• İletişim
  • Yazarlar
  • Gizlilik Politikası
7 Temmuz 2026 Salı
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
ABONE OL!
GİRİŞ YAP
Yeni Yaşam Gazetesi
JIN
  • Anasayfa
  • Gündem
    • Güncel
    • Yaşam
    • Söyleşi
    • Forum
    • Politika
  • Günün Manşeti
    • Karikatür
  • Kadın
  • Dünya
    • Ortadoğu
  • Kültür
  • Ekoloji
  • Emek
  • Yazarlar
  • Panorama
    • Panorama 2025
    • Panorama 2024
    • Panorama 2023
    • Panorama 2022
  • Tümü
  • Anasayfa
  • Gündem
    • Güncel
    • Yaşam
    • Söyleşi
    • Forum
    • Politika
  • Günün Manşeti
    • Karikatür
  • Kadın
  • Dünya
    • Ortadoğu
  • Kültür
  • Ekoloji
  • Emek
  • Yazarlar
  • Panorama
    • Panorama 2025
    • Panorama 2024
    • Panorama 2023
    • Panorama 2022
  • Tümü
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
Yeni Yaşam Gazetesi
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
Ana Sayfa Gündem Güncel

Karayılan: Çözüm ve demokratik Türkiye için köklü kararlar aldık

7 Temmuz 2026 Salı - 09:33
Kategori: Güncel, Manşet

Kürt sorununun çözümünü ve Türkiye’nin demokratikleşmesini istediklerini belirten Murat Karayılan, ‘Bunun için çok köklü kararlar aldık. Devlet tarafı da böyle yaklaşmalı. Çözüm ancak böyle gelişebilir’ dedi

Halk Savunma Merkezi (HSM) Komutanlık Üyesi Murat Karayılan, Sterk TV’de gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulundu. 27 Şubat 2025’te Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın başlattığı sürecin önemli ve tarihi olduğunu belirten Murat Karayılan, “Bizim için önemli olduğu kadar Türkiye Cumhuriyeti ve devleti için de önemlidir. Çünkü Kürt sorunu, Türkiye’nin en köklü ve temel bir sorunudur. O hamle çok önemli bir hamleydi. Biz hareket olarak, bundan sonra demokratik-toplumsal mücadelenin yürütülmesi gerektiğine inanıyoruz. Yani o dile gelen adımları, bizler bir inanç temelinde attık. Demokratik Toplum Mücadele Stratejisi’ne inandık ve bu temelde adım attık. Bu konuda kararlıyız. Bu gerçeği, attığımız adımlarla zaten gösterdik. Geçen yaklaşık bir buçuk yıllık süreç içerisinde hareketimizin gösterdiği duruş, alınan kararlar, atılan adımlar, hareketimizin ve yönetimimizin bu konuda ne kadar kararlı olduğunu gösteriyor. Bizler her şeyi yasalarımıza göre yaptık. Bir daha geri dönülemeyecek kararlar aldık. Ancak Türk devleti şimdiye kadar yasal anlamda herhangi bir adım atmadı. Tabii ki bu, hiçbir şey yapmadıkları anlamına gelmiyor. İşte İmralı’ya gidiş-gelişler oluyor, mecliste komisyon kurdular, yine bir süre sonra ateşkes çift taraflı bir hal aldı, savaş durdu. Elbette bu biçimde kimi yaklaşımlar söz konusu ama sürecin gelişmesi için, zamana yayılmaması için gerekli olan şeyler halen yerine getirilmiş değildir. Belli ki Türk devleti bu konuda halen net bir karar vermemiştir. Birçok konuyu gündemlerine getiriyorlar ve görüldüğü kadarıyla evet ile hayır arasında bırakıyorlar” dedi.

