Kadın Kentleri Projesi, pilot kentlerde güvenlik, istihdam, ekoloji ve kamusal yaşam alanlarında dönüşümü hedefliyor. Belediye Eşbaşkanları, kadın özgürlüğünü temel alan ve erkek egemen anlayıştan uzak bir yaşamı inşa etmeyi amaçladıklarını belirtti
2024 yerel 31 Mart seçimlerinin ardından “kadın kenti” çalışmaları kapsamında kadın yaşam merkezleri, istihdam projeleri ve güvenlik odaklı düzenlemeler hayata geçirildi. Kayyım atanmasıyla birçok çalışmanın durdurulurken, kadınlar bu proje ile ev ev yürütülen saha çalışmalarıyla yeniden merkeze ulaşmaya başladı. Ayrıca bu proje kapsamında pilot köy uygulamaları ve kadın kentleri tartışmalarıyla süreç kentten kırsala genişletildi.
Nisêbin Belediye Eşbaşkanı Gülbin Şahin ile yerine kayyım atanan Gülistan Sönük, kadın kenti projesine ilişkin konuştu.
‘Nisêbin kadın hafızasıyla kadın kenti oldu’
Gülbin Şahin, 2024 yerel seçimlerinin ardından yürütülen değerlendirmeler sonucunda Nisêbin’in (Nusaybin) kadın hafızası, mücadelesi, birikimi ve geçmiş deneyimleri nedeniyle pilot “kadın kentleri” arasında yer aldığını belirtti.
Gülbin Şahin, “Nusaybin’in seçilmesinin önemli nedenlerinden biri de kentin geçmiş deneyimiydi. 2011 yılında kısa bir süreliğine de olsa Nusaybin ‘kadın kenti’ ilan edilmişti. O dönemde belediyenin tüm çalışmaları ve toplumsal faaliyetleri kadın odaklı yürütülmüş, bunun da olumlu sonuçları görülmüştü. Zaten kadın görünürlüğünün yüksek olduğu kentte kadınların kamusal alandaki varlığı daha da artmış, yaşam konforu yükselmişti. Kadınların istihdamdaki, kültürel çalışmalardaki ve sosyal yaşamdaki katılımı güçlenmişti. Bu yönüyle Nusaybin, sahip olduğu kadın hafızası nedeniyle seçilen kentlerden biri oldu” dedi.
Birçok proje hayata geçirildi
Mêrdin Büyükşehir Belediyesi ile yürütülen ortak çalışmalar kapsamında belediyeye kayyım atanana kadar olan 6 ayda hayata geçirilen projeleri anlatan Gülbin Şahin, “Kısa sürede JINKART çalışması hayata geçirildi. Kadın istihdamını artırmaya yönelik alanlar açıldı. Kadın Yaşam Merkezleri kurulmaya başlandı ve büyükşehir desteğiyle bu merkezlerde farklı alanlarda kurslar açıldı. Kadınların hem kendilerini geliştirebilecekleri hem de emeklerini ekonomik üretime dönüştürebilecekleri imkânlar yaratıldı” diye konuştu.
‘Kayyım çalışmalarımızı zorlaştırıyor’
Gülbin Şahin, belediyeye kayyım atandıktan sonra kadın çalışmalarının durdurulduğunu ve kadın merkezlerinin birer birer kapatıldığını söyleyerek, “Bu durum elbette çalışmalarımızı zorlaştırıyor. Ancak Nusaybin’deki kadın örgütlülüğü ve kadınların sahip olduğu mücadele birikimiyle bu zorlukların aşılacağına inanıyoruz” dedi.
Kadın kenti ilanı öncesinde kırsal mahalle ve merkez mahallelerde kadın toplantıları gerçekleştirdiklerini anlatan Gülbin Şahin, “Bu toplantılarla birlikte bir kadın şiddet haritası da oluşturduk. Hem haritada hem de görüşmelerde öne çıkan temel sorun kadınların güvenlik meselesiydi” ifadelerini kullandı.
Güvenlik sorununa dair çalışmalar
Kadınların en önemli sorunlarından biri olarak öne çıkan güvenlik meselesine karşı çalışma başlatan belediyenin, karanlık ve güvensiz alanları yeniden düzenlediğini kaydeden Gülbin Şahin, kentteki güvenlik güçleri yoğunluğunun ve sistematik baskının kadınlar için güvensizlik hissi yarattığını kaydetti.
Kayyım döneminde kentin ıssız ve ışıksız olmasının da güven sorunu yarattığını belirten Gülbin Şahin, “Bir anlamda gece yaşamı tamamen erkek egemen bir yapıya büründürülmüştü. Biz de çalışmalarımıza öncelikle bu tabloyu değiştirmekle başladık. Nusaybin’in ortasından geçen demiryolu hattı boyunca uzanan yürüyüş alanlarını mor ve beyaz ışıklarla aydınlattık. Kadınlarla birlikte bu alanı mor renkle dönüştürerek kentin merkezinde bir kadın yürüyüş yolu oluşturduk” diye aktardı.
