş her bir genç kızın, kadının bir şeye sahip olma, temel gelire sahip olma, anayasal bir hak olarak bunun verilmesi gerektiği, bu da asgari ücrete eşitlemek diye bir önerimiz olmuştu. Bunlar kısa vadeli programlar. Bunlarla neyi çözemezsiniz? Nihai olarak ne işsizliği, ne yoksulluğu ne de açlığı ortadan kaldıramazsınız. Buna karşılık biz dedik ki bir köprü olarak bizim uzun vadeli bir de programa ihtiyacımız var. Uzun vadeli programda da işte demokratik katılımcı ekonominin kendi paradigmasının ayakları var. Üretimi yeniden örgütlemek var. Tüketimi yeniden örgütlemek var. Geliri yeniden dağıtmak var. Daha uzun vadeli hedefler var bunların içerisinde.

Mesela üretimi yeniden örgütlemek derken, kapitalist işletme biçiminde işletmeleri reddediyoruz biz. Çünkü onlar kâr maksimizasyonu peşinde koşan ve artı değer sömürüsüyle beslenen işletmeler. Oysa biz bunların yerine kooperatifleri koyuyoruz. Kooperatifler her biri, her bir üyesinin eşit oya sahip olduğu ve toplumsal menfaatleri düşünen bir organizasyon olarak üretimin yeniden yapılması.

Bu kooperatifler içerisinde üretici kooperatifleri var, tüketici kooperatifleri var, sanat kooperatifleri var, dağıtım kooperatifleri var lojistik olarak. Efendim, işte aklınıza gelebilecek her türlü kooperatif var. Bunların özü nedir? Halk meclisleridir. Yani her bir birimde, her bir örgütlenmede mahalleden tutun hizmetin sunulduğu ya da üretimin yapıldığı yere kadar meclislerin oluşturulması lazım.
Yani emek örgütlerinin, sendikaların vesaire filan yanı sıra aynı zamanda bu meclislerin de olması gerektiğini söyledik. Ve son zamanlarda da gündeme getirilen şey aslında Kürt hareketinin de bu konuda çok ön açıcı olarak gündeme getirdik. Komünler. Ve bu komünler de bunlar içerisinde en önemli ve en çarpıcı olanlardan bir tanesi. Çünkü komün zaten demokrasinin beşiği anlamına geliyor. Dolayısıyla da hayatı komünlerle ördüğünüz takdirde bunu yerel yönetimler anlamında birbirlerine yaklaştırdığınız takdirde aslında ekonomiyi de demokratikleştirmiş oluyorsunuz. Üretim sorunlarınızı büyük ölçüde çözmüş oluyorsunuz. Tüketimi daha adaletli hale getiriyorsunuz. Doğayı daha az tahrip ediyorsunuz. Çünkü komünün bütün üyeleri ve diğer tabii yerellerin de bütün üyeleri o konuda duyarlı oluyorlar. Doğamızı koruyalım. Yeterince büyüyelim ama daha fazla büyümeyelim. Topluma yararlı işler yapalım, üretim yapalım. Kâr maksimizasyonu, kâr amacı gütmeyelim ve yapacağımız işleri de seçerek yapalım biçimindeki bir yaklaşım.

Demokratik ekonomi içinde kadın perspektifi

Bu yaklaşımın içerisinde bir de kadın perspektifi var. O da kadını güçlendiren bir perspektif. Yani bu öyle olmalı ki bu toplumun çok önemli bir ayağı olan kadının aslında ezilmişliğinin ortadan kaldırılması, özgürleştirilmesinin sağlanması, karar alma mekanizmalarında en az erkekler kadar hatta belki de daha ileri o eşitliği sağlayabilmek için bir müdahale gerekiyor. Böylece bizim paradigmamız aslında yeni bir sosyalizm paradigması. Yani önümüzdeki dönemde önümüze koyduğumuz sosyalizm fikriyatından vazgeçmiş değiliz. O sosyalizm fikriyatını sadece emekle sadece işçi sınıfının iktidarı ve işçi sınıfının çıkarlarıyla sınırlandıran bir şey değil. Doğanın haklarını koruyarak, ezilen kimliklerin haklarını koruyarak, aynı zamanda da kadınları özgürleştirerek ve diğer marjinalleştirilmiş grupları da özgürleştirerek kurma fikri.

Bu daha geniş bir sosyalizm anlayışı.

Buna bazıları 21. yüzyıl sosyalizmi diyor. İşte siz buna komünal ekonomi diyebilirsiniz siz ya da sosyalizm yolunda komünalizm diyebilirsiniz. Bunların kavramların neler söylendiği aslında çok fazla önemli değil. Burada önemli olan nihai liman olarak nereye varmak istediğiniz. Dediğim gibi bu paradigma ciddi bir paradigma ve bütün çalıştay boyunca da aslında bu paradigmanın çeşitli ayakları konuşuldu.
Yani pratikte nasıl uygulanabileceği, neler hayata geçirilebileceği, özellikle de bölgede bunun nasıl bir karşılık bulabileceği konuşuldu.

