• İletişim
  • Yazarlar
  • Gizlilik Politikası
25 Nisan 2026 Cumartesi
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
ABONE OL!
GİRİŞ YAP
Yeni Yaşam Gazetesi
JIN
  • Anasayfa
  • Gündem
    • Güncel
    • Yaşam
    • Söyleşi
    • Forum
    • Politika
  • Günün Manşeti
    • Karikatür
  • Kadın
  • Dünya
    • Ortadoğu
  • Kültür
  • Ekoloji
  • Emek
  • Yazarlar
  • Panorama
    • Panorama 2025
    • Panorama 2024
    • Panorama 2023
    • Panorama 2022
  • Tümü
  • Anasayfa
  • Gündem
    • Güncel
    • Yaşam
    • Söyleşi
    • Forum
    • Politika
  • Günün Manşeti
    • Karikatür
  • Kadın
  • Dünya
    • Ortadoğu
  • Kültür
  • Ekoloji
  • Emek
  • Yazarlar
  • Panorama
    • Panorama 2025
    • Panorama 2024
    • Panorama 2023
    • Panorama 2022
  • Tümü
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
Yeni Yaşam Gazetesi
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
Ana Sayfa Gündem Güncel

Direniş kendini yeniden inşa etmektir

25 Nisan 2026 Cumartesi - 10:57
Kategori: Güncel, Manşet

Filistin Esirler Hareketi yöneticisi ve FHKC üyesi Mahmud İsa gazetemize konuştu

  • Esaret altında direnmek, yoldaşlarımız için rastgele bir mesele ya da münferit bir özellik değildi; aksine, bedeni ve ruhu ele geçirmeye çalışan bir makine karşısında, her gün yenilenen bilinçli bir tercih ve her gün bilenen bir iradeydi
  • Halkın gücü, anlık kapasite ile değil, tarihsel irade mantığıyla ölçülür. Güç dengelerinin adil olduğunu kimse iddia edemez ancak bunlar sabit de değildir ve her sömürgeci proje, onu parçalayan faktörler birikene kadar yenilmez gibi görünür
  • Askeri üstünlüğün çatışmayı belirlediği yönünde yaygınlaştırılan algıyı ortadan kaldırmak gerekli. Bu, tüm sömürgeci rejimlerin sömürge halklarını direnişlerinin nafile olduğuna ikna etmek için kullandıkları eski bir mantıktır.

M. Ender Öndeş

Geçtiğimiz hafta 17 Nisan Filistinli Esirler Günü vesilesiyle İstanbul’daki Filistin Evi’nin (Beyt Filastin) konuğu olan Mahmud İsa (Ebu Marsel) İsrail hapishanelerinde özellikle, 7 Ekim’le başlayan soykırım sürecinden sonra durumun ağırlaştığını ve neredeyse her günü işkenceyle geçen esirlerin yine de direnişi sürdürdüğünü anlattı. Filistin Halk Kurtuluş Cephesi’ne (FHKC) bağlı Abu Ali Mustafa Tugayları’nın komutanı olarak savaşın içindeyken esir düşen ve aynı zamanda Filistin Esirler Hareketi’nin öncülerinden olan Mahmud İsa, 25 yıldan fazla bir süreyi hapishanede geçirdikten sonra, son zamanlarda yapılan ‘esir takası’nda serbest bırakılmış. Ancak İsrail, ‘tehlikeli’ bulduğu başka bazı Filistinli esirler gibi Mahmud İsa için de “Filistin dışına çıkarılma” şartını koşmuş.

Yeni zulüm süreci

İsrail zindanlarının son 25 yılını bizzat yaşayan Mahmud İsa, Aksa Tufanı sonrasında başlayan soykırım sürecinin önceki dönemlerden çok farklı olduğunu anlatıyor. İsrail hapishane gerçeği her zaman işkenceye dayansa da, yine de bazı şikâyetlerin zaman zaman dikkate alınabildiğini ve bazı kısıtlı imkânların var olduğunu belirtiyor. Mahmud İsa, soykırım sonrasında tamamen bir vahşet rejimi kurulduğunu, Ben Gvir’in ‘Ulusal Güvenlik Bakanı’ olarak atanmasından sonra ise durumun iyice ağırlaştığını anlatıyor. Aile, avukat görüşü, havalandırma gibi bütün hakların rafa kaldırıldığı koşullarda tamamen hücre düzenine geçirilen hapishanelerde işkencenin günlük rutin halinde sürdüğünü belirten Mahmud İsa, hatta soykırımın ilk zamanlarında 8 esirin düpedüz kurşuna dizildiğini ifade ediyor.

