• İletişim
  • Yazarlar
  • Gizlilik Politikası
2 Ağustos 2026 Pazar
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
ABONE OL!
GİRİŞ YAP
Yeni Yaşam Gazetesi
JIN
  • Anasayfa
  • Gündem
    • Güncel
    • Yaşam
    • Söyleşi
    • Forum
    • Politika
  • Günün Manşeti
    • Karikatür
  • Kadın
  • Dünya
    • Ortadoğu
  • Kültür
  • Ekoloji
  • Emek
  • Yazarlar
  • Panorama
    • Panorama 2025
    • Panorama 2024
    • Panorama 2023
    • Panorama 2022
  • Tümü
  • Anasayfa
  • Gündem
    • Güncel
    • Yaşam
    • Söyleşi
    • Forum
    • Politika
  • Günün Manşeti
    • Karikatür
  • Kadın
  • Dünya
    • Ortadoğu
  • Kültür
  • Ekoloji
  • Emek
  • Yazarlar
  • Panorama
    • Panorama 2025
    • Panorama 2024
    • Panorama 2023
    • Panorama 2022
  • Tümü
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
Yeni Yaşam Gazetesi
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
Ana Sayfa Editörün Seçtikleri

Aynı klam, başka bir dünya

2 Ağustos 2026 Pazar - 23:00
Kategori: Editörün Seçtikleri, Forum

Orkide, yaban arısını taklit ederek onun ilgisini çeker; yaban arısı da orkidenin polenini başka çiçeklere taşır. İkisi de bu karşılaşma sayesinde dönüşür; ama ne orkide yaban arısına dönüşür ne de yaban arısı orkideye. Aralarındaki ilişki, birbirini yok eden değil, birbirini dönüştüren bir ilişkidir

Nurhak Kılagöz

Şakiro ya da çağdaşı olan dengbêjler bugün yaşasaydı aynı klamlarını söylerlerdi ama nasıl söylerlerdi? Bu soruyu sormamın nedeni yalnızca Şakiro ya da dengbêjlik değil; bugün kültürü nasıl yaşadığımızı, geçmişle nasıl bir ilişki kurduğumuzu ve geleceği nasıl tasavvur ettiğimizi tartışma ihtiyacıdır.

Geçmişte kültürler ve onlarla birlikte gelenekler büyük ölçüde kendi coğrafi sınırları içinde yaşar, gelişir ve dönüşürdü. Japon kültürü Japonya’da, Arap kültürü Arap coğrafyasında, Fransız kültürü Fransa’da kendi tarihsel koşulları içinde şekillenirdi. Ancak kıtalararası seyahatlerin artması, göç hareketleri, iletişim teknolojilerinin gelişmesi ve internet ile dijital platformların yaygınlaşması bu sınırları büyük ölçüde görünmez hâle getirdi.

Bugün Afrika’daki küçük bir kabilenin gündelik yaşamını dahi sosyal medya aracılığıyla izleyebiliyoruz. Kore dizileri izlerken Amerikan cazı dinleyebiliyor, Kürtçe bir klamla duygulanıp birkaç dakika sonra bambaşka bir kültürün müziğiyle dans edebiliyoruz. Farklı toplumların giyiminden, mutfağından, estetik anlayışından ve yaşam biçimlerinden etkileniyor, bunlarla sürekli karşılaşıyoruz.

Gündelik hayat bunun sayısız örneğini sunuyor. Aynı kafede bir masada Arapça konuşulurken, yan masada biri İngilizce bir görüşme yapabiliyor; hoparlörden caz ya da pop müzik yükselirken duvarlarda Japon grafik tasarımından izler görülebiliyor. İçtiğimiz kahve ise Etiyopya’dan gelmiş olabiliyor. Artık farklı kültürler yalnızca birbirine komşu değil; iç içe geçmiş görünüyor.

