• İletişim
  • Yazarlar
  • Gizlilik Politikası
5 Temmuz 2026 Pazar
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
ABONE OL!
GİRİŞ YAP
Yeni Yaşam Gazetesi
JIN
  • Anasayfa
  • Gündem
    • Güncel
    • Yaşam
    • Söyleşi
    • Forum
    • Politika
  • Günün Manşeti
    • Karikatür
  • Kadın
  • Dünya
    • Ortadoğu
  • Kültür
  • Ekoloji
  • Emek
  • Yazarlar
  • Panorama
    • Panorama 2025
    • Panorama 2024
    • Panorama 2023
    • Panorama 2022
  • Tümü
  • Anasayfa
  • Gündem
    • Güncel
    • Yaşam
    • Söyleşi
    • Forum
    • Politika
  • Günün Manşeti
    • Karikatür
  • Kadın
  • Dünya
    • Ortadoğu
  • Kültür
  • Ekoloji
  • Emek
  • Yazarlar
  • Panorama
    • Panorama 2025
    • Panorama 2024
    • Panorama 2023
    • Panorama 2022
  • Tümü
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
Yeni Yaşam Gazetesi
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
Ana Sayfa Gündem Güncel

Bu rejimin adı seçim garantili otokrasidir

5 Temmuz 2026 Pazar - 23:00
Kategori: Güncel, Manşet, Söyleşi

CHP Milletvekili ve Meclis Komisyonu Üyesi Sezgin Tanrıkulu ile hem CHP’de yaşananları hem de süreci konuştuk:

  • 25 Mayıs’tan sonra İmralı ile bir görüşme olmamış. Kimsenin de bilgisi yok. Görüşüldü mü? Görüşülmedi mi? Sonuç itibariyle silah bırakacak, silahsız hale gelecek bir örgüt var. Örgütünde karar mekanizmalarında olanlar diyor ki; ‘bizim de haberimiz yok’
  • CHP lideri ve CHP’ye ‘Ankara’da siyaset yap, merkeze gel, meydanlardan çık,’ dendi. Müesses nizamın CHP’ye, Sayın Özel’e çizilen çizgi kabul edilmedi. O yüzden operasyon yapıldı ve kendilerine muhalefet edemeyecek bir yönetim getirilmek istendi
  • Biz komisyonda yer almışız, masada oturmuşuz, müzakere etmişiz… Şu an müzakere yapılmıyor. Eksiktir ve yanlıştır. (Süreç konusunda) Varız. Var olmuşuz, olacağız da diyoruz. Bu raporun odağında silahsızlanma ve demokratikleşme var. Bunlara imza attık parti olarak

Nezahat Doğan

Türkiye hızla, ifade özgürlüğünden hukukun üstünlüğüne ve yargının bağımsızlığına kadar pek çok alanda baskıların giderek arttığı, iktidarın eleştirilere tahammülsüzlüğünün had safhaya ulaştığı totaliter ve otokratik; siyasi hicvin bile artık tutuklama gerekçesi sayıldığı, mizahın sorgulandığı, sansür ikliminin hüküm sürdüğü trajikomik bir yere doğru evriliyor.

AİHM ve Anayasa Mahkemesi kararlarının yok sayıldığı, yargının CHP’li belediyelere yönelik müdahaleleri bir araç olarak kullanıldığı bu süreçte, bir yanda gözaltılar ve hukuksuzluklar sürerken, diğer yanda Abdullah Öcalan ile bir görüşme gerçekleştirilmedi. Yasa konusunda ne oluyor, neler tartışılıyor ya da tartışıldı mı? Bilen yok. KCK, tek taraflı atılacak adımları kabul etmeyeceklerini belirtti. Meclis’in haberi yok, DEM Parti’nin haberi yok, İmralı Heyeti’nin bilgisi yok. Nedense hükümetin kulağı bu seslere kapalı ve beklenen yasalar Meclis’e gelmediği gibi hiçbir adımda atılmıyor. Kapılar kapalı…

Demokratikleşme adımları ve beklenen “çerçeve yasa” konusundaki belirsizlik de derinleşerek devam ediyor. Bu da “Otoriterliğin içinde demokrasi mi olur?” sorusunu sorduruyor.

