• İletişim
  • Yazarlar
  • Gizlilik Politikası
25 Temmuz 2026 Cumartesi
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
ABONE OL!
GİRİŞ YAP
Yeni Yaşam Gazetesi
JIN
  • Anasayfa
  • Gündem
    • Güncel
    • Yaşam
    • Söyleşi
    • Forum
    • Politika
  • Günün Manşeti
    • Karikatür
  • Kadın
  • Dünya
    • Ortadoğu
  • Kültür
  • Ekoloji
  • Emek
  • Yazarlar
  • Panorama
    • Panorama 2025
    • Panorama 2024
    • Panorama 2023
    • Panorama 2022
  • Tümü
  • Anasayfa
  • Gündem
    • Güncel
    • Yaşam
    • Söyleşi
    • Forum
    • Politika
  • Günün Manşeti
    • Karikatür
  • Kadın
  • Dünya
    • Ortadoğu
  • Kültür
  • Ekoloji
  • Emek
  • Yazarlar
  • Panorama
    • Panorama 2025
    • Panorama 2024
    • Panorama 2023
    • Panorama 2022
  • Tümü
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
Yeni Yaşam Gazetesi
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
Ana Sayfa Yazarlar Veysi Sarısözen

Barış anlaşmasına ‘evet’ demenin ölçüsü

25 Temmuz 2026 Cumartesi - 23:00
Kategori: Veysi Sarısözen, Yazarlar

“Çerçeve yasa” büyük ihtimalle on-on beş gün sonra TBMM’de oylanacak ve yine büyük ihtimalle yürürlüğe girecek. Hep birlikte “çerçeve yasa” diye adlandırdığımız bu yasa alelade bir yasa ise, bu yasa karşısında tutumumuz nasıl olacak?

Ben, bu yasanın “maddelerine” usulen bakarım. Kimisini beğenirim, kimisini beğenmem. Dikkat edelim, söylendiğine göre bu yasa tasarısının altında tüm partilerin değil, yine “usulen” AKP’nin imzası olacak. Eh, AKP’nin yasası olduğuna göre bir virgülünü bile beğenmesem, tereddütsüz “hayır” oyu veririm. AKP’nin malından, Erdoğan’ın imzasından bana ne!.. Olur ya, tüm muhalefet de “hayır” oyu verirse bu yasa yine de AKP-MHP oylarıyla, 24 yıldır olduğu gibi onaylanır. Yani hayat devam eder. Ama “çerçeve yasa” bildiğimiz yasalardan biri değil. Şu haliyle ortada var olduğu söylenen “yazılı metnin” ne içeriği bakımından ne de hazırlanış süreci bakımından bir yasa taslağıyla uzaktan yakından ilgisi yok.

Çünkü “çerçeve yasa” denilen yazılı metin Türk Silahlı Kuvvetleriyle PKK’ye bağlı silahlı kuvvetler arasında kırk yılı aşkın bir süredir devam eden “savaşa” son verecek olan bir “barış antlaşmasıdır.” Yasa TBMM’de siyasi partilerin işidir, barış anlaşması savaşta tarafların işidir.

Devlet yaşananın “savaş” olmadığını, “terörle mücadele” olduğunu, M.Uçum’un ilan ettiği gibi ortada bir “müzakere” olmadığını, çerçeve yasanın da “terörsüz Türkiye” yasası olduğunu iddia ettiği, bu iddiasından bir türlü vazgeçmediği için, biz de devletin bu “hassasiyetine”, gıcık aldığım bir terimle “empati” göstermişiz ve sırf bir “tanım” nedeniyle hadise çıkarmaya kalkmamışız. Ama bu böyledir diye ne olan biten “savaş” olmaktan çıkmış, ne de iki yıldır yaşanan “müzakere” değil de “temas” haline gelmiş.

Gerçek olduğu yerde duruyor. Öcalan “hareket” adına devletle iki yıldır “müzakere” yapıyor ve tarihi “barış antlaşması” metni üzerinde çalışıyor.

Elbette tıpkı ‘’Lozan Barış Antlaşması”nın altında İsmet İnönü’nün imzası olduğu halde, bu antlaşmanın yürürlüğe girmesi için TBMM’nin onayı nasıl zorunlu oldu ise, İmralı’da resmen olmasa bile fiilen Öcalan’ın imzası olan “barış antlaşması” da TBMM’de onaylanarak, ancak o zaman “yasa” olacak.

Sanırım “çerçeve yasa”nın ne olduğunu yeteri açıklıkta anlatmış oldum. Şimdi “yasa” değil de “barış anlaşmasına” karşı tutumun ne olması gerektiğine gelelim: Çünkü iktidarla mücadele adına aslında akla yakın olsa da AKP’nin bir yasa tasarısına laf olsun diye “hayır” diyebilirsin de, önüne barış anlaşması geldiği zaman kumaşını biçmeden önce bin defa ölçeceksin.