  •  Komün ve kooperatifler bu Çalıştay’da çokça konuşuldu. Kooperatiflerin bazı yasal sorunları dile getirildi. Aynı zamanda komünlerin inşasının nasıl olacağı konuşuldu. Bu iki yapı arasındaki ilişki nedir?

Şimdi komün, kooperatiften daha geniş bir kavram. Komün bir embriyo gibi düşünün. Yani hayatın var olduğu bir hücre gibi düşünün. Onun üzerinden siz kooperatifleri inşa edebilirsiniz. Ama komün sadece bir dayanışma ekonomisi değil. Yani komünde dayanışırsınız. Fakat komün aynı zamanda bir siyasal yaşam biçimi, bir toplumsal yaşam biçimi, yani hayatı yaşama biçiminiz, aynı zamanda da sosyalist demokrasiyi de deneyimlediğiniz, eşitlikçiliği de deneyimlediğiniz biçim. Oysa kooperatiflerde örneğin bir gıda kooperatifinde ucuz gıda temini, halkın yoksulluğunun giderilmesi, acıların hafifletilmesi gibi önlemler alırsınız.
Ama komün buna sıkıştırılamaz. Komün birazcık daha bunun dışında bir şey. Fakat bunları birbirinin yerine koymamak lazım. Komün daha geniş bir konsept, kooperatifler bunun etrafında yer alabilir. Örneğin bir kooperatif komün kurmayı önerebilir mi? Önerebilir ama daha doğrusu şudur; Bir komünün kooperatifler kurmayı önermesidir. Yani bir önce bir komün ile örgütlenme söz konusu olur. Çünkü bunun için herhangi bir biçimde sizin bir şeyden izin almanız gerekmez.
Bunun yasası da yok çünkü. Yaptık derseniz olur. Biz burada bu kararları birlikte veriyoruz dersiniz olur. Köy komünleri kurdunuz. Köy komünlerinde örneğin köylünün sütünün ya da diğer hayvancılık ürünlerinin etkin verimli bir şekilde, ucuz bir şekilde ve güvenli bir şekilde alınıp satılabilmesi, dağıtılması ile ilgili, tüketilmesi ile ilgili bir kooperatif kurabilir miyiz? E tabii ki kurabilirsiniz. İşte aralarındaki ilişki bu. Yani bunlar birbirinin yerine geçen şeyler değil ama işin özünde komün var.

  •  Peki, kooperatifler de sık sık karşılaştığımız bir durum var. Kooperatifler işlevine son verebiliyor, kapatılabiliyor. Komünde de bu “başarısız” sonuçlar olabilir mi?

Şimdi tabii komün yaygın bir örnek olmadığı için bunu söyleyebilmek, bunun cevabını verebilmek mümkün değil. Hani önümüzde Türkiye’de kurulmuş çok da uzun yıllar boyunca devam eden, işleyen bir komün ya da işlemeyen bir komün modeli olsa bunu tartışabiliriz. Biliyorum bölgede aslında 2014 yılından bu yana denemeler de var. Bütün bunları biliyorum ama bunun üzerinden çıkıp da şeyi söyleyebilmek çok zor.
Başarılı oldu ya da başarılı olmadı demek çok zor. Komünün bir de tabii ki dünyada örnekleri var. Yani tarihsel olarak baktığımız zaman 1871’deki Paris Komünü en önemli komünlerden bir tanesi. Başarısız olduğunu söyleyebilir misiniz? Yenilgiyle sonuçlandı komünarlar, değil mi? Katliam yapıldı ama başarısız oldu diyebilir misiniz? Diyemezsiniz. Neden? Çünkü tarihe geçti o ve ilk aslında sosyalist örgütlenmeydi. İlk direniş örgütlenmeleriydi bu. Oradan çıkan bazı sonuçlar var.

İşte herkesin eşit olarak kabul edilmesi, geri çağırılma hakları işte seçip gönderdiğimiz bizi yönetenlerin herhangi bir işçinin, ortalama işçinin ücretinden daha fazla ücret almaması gibi kurallar bunlar sosyalizmin temeli olan kurallar. Bu anlamda bugüne kadar gelmesi çok önemli bir şey. Hem batıda hem de Venezüela’da ve Latin Amerika’da Brezilya’da özellikle çok sayıda komünler var.

