Semptomlara göre hareket etmek en doğrusu. Şunun altını çizmek önemli: Bir yere geç kalmıyor kadınlar. Böyle panik olmalarını gerektirecek bir süreç yok. Çünkü uzun bir aşamadan bahsediyoruz
Erken menopoz, kadınların bedenindeki hormonal değişimlerin ötesinde toplumsal yargılar ve sağlık politikalarıyla da şekillenen bir süreç. Kadın hastalıkları ve doğum uzmanı Dr. Irmak Saraç ile konuştuk
Dr. Irmak Saraç: Menopozal geçiş sürecini bir yaşlanma değil de hayatın bir döngüsü olarak kabul eden toplumlarda menopoza bağlı semptomların daha az görüldüğünü gösteren çalışmalar var
Duygu Kıt
Erken menopoz, çoğu zaman doğurganlığın beklenenden önce sona ermesi üzerinden değerlendiriliyor. Kadınların yaşamını fiziksel, ruhsal ve sosyal açıdan etkileyen bu sürecin belirtileri “stres” ya da “abartı” denilerek gözardı ediliyor. Kadın bedeninin üreme işlevi üzerinden tanımlanmasıyla süreç, bir yaşam ve sağlık hakkı olarak ele alınmıyor. Jinekolog Irmak Saraç ile erken menopozu, belirtileri, tedavi seçeneklerini ve kadınların bu süreçte sağlık hizmetlerine erişimini konuştuk.
- Erken menopoz nedir, hangi belirtilerle ortaya çıkar?
Erken menopoz dediğimiz şey 45 yaşından önce menopoza girmektir. Bir de prematür menopoz var. O da 40 yaşından önce menopoza girmek demek. Bu, o kadar korkutucu ya da bir şeylere geç kalınabilecek bir durum değil. Çünkü bu bir süreç. Bugünden yarına olan bir şey değil. O yüzden de bir gecikme söz konusu olmuyor. Semptomlara göre hareket etmek en doğrusu. Adet düzensizlikleri olabilir, uyku bozuklukları olabilir, gündüz ateş basmaları olabilir, yoğun gece terlemeleri olabilir, duygusal dalgalanmalar olabilir, sebepsiz kas ve eklem ağrıları olabilir. Bunların hepsi menopozla ilişkili olmak zorunda değil, bunun da altını çizelim. Özellikle geçiş aşamasında bunlar geçici olabilir. Adetlerin arası çok düzgün gidebilir; sıklaşmalar olabilir, aralarda açılmalar olabilir.
Böyle bir süreç başladıysa, yani eğer bütün bu belirtiler menopoza geçiş süreci ile ilişkilendiriliyorsa, o zaman semptomların durumuna göre ilaç başlanabilir ya da sadece takip de edilebilir. Takip sıklığını genellikle altı ayda bir yapmak iyi oluyor. Bunu da semptomlar arttı mı, azaldı mı, süreç nasıl devam ediyor, bir ilaca başlayalım mı, başlamayalım mı, bunların hepsini süreç içerisinde değerlendirmek için yapıyoruz. Şunun altını çizmek önemli: Bir yere geç kalmıyor kadınlar. Böyle panik olmalarını gerektirecek bir süreç yok. Çünkü uzun bir aşamadan bahsediyoruz.
- Erken menopozda gerçekten “geç kalma” riski var mı?
Burada üzerinde durulması gereken tek bir şey olabilir. Eğer prematür bir menopoz varsa, yani 40 yaş öncesinde menopoz belirtileri başladıysa ve yumurtalık rezervinin azaldığı da gösterilmişse, o zaman belki gebelikle ilgili planlar sorgulanıp bununla ilgili biraz daha hızlı adım atmak gerekebilir. Menopoz demek son adet demek ve son adet diyebilmek için de üzerinden bir yıl geçmesi gerekiyor. Aslında klinik bir tanı. Kadınların çoğunda 45 yaş sonrasında menopoz başlıyor. Menopozdan önce, yani son adetten önceki yıllar içerisinde bu semptomlar gelişmeye başlıyor. Yıllar alacak bir süreçten bahsediyoruz. Bugünden yarına olan bir şey değil.