‘Birebir temasla çalışıyoruz’
Gülbin Şahin, Nisêbin’de yürütülen kadın kenti çalışmalarının kent merkeziyle sınırlı kalmayarak kırsal alanlara genişletildiğini dile getirerek, iki farklı bölgeden iki köyü pilot bölge olarak belirlediklerini ifade etti.
Kadın Dayanışma Merkezi’ne yönelik düşük başvurular sonrası sahaya yönelen çalışmalarla birlikte ev ev ziyaretler ve birebir temas yönteminin benimsendiğini belirten Gülbin Şahin, şöyle devam etti:
“Benzer şekilde, başlangıçta psikologlarımıza da başvuru yapılmazken zamanla sahaya çıkan arkadaşlarımızın yürüttüğü çalışmalar sonuç vermeye başladı. Kadınların merkeze gelmesini beklemek yerine biz kadınlara gitmeye başladık. Ev ev dolaşarak broşürler dağıttık, çalışmalarımızı anlattık ve birebir temas kurduk. Bunun sonucunda kadınlar Kadın Dayanışma Merkezi’ni bir çözüm odağı olarak görmeye başladı. Başvurularda ciddi bir artış yaşandı.”
‘Kentlerin erkek egemen inşasına itirazımız var’
Gülistan Sönük ise kentlerin imar, mimari, ekoloji, su ve konut politikalarıyla birlikte erkek egemen bir anlayışla inşa edildiğine dikkat çekerek, “ Tam da bu noktada bizim itirazımız vardı. Her şeyin erkek ideolojisiyle inşa edildiği bir yaşam ve mekâna karşı kadın kentlerini ilan etme ihtiyacı duyduk. Bunu yaparken de yalnızca mekânı değiştirmeyi değil, aynı zamanda bu mekânları üreten zihniyeti dönüştürmeyi hedefledik. Bugün bir yer kadın kenti olacaksa o kent temiz olmalıdır. Bir kent kadın kenti olacaksa orada yaşayan bütün halkın temiz suya erişimi sağlanmalıdır. En temel yaşam kaynağı olan suya erişim güvence altına alınmalıdır. Bir kent kadın kenti olacaksa ekolojiye duyarlı olmalıdır. Ulaşım ve trafik politikaları da buna göre düzenlenmelidir. Aslında bugün kentlerde yaşadığımız birçok sorunun temelinde, bu kentlerin erkek egemen anlayışla inşa edilmiş olması yatıyor” ifadelerini kullandı.
‘Tüm kadınlarla birlikte inşa edeceğiz’
Kadın kentlerinin yalnızca belediyeler eliyle değil, kentte yaşayan tüm kadınların katılımıyla inşa edileceğini vurgulayan Gülistan Sönük, “Bu nedenle kadın kentleri nasıl olmalıdır sorusunu tartışıyoruz. Kadın kentleri kararını almadan önce bulunduğumuz her yerde, adı geçen bütün kentlerde; siyasi görüşüne, dini inancına, yaşına bakmaksızın farklı alanlarda çalışma yürüten kadınlarla bir araya geldik. ‘Bu kent kadın kentiyse nasıl olmalıdır?’ sorusunu birlikte tartıştık. Bu planlamayı, bu tartışmayı ve bu inşayı da yine kadınlarla birlikte yürütmeyi hedefliyoruz” diye kaydetti.
‘Çalışma pilot kentlerle sınırlı değil’
Gülistan Sönük, pilot uygulamanın yalnızca bahsedilen kentlerle sınırlı olmadığını, tüm yerleşimlerde kadın özgürlüğüne duyarlı kentler oluşturma hedefinin sürdüğünü belirterek, “Kadın kentleri çalışması kapsamında ilk etapta beş kent üzerinde durduk. Bunu yaparken bölgesel dengeleri, kentlerin tarihsel arka planını ve toplumsal hafızasını da göz önünde bulundurduk. Cizre, Nusaybin ve Amed bu kentlerden bazıları. Bu kentlerin mücadele tarihi, kadın hafızası ve toplumsal birikimi bizim için önemli ölçütler oldu. Ancak bu, çalışmaların yalnızca bu kentlerle sınırlı kalacağı anlamına gelmiyor. Diğer kentlerin erkek egemen anlayışla yönetilmeye devam edeceği gibi bir durum söz konusu değil. Bu kentler yalnızca pilot uygulama alanları olarak belirlendi. Yönetimde olduğumuz bütün yerlerde, yaşadığımız bütün kentleri kadın özgürlüğüne duyarlı, kadınların ihtiyaçlarını ve taleplerini esas alan kentler hâline getirme çabamız sürecek” şeklinde konuştu.
Haber: Pelşin Çetinkaya – Rojda Aydın / JINNEWS