İdari tutukluluk

Yeni süreçteki en kritik uygulama ise “İdari tutukluluk’ olarak ortaya çıkıyor. Uydurma bir yasaya dayanan bu tutukluluğu çok basitçe anlatıyor Mahmud İsa: “Şabak’ın (Şin Bet, İsrail İstihbarat Örgütü) herhangi bir yetkilisinin raporuyla bir Filistinli yargılama ve suçlama olmaksızın tutuklanabiliyor. Bunun için söz konusu Filistinlinin ‘güvenli tehdidi’ olarak kodlanması yeterli. ‘Şüpheli’ olmanız, hatta gelecekte ‘şüpheli’ olma ihtimalinizin varlığı yetip de artıyor bile.” Şu anda İsrail hapishanelerinde 3 bin 500’den fazla tutuklu bu durumda ve bunlardan bazıları 3-4 yıldır tek bir ‘suç’ bile isnat edilmeksizin hapiste tutuluyor.

‘Tutuklu’ cenazeler

Bu uygulamalar, sadece tutsaklar için değil, yaşamını yitirmiş Filistinlilerin ölü bedenleri için de geçerli. Yapılan tespitlere göre İsrail, 315’ten fazla Filistinli esirin cenazesini elinde tutuyor ve yakınlarına vermiyor, takas konusu olarak kullanıyor. Mahmud İsa, mesela 70’lerde şehit düşen bir Filistinlinin cenazesi takas ile verdiklerini ama sonradan bunun başka birinin cenazesi olduğunun anlaşıldığını aktarıyor.

Yaşamak direnmektir

Bunca yıllık esaret sırasında nasıl ayakta kaldığını soruyoruz Mahmud İsa’ya. “Esaret altında direnmek, yoldaşlarımız için rastgele bir mesele ya da münferit bir özellik değildi; aksine, bedeni ve ruhu ele geçirmeye çalışan bir makine karşısında, her gün yenilenen bilinçli bir tercih ve her gün bilenen bir iradeydi. Burada geçen 25 yıl öylesine bir zaman dilimi değil; insanın en ince ayrıntılarıyla, yalnızlık ve baskı arasında, umut ve hayal kırıklığı arasında deneyimlediği bir ömür” diye yanıtlıyor.

İsa, “Beni ayakta tutan ilk şey, Filistin davasının haklılığına olan derin inancımdı. Mücadele siyasi bir tutumdan varoluşsal bir inanca dönüştüğünde, acı geçici bir ıstırap olmaktan çıkıp anlamın bir parçası haline gelir. Hapishanede her gün tanık olduklarımı, özgürlük mücadelesinin doğal bir uzantısı olarak gördüm, ondan bağımsız bir şey olarak değil. Bu bilinç, benim ve diğer onlarca, yüzlerce mahkûmun iradesinin kırılmasını engelledi” diyor.

Örgütlü ortam

Mahmud İsa şöyle sürdürüyor sözlerini: “İkincisi; düşünsel ve örgütsel aidiyettir. Filistin Halk Kurtuluş Cephesi’nin bir üyesi olarak; izole bir birey değil, direniş kültürüne ve hapishane içinde yüksek örgütsel disipline sahip bir grubun parçasıydım. Hapishanede gerçek anlamda bir hayat kuruyorduk; öğreniyor, okuyor, tartışıyor, örgütleniyor ve kolektif mücadelemizi veriyorduk. Bu kolektif yapı bize psikolojik bir zırh kazandırarak tecrit ve parçalama girişimlerini kırdı.”

Şöyle devam ediyor Mahmud İsa: “Kişisel düzeyde ise bedenine ve zihnine özen göstermeyi bir lüks değil zorunluluk olarak gördüm. Mümkün olduğunca günlük rutinimi sürdürdüm: spor, okuma, öğrenme ve tefekküre dalmak. Gardiyanlar, mahkûmu bir sayıya, bitkin bir bedene ve işlevsiz bir zihne dönüştürmeye çalışır ama bedeninizi canlı, zihninizi uyanık ve ruhunuzu ateşli tutmaya dönük küçük ayrıntılar, buna karşı direnişin ilk adımlarıdır. Umut da merkezi bir rol oynadı; ancak naif bir umut değil, gerçekliğin kasvetinin farkında olan ama ona boyun eğmeyi reddeden bilinçli bir umut.”