Peki, hükümet bu yasaları neden geciktiriyor? Muhalefet, özellikle de Özgür Özel liderliğindeki CHP, bu süreçte nasıl bir yol haritası izleyecek? Meclis aritmetiği çözüm için nasıl işletilebilir? Seçilmiş CHP’de değişim ve dönüşüm nasıl olacak? Nasıl bir yol haritası var?
Tüm bu kritik soruları, hukuk mücadelesinin içinden gelen, CHP Milletvekili ve “Millî Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu” Üyesi Sezgin Tanrıkulu ile konuştuk.

  •  “7 Haziran’da HDP’ye yapılanlar şimdi aynı şekilde CHP’ye yapılıyor,” dediniz. Doğuda yaşananların bir gün batıda da yaşanacağını düşünmek ve görmek mi gerekiyordu? Tüm yaşananlara baktığımızda bir buçuk senelik süreç içerisinde CHP olarak da sizin durduğunuz yer itibariyle de neredeydik, nereye geldik?

Bu soruda benim büyük avantajım var.

  •  Neden?

Nedeni şu. 2010 yılından önce bu hak ihlallerinin en ağır, en şiddetli ve zalimce yaşandığı bölgede avukatlık, baro başkanlığı ve insan hakları savunuculuğu yapıyordum. Türkiye’nin batısını biliyordum ama içerden bilmiyordum. 2011’den sonra geçen sürede Türkiye’nin batısını, Ankara’yı, İstanbul’u, Türkiye’nin her yerini içerden biliyorum ve karşılaştırma yapabiliyorum. 2010’dan itibaren hep şunu söylüyordum; “bakın buraya sessiz kalırsanız, görmezden gelirseniz bu hak ihlalleri bütün Türkiye’yi kapsar.” Bölgede yaşanan Kürt meselesi odaklı ağır insan hakları ihlallerine karşı ve Kürt meselesinin demokratik çözümüne dair çaba gösteriyorduk ama Türkiye’nin batısı sessiz kalıyordu, kuşkuyla bakıyorlardı; “terör” diyorlardı, şiddet diyorlardı, silah diyorlardı.

  •  Batı sessiz kalıyordu derken sorumluluk sahibi olanlar da sessiz kalmadı mı? CHP ne kadar ses yükseltti? O da yeterince ses çıkarmadı eleştirileri yapıldı?

Biz bu özeleştiriyi 2010 yılından sonra parti olarak da yetkili organlar olarak da sıkça yaptık. Geçmiş dönemde uzak durduğumuzu ifade ettik. Zaten uzak durduğu için CHP bölgede şubesi olan bir partiye dönüşmüştü. Sorunla yüzleşince kabul görmeye başladı. Sonra dayanışma gördü, dostluk gördü. 2011 yılında CHP’ye Kemal Kılıçdaroğlu’na yapılan en büyük eleştiri şuydu: “Sivas’ın ötesine gidin de görelim.” Nedeni de buydu, bu meseleden uzaklaşılmış olmasıydı.

  •  Sivas’ın ötesi… Madımak’ta 33 aydın katledildi. Bu topraklarda en ağır acıları Aleviler ve Kürtler yaşadı. Devletin eliyle yapılan sistematik katliamlardan hesap sormakta siyasetin de sorumluluğu yok mu? Sadece “unutmadık, unutmayacağız, unutturmayacağız,” sözlerinden mı ibarettir?

Tabii ki değil. Ama şunu da unutmayalım 25 yıldır Türkiye’de AK Parti iktidarı var ve 25 yıl önce başladığı noktada değil.

  •  Hangi noktaya geldi?

Şimdi bambaşka bir noktaya, Türkiye’yi seçimli otokrasiyle yönetecek ve yönetme iddiasında olan “seçim sonuçları garantili otokrasi” noktasına geldi. Oysa 2001’de kuruldukları zaman bir demokrasi iddiaları vardı.

  •  Peki, Madımak onların zamanında mı yaşandı?

Onların zamanında olmadı ama dava ve sanıklar onların zamanında yargılandı.

  •  Failler korundu, kaçırıldı, Hükümlü sadece 4 kişi kaldı. Ve zamanaşımı… 33 yıl boyunca da Madımak’ın hesabı sorulamadı? Şu yaptı, bu yaptı, sorumlusu da bunlar demek doğru mu? Diğer sorumluluğu olanlar neredeydi? Siyasetin muhalefetin sorumluluğu nerede?

Bütün muhalefetin sorumluluğu var bu işlerde. Sonuçta biz 25 yıl Adalet ve Kalkınma Partisi’ni iktidarda tutan bir partiyiz, değiştiremedik.

