DEM Parti milletvekili Ömer Faruk Hülakü’nün, Çarşamba S Tipi Cezaevi’nde yaşanan ihlallere dair hazırladığı raporda tecrit ve işkencenin geldiği boyut gözler önüne serildi
Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Çewlîg (Bingöl) Milletvekili ve Meclis İdare Amiri Ömer Faruk Hülakü, 30 Nisan 2026 tarihinde gerçekleştirdiği Çarşamba S Tipi Kapalı Cezaevi ziyareti kapsamında tutsakların yaşadıkları hak ihlallerine dair rapor hazırladı.
Ömer Faruk Hülakü’nün tutsaklarla gerçekleştirildiği görüşmeler sonrası hazırlanan raporda, Barış ve Demokratik Toplum Sürecine rağmen, cezaevinde ağırlaşan hak ihlallerinin işkence boyutunda olduğu gözler önüne serildi.
Yaşanan ihlallere dair “Çarşamba S Tipi Cezaevi’nde ortaya çıkan tablo, siyasi tutsakları teslim almaya dönük daha geniş bir tecrit ve tasfiye politikasının parçası olarak karşımıza çıkmaktadır” değerlendirmesi yapan DEM Partili Ömer Faruk Hülakü, cezaevinde ortaya çıkan tabloyla, baskı ve tecrittin temel yöntem hâline getirildiğini belirtti.
Çarşamba S Tipi Kapalı Cezaevi’nde yaşanan hak ihlallerinin yerinde incelenmesinin ardından hazırlanan raporda siyasi tutsakların temel hak ve özgürlüklerine yönelik ciddi kısıtlamaların bulunduğu, özellikle son dönemde cezaevi koşullarının ağırlaştığı ve hak ihlallerinin yaygınlaştığı vurgulandı.
Sağlık hizmetlerine erişim işkenceye döndü
Sağlık hizmetlerine erişim konusunda ciddi yapısal sorunların bulunduğunun altı çizilen raporda, kelepçeli muayene dayatmasının özellikle diş hekimi ve kulak-burun-boğaz branşlarında sistematik biçimde uygulandığı belirtildi.
Sağlık hakkı ihlallerinin bir diğer boyutunun ise tedaviye erişimde yaşanan gecikmeler ve taleplerin karşılanmamasıyla ilgili olduğu ifade edildi. Tutsakların basit sağlık ihtiyaçlarının dahi karşılanmadığı, özellikle alerji gibi kronik ve düzenli takip gerektiren durumlarda taleplerin reddedildiği aktarıldı. Bununla birlikte, darp ve işkenceye ilişkin tıbbi süreçlerde de ciddi sorunlar bulunduğu belirtildi. Oda değişiklikleri sırasında darp ve işkenceye maruz kaldığını ifade eden tutsaklar, bu süreçlerin ardından alınan tıbbi raporlarda darp izine rastlanmadığı yönünde değerlendirmeler yapıldığını, buna rağmen ağrıların devam ettiğini belirti. Tutsaklar, hastane sevklerinin düzenli ve zamanında yapılmadığını, bu durumun tedavi süreçlerini aksattığını ifade etti.
Raporda, cezaevinde uygulanan yoğun tecrit, iletişim kısıtlamaları ve sosyal faaliyetlerin kaldırılması gibi uygulamaların tutsaklar üzerinde ciddi psikolojik baskı yarattığı belirtildi. Özellikle zorla yapılan oda değişiklikleri, ani baskınlar ve sürekli denetim halinin tutsakların ruhsal bütünlüğünü olumsuz etkilediğinin altı çizildi.
Tecrit uygulamaları
Cezaevinde uygulanan tecrit politikalarının kolektif bir yaşam biçimini hedef aldığına işaret edilen raporda tutsakların birlikte yaşam olanaklarının ortadan kaldırıldığı belirtildi. Koğuş sisteminde yapılan ani ve zorlayıcı değişikliklerin olduğu, ikili oda sistemine geçerek aynı blok içinde temasın kesildiği ifade edildi. Tutsaklar, sesin dahi ulaşmasını engellemeye dönük özel önlemler alındığını, selamlaşma gibi en temel insani temas biçimleri dahi disiplin konusu hâline getirildiğini belirtti. Tecrit uygulamalarının bir diğer boyutunun ise sosyal faaliyetlerin tamamen ortadan kaldırılması olduğu aktarıldı.
İletişim cezaları sistematik bir hal aldı
Tutsakların aktarımlarının referans alındığı raporda, iletişimin ciddi biçimde sınırlandırıldı ifade edildi. İletişim cezalarının yaygın ve sistematik biçimde uygulandığı ve bu cezaların telefon görüşmelerinin yanı sıra mektuplaşma ve diğer iletişim kanallarını da kapsadığı aktarıldı. Mektupların geciktirilmesi, ulaştırılmaması ya da denetim süreçlerinin keyfi biçimde işletilmesi, haberleşme hakkının kullanımını ciddi biçimde sınırlandırdığı dile getirildi.