Yoldaşlık ruhu

Ve nihayet, yoldaşlık. Mahmud İsa, “Yoldaş senin aynan olur, dayanağın olur, onunla hem ekmeğini hem de düşüncelerini paylaşırsın. Bu derin insani ilişkiler, çöküşe karşı bir kalkan oluşturdu; çünkü tecrit en tehlikeli silahtır ve biz onu her gün dayanışmayla kırıyorduk. Mücadele sadece bedensel özgürlük için değil, aynı zamanda bilinç ve haysiyet içindi. Bu yüzden, sorgu sırasındaki tavrımdan konuşma tarzıma ve hücre içindeki zamanı yönetme biçimine kadar her ayrıntıyı bu mücadelenin bir parçası olarak ele aldım. Tüm bunlar sayesinde sadece hayatta kalmakla kalmadım; zihnim, bedenim ve inancımla tam bir insan olarak kalmaya çalıştım. Direniş, sabit bir durum değildi; sürekli bir yüzleşme içinde, her gün kendini yeniden inşa etme süreciydi.”

Filistin solu yeniden yapılanacak

Dıştan bir bakışta, 70’li yıllardan farklı olarak Filistin’in artık daha çok radikal İslam’la birlikte anıldığını, solun etkisinin azalmış göründüğünü hatırlattığımızda, Mahmud İsa, şöyle yanıt veriyor: “Öncelikle, Filistin solunun etkisinin azalmasını, tam bir yokluk şeklinde ya da 70’li yılların tarihsel deneyiminin tamamen sönümlendiği ya da kesintiye uğradığı şeklinde görmek hatalıdır. Olan şey, güç dengelerindeki bir değişimdir; rolün silinmesi veya ortadan kalkması değildir. O dönemde Filistin davası, 70’lerdeki küresel özgürlük hareketleri dalgasıyla kesişiyordu ve sol söylem, geniş bir enternasyonal bağlamın parçasıydı; bu bağlam, ona ivme ve yaygınlık kazandırıyordu.”

Karmaşık bir süreç

Mahmud İsa, devamla, “Ancak, bugün dünya değişti ve onunla birlikte etki araçları ve temsil biçimleri de değişti. Filistin’de, özellikle Batı Şeria ve Gazze’de Filistin solu örgütsel ve eylemsel açıdan hâlâ varlığını sürdürüyor ancak bir dizi karmaşık ve çetrefilli zorlukla karşı karşıya. Bu zorlukların ilki, onu besleyen sosyal yapının gerilemesi; ikincisi, farklı söylemlere sahip siyasi güçlerin yükselişi; üçüncüsü, sola yönelik siyasi kısıtlamalar ve güvenlik güçlerinin baskısı; bunlara ek olarak, söylemlerin ve kullanılan yöntemlerin yenilenmesiyle ilgili yaşanan tıkanma. Buna rağmen Filistin solu, niceliğin ötesinde niteliksel bir rol oynamaya devam etmektedir; özellikle Filistin davasının bütünsel bir özgürlük perspektifiyle savunmak, bunu sosyal adaletle ilişkilendirmek ve dar çerçevelere indirgenmesini reddetmek konusunda” diyor.

“Gazze’ye gelince, oradaki çatışma yoğunlaşıyor ve sol büyük direnişin bir parçası olarak, karmaşık denklemler içinde hem alandaki faaliyetlerin hem de siyasi süreçlerin bir parçası. Batı Şeria’da ise siyasi ve güvenlik kısıtlamaları nedeniyle daha karmaşık bir gerçeklikle karşı karşıya. Ancak kitle hareketinde, sendikalarda ve öğrenci hareketlerinde hâlâ varlığını sürdürüyor, her ne kadar 70’li yıllarda olduğu kadar olmasa da.”

İttifak ve ayrışma noktaları

İslamcı güçlerle olan ilişki konusunda da, Mahmud İsa, “Bu ilişki, mutlak bir çelişki ya da uyumla özetlenemeyecek kadar karmaşıktır. Siyasi ve toplumsal hedeflerin niteliği ile ilgili açık fikir ayrılıkları vardır; ancak buna karşılık, çatışma halinin doğurduğu bir ortak zemin de mevcuttur. Bu ortak zemin, işgale karşı mücadelenin öncelikli olduğu “sahada birlik” kavramında somutlaşmaktadır; ancak bu, geniş direniş cephesindeki farklılıkların ortadan kalktığı anlamına gelmez” diyor.