  •  Değiştirilmesi için adım atılmayıp sadece muhalefet yapan bir konumda mı kaldı parti? Ve şimdi ne olacak?

Doğru bir çizgi izleyemediğimiz için AKP 25 yıl iktidarda kaldı. 2023 genel seçimleri, Cumhurbaşkanlığı seçimleri… 2024’te CHP’de iddialı bir değişim oldu. Tabii 2023’ten önce yapılanları da inkar edecek boyutta değilim ama CHP şu an eski CHP değil. Türkiye’nin her kesimiyle buluşma iddiasında olan, hak ihlalleri konusunda ses çıkartan, peşinden giden bir dönüşüm yaşadı. Eğer 31 Mart başarısı olmasaydı, ne 30 Ekim’de Esenyurt ile başlayan operasyonlar olurdu ne de 19 Mart’ta aday gösterilen İmamoğlu ve arkadaşlarıyla ilgili operasyonlar olur ve soruşturmalar başlardı. Ne de mutlak butlan davası başlardı. Çünkü CHP, AKP’nin ve müesses nizamın Ankara’da çizdiği sınırlar içinde kalmadığı için, muhalefet yapmaya çalıştığı için, iktidarı değiştirme çabası olduğu için, Türkiye’yi yeniden inşa etmek istediği için bütün bunlar yaşanıyor.

  •  Yargı yoluyla siyaset dizayn mı ediliyor? 38. Kurultaydan itibaren Özgür Özel ile toplum yeni bir CHP gördü. CHP iktidara yürüyoruz dediği yerde ezberleri bozarken bugünkü durum öngörülemedi mi? Yoksa başka dinamikler mi var?

Türkiye öngörülebilen bir ülke olmaktan çıktı. Hukuk bakımından öngörülebilir değil, ekonomik olarak öngörülebilir değil. Siyaset olarak da öyle. Olmaz veya “bu kadar olmaz” dediğimiz her şey oluyor. Sabah neye uyanacağımızı bilmiyoruz. Mutlak-butlan ile ilgili de “her şey oldu da bu kadar da olmaz” diyorduk, çünkü bunun hukuk ile ilgili bir izahı yok.

  •  Meseleyi nasıl okumak lazım?

Çok iyi okumak gerekir. Mesele rejim meselesidir. Müesses nizam dediğimiz aygıt her neyse -AKP kadroları ağırlıklı olarak devlet odur zaten- Türkiye’ye, Erdoğan’a bir rol biçmiş. Yeni dünya düzeni olarak adlandırılan tabloda da Erdoğan öngörülebilir, sınırları bilinebilen bir liderdir. Bütün dünya bakımından da böyledir. Ve o güçler bu düzenden yana, devamına ilişkin bir tutum aldılar. Bu rejimin adı da siyasi literatüre göre seçim garantili otokrasidir. Seçim olsun, ama hep bizim kazanacağımız bir seçim olsun isterler. Türkiye 2023 genel seçimlerinde ve cumhurbaşkanlığı seçimlerinde bir eşiğe geldi. Erdoğan ikinci turda sahte videolar, manipülasyonlarla ancak bir-iki puanla kazandı. Hemen sonrasındaki 31 Mart seçimlerinde ise kaybetti. Şimdi siyasi iktidar ve müesses nizam sonraki seçimler de Erdoğan’ın aday olabilmesini, seçimleri kazanabilmesini, partisinin birinci parti olmasının yollarını arıyor. Olay budur.

  •  Burada da CHP’yi rakip olarak mı görüyor? Özellikle de Özgür Özel’i?

Evet. CHP ve Özgür Özel’i bir hizaya getirmek istediler. Çünkü adayı ve rakibini kendisi belirlemek istiyor. Çünkü bu iktidarı değiştirebilecek en büyük güç CHP. Ama hizaya getiremediği için de CHP lideri ve CHP’ye 19 Mart’tan 20 Mayıs’a kadar geçen süre içinde “Ankara’ya gel, Ankara’da siyaset yap, merkeze gel, meydanlardan çık,” dendi. Ama bunlara kulak asılmadı. Müesses nizamın CHP’ye, Sayın Özgür Özel’e çizdiği rol ve yol kabul edilmedi. O yüzden operasyon yapıldı ve kendilerine muhalefet edemeyecek, değiştiremeyecek başka bir yönetim getirilmek istendi. “CHP olsun ama Türkiye’yi yönetme iddiasında olmasın,” istendi.

