• İletişim
  • Yazarlar
  • Gizlilik Politikası
29 Nisan 2026 Çarşamba
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
ABONE OL!
GİRİŞ YAP
Yeni Yaşam Gazetesi
JIN
  • Anasayfa
  • Gündem
    • Güncel
    • Yaşam
    • Söyleşi
    • Forum
    • Politika
  • Günün Manşeti
    • Karikatür
  • Kadın
  • Dünya
    • Ortadoğu
  • Kültür
  • Ekoloji
  • Emek
  • Yazarlar
  • Panorama
    • Panorama 2025
    • Panorama 2024
    • Panorama 2023
    • Panorama 2022
  • Tümü
  • Anasayfa
  • Gündem
    • Güncel
    • Yaşam
    • Söyleşi
    • Forum
    • Politika
  • Günün Manşeti
    • Karikatür
  • Kadın
  • Dünya
    • Ortadoğu
  • Kültür
  • Ekoloji
  • Emek
  • Yazarlar
  • Panorama
    • Panorama 2025
    • Panorama 2024
    • Panorama 2023
    • Panorama 2022
  • Tümü
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
Yeni Yaşam Gazetesi
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
Ana Sayfa Yazarlar Ali Sinemilli

İngilizler sahaya mı iniyor?

29 Nisan 2026 Çarşamba - 00:00
Kategori: Ali Sinemilli, Manşet, Yazarlar

Esasında çürüyen, dikiş tutmayan sistemin kendisidir. Kapitalist modernist sistemin zihniyet kodları ile varlık gösteren, ayakta durmaya çalışan ulus devletçi yapı çatırdamakta, çökmektedir. Böylesi bir yıkıntının üzerine yapılacak her türlü inşa yeni yıkımlara gebedir, ötesi yoktur

Ali Sinemilli

Ocak 2017’de Başkanlık seçimlerini kazanan Donald Trump’ı ilk ziyaret eden Dış temsilci o dönemin İngiltere Başbakanı Theresa May’di. May, burada yaptığı konuşmada İngiltere ile Amerika’nın ‘dünyayı yeniden birlikte yönetebileceğini’ dile getirmiş, bu konuşma o günlerde bayağı tartışılmıştı. Malum! May’in o koltuktaki ömrü kısa süreli oldu ve ABD’nin bu teklife ne cevap verdiği açıklık kazanmadı. Fakat İngiltere’nin Avrupa Birliği’nden çıktıktan sonra bağımsız bir yol izlediği, en azından buna yöneldiği aşikâr. Önce ABD ile ortaklaşma eğilimi gösteren bu yönelimin daha sonrasında farklı boyutlar kazandığı görülüyor.

Suriye’de rejimin yıkılması ardından kısmen yansıyan bu politikanın, esasen ABD ve İsrail’in İran’a karşı başlattıkları savaşta belirginleştiği söylenebilir. Savaşın başında ikircikli açıklamalar yapan, tam dahil olmasa da belli boyutlarıyla dahil olacakmış izlenimi veren İngiltere, savaşın yarattığı sonuçları gördükçe daha keskin çıkışlar yapmış ABD’nin ısrarlı çağrılarına hayır demiştir. Başbakan Keir Starmer ‘İran savaşı konusundaki tutumum başından beri netti; bu bizim savaşımız değil’ dedikten sonra ‘fikrimi değiştirmeyeceğim, teslim olmayacağım’ diyerek de üzerlerindeki baskıya işaret etti.

Dikkat çeken husus ‘savaşın tarafı olmayacağız’ diyen Starmer’in ateşkesin ikinci gününde soluğu Suudi Arabistan’da alması oldu. İlkin Veliaht Prens Muhammed Salman ile görüşen İngiliz Başbakan sonrasında sırasıyla BAE, Bayreyn ve Katar Devlet Başkanları ile bir araya gelip görüş alışverişinde bulundu. Medyaya bu ziyaretin ‘stratejik amaçlar’ taşıdığı servis edilip içerik gizlense de, aynı günlerde konuşan Suudi Dışişleri Bakanı’nın ‘ kendi ülkesini koruyamayan ABD, bizi nasıl koruyacak’ söylemi görüşmelerin içeriğini de deşifre eden bir mahiyet taşıdı.

Bilindiği üzere, İngiltere’nin bölgeye ilgisi sadece Körfez ülkeleri ile sınırlı kalmadı. 23 Nisan’da Londra’da bir araya gelen Türkiye ile İngiltere Dışişleri Bakanları ‘Stratejik Ortaklık Çerçeve Belgesi’ni imzaladılar. Yapılan ortak açıklamada ‘ küresel ölçekte çok kutuplu, parçalanmış uluslararası düzene doğru geçişin hızlanmasının riskler yarattığı’ vurgulandı ve Trump’ın son günlerde dozajını artırarak yaptığı eleştirilerin aksine ‘NATO’nun stratejik konseptine’ atıfta bulunuldu. Hatırlanırsa, bir süre önce Türkiye’nin İstanbul boğazında geniş kapsamlı bir NATO üssü için onay verdiği basına yansıdı.