Çelişkili bir zemin

Mahmud İsa, şöyle devam ediyor: “Büyük çatışma anlarında farklılıklar ortak eylem lehine geri plana çekilirken, çatışma yatıştığında bu farklılıklar daha geniş siyasi ve toplumsal meselelerde yeniden ortaya çıkar. Bu durum bir zayıflık değil, Filistin gerçekliğinin karmaşıklığının ve çok bileşenli yapısının bir yansımasıdır. Burada, bugün solun karşı karşıya olduğu gerçek zorluktan bahsetmek gerekir; bu zorluk sadece varlığını yeniden kazanmakta değil, aynı zamanda düşünsel köklerini kaybetmeden yeni nesle hitap edebilecek bir dille rolünü yeniden tanımlamaktır. Ayrıca, Filistinli güçlerin tamamının karşı karşıya olduğu zorluk, herkesi zayıflatacak bir bölünmeye dönüşmeden farklılıkları yönetmeye izin veren ortak bir alanı korumaktır. Kısacası, Filistin solunun ortadan kaybolmadığını, ancak bir yeniden yapılanma aşamasından geçtiğini söyleyebilirim. İslamcı güçlerle ilişkisi, hassas bir dengeye dayalıdır; yani Filistin davası diğer meselelerin ve konuların üzerinde birleştirici bir çerçeve olarak kaldığı sürece devam etmesi muhtemel bir ilişkidir.”

Sonucu ahlaki üstünlük belirleyecek

Trump atmosferinde İsrail’in artık çok güçlü bir askeri güce ve saldırganlığa sahip olduğunu hatırlatarak, bu güçler dengesizliğini sorduğumuzda ise Mahmud İsa şöyle diyor: “Burada öncelikle, askeri üstünlüğün çatışmayı belirlediği yönünde yaygınlaştırılmaya çalışılan algıyı ortadan kaldırmak gerektiğine dikkat çekmek gerek” diye söze başlıyor. Mahmud İsa, şöyle devam ediyor: “Bu, tüm sömürgeci rejimlerin sömürge halklarını direnişlerinin nafile olduğuna ikna etmek için kullandıkları eski bir sömürgeci mantıktır. Tarih bunun tersini kanıtlamaktadır; uzun vadede, teslimiyeti reddeden bir halkı boyun eğdirebilecek hiçbir askeri güç yoktur ve işte bugün bu halk bizim Filistin halkımızdır. İsrail sadece büyük bir askeri güç değil, aynı zamanda küresel emperyalist yapıyla bütünleşmiş, kapsamlı bir sömürgeci yerleşim projesidir. Üstünlüğü sadece kendi içsel yeteneklerinden değil, uluslararası siyasi, askeri ve ekonomik destek ağından da kaynaklanmaktadır. Dolayısıyla, ona karşı mücadele sadece askeri olamaz; bu, daha geniş bir egemenlik sistemiyle mücadeledir.”

“Filistin’in durumunda meşru müdafaa, öncelikle kapsamlı bir kurtuluş eylemidir ve sadece askeri bir tepki değildir” diyen Mahmud İsa, “Direniş kavramının çok yönlü bir süreç olarak yeniden ele alınması gerekir; çünkü çatışmayı askeri boyuta indirgemek düşmanın işine yarar, zira bu, savaşı düşmanın mutlak üstünlüğe sahip olduğu alana taşır; oysa gerçekte bu projenin zayıf noktaları başka yerlerdedir: Ahlaki meşruiyette, yapısal olarak dışa bağımlılığında ve içsel çelişkilerinde yatmaktadır. İşte burada halk mücadelesi, sendikal faaliyetler, boykot kampanyaları, dayanışma ve küresel farkındalık mücadelesinin rolü devreye girer” diyor.