- Menopoz belirtileri başladığında takviye kullanmak gerekiyor mu?
Takviye şart değil. Bir sürü dolaşan takviye var; DİM kompleksler vesaire. Semptomlara yönelik olarak çeşitli ilaçlar başlanılabilir. Bunlara verilen cevaba göre ilaçlar devam edebilir, değiştirilebilir vesaire.
- Kadınlar erken menopoz konusunda sağlık hizmetlerine kolay ulaşabiliyor mu?
Bence menopoz farkındalığı oldukça yüksek ve kadınların geç tanı aldıklarını düşünmüyorum. Bir de politikalar üreme odaklı olduğu için, özellikle de gebelik yoksa bunun üzerine çok odaklanılıyor. Hızlıca yumurtalık rezervini belirleme ve yumurtalık rezervinin azalmasına bağlı süreçleri takip etme eğilimi oluyor. Maalesef çoğu videoda ya da sosyal medyada dolaşan bilgilendirmelerde, bir yerlere geç kalınıyormuş, yapılması gereken çok önemli şeyler varmış gibi sunulsa da öyle bir şey değil. İster erken ister normal yaşında bir menopoza girişten bahsedelim, menopoza geçiş süreciyle ilgili pek çok belirti olabilir. En sık karşılaşılanlar gündüz ateş basmaları, gece terlemeleri, uyku bozuklukları ve adet düzensizlikleri olabilir. Ani ve yoğun kanamalar, uzun süre adet görememe, sık sık adet görme gibi pek çok adet düzensizliği yaşanabilir. Bunlarla doktora başvurmak önemli tabii ki.
Ama burada, hormon replasmanı hemen başlandı ya da başlanmadı gibi bir yerde kadınları sıkıştırmamak gerekir. Hormon replasmanı özellikle erken menopozda ve prematür menopozda çok daha önemli. Normal menopozda da destekliyoruz. Kadının tercihlerine saygı duymak da önemli. Bazı kadınlar kullanmamayı tercih edebilirler. Bu aşı karşıtlığı gibi bir şey değil. Kadınların menopozal hormon replasman tedavisini reddetme hakkı var. Bu süreci doğal kabul edip böyle devam etmesinin kendi bedenleri açısından daha iyi olduğunu düşünebilirler. Onların da çok ötekileştirilmesini doğru bulmuyorum. Ya da başlangıçta hormon replasmanı kullanmak istemeyip, daha sonra kullanmayı tercih edebilirler. 10 yıllık bir pencere döneminden bahsediyoruz. Menopoz başlangıcından sonraki 10 yıl içinde ya da 60 yaşından önce başlanabilir. Hem hormon replasmanı hem de menopozla ilgili danışmanlık önemli. Çünkü semptomları gidermekle ilgili elimizdeki en önemli seçenek ve en hızlı etki veren şey hormon replasmanı ve uzun süreli olumlu etkileri de güçlü. Ama bunu kullanmak istemeyen kadınlarda da seçeneklerimiz yok değil.
Bazı kadınlar da hormon replasmanını kullanamayacak durumda. Örneğin, meme kanseri olan kadınlar. O zaman bu kadınlar “Yarın bambaşka bir sebepten başıma bir sürü şey gelecek” gibi bir kaygı yaşayabiliyor. Kontrol altında, her tür desteğin sunulduğu, her tür seçeneğin kadınların önüne konulduğu bir yerde olmamız gerekiyor doktorlar olarak.
- Menopoz sürecinde kadınların ihtiyaç duyduğu danışmanlık sağlık sisteminde karşılanıyor mu?