Bu durumu kimileri küreselleşme, kimileri ise çokkültürlülük kavramlarıyla açıklamaya çalışırken, Byung-Chul Han bunu Hiperkültürellik kavramı üzerinden tartışır. Han, kitabının önsözünü Carl Schmitt’ten yaptığı bir alıntıyla açar. Schmitt “insanlar çoğu zaman yenilikten değil, eski düzenin çözülmesiyle ortaya çıkan belirsizlikten korkarlar. Oysa bu belirsizlik kalıcı değildir; yeni anlamların, yeni ilişkilerin ve yeni bir düzenin kurulacağı geçici bir eşiktir” der.

Bugün “eşik” kavramı yalnızca kültürü değil, aynı zamanda tarihsel ve siyasal bir dönüşümü de tarif eder hâle geldi. Eski mücadele biçimlerinden yeni bir döneme geçişi ifade eden bu kavram, yalnızca siyaseti değil; Kürt sanatının, edebiyatının, müziğinin, dengbêjlik geleneğinin ve kültür kurumlarının da yeniden düşünmesini gerekli kılıyor. Çünkü mesele yalnızca geçmişi korumak değil; geçmişin bugünün dünyasıyla nasıl ilişki kuracağını da ortaya koyabilmektir.

Bugün kültür üzerine yürütülen çalışmaların, tartışmaların önemli bir kısmı, geçmişin eksiksiz tekrarı olarak karşımıza çıkıyor. Oysa yaşayan bir kültür, yalnızca tekrar ederek varlığını sürdüremez. Karşılaşır, etkilenir, yeni ilişkiler kurar ve her kuşakta yeniden üretilir. Aksi hâlde kültür, yaşayan bir hafıza olmaktan çıkar; müzeleştirilmiş bir nesneye dönüşür. Geçmişi yaşatmak, onu bugünün estetik imkânlarından mahrum bırakmak anlamına gelmez. Tam tersine, geçmişin yaşayabilmesi her kuşak tarafından yeniden üretilmesini gerektirir.

Mesela, Şakiro’nun ya da çağdaşı dengbêjlerin sanatlarını kayıt altına alma durumları, genel olarak sesleriyle yalın halde söylemeleri, tek sesliliği kutsadıkları anlamına mı gelir? Yoksa yaşadıkları dönemin teknik, estetik ve ekonomik imkânları içinde ürettikleri anlamına mı? Aynı soruyu müzik tarihinin başka isimleri için de sorabiliriz. Çok daha geçmişe gidelim. Bach bugün yaşasaydı yine mum ışığında mı nota yazardı? Mozart yaşasaydı yine senfoniler yazar mıydı? Bugün yaşasalardı elektronik sesleri kullanırlar mıydı, kullanmazlar mıydı bilemeyiz. Aynı soruyu Şakiro ya da çağdaşı dengbejler için de sormamız gerekmez mi? Onların sanatını yalnızca kendi döneminin estetiğiyle mi tanımlayacağız, yoksa bugün yaşasalardı bu estetiği nasıl yeniden kurabileceklerini düşünmeye cesaret edecek miyiz?

Bu soru yalnızca kültür sanat insanlarının meselesi değildir. Kültür kurumlarından, akademilere, konservatuarlardan, dengbêj evlerine, arşiv çalışmalarından yeni müzik üretimlerine kadar uzanan geniş bir alanın ortak sorusudur. Geçmişi korumak, yaşatmak adına onu değişmez bir biçime mi dönüştüreceğiz, yoksa hafızasını koruyarak geleceğe açılan yeni ifade biçimleri mi geliştireceğiz?

Elbette burada anlatmak istediğim şey, “yeni olan iyidir” anlayışı değildir. Her yenilik nitelikli de değildir. Mesele neyi, neden yaptığını bilen, kurduğu estetik, toplumsal ilişkinin farkında olan bilinçli bir üretim anlayışıdır.

Bu tartışma yalnızca bize özgü de değildir. Müzik tarihi boyunca birçok sanatçı, geleneği nasıl yaşatacağı sorusuyla karşı karşıya kalmıştır. Mesela Béla Bartok, Macaristan ve çevre ülkelerde derlediği halk ezgilerini yalnızca arşivlemekle yetinmemiş; onları çağdaş besteciliğin diliyle yeniden üretmiştir. Astor Piazzolla ise tangoyu olduğu gibi tekrar etmek yerine, caz armonileri, kontrpuan ve klasik müzik teknikleri içinde yeni bir estetikle sunmuştur. Her ikisi de geleneği korumanın yolunu tek başına tekrar ederek değil, yaşadığı çağın diliyle yeniden üreterek yaşatmıştır. Çünkü kültür tek başına tekrarla yaşamaz. Yaşayabilmesi için her kuşak tarafından yeniden üretilmelidir.