  •  Bu durumda barışı sahiplenme ve demokratikleşme için daha güçlü bir birlik gerekmiyor mu? Ezberler nasıl bozulur; sistem nasıl ters yüz edilir ve demokratikleşme sağlanır? 27 Şubat Barış ve Demokratik Toplum sürecinde barış daha güçlü sahiplenilseydi ve güçlü bir ortaklaşma olsaydı durum farklı olabilir miydi? Ne tür eksiklikler var?

Biraz geriye, 7 Haziran’a gidelim. 2015 öncesi de var tabii. Kobani süreci, sonra “seni başkan yaptırmayacağız,” söylemi ve son on yıldaki gözaltılar, tutuklamalar. Aslında yeni rejimin inşası o zamandan başladı ve dokunulmazlıklar kaldırıldı. Sonrasında 15 Temmuz darbe girişimi oldu. Kasım ayında Kürt siyasetçiler Selahattin Demirtaş, Figen Yüksekdağ ve milletvekilleri Ankara merkezli bir operasyonla gözaltına alınıp tutuklandılar, halen içerdeler. Yeni rejimin inşası bu baskılarla yapıldı.

  •  Peki kim yolu açtı?

O dönemde Kemal Kılıçdaroğlu’nun üç temel yanlışı var; bunlar dokunulmazlıklar, kayyım ve 14 Mayıs 2023’ten sonra partinin bütün organlarından habersiz olarak Zafer Partisi ile yaptığı protokoldür. Buna rağmen CHP tabanıyla, partinin bütün organlarıyla Türkiye’nin demokrasisinin inşası için çaba içerisinde oldu. Şimdi yaşadığımız sancılar ve rejim krizi dediğimiz kriz bundan dolayıdır. İstendiği zaman CHP bu devlet meselesidir diye Anayasa Mahkemesi’ne gitmesin, istendiği zaman bu rejim meselesidir deyip dokunulmazlıkların kaldırılmasına evet desin diye. Şimdi yaşadığımız sancılar bundan dolayıdır. O istedikleri CHP olmadığı için Mutlak Butlan denen acayip, ucube bir kararla eski yönetim getirildi.

  •  Devletin kontrol edebildiği ve istediği şekilde muhalefet yürütecek bir CHP mi istendi?

Aynen o. İstendiği zaman koşar adımlarla yardıma giden bir CHP yok.

  •  Bugün CHP’ye baktığımızda seçilmiş başkan Özgür Özel nasıl bir performans sergiliyor?. Şimdi de Kürt meselesinin çözümünden demokratikleşmeye, anayasaya ve cumhuriyetin demokratikleşmesine uzanan alanda nasıl bir dinamik ve yan yana gelişlerle çözüm üretilmeli?

Bakın 19 Mart bizim için büyük travmadır. İBB davaları devam ediyor. Türkiye siyasi tarihinde büyük bir kırılmadır ama aynı zamanda da Özgür Özel gibi bir lideri Türkiye’ye armağan eden bir süreci başlatmıştır. Erdoğan ve devlet her şeyi hesapladı ama Özgür Özel liderliğinin performansını hesaplayamadı.

  •  Bu performansla olacakları ön görmüş müydü?

Bizim öngördüğümüz bir şey değildi. Tabii ki siyaset iki kere iki dört eder matematik kurallarına göre işleyen bir şey değil. O an karar vereceksiniz. Danışacaksınız, ortak akıl üreteceksiniz. Bir karar alındı ve bu noktaya kadar gelindi. CHP’yi yerel seçimde birinci parti yaptı bu kadrolar. Ve bugün de yakın tarihimizde görülmemiş bir baskıya karşı direnç sağladı.

  •  Bu baskılarda neyle karşı karşıyasınız?

Şu an hiç öngörmediğimiz fezlekeler geliyor. Yargı başka bir boyuta taşındı. 30 Ekim’den bu yana Türkiye’de normal olmayan, anormalin de daha ötesinde, öngörülemeyen başka bir yargı düzeni var. Her şeyi yapıyor ve yarın sabaha nasıl uyanacağımızı kestiremiyoruz.

  •  CHP’de dönüşmek ve değişmek konusunda muhafazakâr bir yapı var mı?

Evet. Yeni siyaset üretme ve tabanı değiştirme konusunda CHP aslında geçmişten beri siyasette muhafazakâr olan bir parti.

  •  Neden?

