Hesen Qizilcî’nın edebiyatı yalnızca anlatı üretmedi, aynı zamanda toplumsal gerçekliği açığa çıkardı. Yazı bir sanatsal kaygı olmaktan çıktı ve varoluşsal bir tanıklığa dönüştü
Kürtçe’nin Soranî lehçesinde yazılan “Pêkenînî Geda/Kenê Parsek” öykü kitabının yazarı Hesen Qizilcî, 1914 yılında Bokan ile Mahabad arasında yer alan bir köyde kültürel olarak köklü bir aile içinde dünyaya geldi. Küçük yaşlardan itibaren ailesinin ve çevresinin etkisiyle eğitim görür ve özellikle Farsça ile Arapça öğrendi. Ancak klasik medrese eğitimini tamamlamaz. İlköğrenim süreci onun dilsel kapasitesini ve entelektüel birikimini geliştirdi ve onu geleneksel dinî çizgiden çok toplumsal ve kültürel arayışlara yönlendirdi.

Hesen Qizilcî’nin yaşamı, Kurdistan Cumhuriyeti’nin (Mehabad) yükselişi ve sona ermesiyle başlayan siyasal hareketlilikle birlikte sürgün yıllarına, oradan da yeniden ülkesine dönüş ve tutuklanma sürecine uzanan bir seyir içinde şekillendi. Bu süreçte hem gazeteci hem de yazar olarak Kürt aydınlanma hareketinin içinde yer aldı. Özellikle “Helale” ve “Kurdistan” gibi yayın organlarında üstlendiği görevlerle dikkat çekti. Edebi üretimi, yaşadığı dönemin baskı ve asimilasyon politikalarına karşı bir ifade ortamı olarak gelişti. Bu süreçte toplumsal gerçekçiliğe dayalı güçlü bir anlatım tarzı oluşturdu böylece Qizilcî, bir yazar kimliğinin ötesinde, Kürt toplumunun tarihsel deneyimini yazıya taşıyan ve bunu eleştirel bir bilinçle görünür kılan bir aydın oldu.
Mahabad yılları
Qizilcî’nin edebî ve siyasi kimliği İran Kürdistanı’nda yaşanan tarihsel dönüşümlerle birlikte şekillendi. Kürdistan Demokrat Partisi’nin (PDK) kuruluş sürecinde yer aldı. 1946 yılında ilan edilen Kurdistan Cumhuriyeti döneminde aktif biçimde gazetecilik ve yayın faaliyetleri yürüttü. Bu süreçte özellikle kız çocuklarına yönelik yayımlanan “Helale2 adlı derginin başyazarı oldu ve Kurdistan gazetesinde yazılar kaleme aldı. Bu faaliyetler onun yalnızca bir yazar olmadığını aynı zamanda Kürt aydınlanma hareketinin aktif bir parçası haline getirdi. Bu dönem ise onun kimliğini belirledi. Yazı onun için bir üretim değil, bir sorumluluk alanı haline geldi.
Qazî Mihemed’in Hesen Qizilcî ve onun kuşağı hakkında söylediği “Xwezî gelekên wiha ji me hebûyana!” (Keşke bizden böyle insanlar çok olsaydı!) ifadesi, bu kuşağın yarattığı etkiyi ve dönemin entelektüel beklentisini açıkça yansıttı. Kürdistan Cumhuriyeti’nin dağılması onun hayatında derin bir sarsıntı yarattı. Bu gelişmeyle birlikte Federe Kürdistan Bölgesi’ne geçti ve uzun bir sürgün süreci başladı. Sürgün onun için yalnızca mekansal bir uzaklaşma değil, aynı zamanda düşünsel dünyasının derinleştiği bir dönem oldu. 1979 İran Devrimi sonrasında ülkesine geri döndü. Bu dönemde Tudeh Partisi içinde yer aldı ve Nameyê Mardom gazetesinin sorumlularından biri oldu. Ancak siyasi faaliyetleri nedeniyle 1984 yılında tutuklandı ve bu tarihten sonra kendisinden bir daha haber alınamadı. Bu kayboluş onun yaşamını Kürt aydınlarının yaşadığı baskı, sessizlik ve belirsizliğin güçlü bir göstergesi haline getirdi.
Edebiyatı varoluşsal bir tanıklığa dönüştü
Qizilcî’nin edebiyatı yalnızca anlatı üretmedi, aynı zamanda toplumsal gerçekliği açığa çıkardı. Özellikle Rıza Şah döneminde uygulanan asimilasyon politikaları Kürt dili, kültürü, giyim kuşamı ve toplumsal yapısı üzerinde ağır bir baskı oluşturdu. Bu koşullar altında o ve çağdaşları edebiyatı, bir ifade alanı değil, bir direnme biçimi olarak kullandı. Burada yazı bir sanatsal kaygı olmaktan çıktı ve varoluşsal bir tanıklığa dönüştü.
Sömürü, eşitsizlik, baskı ve adaletsizlik…
Onun hikâyelerinde Kürt toplumunun çeşitli kesimleri görünür hale geldi. Yoksul köylüler, emekçiler, baskı altındaki kadınlar, dini istismara maruz kalan bireyler ve yerel güç sahipleri yalnızca karakter değil. Onlar toplumsal düzenin parçaları. Bu anlatıların gücü olayları aktarmaktan değil insanın iç dünyasını toplumsal baskıyla birlikte göstermesinden geldi. Bu nedenle metinler, yalnızca hikâye anlatmadı, aynı zamanda insanı ve toplumu birlikte çözümledi. Bu yaklaşım onun edebiyatını sürekli bir eleştiri eksenine dönüştürdü. Anlatılan olaylar geçmişte kalsa bile işaret ettiği olgular güncelliğini koruyor. Sömürü, eşitsizlik, baskı ve adaletsizlik farklı biçimlerde yeniden ortaya çıktı. Bu nedenle Qizilcî’nin metinleri tarihsel olmaktan çıktı ve süreklilik taşıyan bir toplumsal tanıklığa dönüştü. Burada edebiyat, geçmişi anlatmakla yetinmedi ve bugünü de açığa çıkardı.
Eserleri hem kültürel hem politik anlam taşıyor
Bu minvalde Hesen Qizilcî, Kürt edebiyatında yalnızca bir yazar değil aynı zamanda bir tanık ve müdahil bir özne olarak yer aldı. Sürgünler, tutuklanmalar ve siyasal baskılarla şekillenen hayatı onun üretimini daha yoğun ve daha derinlikli hale getirdi. O, yaşadığı toplumun acılarını, çelişkilerini ve mücadelelerini görünür kılan bir ses oldu. Bu bağlamda Qizilcî’nin eserleri Kürt toplumunun hafızasında hem kültürel hem de politik bir anlam taşımaya devam ediyor.
Haber: Rêdûr Dîjle \ MA









