Haber şöyle:
Bahçeli, “Azerbaycan ve Türkiye hangi konuda olursa olsun birbirinden ayrılmaz bir bütündür. Biz aynı soydan bir ananın iki oğluyuz. Ezelden ebede dinimiz, dilimiz, aşkımız, yolumuz birdir” ifadelerini kullandı.
Haberin aktüel önemini belirtmeden önce “analar ne oğullar doğurmuş maşallah” diyeceğim. Bahçeli’ye göre analar devamlı ikiz oğul doğuruyor, biri Türk oluyor, öteki Azeri. Ortada demografik bir problem de böylece doğmuş oluyor: Analar devamlı oğul doğuruyorsa o anaları kim doğuruyor?
Bahçeli’nin lügatinde “anayı doğuran ananın adı yok!”
Bahçeli Türkiye’de ve Azerbaycan’da erkek egemenliğini veciz bir ifadeyle dile getirmiş. Ne de olsa “realist” bir “oğul.”
Bu komik ifadeyi geçelim. Azerbaycan medyası, beklenmedik bir haber yayınladı, “tek millet, iki devlet” uydurma efsanesini yerle yeksan etti. İstihbaratçılıktan diplomasiye zıplayan Hakan Fidan’ı “darbeci” olarak niteledi. Fidan Azerbaycan’da “darbe” yapmak istiyormuş.
Ortada darbelik bir durum yok. Ama yalnız Azerbaycan’da değil, İslamcı Türk göçünün yaşadığı her yerde “istihbarat” faaliyeti var. Bir çok Batılı devlet, ülkelerinde var olan Diyanet’e bağlı olan olmayan cemaatlerin Türk istihbaratının “haber alma” merkezleri haline geldiğini gizli-açık raporlarında dile getiriyor. Biraz biz de biliyoruz: Paris’te üç Kürt yurtsever kadının katledilmesinin altından işte bu “istihbaratçılar” çıkmıştı.
Bu da “ahval-i adiyeden”, herkesin bildiği bir meseledir diye geçelim.
Gelelim “tek millet, iki devlet” meselesine… Baş örtüsüydü, İsrail’le Azerbaycan ilişkisiydi, bir de hiç konuşulmayan Azeri Şiiliği ile Türkiye Sünniliğiydi filan derken aklıma ünlü bir şarkı sözleri geliverdi: “Bir hadise var can ile canan arasında.”
Demek ki “tek millet” olmak işe yaramıyor. Tek millet bir bakıyorsun “tek devlete” sığmıyor, ortaya “iki devlet” çıkıyor. Ama bu iki devleti “tek millet” her nedense birleştiremiyor, birleştirmediği gibi bu iki devletin arasında bir de “hadise” yaşanıyor.
Gazetemizin hukuki durumu nedeniyle “çok muhterem istihbaratçı Hakan Fidan’ı tenzih ederek”, tarihe bir bakalım.
Sene 1995. Aylardan 13-17 Mart. Yer: Kopenhag.
Devrin Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel, yine devrim Azerbaycan Cumhurbaşkanı baba Aliyev’le bir köşede konuşmakta. Demirel’in Aliyev’in kulağına fısıldadığı ve tarihe geçen sözleri şöyle:
“Sen burada ne duruyorsun, ülkende hadise var, hemen Bakü’ye dön”.
“Hadise” neydi?
Azeri Albay’ı Rövşen Cevadov Türk devletiyle “tek millet iki devlet” olmak yerine “tek millet tek devlet” yanlısı eski Azerbaycan Cumhuriyeti başkanı Ebulfeyz Elçibey’i yeniden başkanlığa getirmek için darbe yapmak üzere. Demirel darbeyi haber almış ve Aliyev’e fısıldamış. Aliyev de Kopenhag’dan apar topar Bakü’ye uçmuş. Ne de olsa baba Aliyev de istihbaratçı, KGB subayı. Darbe yapmayı da darbe bastırmayı da biliyor. Gidiyor ve darbeyi bastırıyor.
Ortaya ne çıkıyor?
Darbenin gerçek beyni meğer Türkiye’deymiş. Türkiye’den Bakü’deki elçiliğe memur olarak gönderilmiş. Adı: Ferman Demirbaş. Yardımcısının adı: Ayvaz Gökdemir.
İşte tarihte Türkiye ve Azerbaycan arasında yaşanan “hadise” böyle…
Bu kıssadan alınacak hisse şu: Özellikle 21. Yüzyılda iki devlet varsa o devletlerden birinde aynı ananın doğurduğu oğullardan biri, diğerinde onun ikizi olsa bile iki “ölümcül çıkar zıtlığı” vardır; biri petrolüne, öteki ordusuna dayanarak hegemonya kavgasındadır. Devletin başındaki sermayenin “milleti” yoktur. Onun nüfus kağıdı “dolardır.”
Öyle olduğuna göre, Bahçeli’ye tavsiyemiz, Türkiye’yi de “tek millet” haline getirip “iki devlet” yapmak yerine “iki millet, tek devlet” hedefine daha kuvvetle asılmasıdır.
“Demokratik entegrasyonu” ana dilde eğitimi inkâr ederek Kürt milletini asimile etmenin aracına dönüştürme niyetinden vazgeçmesidir.
Vazgeçmezse “hadise” çıkar.
Öcalan Türkiye’yi yönetenlere “iki millet, tek devlet” yolunda yürümeyi öneriyor. Düşünün bir ananın iki oğlu iki ayrı devletin başında, kardeşinin Türk olmasına bakmadan bir oğul diğerine, diğeri de ötekine kem gözle bakıyor. Çaldıran Savaşı’nı hatırlayın; Türk Yavuz Sultan Selim ve onun Bektaşi Yeniçeri ordusu ile, Türkmen Şah İsmail ve onun Ali ahfadından Şii ordusu birbirinin kanını dökmüştü.
“Tek millet iki devlet” demek ki çare değil.
En doğrusu “iki millet, tek devlet” oluyor.
Olmazsa ne oluyor?
İlahi laftan anlamazlar; “tek millet” bile “iki devlet” yaratmışsa, birbiriyle ikiz kardeş olmayan iki millet arasındaki “hadise” haydi haydi “iki devlet” neticesi verir.
İki Türk’ün yönettiği iki devlet arasında “hadise” çıkıyorsa iki kardeş olmayanların yönettiği iki devlet arasında kimbilir neler olur.
Demokratik entegrasyon ve buna ilaveten yerelin merkezden özerkliği olunca “iki millet ve tek demokratik cumhuriyet” olur ki, Atanızın sözüyle “yurtta sulh ve cihanda sulh” yolundan yürünür.
Ve o gün Kürt anaları da, Türk anaları da yalnız oğlan doğurmaz, nurtopu gibi kızlar doğurur.
Siz hiç ikiz kızlardan birinin bir devletin başında, diğerinin başka bir devletin başında birbirinin kanına girdiğini hiç duydunuz mu?
İlahi Bahçeli, ömür adamsın vesselam.