Bugün elbette birçok kültürden etkileneceğiz. Başka müzikler dinleyecek, armoniler öğrenecek, başka ritimler keşfedeceğiz… Aynı şekilde bizim ürettiklerimiz de başkalarını etkileyecek. Kültür, karşılaşmalarla yaşayan bir alandır. Mesele bu karşılaşmalar içinde ne yaptığını bilen, kurduğu estetik ilişkinin farkında olan ve bunun sorumluluğunu üstlenen bir özne olabilmektir.

Byung-Chul Han’ın, Deleuze ve Guattari’den ödünç aldığı orkide ve yaban arısı metaforu tam da bunu anlatır. Orkide, yaban arısını taklit ederek onun ilgisini çeker; yaban arısı da orkidenin polenini başka çiçeklere taşır. İkisi de bu karşılaşma sayesinde dönüşür; ama ne orkide yaban arısına dönüşür ne de yaban arısı orkideye. Aralarındaki ilişki, birbirini yok eden değil, birbirini dönüştüren bir ilişkidir.

Meselemiz geçmişi korumak değil; geçmişten aldığımız deneyimle tekrara düşmeden geleceği kurabilmektir. Bunun için de dünyayı doğru okumaya, bilimsel düşünmeye, eleştirel akla ve yeni üretim biçimlerini geliştirmeye ihtiyacımız var. Çünkü her kuşak, kendinden önce devraldığı mirası yalnızca korumakla değil, onu kendi zamanının ihtiyaçları doğrultusunda yeniden üretmekle de sorumludur.

 

PaylaşTweetGönderPaylaşGönder
Önceki Haber

Êzidîler için güneş hep doğar

Sonraki Haber

Cilo-Spîxanê’de yıkım ve yürümenin politikliği

Sonraki Haber

Cilo-Spîxanê'de yıkım ve yürümenin politikliği

SON HABERLER

Munzur Festivali Xozat’taki konserle sona erdi

Yazar: Yeni Yaşam
2 Ağustos 2026

Yeni dünyanın eşiğinde

Yazar: Yeni Yaşam
2 Ağustos 2026

Siz yine de o salçalı ekmeğin peşinden gidin!

Yazar: Yeni Yaşam
2 Ağustos 2026

Cilo-Spîxanê’de yıkım ve yürümenin politikliği

Yazar: Yeni Yaşam
2 Ağustos 2026

Aynı klam, başka bir dünya

Yazar: Yeni Yaşam
2 Ağustos 2026

Êzidîler için güneş hep doğar

Yazar: Yeni Yaşam
2 Ağustos 2026

Ertuğrul Özkök hakkında soruşturma başlatıldı

Yazar: Yeni Yaşam
2 Ağustos 2026

Bir Kategori Seçin Lütfen…

  • İletişim
  • Yazarlar
  • Gizlilik Politikası
yeniyasamgazetesi@gmail.com

© 2022 Yeni Yaşam Gazetesi - Tüm Hakları Saklıdır

Welcome Back!

Login to your account below

Forgotten Password?

Retrieve your password

Please enter your username or email address to reset your password.

Log In

Add New Playlist

E-gazete aboneliği için tıklayınız.

Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
  • Tümü
  • Güncel
  • Yaşam
  • Söyleşi
  • Forum
  • Politika
  • Kadın
  • Dünya
  • Ortadoğu
  • Kültür
  • Emek-Ekonomi
  • Ekoloji
  • Emek-Ekonomi
  • Yazarlar
  • Editörün Seçtikleri
  • Panorama
    • Panorama 2025
    • Panorama 2024
    • Panorama 2023
    • Panorama 2022
  • Karikatür
  • Günün Manşeti

© 2022 Yeni Yaşam Gazetesi - Tüm Hakları Saklıdır