Açık ki, İngiltere’nin bu aktivitesi dikkat çekiyor ve beraberinde bir çok soruyu da gündeme getiriyor. İngiltere, ABD-İsrail blokuyla hangi noktalarda ayrışıyor? Anlaşma sağlanamayan konular neler? ABD-İsrail’den ayrı olarak İngiltere’nin Ortadoğu’ya yönelik politikası neleri önceliyor? İngiltere’nin bu güçlere rağmen bölgede varlık göstermesi, farklı bir odak gibi hareket etmesi mümkün mü? En nihayetinde şu da soruluyor; İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra hegemonik merkez rolünü ABD’ye kaptıran, devreden İngiltere şimdi bu merkezi yeniden mi inşa etmek istiyor?

Hiç kuşku yok ki, dünya her geçen gün daha fazla çok kutuplu bir karakter kazanıyor. Bir dönemin İngiltere dahil AB ülkelerini kendisine yedekleyen ‘ABD imparatorluğundan’ söz etmek mümkün değil. ABD bu bağlamda elindeki ‘fırsatları’ çok kötü kullandı ve bundan geri dönüş mümkün gözükmüyor.

Fakat ABD’nin yapamadığını İngiltere’nin yapamayacağı da gün gibi ortada.

İngiltere gerek siyasi gerekse de ekonomik güç itibariyle hegemonik merkez olacak konumdan çok uzak. Elbette farklı adımlar atabilir, Anglosakson ittifakın dışında bazı girişimlerde bulunabilir. Lakin bunların da bir sonuç doğurmayacağı aşikardır.

Esasında çürüyen, dikiş tutmayan sistemin kendisidir. Kapitalist modernist sistemin zihniyet kodları ile varlık gösteren, ayakta durmaya çalışan ulus devletçi yapı çatırdamakta, çökmektedir. Böylesi bir yıkıntının üzerine yapılacak her türlü inşa yeni yıkımlara gebedir, ötesi yoktur.

Dolayısıyla İngilizlerin bölgedeki hareketliliği ne Suudiler, Körfez ülkeleri için çare üretecek cinstendir ne de son dönemlerde kendisini büyük bir yalnızlık içinde gören ve bundan kurtulmak için oraya buraya el atan Türkiye için. T.C.’nin İsrail aklının yön verdiği ABD-İsrail blokunun bölgedeki politikalarından rahatsız olduğu, bunları yer yer eleştirdiği bilinmektedir. ABD- İsrail bloku karşısında İngiltere ile bir denge siyaseti izlemek istediği anlaşılmaktadır. Fakat bu girişimlerin dün olduğu gibi bugün de T.C.’yi kurtarmayacağı görülmektedir.

İngilizlerin alenen görüldüğü üzere, bölgesel statükoyu koruma siyaseti, olmayacak duaya amin demeye benzemektedir. Dünya yüz yıl önceki dünya değildir. Son yüz yılda bütün dünyayı etkisi altına alan ve bugün toplumların sorunlarına çare üretmediği herkesçe dile gelen kapitalist modernist sistemin kurucu aklı İngiliz aklıdır. Çöken, miadını dolduran sistem İngilizlerin kurduğu sistemdir. Bu nedenle İngilizlerin aşılmış zihniyetiyle gidilecek bir yok yoktur. Öyle ya da böyle değişim kaçınılmazdır. Ortadoğu halkları bu değişimin her biçimiyle öncülüğünü yapacak kudrete sahiptir.

PaylaşTweetGönderPaylaşGönder
Önceki Haber

Tekrarın kırdığı yerde yeni bir şey başlar

SON HABERLER

İngilizler sahaya mı iniyor?

Yazar: Yeni Yaşam
29 Nisan 2026

Tekrarın kırdığı yerde yeni bir şey başlar

Yazar: Yeni Yaşam
29 Nisan 2026

Klasik Kürt edebiyatında ilk fabl: Iqdê Durfam

Yazar: Yeni Yaşam
29 Nisan 2026

Kürt ulusal birliği ve demokratik ulus

Yazar: Yeni Yaşam
29 Nisan 2026

Newroz ruhu ile 1 Mayıs’a

Yazar: Yeni Yaşam
29 Nisan 2026

Algoritmalar bezdi: Dijital sansür

Yazar: Yeni Yaşam
29 Nisan 2026

Üçüncü Dünya Savaşı’nda Kürt devrimi gerçekleşiyor

Yazar: Yeni Yaşam
29 Nisan 2026

Bir Kategori Seçin Lütfen…

  • İletişim
  • Yazarlar
  • Gizlilik Politikası
yeniyasamgazetesi@gmail.com

© 2022 Yeni Yaşam Gazetesi - Tüm Hakları Saklıdır

Welcome Back!

Login to your account below

Forgotten Password?

Retrieve your password

Please enter your username or email address to reset your password.

Log In

Add New Playlist

E-gazete aboneliği için tıklayınız.

Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
  • Tümü
  • Güncel
  • Yaşam
  • Söyleşi
  • Forum
  • Politika
  • Kadın
  • Dünya
  • Ortadoğu
  • Kültür
  • Emek-Ekonomi
  • Ekoloji
  • Emek-Ekonomi
  • Yazarlar
  • Editörün Seçtikleri
  • Panorama
    • Panorama 2025
    • Panorama 2024
    • Panorama 2023
    • Panorama 2022
  • Karikatür
  • Günün Manşeti

© 2022 Yeni Yaşam Gazetesi - Tüm Hakları Saklıdır