Yani kendi tabanlarını dönüştürme, yeni siyaset konusunda yol açma ve yönlendirme konusunda tutucudurlar. Olanı büyütmeye değil korumaya çalışırlar.

  •  Asıl olan dönüşmekle güçlenmek değil midir? Şimdi?

“Olan korunsun yeter” diye bakarlar. Dert dönüşmek değildir. 4 Kasım’dan sonra tabii ki tabanın sesine kulak vereceksiniz ama aynı zamanda dönüşeceksiniz. Çözüm sürecinde olan buydu CHP tabanının yüzde 85’i karşıydı.

  •  Şimdi?

Özgür Özel, yönetimiyle birlikte, hatta yönetime rağmen “tarihin doğru yerinde duracağız” dedi. “Bizim içinde bulunduğumuz süreç konjonktüreldir, biz bununla mücadele ederiz ama Kürt meselesi tarihseldir. Onun çözümü konusunda her masada oluruz, elimizi taşın altına koyarız,” dedi. Parti tabanına rağmen masada oturdu ve parti tabanını itirazlarına rağmen onu yüzde 85’lerden yüzde 50’lilere çekti. Güvence verdi ve o güvence nedeniyle bu masa çalışmalarına iyi biçimde devam etti.

  •  Özgür Özel nasıl bir güvence?

Güvence şu: Sokakta güven veren bir liderlik oluştu.

  •  Kendi attığı adımların sonuna kadar arkasında duracağına dair mi?

Evet. Endişe duyan, -Türkiye bizlerden ibaret değil başka Türkiye de var- kaygı duyan, ağır travmalar yaşamış toplum kesimleri var. Onların ikna edilmesi, onların rızasının alınması ve güveninin sağlanması konusunda CHP’nin olduğu masada bir güvence de oluştu.

  •  Kürt sorununun çözümü ve demokratikleşme için CHP’nin Meclis’te devrede olması önemli… Bir yıl önce 11 Temmuz’da örgüt silahlarını yaktı ama henüz Meclis’te bir yasa çıkmış değil. Önümüzdeki günlerde çerçeve yasa bekleniyor. Çerçeve yasa meclise geldiğinde CHP’nin fonksiyonu ne olacak?

Meclis’te çözüm fikrinin hukuksal çerçevesinin müellifi benim.

  •  Nasıl?

O fikri şekillendiren, yazan, parti görüşü ve sonra da kanun teklifi haline getiren, 2012’de iki genel başkan yardımcısından biri olarak meclis başkanlığına giden, daha sonra genel başkanımızla birlikte Erdoğan’a giden, Meclis’te çözüm fikrinin hukuksal çerçevesini yazan ve bu noktaya getiren milletvekiliyim. 13-14 yıl sonra bu noktaya gelindi. 2012’de de gittik ama Meclis’te olmadı. Böyle bir sürecin başlamasına dair MHP’nin büyük karşıtlığı vardı. O dönem Sayın Erdoğan “Gelin iki parti olarak birlikte kuralım” demişti. O zaman Cemil Çiçek inisiyatif alacağını ifade etmişti; “Siz siyasi partilerle anlaşırsanız ben defakto olarak Meclis’te böyle bir komisyon kurarım, iç tüzükte yazılı olmamasına rağmen” demişti. Tıpkı şimdiki gibi.

  •  Şimdi aynısını Meclis Başkanı Numan Kurtulmuş mu yaptı?

Gerçekten inisiyatif aldı ve büyük emek de harcadı. O emeği teslim etmek lazım. Bir rapor yazıldı, bir noktaya geldi.

  •  Ama kimse yasaya, ne zaman geleceğine ve Meclis’in nasıl çalışacağına dair hiçbir şey bilmiyor. Bu nasıl sağlıklı işler? Neye itiraz etmek gerekiyor?

Benim itirazım şurada: Çerçeve yasa tamam, çıkması lazım, buna bir itirazımız yok. Ama ondan önce çıkması gerekenler çıkmadı. Çerçeve yasada da hepimiz basından okuyoruz, bir kelime, bir cümle müzakere edilmemiş.

  •  Hiç kimse bir şey bilmiyor ve siz komisyondasınız, normal mi?

