Söz konusu Şengal gibi küçük bir ilçe olunca, tüm siyasi dengeler altüst oluyor, masalar devriliyor ve bütün uzlaşmalar güneş karşısındaki kar gibi eriyor. Peki neden Şengal’e bir kaymakam seçmek, Irak başbakanını seçmekten daha zor?
Baas rejiminin çöküşünden ve 2014’teki soykırımdan bu yana Irak birçok başbakan gördü. Ancak konu Şengal gibi küçük bir ilçeye gelince, tüm siyasi dengeler altüst oluyor, masalar devriliyor ve her türlü uzlaşma güneş karşısındaki kar gibi eriyor. Peki neden Şengal’e bir kaymakam seçmek, Irak Başbakanı’nı seçmekten daha zor?
Şengal’in yönetim sorunu bugün sadece bir idari kriz olmaktan çıkmış, Ortadoğu’nun modern tarihinde nadiren rastlanan bir örneğe dönüşmüştür. Bağdat’taki siyasi çekişmelere baktığımızda, etnik ve mezhepsel temelde kurulu güç paylaşımı sistemi, ülkeyi zaman zaman çöküşün eşiğine getirse bile, sonunda başbakanların seçilmesini sağlayan bir mekanizma üretmiştir.
Eski rejimin yıkılmasından ve özellikle DAİŞ çetelerinin saldırıları ile 2014’teki soykırım gibi ağır olaylardan sonra Irak birçok başbakan gördü. Nuri Maliki’den başlayarak Haydar İbadi, Adil Abdülmehdi, Mustafa Kazımi, Muhammed Şiya Sudani ve son olarak Ali Zeydi aşamasına kadar, hepsi Tahran, Washington ve bölge başkentlerin müdahaleleriyle, zorlu uzlaşmalar sonucunda göreve geldi. Bu süreç ne kadar karmaşık olursa olsun, sonunda bir masada imzalar atıldı. Ancak konu Şengal gibi küçük bir ilçeye gelince, tüm siyasi dengeler altüst oluyor, masalar devriliyor ve her türlü uzlaşma güneş karşısındaki kar gibi eriyor. Bu durum, Şengal’in siyasi aktörlerin zihninde, Bağdat’taki Yeşil Bölge’deki başbakanlık koltuğundan bile daha önemli, daha stratejik ve daha riskli görüldüğünü gösteriyor.
‘Şengal’in yönetimi sadece bir yönetimden ibaret değil’
Bu çözümsüzlüğün temel nedeni, Şengal’in bugün artık sadece Ninova vilayetine bağlı idari bir merkez olmaktan çıkmış olmasıdır; aksine adeta karadaki bir Hürmüz Boğazı’na dönüşmüştür. Binlerce Êzidî şehidin kanıyla yoğrulan bu toprak, Irak, Suriye ve Türkiye üçgeninin tam ortasında yer almaktadır. Bölgesel güçler açısından Şengal’i kontrol etmek, Doğu ile Batı arasındaki en önemli geçiş hattını kontrol etmek anlamına gelmektedir. Bu yüzden her taraf, orada kendi çıkarlarını koruyacak bir ‘bekçi’ niteliğinde bir yönetim kurmaya çalışmakta. Şengal yönetiminden söz ettiğimizde, sadece sokak temizliğini denetleyecek ya da elektrik hizmetini sağlayacak bir kaymakamdan bahsetmiyoruz; Amerika, İran, Türkiye, KDP, YNK ve diğer bölgesel güçler arasındaki çatışma ortamında denge kurmak zorunda olan bir kişiden söz ediyoruz.
Ekim 2020’de Bağdat’taki federal hükümet ile Kürdistan Bölgesel Hükümeti arasında, Birleşmiş Milletler’in desteğiyle imzalanan Şengal Anlaşması, bu çözümsüzlüğün en açık örneğidir. Bu anlaşma kâğıt üzerinde bir yol haritası gibi görünüyordu; ancak Şengal halkının gerçek temsilcileri ve sahada direnen güçler görmezden gelindiği için daha ilk günden ölü doğdu. Bu anlaşma, zorla yerlerinden edilenlerin geri dönüşü için bir kapı olmak yerine, karmaşayı derinleştiren ve idari tıkanıklığı artıran bir araca dönüştü; bu idari düzensizlik de doğrudan Êzidî toplumunun günlük yaşamını etkiliyor.
Şengal: Büyük bir askeri üs
Soykırımın üzerinden on yıldan fazla zaman geçti, ancak hâlâ binlerce Êzidî en zor yaşam koşulları altında çadırlarda yaşıyor. Onların geri dönememesinin nedeni sadece evlerin yıkılmış olması değil, aynı zamanda kendilerine hizmet sunacak bir yönetimin bulunmamasıdır. İlçe yönetimi Bağdat ve Hewlê’deki siyasi pazarlıkların kurbanı haline geldiğinde, bir kaymakamın kaderi Ankara ve Tahran’ın taleplerine bağlandığında, çaresizlik o bölgenin kaderine dönüşür. Ayrıca Irak’taki çok sayıda silahlı gücün varlığı, Şengal’i büyük bir askerî üs haline getirmiştir; öyle ki burada silah seslerinden başka bir ses duyulmaz. Böyle bir ortamda ekonomik kalkınma, yeniden inşa ve hizmetlerden söz etmek boş bir hayale dönüşür.
Êzidîler üzerinde oynanan oyun
Bu krizi derinleştiren şey, uluslararası toplumun yalnızca kınama açıklamaları ve yıllık raporlarla yetinmesidir. Şengal, büyük aktörler için bir hesaplaşma alanına dönüşmüştür. Bu nedenle gerçek bir çözüm istenmemekte, her taraf mevcut durumun devam etmesini ve Şengal’i tamamen kendi kontrolü altına almayı hedeflemektedir. Êzidîlerin sırtında oynanan bu oyun, 21. yüzyılın en büyük trajedilerinden biridir. Uluslararası sistem ve Irak hükümeti bir ilçe için bile bir kaymakam atayamadığında, bu durum o siyasi sistemin çöküşünün en açık göstergesidir.
Şengal bugün, her iki ucunun da uzak başkentlere bağlandığı bir kıskaç içinde sıkışmış durumdadır. Şengal yönetimindeki çözümsüzlük, yetkin kadroların eksikliğinden değil, bölgenin başına bela olan jeopolitik öneminden kaynaklanmaktadır. Şengal, Irak’ın egemenlik haritasının bir parçası ve Êzidîlerin yurdu olarak görülmedikçe ve devletler arasında bir pazarlık kartına dönüştüğü sürece bu yara açık kalacaktır. Ne yazık ki yakın gelecek, bu kör düğümün daha da sıkılaşacağını göstermektedir; çünkü Şengal üzerindeki çıkarlar, tüm insani ve hukuki ölçütlerin önüne geçmiştir.
Şengal bugün Irak’ın bedeninde derin bir yara gibidir; herkes farklı bir ilaç öneriyor, ancak gerçekte herkes bu yaranın içine zehir akıtıyor ki yarası daha da derinleşsin ve asla kabuk bağlamasın.
Haber: Argeş Şengalî / ANF








