Yok olma tehlikesiyle karşı karşıya olan Kirmanckî, yalnızca bir dil değil, Dêrsim’in hafızası ve kültürünün taşıyıcısı. Dêrsimliler, anadillerinin geleceğine dair endişelerini anlattı
Duygu Kıt
Uzun yıllardır UNESCO tarafından tehlike altındaki diller arasında gösterilen Kirmanckî bugün genç kuşaklar arasında kullanımını yitirmiş durumda. Nüfusunun büyük bölümünün Kirmancki konuştuğu Dêrsim’de köy boşaltmaları, zorunlu göç ve asimilasyon politikaları nedeniyle dilin kullanımı günlük yaşam içinde gün geçtikçe azaldı. Anadilin evlerden ve kamusal alandan çekilmesi, aynı zamanda kültürel hafızanın tehlike altında olduğu anlamına geliyor. Çünkü Kirmanckî aynı zamanda Dêrsim’in hafızası.
Yaşlı kuşak konuşuyor
Bugün çocuklar Kirmanckî’yi ya hiç öğrenmiyor ya da yalnızca büyüklerinden duydukları birkaç kelimeyle sınırlı bir ilişki kurabiliyor. Kirmanckî’nin gündelik yaşamda kullanım alanlarının daralması, onu yalnızca yaşlı kuşağın konuştuğu bir ‘son nesil diline’ hızla götürüyor. Oysa Kirmanckî yalnızca bir iletişim ve pazar aracı değil; Dêrsim’in sözlü tarihini, deyişlerini, ağıtlarını, masallarını, inanç ritüellerini, mizahını, toplumsal hafızasını ve Alevi-Kızılbaş inancını taşıyan temel unsurlardan biri. Dilin kaybı, aynı zamanda bu kültürel ve tarihsel birikimin gelecek kuşaklara aktarılmasının da önüne geçecek.
Kırmancki’nin geleceği artık atılacak kolektif adımlara bağlıyken, bugün sorulması gereken esas soru Kırmancki’nin kaç kişi tarafından konuşulduğu değil, gelecek kuşakların dili duyup duymacağı gerçeği haline geldi.
Yanı sıra tüm uyarılara, farkındalık çağrılarına rağmen Dêrsim merkez dahil ilçelerde Kirmanckî’yi öğrenme imkanı bulunmuyor. Devletin resmi politikalarının yanında toplumsal farkındalık eksikliği de süreci hızlandırırken, Dêrsimliler yavaş yavaş kendi geçmişlerini kaybetme gerçeği ile karşı karşıya. Kırmanckî’nin bugün geldiği mevcut durumu Dêrsimlilerden dinledik.
‘Dil konuşulmazsa unutulur’
Kirmanckî’yi üniversitede öğrendiğini ve bugün anadiline çok hakim bir hale geldiğini, çevresini de sürekli konuşmaya teşvik ettiğini söyleyen Aytan Güler, şunları paylaştı: “Bizim evde hem Kirmanckî hem Türkçe konuşuluyordu ama biz anadilimizi konuşamıyorduk. Ben daha sonra üniversiteye gittim. Orada arkadaşlarım anadilinde konuşuyordu ama ben anlamıyordum. Dêrsim’e döndüm ve annemle, yaşlılarla konuşa konuşa öğrendim. Dilimiz konuşulmazsa unutulur, bunu unutmamalıyız. Şimdi büyüklerimize anadilimizde nasılsınız diyoruz bize ‘İyiyim’ diyorlar. Türkçe konuşuyorlar. Eğer evde çocuklarla anadili konuşulmazsa dil unutulur. Ben evde annemle, çocuklarımla kendi dilimde konuşuyorum. Kardeşim Fransa’da çocuklarıyla anadilinde konuşuyor. Kardeşimin eşi Fransız, çocuklarına ‘Dilini öğret’ diyor. Ama buradakiler ‘Bir şey olmaz Türkçe konuşsun’ diyorlar. Çocuklar İngilizce öğrensin diye kursa gönderiyorsanız kendi dilinizi öğrenmeleri için niye kursa göndermiyorsunuz? Dil böyle böyle unutulur gider.”
Çocuklarla başlamalı
Esnaf olan Zübeyde Dölek inancın gerilediğine buna bağlı olarak dilin de unutulduğuna dikkat çekti. Dölek, “Benim annem Türkçe bilmiyordu. Şimdi çocuklarımız Kirmanckî bilmiyor. Çünkü hiçbirimiz çocuğumuzla kendi dilimizi konuşmuyoruz. Biz öncelikle jiyarlarımızı(ziyaretlerimizi) da unuttuk. Biz jiyarlarımızı bilirsek dilimizi de biliriz. Ben çocuklarımla anadilimi konuşuyorum ki onlar kendi dilini unutmasınlar. Çocuklarımızı bu konuda eğitmeliyiz. Önceden dilimizi konuşmaktan korkuyorduk çünkü bu konuda yasaklamalar vardı. Belki yine burada kendi dilimizi konuşuyoruz ama dışarda hiç konuşmuyoruz. Büyüklerimiz nasıl ki anadillerini konuşmuşsa biz de öyle devam edersek dilimiz unutulmaz” ifadelerini kullandı.
‘Kirmanckî için birlik şart’
Dêrsim Belediyesi kayyımı tarafından işten çıkarılan belediye Kültür Birimi çalışanı Ali Mükan, dilin yaşatılması için kolektif bir mücadelenin şart olduğuna değinerek şunları dile getirdi: “Dil üzerine çalışanlar Kirmanckî’nin artık unutulmak üzere olduğunu sıklıkla dile getiriyorlar. Biz burada belediyede kültür biriminde çalışıyorduk. Kayyım geldikten sonra kültür biriminde çalışanları işten çıkardı. Belediyelerin dil kursları açması lazım, bizim artık konuşmamamız iş yapmamız lazım. Dil üzerine çalışma yürüten herkesin bir araya gelip çalışma yapması lazım, kurs açmamız, çocuklara eğitim verip birbirimize destek olmamız lazım. Birbirimize destek verelim ki dilimiz kurtulsun. Bir araya gelirsek gazetemiz de olur, televizyonumuz da, okulumuz da. Bu yüzden daha çok yan yana olmamız gerekiyor.”
‘Dilimizi bırakmayacağız’
80 yaşındaki Cemile Çelik de, “Biz dilimize ve inancımıza sahip çıkıyoruz. Hiçbir şeyimizi bırakmıyoruz. Atalarımız büyüklerimiz nasıl konuşmuşsa biz de onların yolunda devam edeceğiz. Hakkımızı arayacağız. Katiyen dilimizi bırakmayız. Bizi dilimizden ayırmayın. Herkes kendi dilini konuşuyor, bizim dilimizi konuşmamızı niye bize çok görüyorlar?” dedi.
Görüştüğümüz herkes aynı noktaya işaret etti: Dil konuşulmadığı, günlük yaşamda kullanılmadığı için unutulmak üzere. Bu nedenle Kirmanckî’nin yaşatılması için kurumsal çabalar, yaygınlaşan dil kursları ve toplumsal sahiplenme ihtiyacı her geçen gün daha da fazla önem kazanıyor.