Olmaz ki bu yöntem. 25 Mayıs’tan sonra İmralı ile bir görüşme olmamış. Kimsenin de bilgisi yok. Görüşüldü mü? Görüşülmedi mi? Sonuç itibariyle silah bırakacak, silahsız hale gelecek bir örgüt var. Örgütünde karar mekanizmalarında olanlar diyor ki; “bizim de haberimiz yok” …
Meclis’te olacaksa “bizim de haberimiz yok”. Hangi içerik konuşuldu ya da konuşulmadı ne oldu ne olacak bilmiyoruz. Bu işin mimarisine uygun bir Meclis trafiği de yok. Komisyon olarak görevimiz sona erdi. Daha öncesinde Sayın Numan Kurtulmuş’un davetiyle bir iftar yemeğinde buluştuk ve orada “Bir araya gelelim, partiler arasındaki arka kapı mekanizması işlesin” dedik. Ama işlediği konusunda da bir görüşüm yok. İşlemiyor o mekanizma.

  •  Meclis Başkanı komisyondaki partilere bilgi vermek için ortak bir toplantı olabileceği izlenimi vermişti. Siz de ifade ettiniz ama hiçbir adım yok. Herkes bekliyor, Nasıl olacak?

Hiçbir adım ve ses yok. Duran Kalkan ve KCK’nin açıklaması vardı, benim anladığım kadarıyla İmralı Heyeti bu işi Abdullah Öcalan’a bırakmış. Öcalan ile MİT görüşüyor. Dolayısıyla Öcalan ile örgüt görüşüyor. Ama örgüt diyor ki “Bizimle görüşülmedi, 24 Mayıs’tan bu yana ne görüşüldü? Bize gelen bir şey yok,” diyor. Aslında işin mimarisinde şu vardı; Öcalan ile devlet görüşecek bir mutabakata varacak sonra Öcalan ile örgüt görüşecek. Örgütün bir isteği varsa ya da Öcalan’ın eksik gördüğü bir şey varsa Öcalan devlete söyleyecek, “Şu noktalarda itirazlar var,” diye. O kısım hiç olmamış. Öcalan ile MİT görüşmüşse bile örgütün haberi yok. İmralı komisyonunun haberi yok.

  •  Komisyon da bu işin muhatabı ama bihaber. Bu da bir handikap değil mi?

Komisyonu oluşturan siyasi partilerin haberinin olmaması bir handikap. 52 kişinin haberinin olmasına gerek yok. Biz dedik ki; bizim resmi görevimiz bitti, sonuçta siyasi partiler olarak bu komisyon bir görev yaptı, mutabakatımız da var. Eğer ihtiyaç duyarlarsa Meclis Başkanı Meclis’te grubu bulunan siyasi partileri çağırır, konuşur.

  • Partilerin grup başkanları çağrılabilirdi değil mi? Daha önce yapıldı.

Tabii yapılabilirdi. Zaten CHP’nin veya MHP’nin bir itirazı varsa ya da Yeni Yol Grubu’nun bir itirazı varsa komisyonda kamuya açık olmazlardı.

  •  Meclis’te kulislerde yansıyan bir adım var mı? Ne olacak? Meclis’e ne zaman gelecek?

Gerçekten hiçbir şey yok ve bilmiyoruz. Konuşulan da bir şey yok. Her pazartesi başka bir şeye uyanıyoruz, bir bakıyorsun Seferihisar gitti, bir bakıyorsun burada başka bir şey oluyor.

  •  Peki Meclis’te CHP adına kim muhatap olacak? Fonksiyon, ağırlık kimde olacak?

Komisyon üyesi 11 kişinin hepsi Özgür Özel’den yana tutum alıyor. Grup başkan vekilleri, grup başkanı da…

  •  CHP’de Kılıçdaroğlu’nun parti sözcüsü olan Müslüm Sarı’nın “Tespit ve teyit olmadan yasa çıkmaz” diye bir ifadesi oldu. Bu söylem?

Bu, AK Parti’nin politikası… biz o noktada değiliz. Atanan CHP, AK Parti çizgisine yakın siyaset yürütüyor.

  •  Sizin bu süreçle ilgili keskin ayrışmalarınız olur mu?

Biz meselenin daha demokratik çözümünü sağlamak için AK Parti’ye muhalefet eden konumdayız. Ama CHP’nin atanan yönetimi AK Parti’ye muhalefet edemez.

  •  Tam aynı çizgi diyorsunuz?

Partiyi vermişler kendilerine!

  •  Peki şimdi, Bir tarafta Meclis aritmetiği, öte tarafta Abdullah Öcalan ile görüşmeler var. Yapılan görüşmeler ve demokratik toplum süreci bundan sonra nereye evrilecek? CHP nerede duruyor olacak?