‘Devlet de kendi paradigmasını değiştirmeli’

Devletin yarattığı güvensizliğe işaret eden Karayılan şöyle devam etti: “Diğer bir konu ise, çok fazlaca güven sorunu vardır. Mesela şimdiye kadar devlet tarafından güven yaratan bir adım atılmamıştır. Bir kucaklaşma durumu yaşanmamıştır. Mesela biz PKK’yi feshettik, silahlı mücadele stratejisini durdurduk. Yani biz artık düşmanlığı sona erdirdik. ‘Yeni bir sayfa açıyoruz; artık düşmanlık değil dostluk yapmak istiyoruz’ dedik. Doğrudur; Türkiye Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan, yine Devlet Bahçeli gibi kişiler Kürt-Türk-Arap kardeşliğinden söz ediyorlar. Bu minvaldeki cümleler zaman zaman devlet yetkilileri tarafından dile getiriliyor. Ancak gel gör ki pratikte bir kucaklaşma yok. Yani ona uygun yasal adımlar halen atılmış değil. Elbette bu kadar geç kalınması bir tartışma konusudur. Kuşkusuz bunun nedenleri vardır. Tabii daha başta, yaklaşımda sorun vardır. Mesela ‘Terörsüz Türkiye’ diyorlar. Kürt sorunu tarihsel ve toplumsal bir sorundur. Ve Türkiye’nin temel bir sorunudur. Bu meselenin hepsini getirip bir ‘terör’ sorununa indirgemekle nasıl çözümcü bir yaklaşım geliştirilebilir ki? Esas sorun burada, yani zihniyettedir. Açık ki devletin zihniyetinde sorun vardır; bu konuda net değiller. Örneğin; biz ‘bu sorunu bundan sonra diyalog yol ve yöntemiyle çözmek istiyoruz’ biçiminde karar aldık. Biz sorunun çözümüne dönük olan paradigmamızı değiştirdik. Ancak devlet de kendi paradigmasını değiştirmeli. Devlet, halen eskinin imha ve yok etme aklıyla hareket ederse, sürekli bir biçimde bu anlayışlar da kendisini öne çıkarır. Mesela Kürtleri halen bir tehlike gibi görüyorlar. Halbuki bizler artık dost olmak istiyoruz. Kardeşlik nasıl olur? Önce dostluk olur ki sonra kardeşlik olsun. Ama sen hem kardeş diyorsun hem de bir tehlike gibi görüyorsun! Hem kardeş diyorsun hem de haklarını vermiyorsun, hak tanımıyorsun! Adeta teslim olmuş bir kardeş gibi yaklaşıyorsun. Bu nasıl olacak? Esas olarak sorun buradadır.

Bizler devletle barışmak, cumhuriyeti demokratik bir cumhuriyet haline getirmek ve demokratik cumhuriyete katılmak istiyoruz. Bu cumhuriyetin karşısında olmak istemiyoruz. Önderliğimizin ve bizlerin yaklaşımı bu biçimde kökten bir yaklaşımdır. Ama karşı taraftan aynı yaklaşımı görmüyoruz. Yani kuşkularla, endişelerle, kaygılarla yaklaşıyorlar. Halbuki biz karar aldık; Kongre kararlarına bağlıyız. Bu kararlar sıradan kararlar değildir. Ancak bakıyoruz; diğer tarafta yine de kuşku ve kaygılarla dolu bir yaklaşım vardır. İşte yaklaşım böyle olunca, yine cumhuriyet tarafından halen bir tehlike olarak görülünce bizde de güven gelişmiyor doğal olarak. Yani bir sorundur ama bu sorunun çözümüne dair güven yoktur. Bence bu durum devletin yaklaşımından kaynağını alıyor.”