Burada menopoza geçiş süreci ve menopozun kendisiyle ilgili gerçekten kadınların ciddi bir danışmanlığa ihtiyacı olduğunu düşünüyorum. Danışmanlıktan kastım; bu sürecin nasıl bir süreç olduğu, her kadın için nasıl farklı gidebileceği ama benzer noktaların da olabileceği, birtakım sorunlar ortaya çıktığında nasıl çözümler bulabileceğimiz ya da bu süreçteki taramaların neler olması gerektiği konusunda kadınların bilgilendirilmesi. Kadının meme taraması olabilir, rahim ağzı kanseri taraması olabilir. Kalp krizi riski açısından kolesterolle vesaire değerlendirilebilir. Bu süreçleri bir arada yürünecek bir yol olarak görmek çok önemli.
Burada sıkıntı şurada çıkıyor: Özel sektörde kadınlara hasta bakma sıklığı açısından daha fazla zaman ayrılabiliyor. Kadınlar da sorularını sormak için alan bulabiliyorlar. Burada hekimlere şöyle bir iş düşürüyor: Üstten olmadan, kadının tercihlerine saygı duyarak, varsa riskleri belirterek, yoksa olağan riskleri de abartmadan danışmanlık verilmesi gerekiyor. Maalesef kamuda hasta başına ayrılan süre çok kısa olduğu için bütün bunları hızlıca bir kadınla konuşabilmek, kadının sorularını yanıtlayabilmek biraz zor oluyor. Kamuda da bunu talep etmek bizim açımızdan önemli.
- Biyoeşdeğer hormon ne anlama geliyor?
Biyoeşdeğer hormon dediğimiz şey bizim bedenimizdeki hormonların birebir aynısı değil, mümkün olduğunca yakını diyeyim. Hiçbir hormon doğal değil. “Doğal” demek, bedenimizdeki bir şeyden çıkarıp onu saflaştırıp kullanmak anlamına gelmiyor. Hepsi moleküler olarak laboratuvarlarda sentezleniyor. Sonuçta kullandığımız molekülün kendisi kanda dolaşan östrojene benziyor. Ağızdan alınan preparatlarda da benzer şeyi kullanıyoruz. Farklı seçenekler de olsa en yaygın olarak kullandığımız bu. Ciltten alınanlarla da aynı şeyi kullanıyoruz. Burada mesele, ağızdan alınan östrojenlerin bağırsaktan emildikten sonra karaciğere gitmesi ve oradan kana karışması. Ciltten alınan östrojenler ise doğrudan kana karışıyorlar ve yıkılmak için karaciğere gidiyorlar.
Ağızdan alınan östrojenler karaciğere gidip kana karışmadan önce karaciğerdeki pıhtılaşma faktörlerinin sentezini artırıyor. Bu da damar içi pıhtılaşma riskini artırıyor. Ama burada şunun altını çizmek lazım: Bir insanda, özel birtakım durumları yoksa inme riski binde 2 ile 4 arasında bir oran. Ağızdan alınan östrojenler bunu 2 katına çıkarıyor olsa bile oran hala düşük. Bunu ağızdan östrojen kullanan kadınlar da panik olmasınlar diye söylüyorum.
Ciltten alınan östrojenlerin Türkiye’de şu anda tek bir preparatı var. 1200-1500 TL civarında fiyatı. Dolayısıyla herkes için erişilebilir değil. Ağızdan alınan östrojenlerin fiyatın daha düşük. Bir diğer fark da şu: Bizim ciltten alınan östrojenlerle birlikte başladığımız progesteronlar var. Çünkü rahmi olan kadınlarda östrojenin yanında mutlaka progesteron kullanılması lazım. Bu progesteronlar bizim bedenimizdeki progesteronlara moleküler olarak çok yakın. Dolayısıyla olumlu etkilerini de görebiliyoruz. Özellikle uyku üzerinde. Ağızdan östrojenlerle birlikte bulunan ve genellikle kombine olarak kullanılan hormon replasmanındaki progesteronlar ise bizim bedenimizdeki progesterona moleküler olarak benzemiyor. Etkileri benziyor ama birebir aynı değil. O yüzden de uzun vadede farklı riskler ortaya çıkabilir mi ya da bedenimizdeki progesterona benzeyen progesterondan daha az olumlu etkisi olur mu diye konuşuluyor. Ama henüz “kullanılmasın” gibi bir yerde değiliz. Seçenek buysa bu da kullanılabilir. Eğer seçme şansımız varsa, erişilebilirlik açısından da tabii ki ciltten alınan östrojen ve yanına progesteronu tercih ediyoruz.