Bizim için mesele çerçeve yasa konusudur. Şu anda CHP’nin mutlak butlan ile atanmış bir yönetimi ve CHP Genel Merkezi MYK’sı var. Biz onu siyaseten ve hukuken meşru görmüyoruz. Ama bir mahkeme kararı var ve bu yetkileri kullanıyorlar. CHP’nin Meclis grubu var. Bu yasalar sonuçta Meclis’te ve Meclis’teki komisyonlarda görüşülecek. CHP’nin grup başkanı seçilmiş genel başkanımız Özgür Özel’dir. Kendi grubumuzda bunları müzakere edeceğiz. Biz komisyon raporuna imza atmış 6 ve7. fasıllar konusunda da büyük çaba göstermiş bir siyasal çizgiyi izledik. Bu meselenin silahsız hale gelmesi, çatışmanın sonlanması, çatışma ihtimalinin sonlanması konusunda parlamentoda üzerimize düşen her türlü sorumluluğu alırız.
İmza atmışız sonuçta, bunun bilinmesi lazım. Bu meselenin parlamentoda bir kamuoyuna açık tarafı vardır bir de çatışma çözümlerinin dinamiği içerisinde siyasi partiler arasında müzakere vardır.

  •  Ama gördüğümüz o müzakere kısmı işlemiyor, şeffaf da değil…

O müzakereler yapılmıyor. Eksiktir ve yanlıştır. Şeffaf olunabildiği kadar tabii ki şeffaf olunacak ama komisyona gelmeden önce partilerin görüşlerinin alınıp, bilgi verilmesi, görüşülmesi gerekirdi. Hava durumuyla ilgili bir yasa çıkarılmıyor. Kimse bunlara kapalı değil. Biz komisyonda yer almışız, bir araya gelmişiz, masada oturmuşuz, müzakere etmişiz…

  •  Biz varız diyorsunuz?

“Varız. Var olmuşuz, olacağız da” diyoruz. Bu raporun odağında da birinci eşik olarak silahsızlanma ve demokratikleşme var. Bunlara imza attık siyasi parti olarak…

  •  Silahsızlanma derken güvenlikçi taraftan mı bakıyorsunuz? Yoksa Kürt meselesinin çözülmesi, demokratikleşme tarafından mı?

Kürt meselesinin silahtan arınmasını, çatışma ihtimalinin ortadan kalkmasını, şiddetin bir daha hiçbir biçimde gündeme gelmemesini ve tabii ki meselenin, kök mesele olan demokratikleşmeyle, özgürlüklerle çözümü noktasında bir sürecin başlamasını istiyoruz.

  •  CHP’de Özgür Özel siyasetini sokakta yürütüyor. Şimdi sokağın dinamiği mi ağır basıyor? Bunun gücüyle yeni parti kurulacak mı, kuruluyor mu? Nasıl bir yol haritası var önünüzde?

Biz çaresiz de değiliz, seçeneksiz de değiliz. Öncelikle parti hukukunu çalıştırıyoruz, hukuk mekanizmalarını çalıştırıyoruz, onlardan sonuç almak istiyoruz. Eğer sonuç alamazsak tabii ki “boynumuzu eğip kaderimize razı olalım diyecek halimiz yok” bize inanan, bizden beklentisi olan, bu düzenin değişmesini isteyen toplum kesimlerinin beklentisine uygun yeni tutum alacağız. Bu yeni bir parti de olabilir, bu CHP’de yargıyla geri dönmek de olabilir. Bütün bu seçenekler ve alternatifler bizim masamızda. Konuşuyoruz, tartışıyoruz ve bütün mekanizmalarımız devrede. CHP içerisinde siyaset yapma imkânının kalmadığı anda, seçmenlerimiz de “tamam artık, parti içinde çok mücadele ettiniz, yeter,” dediği anda yolumuz açık.

  •  Yani yeni parti yolda mı?

İki seçenek var önümüzde; biri bir partiyi alıp dönüştürmek, diğeri de yeni parti kurmak. İkisini de yapacağız. Yeni partiyi de bilinen siyasi aktörlerle değil CHP’li olan ama bilinmeyen insanlarla kuracağız.

  •  Partiyi dönüştürmek derken?

Bir siyasi partiyi alacağız.

  •  Ayrı bir siyasi parti ile görüşmeleriniz var mı?

Var. Birden fazla varmış, görüşmelerde ben yoktum ama olduğunu biliyorum.