Yasa kapsayıcı olursa tarihi bir fırsat olur

Yasal düzenlemelerin söyleme rağmen Meclis’e taşınmamasını eleştiren Karayılan, “Bu birkaç gündür, ‘bu ay içerisinde çerçeve yasanın meclise gelmesine dönük karar alındı’ biçiminde açıklamalar yapılıyor. Bu çok önemli bir şeydir. Bu çerçeve yasanın içeriği eğer tek taraflı olmazsa ve kapsayıcı olursa, bu Türkiye için tarihi bir fırsat olur. Türkiye’nin Kürt sorununun daha Cumhuriyet’in başından bu yana var olduğu belirtilmektedir. Esasında Osmanlı’nın son 100 yılında da sorun vardı. Evet, ondan öncesinde barışçıl bir yaşam vardır ama 1806’da Silêmanî-Koye’de (Köysancak) Abdullah Babanzade’nin başkaldırısından bu yana geçen 220 yıldır Kürt halkı ile Osmanlı Devleti ve tabii ki kuruluşundan sonra Türkiye Cumhuriyeti arasında bir sorun vardır. Yeri gelmişken belirteyim: Osmanlı döneminde biraz daha yumuşak bir durum vardı. Bazen barışıyor, bazen savaşıyor, bazen de anlaşıyorlardı. Osmanlı, bu konuda çok daha fazla çözüm üretebiliyordu. Onlara karşı yumuşak yaklaşım vardı, isyan edenleri genellikle affediyorlardı, onlara yer veriyorlardı. Örneğin; Bedirxan Bey’e ve Şeyh Ubeydullah’a yaklaşım böyleydi. Ama Cumhuriyet ise soruna şiddetle yaklaştı; idamlarla yaklaştı. Cumhuriyet döneminde sorun çok daha sertleşti ve işte Cumhuriyet’in son 102 yılında sorun devam ediyor” diye ifade etti.

‘Kürtler eşit ve özgür yurttaş olmak istiyor’  

Murat Karayılan değerlendirmelerine şöyle devam etti:

“Türkiye Cumhuriyeti bu sorunu çözebilir. Neyle? Mesela, Cumhuriyet ilk kurulduğunda muhafazakarlar dışarıda bırakıldı ve Kürtler de hedef haline getirildi. Sonra muhafazakarlar bir şekilde mücadele etti ve cumhuriyete dahil oldular. Şimdi eksik kalan nedir? Kürtlerdir. Kürtler, Mezopotamya’nın en kadim halklarından birisidir ve Kürdistan’ın önemli bir bölümü de Türkiye’dedir. Türkiye sınırları içinde ve dışında yaşıyorlar. Bugün demokratik cumhuriyet çerçevesinde eşit ve özgür yurttaşlar olmak istiyorlar. Cumhuriyet de onları kendi içine almalıdır. Bu yüzden köklü bir yaklaşım gerekiyor. Eğer Türkiye parlamentosu ya da bu çerçeve yasayı yapanlar bu temelde yaklaşırlarsa, bu, Türkiye’de yepyeni bir dönemi başlatır. Türkiye’nin Ortadoğu’da demokrasinin merkezi olması ve yıldızının parlayıp yükselmesi için önemli bir çıkış olacaktır. Bu yasanın nasıl olacağını bekliyoruz. Her şeyi kapsayacak mı kapsamayacak mı? 

Rêber Apo üzerinde tecrit devam ediyor

42 gündür devlet heyeti dışında hiç kimse Rêber Apo’yu görmemiştir. Açık ki, Rêber Apo üzerinde bir tecrit vardır. Bu tecrit, normal bir tecrit değildir, siyasi bir tecrittir. Bunun bir hedefi vardır. Devlet heyetinin İmralı’ya gittiğini, Rêber Apo ile muhtemelen bazen diğer arkadaşların da dahil olduğu görüşmeler yaptıklarını biliyoruz. Görüldüğü kadarıyla şimdiye kadar bir neticeye varamadıkları için bu tecrit devam ediyor. Bu, böyledir.