Ortak alanlar kapatıldı
Raporda sosyal ve kültürel faaliyetlerin tamamen ortadan kaldırıldığı belirtilerek, “Daha önce var olan kurslar, spor faaliyetleri ve ortak sohbetler, ani kararlarla kaldırılmıştır. Tutsakların aktarımlarına göre, haftalık 10 saatlik sohbet hakkı fiilen kullandırılmamaktadır. Ortak alanların kapatılması, bireysel yaşam alanlarının daraltılması ve sosyal etkileşimin engellenmesi, Cezaevi yaşamını tek boyutlu bir yapıya dönüştürmektedir. Kültürel faaliyetlerin kaldırılması, özellikle siyasi tutsaklar açısından daha derin bir anlam taşımaktadır” denildi.
Oda değişikliklerindeki darp ve işkence sistematik bir hal aldı
Oda değişiklikleri ile baskınlar sırasında darp ve işkencenin öne çıktığı ifade edilen raporda, özellikle 26 Mart 2026 tarihinde gerçekleştirilen baskın sırasında kişisel eşyaların dağıtıldığı, tutsakların zorla yer değişikliğine tabi tutulduğu ve işkenceye maruz kaldıkları belirtildi.
Raporda, “Tutsakların anlatımlarına göre, yaklaşık 10 dakika gibi son derece sınırlı bir süre içerisinde hazırlanmaları istenmiş, bu süre dolmadan müdahalede bulunulmuş ve zor kullanımı devreye sokulmuştur. Bazı tutsaklar, kollarının ters çevrildiğini ve zor kullanıldığını aktarmıştır. Tutsakların ifadelerinde dikkat çeken bir diğer husus ise darp ve işkencenin belirli aralıklarla tekrar eden bir uygulama hâline geldiğidir. Oda değişikliklerinin periyodik olarak gerçekleştirilmesi ve her seferinde benzer baskı yöntemlerinin devreye sokulması, bu müdahalelerin süreklilik kazandığını düşündürmektedir” denildi.
Sevk ve ayrımcılık
Siyasi tutsakların birbirinden ayrılması, aralara adli tutukluların yerleştirilmesi ve farklı uygulamaların devreye konulmasına dikkat çekilen raporda tutsakların birlikte kalma taleplerine rağmen farklı bloklara dağıtıldığı aktarıldı. Çarşamba S Tipi Kapalı Cezaevi’nde uygulamaların eşitlik ilkesine uygun biçimde yürütülmediği belirtildi.
Tutsakların sevk taleplerini defalarca iletmiş olmalarına rağmen somut bir ilerleme olmadığı belirtilen raporda, “Aileye yakın bir cezaevine sevk edilme talebi, aile hayatına saygı hakkı ve sosyal bağların korunması ile doğrudan bağlantılıdır. Aile ile düzenli temas, tutsakların psikolojik dayanıklılığı açısından da önemli bir unsurdur. Farklı şehirlerden getirilen tutsakların, uzun mesafeler nedeniyle aileleriyle düzenli görüşme imkânından yoksun kaldığı ifade edilmektedir” denildi.
Raporda ivedilikle uygulanması gereken talepler şöyle sıralandı:
- Tutsaklar arası iletişimi sağlayan ortak yaşam alanları yeniden açılmalı, sohbet ve sosyal faaliyet hakları derhal kullandırılmalıdır.
- Zorla oda değişikliği uygulamalarına son verilmeli, tutsakların birlikte kalma talepleri dikkate alınmalıdır.
- Kelepçeli muayene dayatması kaldırılmalı, sağlık hizmetlerine erişim insan onuruna uygun koşullarda sağlanmalıdır.
- Keyfi olarak uygulanan disiplin cezaları son bulmalı, iletişim hakkını sınırlayan uygulamalara son verilmelidir.
- Telefon, mektup ve görüş hakları üzerindeki kısıtlamalar kaldırılmalı, tutsakların dış dünya ile bağları güçlendirilmelidir.
- Tutsaklara yönelik uygulanan işkence, darp ve kötü muameleler, bağımsız ve etkili bir şekilde soruşturulmalıdır.
- Beslenme, temizlik ve barınma koşulları iyileştirilmeli, insan onuruna uygun yaşam standartları sağlanmalıdır.
- Aileye yakın cezaevlerine sevk talepleri karşılanmalı, tutsakların sosyal destek mekanizmalarına erişimi sağlanmalıdır.
- Cezaevinde yürütülen uygulamalar şeffaf hale getirilmeli, bağımsız denetim mekanizmalarının düzenli ziyaretleri sağlanmalıdır.
Ömer Faruk Hülakü, rapora dair, “Hazırladığımız rapor doğrultusunda en kısa süre içerisinde TBMM İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu’na başvuruda bulunacağız. DEM Parti Meclis Grubu İnsan Hakları Komisyonu üyelerimizle birlikte, yaşanan işkence, tecrit ve hak ihlallerinin araştırılması, sorumlular hakkında gerekli işlemlerin başlatılması ve tutsakların temel haklarının güvence altına alınması için resmi girişimleri sürdüreceğiz. Cezaevlerinde yaşanan hak ihlallerinin üzerinin örtülmesine izin vermeyeceğiz. Tecridi derinleştiren, insan onurunu hedef alan ve tutsakları mutlak yalnızlığa mahkûm etmeye çalışan bu anlayışa karşı mücadelemizi de sürdüreceğiz” ifadelerini kullandı.
HABER MERKEZİ