  •  Şimdi önümüzde belirsiz bir süreç var. Ama gözaltılar tutuklamalar, cezaevlerinde hak ihlalleri, işkenceler de devam ediyor. En son NATO gözaltıları… Barış sürecini de güçlendirecek demokratikleşme adımlar atılmıyor ve güven de yok. Ne olacak?

Bu süreci güçlendirecek adımlar atılmadığı gibi sizin de söylediğiniz en ağır ihlaller devam ediyor. Kürt meselesi esas itibariyle demokrasi meselesi değil mi? Ama en ağır uygulamalar şimdi yapılıyor. Bakın önleyici tutuklama ve gözaltıyla ilgili düzenleme 10 yıl önce bu parlamentoya geldi. Biz muhalefet ettik geçmedi parlamentodan. Şimdi bunu fiilen yapıyorlar. NATO ile ilgili bu gözaltı ve tutuklamalar o önleyici tutuklamalardır. 75 yaşındaki kadınlar -NATO’ya karşı ne yapacaklarsa o da ayrı mesele ama- kamuoyu yaratabilirler diye gözaltına alınıp tutuklandılar. Tabii ki insanlar güvenmezler. Silahsızlanma gerçekleşti ama hukuken siz bizi böyle mi yöneteceksiniz?
CHP’ye mutlak butlan davası açmışsanız, ehlileşmeyen Kürt hareketine karşı her türlü davayı açar her şeyi yaparsınız. Şu anda Kürt hareketinin mensubu olan bütün siyasi aktörlerin tümüyle ilgili Anayasa Mahkemesi’nde siyasi yasakla ilgili dava var.

  •  O davaların hiçbiri bitmedi…

Bitmediği gibi, Anayasa Mahkemesi anayasaya uygun karar bile vermedi bu konuda.
AK Parti’nin niyeti yok sorunu çözmeye. Bakın unutuyoruz. “Taş atan çocuklar yasasını” kim çıkardı? Üç bin çocuk gözaltına alındı tutuklandı. TMK’deki değişiklikleri kim yaptı? Bunlar yaptılar. Kürt meselesini kendileri yaratmadı ama büyümesinin, daha bölgesel ve uluslararası hale gelmesinin ve travmaların daha da derinleşmesinden sorumlusudurlar.

PaylaşTweetGönderPaylaşGönder
Önceki Haber

Çerçeve yasa ve bizi bekleyen tehlike

Sonraki Haber

Tarihten günümüze Rojava

Sonraki Haber

Tarihten günümüze Rojava

SON HABERLER

Tarihten günümüze Rojava

Yazar: Yeni Yaşam
5 Temmuz 2026

Bu rejimin adı seçim garantili otokrasidir

Yazar: Yeni Yaşam
5 Temmuz 2026

Çerçeve yasa ve bizi bekleyen tehlike

Yazar: Yeni Yaşam
5 Temmuz 2026

Siz hepiniz…

Yazar: Yeni Yaşam
5 Temmuz 2026

İşkenceci: Beni hatırladın mı Resul?

Yazar: Yeni Yaşam
5 Temmuz 2026

Barajda akıntıya kapılan gencin cenazesi bulundu

Yazar: Yeni Yaşam
5 Temmuz 2026

Amedspor Akademi’de 2016 doğumluların programı açıklandı

Yazar: Yeni Yaşam
5 Temmuz 2026

Bir Kategori Seçin Lütfen…

  • İletişim
  • Yazarlar
  • Gizlilik Politikası
yeniyasamgazetesi@gmail.com

© 2022 Yeni Yaşam Gazetesi - Tüm Hakları Saklıdır

Welcome Back!

Login to your account below

Forgotten Password?

Retrieve your password

Please enter your username or email address to reset your password.

Log In

Add New Playlist

E-gazete aboneliği için tıklayınız.

Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
  • Tümü
  • Güncel
  • Yaşam
  • Söyleşi
  • Forum
  • Politika
  • Kadın
  • Dünya
  • Ortadoğu
  • Kültür
  • Emek-Ekonomi
  • Ekoloji
  • Emek-Ekonomi
  • Yazarlar
  • Editörün Seçtikleri
  • Panorama
    • Panorama 2025
    • Panorama 2024
    • Panorama 2023
    • Panorama 2022
  • Karikatür
  • Günün Manşeti

© 2022 Yeni Yaşam Gazetesi - Tüm Hakları Saklıdır