 Daha önce de 27 Mart’tan 15 Mayıs’a kadar da bir tecrit dönemi oldu. Şimdi de 42 gündür dışardan hiçbir heyet Rêber Apo’nun yanına gitmemiştir. Halbuki en fazla bu dönemde gidiş gelişlerin olması gerekirdi. Rêber Apo da, biz de ve kamuoyundaki birçok kişi de Rêber Apo üzerindeki bu tecridin kalkmasını, gidiş gelişlerin fazlalaşmasını istiyor. Fakat bundan önce 49 günlük tecrit uygulandı. Şimdi de öyledir, 42 gün oldu. Ama biliyoruz ki, devlet heyeti İmralı’ya gidip geliyor. Orada Rêber Apo ile görüşme yapıyorlar. Rêber Apo’nun yanındaki arkadaşlar da katılıyor olabilirler. Bir tartışma var. Ama bu tartışma bir neticeye varmadığı için tecrit de devam ediyor. Şimdi iktidara yakın birileri Önder Apo’nun çerçeve yasayı onayladığını basına yansıtmış. Böyle şeyler söylüyorlar ama bu doğru değildir, yalandır. Bu da psikolojik bir savaştır, beklenti ve umut yaratmak istiyorlar. Eğer anlaşma olsaydı, yol açarlardı ve aynı gün DEM Parti heyeti de İmralı’ya giderdi. Şimdi neden kimsenin gitmesine izin vermiyorlar? Çünkü tartışmalarda netleşen bir sonuç yok. Onun için çözümsüz bir durumda Rêber Apo’nun fikir ve görüşlerinin bize ve kamuoyuna yansımasını istemiyorlar. Güya kendilerince böyle bir tedbir alıyorlar. Görüşme olduğunda Rêber Apo’nun mevcut durumu değerlendirip, yorumlayacağını ve eleştireceğini biliyorlar. Bu durumda henüz ulaşılan bir sonucun olmadığı anlaşılıyor ve bundan dolayı böyle sürüyor. Biz böyle anlıyoruz.

Kendi yaklaşımlarını Rêber Apo’ya dayatıyorlar

 Diğer görünen şey nedir? Orada (İmralı’da), devlet kendi yaklaşımını Rêber Apo’ya dayatıyor. Tartışmalarla, tek yanlı çabalarla kendi yaklaşımını dayatıp kabul ettirmek istiyor. Böyle bir durumun olduğu anlaşılıyor. Devlet tarafı böyle yapmamalı! Bu şekilde Rêber Apo’ya dayatmada bulunmak, bazı şeylerde ısrar etmek doğru olamaz. Tecrit de doğru değildir. Bu, eleştiri konusudur, endişe ve kaygı uyandırıcıdır. Şimdi görünenler böyledir.”

 Abdullah Öcalan’ın baş müzakereci olduğuna işaret eden Karayılan, “Her konuda karar alabilir. Biz, arkadaşlarımız, örgütümüz bunu daha önce de belirtmiş durumdayız. Fakat Rêber Apo hakkındaki kararı biz veririz. Yani gerilla bu kararı verir. Kongre, bu inisiyatifi gerillaya vermiştir. PKK’nin 12’nci Kongresi yani Fesih Kongresi hangi kararı aldı? Kararları nelerdi? Özellikle de silah bırakma kararını Rêber Apo yönetmelidir, kararı vardır. Yani Rêber Apo’nun fiziki özgürlüğü olacak ve bu kararları pratikleştirecek demektir. Bu, gerillaya verilmiş bir inisiyatiftir. Bu yüzden Hareketimizin ve gerillanın Rêber Apo hakkındaki tutumu nettir.

