Arif MOSTARLI
Çoğumuzun ‘Felsefenin Temel İlkeleri’ kitabıyla tanıdığı Marksist filozof George Politzer, 39 yaşında kurşuna dizilmişti. Politzer ve yoldaşları, direnen üniversitenin yüz akı olarak tarihe geçtiler
“Gestapo subayları, birçok kez, hemen salıverileceğimizi söyleyerek,tüm ailemize mutlu bir yaşam sağlanacağı konusunda güvence vererek, bunun karşılığında, onun Fransız gençliğini değiştirme çalışmalarına katılmasını istediler.Düşünmek için kendisine sekiz gün süre verdiler. Birgün, çağrıldı ve tutumunu değiştirmediği öğrenilince, kendisine kurşuna dizileceği söylendi… Kurşuna dizilmeden önce, benim hücremde yirmi dakika geçirmesine izin verildi.Bir yücelik vardı halinde.Yüzü hiç bu kadar aydınlık olmamıştı.Işıltılı bir sükûnet içindeydi ve her hareketi, cellatlarını bile duygulandırıyordu.Partisi uğrunda ve Fransa uğrunda ölmekten ne kadar mutluluk duyduğunu söyledi bana.Özellikle Fransa topraklarında öleceği için mutluydu.”
Eşi Mai Politzer, çok sonraları ailesine ulaştırdığı bir mektupta onun tanıklık ettiği son anlarını böyle anlatıyordu. Sözünü ettiği kişi, ülkemizde her kuşaktan devrimcilerin adını mutlaka bildiği Georges Politzer’di. Hani şu, Felsefenin Temel İlkeleri isimli ders kitabının yazarı olan adam…Ama çoğumuz, bir vakitler o kitapları defalarca okuyanlarımız bile onun yaşamının nasıl sona erdiğini pek bilmedik. 23 Mayıs 1942’de kurşuna dizilmişti o. Fransa’nın işgalden kurtuluşunu bile görememişti…
İşçiler için üniversite
Fransız değildi aslında. 1903’te Macaristan’ın Nagyvarad kentinde doğmuştu.Daha 1919 yılında eylemciydi.Bela Kun’un konsey cumhuriyetinin yenilgiye uğramasından sonra Horthy diktatörlüğünden kaçarak 17 yaşında sürgüne gitmek zorunda kaldı. 1921’de Paris’e yerleşti.Tam istediği yerdi Fransa. Politzer, burada, akademik literatürü elden geçirirken 1929 sonrasında Fransız Komünist Partisi’ne katıldı. 1930’da Fransız Komünist Partisi Alman işgaline kadar faaliyet gösterecek olan Paris İşçi Üniversitesi’ni kurmuştu. Bu üniversitedeki faaliyeti sırasında Politzer, Diyalektik Materyalizm derslerini üstlendi.Daha sonraları solda ‘çok didaktik’ bulunan Felsefenin Temel İlkeleri kitabı bu dönemin ders notlarıydı ve aslında eleştiri haksızdı; çünkü bu kitap zaten partiye yeni gelen işçiler için yazılmış notlardı ve bunun ötesinde bir derinlik iddiası taşımıyordu. Bu arada,Politzer,Marksist açıdan psikolojiye de yöneldi; bu alanın özellikle somut görünümlerini ön plana çıkartırken, geleneksel psikolojiyi soyut olarak değerlendiriyordu. Başlarda Freud’un geliştirdiği psikanaliz teorisine büyük ilgi göstermişti, ancak daha sonraları bu akımdan ayrıldı.
İşgale karşı mücadele
İşgal başladığında her şey değişti. Temmuz 1940’ta Jacques Solomon ve Daniel Decourdemanche’la birlikte, orta ve yükseköğretim gençliğine hitabeden gizli bir bülten yayınlamaya başladı.Dünyaca ünlü fizikçi Paul Langevin’in Ekim 1940’ta tutuklanması üzerine faşizmin suçlarını ifşa eden Özgür Üniversite’nin (L’Université Libre) ilk sayısını yayımladılar.Gazete, büyük ilgi gördü ve düşmana karşı direnişi körükleyen bir kaynak oldu. Fransız Komünist Partisi merkez komitesi, 15 Mayıs 1941 tarihli bir bildiriyle, Fransa’nın özgürlüğü ve bağımsızlığı için geniş bir ulusal cephe kurulmasını önerince, Politzer ,J. Solomon ve D. Decourdemanche gibi seçkin aydınlar, daha doğrudan direnişin içine girdiler.
O botların sesi…
Paris’teki insan avı da tam bu günlerde başlamıştı.Vurulan bir Alman subayını bahane eden Naziler, 15 Şubat’tan itibaren komitenin neredeyse tümünü ele geçirdi. Georges ve Mai de tutuklananlar arasındaydı.Hücre arkadaşları Danielle Casanova’nın annesine iletmeyi başardığı bir mektupta şöyle yazıyordu: “Benimle iki arkadaşım var: Georges Politzer ve karısı. Büyükanneleriyle birlikte yaşayan sekiz yaşında küçük bir çocukları var. Sevgili annem, sanki benim oğlummuş gibi onunla ilgilenmeni isteyeceğim.” Sorgu vahşiydi. Georges, ilk günden beri zincirle bağlıydı ve işkence sırasında kolu kırılmıştı.Yine de konuşmadı hiç. 23 Mayıs günü, saat 06.00’da götürdüler onu.“Beni uyandıran o botların sesini hiç unutamam” diye yazıyordu Mai.“Sabah saat 7’de, hücreme getirildi, her şeyin bittiğini düşündüm.O anın ne olduğunu hayal edebilirsiniz.Harika, uzun ve sakin…Öğleden sonra saat ikide vuruldular ve son ana kadar Marseillaise Marşı’nı söylediler.Hepsi de kahraman olarak öldüler.” Mai, o gün kurşuna dizilmedi ama daha kötüsünü yaşadı. Auschwitz imha kampına gönderildi ve Mart 1943’te orada yaşamını yitirdi. Solomon, Decourdemanche, Politzer ve diğerleri…Şimdi, aradan 77 yıl geçtikten sonra faşizme karşı mücadelenin şehitleri olarak anıyoruz onları.Ama belki biraz da ‘Üniversite nedir ne değildir?” sorusunun karşılığı olarak…