- Peki menopoz neden hâlâ kadınlar için bu kadar yorucu bir deneyim olarak yaşanıyor?
Menopoz yorucu bir süreç. Ama her kadın farklı yaşıyor bunu. Bazı kadınlar hiç ateş basması yaşamıyorlar. Bazı kadınlar inanılmaz yoğun yaşıyorlar. Bazıları geceleri terleme yaşıyor, bazıları hiç yaşamıyor. Uyku genellikle bozuluyor. Uykuya dalmakta zorlanmak olabilir ya da uyandığında tekrar uyuyamamak veya daha sık uyanmak gibi olabilir. Bazı kadınlar duygusal dalgalanmayı daha çok yaşıyor, bazıları yaşamıyor. Mesela Uzakdoğu toplumlarında, örneğin Japonya’da yapılan çalışmalar var. Menopozal geçiş sürecini bir yaşlanma değil de hayatın bir döngüsü olarak kabul eden toplumlarda menopoza bağlı semptomların daha az görüldüğünü gösteren çalışmalar var. Batı toplumlarında daha çok yaşlanmayla ilişkili olduğu için semptomların daha yoğun olarak görüldüğünü söyleyen çalışmalar da var. Bunların etkisi olabilir.
Çünkü gerçekten Batı toplumunda menopoz tanımında kadınları zorlayan en önemli durum, semptomlardan daha çok bunun “yaşlanma” ile eşitlenmesi. Üreme odaklı bir bakış açısı var. Yani menopoz, üremenin bitmesiyle, sonuç olarak artık üreyememe haliyle eşdeğer görülüyor. O yüzden de “menopoz eşittir yaşlanma” ya da hayatta hızlı bir çöküş gibi algılanabiliyor.
Yaşlanma sonuçta doğal bir süreç. Kadınlarda da erkeklerde de olan bir süreç. Menopoz kadınlardakini bir tık hızlandırıyor olabilir. O yüzden hormon replasmanının üzerinde çok duruluyor. Ama mesela egzersiz yapmak da menopozda çok önemli. Çünkü kas kaybı ve kemik kaybı da artıyor. Hormon replasmanı bunları yavaşlatıyor ama spor da yavaşlatıyor. Özellikle büyük kemiklerin etrafındaki kasları çalıştırmak, kemik erimesine iyi gelen bir şey. Kas kaybı hızlandığı için kas kaybını yavaşlatacak egzersizler önemli.
- Menopozda kadınlara “spor yapın, egzersiz yapın” demek yeterli mi?
Bu bilgiler yanlış değil. Ama bu bilgiler şunu da beraberinde getiriyor: Nerede kardiyo yapacaksın? Kardiyo yapmak ne demek? Mutlaka bir spor salonuna gidip bir personal trainer’la mı çalışacaksın? Evde kendi kendime sürekli yoga yapsam biraz işe yarar mı? Bunların cevabı yok. Klasik birtakım bilgileri verirken bunun kadınlar açısından ne anlama geldiğini de düşünmek gerekir. Yapılması gereken şeyler doğru ama bunu hayata nasıl adapte edebiliriz? Herkes için erişilebilir hale nasıl getirilebilir? Buraları da düşünmek gerekir.