Kürtler yasa kapsamına alınmalı 

Rêber Apo olmadan yol alınamaz, yürütülemez. Bu hususta ısrar edilmemeli. Daha fazla ısrar etmek, işi yokuşa sürme anlamına gelir. Böyle yapılırsa sonuç alınamaz. Demin dediğim gibi, geniş bir yasa olmalı ve yüzyıllık tarihi sorunu çözmeli. Bu zihniyetle çözüm geliştirilmeli. Kürt halkının önderi zindanda olursa Kürt halkı özgürleşmez. Bu gerçeği, halkımız yaptığı son mitinglerde bir slogan olarak haykırdı. Halkın temsilcileri bunu dile getirdi. Biz zaten öteden beridir söylüyoruz. Halkımızın, gerillamızın ve Hareketimizin görüşü böyledir. Kardeşlik, birbirini kabul etme temelinde gelişir. Reddetmekle olmaz. Birincisi, bu hakikat görülmelidir. Bir diğeri ise; ‘Kürt vardır, Kürt-Türk kardeştir’ deniliyor. Demek ki Kürt var ki böyle deniliyor. Öyleyse Kürtler de yasallaşmalı, yasa kapsamına girmelidir. Yasa dışı kalmamalıdır. Ancak böyle demokratik ve özgür yurttaş olabilirler. Bunlar olmazsa, yalnızca gerilla için hem de kategorize ederek, dar bir yasayla karşımıza gelmek çözümü değil, çözümsüzlüğü derinleştirir. Bu tarihsel bir meseledir, tarihi bir sorumluluk gerektirmektedir. Biz kendi cenahımızdan sorumluca yaklaşmaya çalışıyoruz. Sorunun kökten çözülmesini istiyoruz. Gerçekten de Türkiye’de demokratik cumhuriyetin gelişmesini, Kürtlerin de can-ı gönülden katılmasını, artık düşman olarak görülmesinden vazgeçilmesini istiyoruz. Bunun için çok köklü kararlar aldık. Ama karşımızdakiler de böyle yaklaşmalıdır. Devlet tarafı da böyle yaklaşmalı. Çözüm ancak böyle gelişebilir.”

 Bu süreçte kimi kesimlerin yürüttüğü siyasi rant ve psikolojik savaşa da işaret eden Karayılan, “Zamanında siyasi rant uğruna ya da psikolojik savaş kapsamında böyle şeyler yapılıyordu. İnsan buna anlam verebiliyordu. Ama şimdi sorun masaya gelmiştir, demokratik siyasi çözüm için bir gündem vardır. Böyle şeyleri dile getirmek ve gündemleştirmek doğru değildir. Abartmadır, yalandır. Gerçek şudur ki; bu savaşta her iki taraf da istediği sonucu alamamıştır. Yani burada yenen-yenilen yoktur. Eğer Türk devleti Zap’ta, Metîna’da dört yıl boyunca tüm ısrarlarına rağmen sonuç alamayıp tıkanmasaydı, böyle bir noktaya gelmeseydi, bu süreç gelişmezdi. Öyle dedikleri gibi bir şey yoktur. Bu, kendini abartmadır, gerçeği görmezden gelmektir. Şimdi vakit birbirine karşı psikolojik savaş yürütme vakti değildir. Daha fazla hakiki ve gerçekçi yaklaşılmalıdır. Kürt halkı haklıdır, direndi. Bu, yalnızca birkaç gerilla şahsında gelişen bir durum değildir. Bir toplum direniyor. Bu Hareketin gücü, yalnızca silahlı güçten müteşekkil değil ki! Toplumsal, örgütsel, siyasi, diplomatik ve her boyutta gücü vardır. Hareket, büyümüş durumdadır. O yüzden karşı tarafın, ‘biz şöyle yaptık, böyle zayıflattık’ söylemleri doğru değildir.

Adalet ve Hakikat Komisyonu kurulsun 

Gerillayı suçlu suçsuz diye kategorize etmeleri de doğru değildir. Hele dosyaları bir açalım ve görelim, sizin suçlarınız bizden çok daha fazladır. Adalet ve Hakikat Komisyonu oluşturulursa -ki oluşturulmasını da öneriyoruz-, görelim kimin ne kadar suçu var? Faili meçhul adı altında 17 bin 500 insanımız suikast edilmiş. Daha yakın bir zamanda 2015’te Cizre bodrumlarında 270 insanımız yakıldı. Suçsa, kim suç işlemiş? Eğer biz suç dosyalarını açarsak başka bir çerçevenin konusu olur. Mesele o değildir. Gerçekten süreci çözüm yönünde ilerletme amacında olanların dile getireceği şeyler değildir. Çözümün nasıl geliştirilebileceği üzerinde durulmalıdır. Yoksa ben de şimdi birçok şey söyleyebilirim” dedi.  