Onlar da gayet başarılı bir şekilde işleyen komünlerden. Bunlar mümkün. Yani özellikle çiftçiler içerisinde yoksul, topraksız çiftçilerin kurduğu komünler var. Bunlar son derece başarılı örnekler. Türkiye’de başarıyı ulaşır mı? Ulaşmaması için bir neden yok. Ama bunun tabii ki ortamının da biraz uygun olması lazım. Çünkü özellikle de merkezi otoritenin çok sert olduğu dönemlerde bunun hayata geçirilmesi çok zor olabilir. Ama bu bir ihtiyaçtır. Çünkü, o kadar merkezileştirilmiş bir şeyin panzehiri yerelleştirmedir. Yerelleştirmenin en güzel örneklerinden bir tanesi de komünlerdir. Dolayısıyla hayat bizi hem zorluğa hem de mecburiyete çağırıyor. Yani zor da olsa bunu yapmak durumundasın.

Özetle şunu söyleyebilirim. Bunu denemek zorundayız. Denedikten sonra bunun başarılı olup olamayacağının kararını verebiliriz. Ama biraz evvel de söylediğim gibi yapılan hiçbir deneme başarısız olarak nitelendirilmez. O bizim tarihsel çabalarımıza da katkı sağlayacaktır. Yaparak öğreneceğiz. Aslında bunu en iyi yapanlardan bir tanesi Kürt hareketidir. Yaparak öğrenmeyi en güzel onlar yapıyorlar açıkçası. Hata yapmıyor mu? E tabii ki yapıyorlar. Bir sürü hatalar var ama hayatta böyle düz bir çizgi değil ki onun üzerindeki yürüyesiniz. Hele bu coğrafyada. Hele bu zorluklar altında. Ama şunu bilmemiz lazım. Bir komünde öncelikli olarak ortak yaşam var. İkincisi, her bir birey, artık komünün bir parçası olduğunu ve komünal yaşamın ne olduğunu deneyimlemek zorunda. Demokratik olmak zorunda. Ve üçüncüsü bireysel çıkarlar değil, komünün çıkarları, toplumsal çıkarlar ön planda tutulmak zorunda. Ve tabii ki dördüncüsü kadın eşitlikçi olmak zorunda. Kadınların eşitlikçi muameleye görmedikleri bir komünden gerçek bir komün olarak asla bahsedilemez. Her komün mutlaka doğasever olmalı. Doğayı öncelemeli. Çünkü çok önemli bir iklim yıkımıyla da karşı karşıyayız. Her komün demokratik olduğu kadar da otoriterliğe karşı, baskılara karşı da savunma komünü olmak zorunda. O nedenden dolayı hem tarihte hem de günümüzde komünleri bazıları böyle üretim komünleri bazılarını savunma komünleri vesaire o Rojava’da var bunlar olarak tanımlayanlar da var. O nedenle bu kadar geniş kapsamlı bir olguyu aslında tek bir soruya başarılı olur mu olmaz mı sorusuna indirgememek lazım.

PaylaşTweetGönderPaylaşGönder
Önceki Haber

Seyit Rıza’dan Ali Haydar Kaytan’a direnişin sürekliliği

Sonraki Haber

Öcalan ‘Halfeti modeli yaygınlaşmalı’ dedi

Sonraki Haber

Öcalan 'Halfeti modeli yaygınlaşmalı' dedi

SON HABERLER

Madencilerin dayanılmaz arsızlığı!

Yazar: Yeni Yaşam
10 Temmuz 2026

Öcalan ‘Halfeti modeli yaygınlaşmalı’ dedi

Yazar: Yeni Yaşam
10 Temmuz 2026

Kapitalizme karşı bir geçiş programı

Yazar: Yeni Yaşam
10 Temmuz 2026

Seyit Rıza’dan Ali Haydar Kaytan’a direnişin sürekliliği

Yazar: Yeni Yaşam
10 Temmuz 2026

NATO Zirvesi’nin ardından

Yazar: Yeni Yaşam
10 Temmuz 2026

Yakılan silahlar ve zirve

Yazar: Yeni Yaşam
10 Temmuz 2026

Bir dilden fazlası: Kirmanckî yaşamalı

Yazar: Yeni Yaşam
10 Temmuz 2026

Bir Kategori Seçin Lütfen…

  • İletişim
  • Yazarlar
  • Gizlilik Politikası
yeniyasamgazetesi@gmail.com

© 2022 Yeni Yaşam Gazetesi - Tüm Hakları Saklıdır

Welcome Back!

Login to your account below

Forgotten Password?

Retrieve your password

Please enter your username or email address to reset your password.

Log In

Add New Playlist

E-gazete aboneliği için tıklayınız.

Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
  • Tümü
  • Güncel
  • Yaşam
  • Söyleşi
  • Forum
  • Politika
  • Kadın
  • Dünya
  • Ortadoğu
  • Kültür
  • Emek-Ekonomi
  • Ekoloji
  • Emek-Ekonomi
  • Yazarlar
  • Editörün Seçtikleri
  • Panorama
    • Panorama 2025
    • Panorama 2024
    • Panorama 2023
    • Panorama 2022
  • Karikatür
  • Günün Manşeti

© 2022 Yeni Yaşam Gazetesi - Tüm Hakları Saklıdır