Abdullah Öcalan’ın fikirlerinden ilham alarak şarkı besteleyen ve kitabını Öcalan’a ithaf eden Sonny Saul ve Öcalan’ı resmeden Jim FitzPatrick anlattı:
- Onu tıpkı Prometheus gibi düşünüyorum
- Öcalan, Kürt ve Türk halkları arasındaki barışın anahtarıdır
Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan üzerindeki tecride rağmen ortaya koyduğu fikirler dünyanın farklı coğrafyalarında tartışılmaya ve ilham kaynağı olmaya devam ediyor. Siyasetin sınırlarını aşan bu etki, sanatın farklı dallarında da güçlü bir karşılık buluyor. Resimden sinemaya, müzikten edebiyata uzanan geniş yelpazede birçok sanatçı, eserlerinde Abdullah Öcalan’ın fikirlerinden ilham alıyor.
Sanatçı Sonny Saul, Abdullah Öcalan için bestelediği bir eserle bu ilhamı müziğe taşırken, Mezopotamya’nın en eski destanı olan Gilgameş’i konu alan kitabının ilk sayfasını da Abdullah Öcalan’a ithaf etti. Ressam Jim FitzPatrick ise, Abdullah Öcalan’ın portresini tuvaline taşıdı. Farklı dallarda üretim yapan iki sanatçı, eserlerinin ortaya çıkış hikayesini, düşünsel yolculuklarını ve Abdullah Öcalan’ın fikirlerinin eserlerine nasıl yansıdığını anlattı.
‘Müziğimin Abdullah Öcalan’ın içinde bulunduğu duruma dikkat çekmesini istedim’
Abdullah Öcalan’a adanmış ve dört bölümden oluşan “Öcalan Suite” bestesinin sahibi olan Sonny Saul, Abdullah Öcalan’ı tanıma sürecinden bahsetti. Oğlu Quincy Saul’un katıldığı bir konferansta Abdullah Öcalan’ın fikirlerini duyması aracılığıyla kendisinin de haberdar olduğunu ve kitaplarını okumaya başladığını aktaran Saul, Abdullah Öcalan’ın düşüncelerinin yanı sıra kitaplarının tecrit koşullarında yazılmış olmasının da kendisini etkilediğini belirtti. Özellikle Abdullah Öcalan’ın Mezopotamya’ya dair anlayışından etkilendiğini ve bu etkinin hala sürdüğünü vurgulayan Saul, “Öcalan Suite” bestesinin ortaya çıkış amacına ilişkin, “Müziğimin Abdullah Öcalan’ın içinde bulunduğu duruma dikkat çekmesini istedim. Aynı zamanda Öcalan’ı buna layık bir besteyle onurlandırmak istedim. Ona yakışır bir beste istedim. Öyle ki bir gün onu dinlerse, bunun hem yürekten hem de akıldan gelen, kendisini anlamaya çalışan birinin çabası olduğunu hissedebilsin” dedi.
‘Onu Prometheus gibi düşünüyorum’
Saul, hem müziğine hem de kalemine ilham olmuş Abdullah Öcalan’ı şu sözlerle tanımladı:
“Sayın Öcalan benimle aynı yaşta. Onu sık sık, tıpkı Prometheus gibi düşünüyorum. Kayaya zincirlenmiş halde… Ancak durumu için umut etmeyi sürdürüyoruz. Ben de, kendi imkanlarım dahilinde farkındalık yaratmak için çaba gösteriyorum ve onu ilgiyle okumayı sürdürüyorum. Prometheus insanlığa sadece ateşi vermedi, umudu da verdi. Umut, en çok umutsuz kaldığımız anlarda gerçek bir şey olarak ortaya çıkar. Sayın Öcalan buna katılır mı emin değilim, ancak ben ‘insanlığın birliği’ düşüncesine inanıyorum. Bir kişinin yapacağı özgün, çığır açıcı ve ufuk genişletici katkıların asla kaybolmayacağını düşünüyorum. Bu yüzden, Türkiye’deki hücresinden bile Abdullah Öcalan’ın katkısının gücünü hissedebiliyorum.”
“Öcalan Suite” bestesinin hazırlık aşamasını ve besteye dair detayları da paylaşan Saul, bestede Ortadoğu müzik kültürünün bir parçası olan 5/4, 7/4 ve 11/4’lük ritimleri seçtiğini ve caz müziğinde yaygın olarak kullanılan 4/4’lük ölçüyü kullandığını aktardı. Saul, bestenin dört ayrı bölümden oluştuğunu ve her bölümün kendisi için öne çıkan temayı yansıtan bir isme sahip olduğunu belirtti. “Müzik, belirli bir ölçü veya düzenli bir vuruşu olmayan, son derece özgür bir prelüdle başlıyor” diyerek bestesini anlatan Saul, “Ardından gelen bölüm ‘APOLOGIA’ (Savunma) adını taşıyor; benim için Sokrates’in duruşmasındaki sözlerini ve Öcalan’ın büyük bir sabırla açıklamaya çalıştığı düşüncelerini anımsatıyor” diye belirtti.
Saul, “İkinci bölüm ‘IDENTITY’ (Kimlik), Öcalan’ın yaşamı boyunca üstlendiği çeşitli kimliklerin önemini vurgulamayı amaçlıyor. Üçüncü bölüm, ‘STRUGGLE/SOLIDARITY’ (Mücadele/Dayanışma) ise en çok caz müziğine yaklaşan bölüm; dinleyiciye, bizim de dayanışma içinde mücadele etmemiz gerektiğini anlatıyor. Dördüncü bölüm ise son bölüm olmasına rağmen başka bir ‘prelüt’dür… Aynı zamanda tıpkı ilk bölüm gibi, son derece serbest ve soyut yapıya sahip. Bu bölüme Beyond History We Are Nothing (Tarihin Ötesinde Hiçbir Şeyiz) adını verdim. Bu başlığı seçmemin sebebi esas olarak kendimi ve başkalarını bu önemli ilke üzerinde düşünmeye sevk etmekti” diye konuştu.