Hep yenilmez görünürler

Mahmud İsa, son olarak şunları söylüyor: “Özellikle Filistin solunun, mevcut güç dengeleri içinde eriyip gitmeyen, aksine bunları değiştirmeye çalışan eleştirel ve örgütleyici bir güç olarak doğal konumunu yeniden kazanması önemli. Filistin’in artık dayanamayacağı söylemi, psikolojik ve siyasi bir savaşın parçasıdır. Yıkım, abluka ve savaşlara karşı on yıllardır direnen bu halkın gücü, anlık kapasite mantığıyla değil, tarihsel iradeyle ölçülür. Mesele, bu halkın ne kadar dayanabileceği değil, bu direnişi nasıl organize ederek etkili bir güç haline getirebileceğidir. Sonuç olarak, güç dengelerinin adil olduğunu kimse iddia edemez ancak bunlar sabit de değildir ve her sömürgeci proje, onu parçalayan faktörler birikene kadar yenilmez gibi görünür. Bugün Filistin hareketinin rolü, bu parçalanmayı beklemek değil, uzun soluklu bir mücadeleye girebilecek, bilinçli ve örgütlü bir halk gücü inşa ederek bu süreci hızlandırmaktır.”

Esirler Hareketi

Filistin mücadelesinde Esirler Hareketi, 1967’ye ve hatta daha öncesine kadar uzanan bir tarihe dayanıyor ve mücadelede çok önemli bir yere sahip. Hareket, Filistin mücadelesinin bütün fraksiyonlarını, partilerini kapsıyor. Mahmud İsa’nın deyimiyle dışarıda farklı ideolojilere sahip gruplar, zindan koşullarında son derece koordine bir ilişki sürdürebiliyorlar. İsrail rejiminin esirlerin ‘ruhunu öldürmeyi’ amaçladığı koşullarda, Hareket, uzun süredir hapishanelerdeki eğitim, kültürel gelişme, aileleri destekleme işlerini yürütüyor.

* Çeviriler için Nikola ve Ümit Doğru’ya teşekkürler…

PaylaşTweetGönderPaylaşGönder
Önceki Haber

Gelecek Partili Bilici: Yasa tasarısı bir an önce Meclis gündemine gelmeli

Sonraki Haber

Yüksel Genç: Gülistan dosyası devlet içi güç değişimleriyle açığa çıktı

Sonraki Haber

Yüksel Genç: Gülistan dosyası devlet içi güç değişimleriyle açığa çıktı

SON HABERLER

DBP Eş Genel Başkanı Çiğdem Kılıçgün Uçar: Abdullah Öcalan’ın statüsü tanınsın

Yazar: Yeni Yaşam
25 Nisan 2026

7 Mayıs’ta yeniden keşif yapılacak: Sarım Çayı HES ile yok edilmek isteniyor

Yazar: Yeni Yaşam
25 Nisan 2026

Basın özgürlüğü ihlal ediliyor: İktidar, BTK’yi de operasyonel amaçla kullanıyor

Yazar: Yeni Yaşam
25 Nisan 2026

Kanîreş’te ‘Doğamıza sahip çıkıyoruz’ mitingi CANLI

Yazar: Yeni Yaşam
25 Nisan 2026

İran Dışişleri Bakanı ve heyeti İslamabad’da

Yazar: Yeni Yaşam
25 Nisan 2026

Yüksel Genç: Gülistan dosyası devlet içi güç değişimleriyle açığa çıktı

Yazar: Yeni Yaşam
25 Nisan 2026

Direniş kendini yeniden inşa etmektir

Yazar: Yeni Yaşam
25 Nisan 2026

Bir Kategori Seçin Lütfen…

  • İletişim
  • Yazarlar
  • Gizlilik Politikası
yeniyasamgazetesi@gmail.com

© 2022 Yeni Yaşam Gazetesi - Tüm Hakları Saklıdır

Welcome Back!

Login to your account below

Forgotten Password?

Retrieve your password

Please enter your username or email address to reset your password.

Log In

Add New Playlist

E-gazete aboneliği için tıklayınız.

Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
  • Tümü
  • Güncel
  • Yaşam
  • Söyleşi
  • Forum
  • Politika
  • Kadın
  • Dünya
  • Ortadoğu
  • Kültür
  • Emek-Ekonomi
  • Ekoloji
  • Emek-Ekonomi
  • Yazarlar
  • Editörün Seçtikleri
  • Panorama
    • Panorama 2025
    • Panorama 2024
    • Panorama 2023
    • Panorama 2022
  • Karikatür
  • Günün Manşeti

© 2022 Yeni Yaşam Gazetesi - Tüm Hakları Saklıdır