Lozan Antlaşması’nın oylamasında 14 vekil “hayır” oyu vermiştir, belli ki bu barış antlaşmasına karşı da “hayır” oyları olacaktır. Her savaş tezkeresine oy verenlerin barış anlaşmasına kabul oyu vermeleri zaten beklenmez. Ama bu gibilere değil, bize sorulan soru şudur: Önümüze gelen “barış antlaşmasının” kimi maddeleri içimize sinmezse, hatta aklımıza ve vicdanımıza sığmazsa tutumumuz nasıl olacak? Türk şairi Yahya Kemal’in ve İstiklal Mahkemesi başkanı Kılıç Ali’nin Lozan Antlaşması’nda Musul emperyalizme bırakıldığı için “hayır” dedikleri gibi, biz de belki kimi maddeler Kürt halkının kırmızı çizgilerine (Önderlerinin özgürlüğüne, hareketin tümünü kapsamasına) uymadığı için barış antlaşmasına “hayır” diyecek miyiz?

1923 yılının Ağustosu’nda Lozan Barış Antlaşması’nı TBMM oy çokluğu ile reddetseydi ne olurdu? Britanya ile genç Türkiye Cumhuriyeti arasında yeniden savaş olurdu. İngiliz donanması İstanbul limanındaydı, İstanbul işgal altındaydı, İngiliz kuvvetleri Musul’u zaten zapt etmiş, İtalya 12 Adaları Yunanistan’a vermişti ve İngiltere Yunan ordusuna askeri ve mali yardımı kestiği için üstün gelen Türk ordusu böyle bir savaşa hazır değildi. Savaş cumhuriyetin doğmadan ölümüne yol açardı. Türkiye’ye gelelim. Altında Öcalan’ın ve resmen olmasa bile Erdoğan’ın imzasıyla TBMM’de “yasalaşmak üzere” oylanacak olan barış antlaşması başta İYİP ve Zafer Partisi’nin, Yeniden Refah ve Gelecek Partisi’nin, diğer küçük partilerin, CHP kökenli vekillerin bir kısmının , AKP’li ve MHP’li vekillerin 1 Mart tezkeresi oylamasında olduğu gibi önemli bir kısmının “teröristlere taviz verildiği” iddiasıyla ve DEM Parti’nin de “kırmızı çizgilerimiz çiğnendi” diyerek “hayır” oyu vermesi durumunda ne olur?

PKK silahlı mücadeleye son verdiği için belki ateşkes bir süreliğine bozulmaz ama, “savaş hali” devam eder. Gerillanın silahsızlanması gerçekleşmez. Öcalan’ın üstündeki tecrit saniyesinde ağırlaşır. Zindanlarda “infaz yakmalar” tavan yapar, diasporadan tek kişi dönemez. Ve zaten sürmekte olan “süreç içinde darbe ve diktatörlük” nihai hedefine dolu dizgin yürür.

Devlet ve iktidar NATO zirvesinde ABD’yle bir tür “savaş ittifakına” girmiş olmasından ve bu nedenle NATO’nun 5’inci maddesine güvenerek, gerillanın Bakur’dan ve sınır boyundaki stratejik mevzilerden çekilmesini de fırsat bilerek savaşı yeniden başlatır.

Başlatır başlatmasına da kuzeyinde Ukrayna-Rusya savaşının, doğusunda İran-ABD savaşının, güneyinde Lübnan-İsrail savaşının ve Batısında Yunanistan-İsrail-Kıbrıs Cumhuriyeti’nin arasındaki ittifakın sürdüğü koşullarda, Kandil’e ilk füzeleri gönderdiği gün, aşmak için Öcalan’ın kapısını çaldığı “beka” meselesiyle feci biçimde yüz yüze gelir.

Devlet “beka” meselesiyle yüz yüze gelirken, hiç kuşkusuz Kandil ne kadar direnirse dirensin yalnız Bakur değil, aynı anda bütün parçalarda Kürt sivil halkı tarihinde görmediği ölçüde “soykırımla” yok edilme tehlikesiyle karşı karşıya gelir.

Zaten Öcalan’la devletin “müzakere” masasına oturması ve “barış antlaşmasını” müzakere etmesi de işte hem devletin hem de Kürdistan’ın savaşın devam etmesi durumunda karşı karşıya kalacakları bu kaotik sonuçtan kaçınmak için zorunlu oldu.