Kimse hakikati tersyüz etmemeli

Abdullah Öcalan’ın çağrısının hemen akabinde attıkları adımlara işaret eden Karayılan şunları dile getirdi: “Bakın, Rêber Apo 27 Şubat’ta tarihi çağrıyı yaptığında, biz de hemen bir sonraki gün toplantı yaptık ve 1 Mart 2025’te ateşkes ilan ettik, değil mi? Peki devlet, bu ateşkesi hemen kabul etti mi? Hayır. Operasyonlarını devam ettirdi. Ne zaman ki, 24 ve 26 Haziran’da Zap’ta sürü dron taktiğiyle üst üste iki hamle geliştirildi, işte o zaman devlet bilinen mekanizma üzerinden devreye girip ‘durmak için ne istiyorsunuz’ diye sordu. Biz de o zaman dedik ki, ‘siz ateşkesi esas almıyorsunuz, bu ateşkesi fırsata çevirip gücümüzü kuşatmaya çalışıyorsunuz, biz de o yüzden böyle yapıyoruz.’ Ateşkesi o zaman kabul ettiler. Ne zaman? 1 Temmuz 2025’te ateşkes pozisyonuna geçtiler. Hakeza keşif uçaklarının hareketliliği devam etti. Ne zaman ki, 11 bin metre civarındaki bir irtifada uçan Akıncı SİHA’lardan iki tanesi Qendîl semalarında düşürüldü, ondan sonra Qendîl üzerindeki SİHA hareketliliği durduruldu. Zayıflayan bir örgüt 11 bin metre yüksekte uçan SİHA’yı vurabilir mi? Bildiğimiz kadarıyla Ortadoğu’da bunu yapabilecek olan güçlerden Türkiye, İran ve İsrail var. Başka kimse yok. Dördüncü güç, Hareketimiz’dir. Hiç kimse hakikati tersyüz etmemelidir. Ciddi bir teknik düzeyi vardır. Eğer Rêber Apo çağrı yapmasaydı, biz savaşı daha fazla yaygınlaştırabilirdik. Yalnızca yakın değil, uzak hedefleri de vurabilirdik. Ekonomik kaynakları, petrol yerlerini, 800 kilometre derinlikteki her yere ulaşabilirdik. Hareketimiz bu teknolojik imkan ve kabiliyetlere sahipti. Ama tüm bunlara rağmen Hareketimiz Rêber Apo’nun demokratik toplum ve demokratik siyaset stratejisine inandığı için bu savaşı durdurdu.

 Hiç kuşkusuz şimdi de o imkanlarımız var. Şimdi bahsetsem, ‘bizi tehdit ediyor’ diyecekler. Ancak bu imkanlarımız var. Halkımız ve toplumumuz da bunu bilmelidir, bu imkanlara sahibiz. Fakat biz demokratik siyaset kararı aldık, demokratik toplum siyasetini esas alıyoruz. Biz bu stratejiyi yürütmek istiyoruz. Ama eğer şimdi buna rağmen bize imha amaçlı askeri saldırı gelişirse, eski savaş yöntemleriyle bizi yok etmek isterlerse, eskisinden 3-4 kat daha fazla yanıt verebiliriz. Yalnızca yakın değil, uzak yerlerde de yanıt verme imkanı vardır. Hareketimizin bu potansiyeli vardır. Belki halkımız ve uzaktan takip edenler bilmiyor olabilir ama devlet yetkililerinin bunu bildiğini düşünüyorum. Hareketimiz bu potansiyele sahiptir. Hareketimizin fedai, zeki kadroları vardır, bunu yaratmıştır. Taktik tecrübesi güçlenmiş ve teknik hakimiyeti oluşmuştur. Hem son yıllarda yürütülen tünel taktiği hem de yeni kullanılan silahlar olan FPV fiber optik dronlara karşı çare yoktur. Tabii ki Türk ordusunun da belli bir düzeyi vardır, küçük göstermek istemiyorum ama bunlara karşı çare yoktur. Nitekim çaresiz kaldılar. Bu bir hakikattir. 