Kitabını Öcalan’a ithaf etti
Mezopotamya’nın en eski destanlarından biri olan Gılgamış Destanı’nın illüstrasyonlu bir edisyonunu aynı isimle 2004 yılında yayımlayan Saul, eserin genişletilmiş baskısının ise 2022’de okurlarla buluştuğu bilgisini paylaştı. Gılgamış Destanı’nı, “Abdullah Öcalan’ın doğduğu, nehirler arasındaki topraklardan gelen, insanlığın en eski anlatısı” olarak tanımlayan Saul, genişletilmiş baskıyı Abdullah Öcalan’a ithaf ettiğini belirtti. Saul, kitabının ilk sayfasında şu ifadelere yer verdi:
“Türkiye’de uzun yıllardır tutuklu bulunan Abdullah Öcalan’a…
Son on yıl içinde, siyasal ve tarihsel yazılarınızda güçlü bir ilham kaynağı bulduk. Yaşam deneyiminden olduğu kadar, özellikle Mezopotamya başta olmak üzere kadim tarih üzerine bağımsız ve kapsamlı çalışmalardan beslenen devrimci siyasal yaklaşımınız, Gılgamış hikayesine bütünüyle yeni bir bakış açısı getiriyor.”
‘Öcalan’dan ilham aldım’
Hem müziğini hem de edebi eserlerini etkileyen bu ilhamı Saul, “Öcalan’ın entelektüel ve ahlaki duruşundan ilham aldım; hala de almaya devam ediyorum” diye tanımladı.
Saul ayrıca Vermont’ta bulunan Woodstock’ta bir kitapçısının olduğunu ve burada Abdullah Öcalan’ın kitaplarını da bulundurduğunu aktardı. Saul, “Öcalan’ın kitaplarını yerleştirirken, kendimi şu soruyla karşı karşıya buluyorum; ‘Kitapları hangi kategoriye koymalıyım?’ Çünkü kitaplar, feminizm, siyaset bilimi, sosyoloji, tarih başlıklarının hepsine birden giriyorlar. Ayrıca Öcalan’ın toplumun kadını nasıl değerlendirdiğinin ve kadın özgürlüğünün en temel soru olduğunu söylemesi bana oldukça doğru geliyor” dedi.
Öcalan’ın portresini tuvaline yansıttı
Bir diğer sanatçı da Abdullah Öcalan’ın portresini tuvaline taşıyan İrlandalı ressam Jim FitzPatrick. FitzPatrick’in bu eseri, yurt dışında yayımlanan Abdullah Öcalan’ın kitap kapaklarında da yer alıyor.
İlk olarak Abdullah Öcalan’ın fikirleriyle tanışmasına değinen FitzPatrick, İrlanda siyasi partisi Sinn Fein’in düzenlediği bir etkinliğe onur konuğu olarak davet edildiğini ve burada Abdullah Öcalan’ın kitapları ile tanıştığını söyledi. Abdullah Öcalan’a dair ilk izlenimlerini anlatan FitzPatrick, “Böylesine bir zekaya ve uzlaşma tutumuna sahip bir kişi neden cezaevinde diye düşündüğümü hatırlıyorum. Mervan Barguti’nin eşiyle arkadaşım ve onun Filistin’in Mandela’sı olduğuna inanıyorum. O da Öcalan gibi cezaevinde. Bu durum anlatması gereken her şeyi anlatıyor. O barışı getirebilirdi, fakat ona izin vermediler; Gazze yerle bir edilmeden önce bir çözüm bulunabilirdi, katliamlar olmazdı. Türkiye’deki problem de aynısı. Türkiye, bazı zamanlarda Kürtlerle en acımasız şekilde savaş halinde. Bu sebeple Öcalan’ın kitabını okuduğumda, ‘Kürt halkı için bir şeyler yapmayı çok isterim’ diye düşündüğümü hatırlıyorum” diye konuştu.
‘Varlığının kutlanması lazım’
Portrenin hazırlık aşamasından ve motivasyon olan düşünceden bahseden FitzPatrick, “Eğer iki halk arasında kalıcı bir barış sağlanacaksa, yol göstermek için merhamet duygusuna sahip liderlere ihtiyacımız var. Gerry Adams da bu şekilde İrlanda’ya sekiz yüz yılın sonunda barışı getirdi. Şu an barış kırılgan olsa da var. Bu çok büyük bir şey. Öcalan da benim kanınca sürekli barışı sağlayabilmek için çabalayan biri. Böyle birinin varlığı kutlanması gerekilen bir şey” ifadelerini kullandı.
FitzPatrick, ayrıca Türkiye’de devam etmekte olan barış süreci ve İrlanda’nın benzer süreçleri arasında ilişki kurarak, “Sadece Türkiye hükümetine değil, halkına da seslenecek olursam şunu söylemek isterim: Öcalan, Kürt ve Türk halkları arasındaki barışın anahtarıdır. Barışın sağlanması için herhangi bir fırsat kaçırılmamalı. İrlanda’da olanlara bakın. İnanması zor olsa da, barış sağlandığından beri Avrupa’daki en refah seviyesi ülke haline geldik. Oysa eskiden yazlarımı, elektriği yeni bağlanmış sazdan çatılı bir kulübede geçirirdim. İşte barışın yapabileceği şey bu” dedi.
Haber: Deniz Karabudak \ MA