Bu gelecekle ilgili çizdiğim tablo ne devletin savaşla PKK’yi tasfiye edemediği ne de PKK’nin savaşla devlete Kürt sorununda çözümü kabul ettiremediği durumda “barışı” tek çare haline getirmiştir.

O halde “barış antlaşması” ister Türk tarafının ,isterse Kürt tarafının içine sindiremeyeceği ne gibi maddeler ihtiva ederse etsin, “savaş” ihtimalinin karşısında reddi mümkün olmayan bir çözüm şeklidir. Bu şartlarda optimal barış anlaşması Türk devletinin toprak bütünlüğü ve sınırlarının dokunulmazlığını garanti altına alan, buna karşılık demokrasinin ön koşulu olarak Kürt sorununda çözümün önündeki bütün anti demokratik engelleri kaldırma sürecine kapalı olmayan bir barış anlaşmasıdır. Yeter ki Türk halkı “bölünme” fobisinden kurtulsun, Kürt halkı da çözümü sağlayacak örgütlü güç haline gelme imkânı kazansın. Gerisini yerellerle merkez, komünlerle devlet, sermayeyle emek, kadınlarla egemen erkek ve tüm insanlarla ekolojik yıkıcılık arasındaki mücadele tayin edecektir.

AKP imzasıyla TBMM’ye gelecek “çerçeve yasaya” DEM Parti hangi koşulda “hayır” demelidir? Meclis’e gelecek olan “barış antlaşmasının” altında “hareketi” temsilen Öcalan’ın imzası yoksa, Kandil bu antlaşmayı yok saymışsa barıştan yana tüm güçler AKP’nin “yasa taslağına” tereddüt bile etmeden “hayır” diyeceklerdir.

Bilelim ki ne Öcalan “teslimiyet ve pişmanlık” mahiyetindeki bir anlaşmayı imzalar, ne de hareket böyle bir anlaşmaya onay verir. Ne Kandil “Öcalansız” bir adım atar ne de Öcalan “Kandilsiz” bir adım atar. Tarih buna sayısız kere şahit olmuştur.

O halde ben TBMM’ye gelecek olan yasa tasarısının ne adı yazılan başlığına, ne maddelerine bakarım, metnin altında hareket adına Öcalan’ın imzasına bakarım ve imza varsa, oyum olmasa bile kendi kendime “evet” diye kolumu kaldırırım. Böyle tutum almayı herkese de haddim olmayarak tavsiye ederim.

PaylaşTweetGönderPaylaşGönder
Önceki Haber

Zübeyir Aydar: Lozan’ın Kürt halkı açısından yarattığı sonuçlar ortadan kaldırılmalı

Sonraki Haber

Game of Miks!

Sonraki Haber

Demokratik bir eşik: Entegrasyon II

SON HABERLER

Mazlum Ebdî, Dêrazor’daki kazada yaşamını yitirenlerin ailelerine başsağlığı diledi

Yazar: Yeni Yaşam
25 Temmuz 2026

Gruinard ve savaş günahları

Yazar: Yeni Yaşam
25 Temmuz 2026

İnançla, umutla ve kararlılıkla

Yazar: Yeni Yaşam
25 Temmuz 2026

Demokratik bir eşik: Entegrasyon II

Yazar: Yeni Yaşam
25 Temmuz 2026

Game of Miks!

Yazar: Yeni Yaşam
25 Temmuz 2026

Barış anlaşmasına ‘evet’ demenin ölçüsü

Yazar: Yeni Yaşam
25 Temmuz 2026

Zübeyir Aydar: Lozan’ın Kürt halkı açısından yarattığı sonuçlar ortadan kaldırılmalı

Yazar: Yeni Yaşam
25 Temmuz 2026

Bir Kategori Seçin Lütfen…

  • İletişim
  • Yazarlar
  • Gizlilik Politikası
yeniyasamgazetesi@gmail.com

© 2022 Yeni Yaşam Gazetesi - Tüm Hakları Saklıdır

Welcome Back!

Login to your account below

Forgotten Password?

Retrieve your password

Please enter your username or email address to reset your password.

Log In

Add New Playlist

E-gazete aboneliği için tıklayınız.

Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
  • Tümü
  • Güncel
  • Yaşam
  • Söyleşi
  • Forum
  • Politika
  • Kadın
  • Dünya
  • Ortadoğu
  • Kültür
  • Emek-Ekonomi
  • Ekoloji
  • Emek-Ekonomi
  • Yazarlar
  • Editörün Seçtikleri
  • Panorama
    • Panorama 2025
    • Panorama 2024
    • Panorama 2023
    • Panorama 2022
  • Karikatür
  • Günün Manşeti

© 2022 Yeni Yaşam Gazetesi - Tüm Hakları Saklıdır