Bir de, bu teknikler son yıllarda elimize geçti; o da var. Yeni tekniklerdir tabii Biz de uğraşıyoruz, uzun süredir takip ediyoruz ama ancak böyle yaratıldı. Bu yüzden, eğer ‘geçmişe dönelim’ denilirse, bu Hareket kendini savunabilir. 

Stratejimiz demokratik siyasettir

Fakat silahlı mücadele stratejisini sonlandırma kararımız kesindir. Bir daha bu stratejiye dönmeyeceğiz. PKK 12. Kongre kararları kesindir. Ne fesihten geri adım atılır ne de silahlı mücadele stratejisini sonlandırmaktan geri adım atılır. Stratejimiz nedir? Stratejimiz, demokratik siyasettir. Ama üzerimize gelirlerse kendimizi savunuruz. Bu yeteneğimiz de vardır. Bunu herkesin bilmesi gerekiyor. İnandığımız strateji olan, demokratik ülke, hukuk zemininde demokratik siyaset yaparak mücadele etmeye varız. Fakat yabancı ülkelerin, bazı kesimlerin yardımıyla üzerimize gelmek isterlerse, herkes bilmeli ki kendimizi koruyacak imkanlarımız vardır. Hatta, öncesinden daha fazla geliştirme imkanlarımız vardır. Yani seçeneksiz değiliz; farklı seçeneklerimiz vardır. Fakat ilk seçeneğimiz, esas tercihimiz, esas kararımız, Rêber Apo’nun kararı demokratik siyasettir. Karşımızdakinin bunu doğru anlamasını, doğru ele almasını istiyoruz.”

 HABER MERKEZİ 

PaylaşTweetGönderPaylaşGönder
Önceki Haber

Terörsüz Anadolu Derneği başkanı bir kadın ve çocuğu taciz etmiş

Sonraki Haber

Kaplan: Açlık grevi son çareydi, acil sevk gerekiyor

Sonraki Haber

Kaplan: Açlık grevi son çareydi, acil sevk gerekiyor

SON HABERLER

Kayyım 162 milyon TL’lik 9 ihaleyi 3 firmaya verdi

Yazar: Yeni Yaşam
7 Temmuz 2026

Eserlerinde Öcalan’dan ilham aldılar: Onu tıpkı Prometheus gibi düşünüyorum

Yazar: Yeni Yaşam
7 Temmuz 2026

Kaplan: Açlık grevi son çareydi, acil sevk gerekiyor

Yazar: Yeni Yaşam
7 Temmuz 2026

Karayılan: Çözüm ve demokratik Türkiye için köklü kararlar aldık

Yazar: Yeni Yaşam
7 Temmuz 2026

Terörsüz Anadolu Derneği başkanı bir kadın ve çocuğu taciz etmiş

Yazar: Yeni Yaşam
7 Temmuz 2026

Adil Osman: Atılan adımlara karşı yasal düzenlemeler yapılmalı

Yazar: Yeni Yaşam
7 Temmuz 2026

Gazeteci Ayhan’ın adliyeye çıkarılması bekleniyor

Yazar: Yeni Yaşam
7 Temmuz 2026

Bir Kategori Seçin Lütfen…

  • İletişim
  • Yazarlar
  • Gizlilik Politikası
yeniyasamgazetesi@gmail.com

© 2022 Yeni Yaşam Gazetesi - Tüm Hakları Saklıdır

Welcome Back!

Login to your account below

Forgotten Password?

Retrieve your password

Please enter your username or email address to reset your password.

Log In

Add New Playlist

E-gazete aboneliği için tıklayınız.

Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
  • Tümü
  • Güncel
  • Yaşam
  • Söyleşi
  • Forum
  • Politika
  • Kadın
  • Dünya
  • Ortadoğu
  • Kültür
  • Emek-Ekonomi
  • Ekoloji
  • Emek-Ekonomi
  • Yazarlar
  • Editörün Seçtikleri
  • Panorama
    • Panorama 2025
    • Panorama 2024
    • Panorama 2023
    • Panorama 2022
  • Karikatür
  • Günün Manşeti

© 2022 Yeni Yaşam Gazetesi - Tüm Hakları Saklıdır